kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

İşte onlar, sabretmelerine
karşılık (cennetin en gözde yerinde) odalarla ödüllendirilirler
ve orda esenlik dileği ve selamla karşılanırlar. (25/75)
Gerçekten siz de, Allah'ın
dışında taptıklarınız da cehennemin odunusunuz, siz ona
varacaksınız. (21/98)
Zulmedenler ise, onlar
da cehennem için odun olmuşlardır. (72/15)
Eşi de; odun hamalı (ve)
(111/4)
Andolsun, biz Musa'ya
kitabı verdik ve ardından peşpeşe elçiler gönderdik. Meryem
oğlu İsa'ya da apaçık belgeler verdik ve onu Ruhu'l-Kudüs'le
teyid ettik. Demek, size ne zaman bir elçi nefsinizin hoşlanmayacağı
bir şeyle gelse, büyüklük taslayarak bir kısmınız onu yalanlayacak,
bir kısmınız da onu öldürecek misiniz? (2/87)
Dediler ki: "Allah oğul
edindi." O, (bu yakıştırmadan) yücedir. Hayır, göklerde
ve yerde her ne varsa O'nundur, tümü O'na gönülden boyun
eğmişlerdir. (2/116)
Yoksa siz, Yakub'un ölüm
anında, orada şahidler miydiniz? O, oğullarına: "Benden
sonra kime ibadet edeceksiniz?" dediğinde, onlar: "Senin
ilahına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın ilahı olan
tek bir ilaha ibadet edeceğiz; bizler ona teslim olduk"
demişlerdi. (2/133)
İşte bu elçiler; bir kısmını
bir kısmına üstün kıldık. Onlardan, Allah'ın kendileriyle
konuştuğu ve derecelerle yükselttiği vardır. Meryem oğlu
İsa'ya apaçık belgeler verdik ve O'nu Ruhu'l-Kudüs'le destekledik.
Şayet Allah dileseydi, kendilerine apaçık belgeler geldikten
sonra, onların peşinden gelen (ümmet)ler, birbirlerini öldürmezdi.
Ancak ihtilafa düştüler; onlardan kimi inandı, kimi inkâr
etti. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi. Ama Allah
dilediğini yapandır. (2/253)
Kadınlara, oğullara, kantar
kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara
ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici'
kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak
güzel yer Allah katında olandır. (3/14)
Dedi ki: "Rabbim, bana
gerçekten ihtiyarlık ulaşmışken ve karım da kısırken nasıl
bir oğlum olabilir?" "Böyledir" dedi, "Allah dilediğini
yapar." (3/40)
Hani Melekler, dediler
ki: "Meryem, doğrusu Allah kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir.
Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir. O, dünyada ve ahirette
'seçkin, onurlu, saygındır' ve (Allah'a) yakın kılınanlardandır.."
(3/45)
Artık sana gelen bunca
ilimden sonra, onun hakkında seninle 'çekişip-tartışmalara
girişirlerse' de ki: "Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı,
kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım;
sonra karşılıklı lanetleşelim de Allah'ın lanetini yalan
söyleyenlerin üstüne kılalım." (3/61)
Çocuklarınız konusunda
Allah, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer
onlar ikiden çok kadın ise (ölünün) geride bıraktığının
üçte ikisi onlarındır. Kadın (veya kız) bir tek ise, bu
durumda yarısı onundur. (Ölenin) Bir çocuğu varsa, geriye
bıraktığından anne ve babadan her biri için altıda bir,
çocuğu olmayıp da anne ve baba ona mirasçı ise, bu durumda
annesi için üçte bir vardır. Onun kardeşleri varsa o zaman
annesi için altıda bir'dir. (Ancak bu hükümler, ölenin)
Ettiği vasiyet veya (varsa) borcun düşülmesinden sonradır.
Babalarınız, oğullarınız, siz onların hangilerinin yarar
bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. (Bunlar)
Allah'tan bir farzdır. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve
hikmet sahibi olandır. (4/11)
Sizlere anneleriniz, kızlarınız,
kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerin
kızları, kız kardeşlerin kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz,
süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle
(gerdeğe) girdiğiniz kadınlarınızdan olup koruyuculuğunuz
altında bulunan üvey kızlarınız -onlarla gerdeğe girmemişseniz,
size bir sakınca yoktur-, sizin sülbünüzden olan oğullarınızın
eşleri ve iki kız kardeşi bir araya getirdiğiniz (evlilik)
haram kılındı. Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. Şüphesiz,
Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (4/23)
Ve: "Biz, Allah'ın Resulü
Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle
de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler
ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi.
Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir
şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna
ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler.
(4/157)
Ey Kitap Ehli, dininiz
konusunda taşkınlık etmeyin, Allah'a karşı gerçek olandan
başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah'ın
elçisi ve kelimesidir. Onu ('OL' kelimesini) Meryem'e yöneltmiştir
ve O'ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve elçisine inanınız;
"üçtür" demeyiniz. (Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır.
Allah, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan yücedir.
Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allah
yeter. (4/171)
Andolsun, "Şüphesiz, Allah
Meryem oğlu Mesih'tir." diyenler küfre düşmüştür. De ki:
"O, eğer Meryem oğlu Mesih'i, onun annesini ve yeryüzündekilerin
tümünü helak (yok) etmek isterse, Allah'tan (bunu önlemeye)
kim birşeye malik olabilir? Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin
tümünün mülkü Allah'ındır; dilediğini yaratır. Allah herşeye
güç yetirendir. (5/17)
Onlara Adem'in iki oğlunun
gerçek olan haberini oku: Onlar (Allah'a) yaklaştıracak
birer kurban sunmuşlardı. Onlardan birininki kabul edilmiş,
diğerininki kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen)
Demişti ki: "Seni mutlaka öldüreceğim." (Öbürü de:) "Allah,
ancak korkup-sakınanlardan kabul eder." (5/27)
Onların (peygamberleri)
ardından yanlarındaki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryem
oğlu İsa'yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur bulunan,
önündeki Tevrat'ı doğrulayan ve muttakiler için yol gösterici
ve öğüt olan İncil'i verdik. (5/46)
Andolsun, "Şüphesiz Allah,
Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler küfre düşmüştür. Oysa Mesih'in
dediği (şudur:) "Ey İsrailoğulları, benim de Rabbim, sizin
de Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. Çünkü O, kendisine
ortak koşana şüphesiz cenneti haram kılmıştır, onun barınma
yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur." (5/72)
Meryem oğlu Mesih, yalnızca
bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçti. Onun annesi
dosdoğrudur, ikisi de yemek yerlerdi. Bir bak, onlara ayetleri
nasıl açıklıyoruz? (Yine) bir bak, onlar ise nasıl da çevriliyorlar?
(5/75)
İsrailoğullarından inkâr
edenlere, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lanet edilmiştir.
Bu, isyan etmeleri ve haddi aşmaları nedeniyledir. (5/78)
Havariler: "Ey Meryem
oğlu İsa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?"
demişlerdi. O da: "Eğer inanmışlarsanız Allah'tan korkup-sakının"
demişti. (5/112)
Meryem oğlu İsa: "Allah'ım,
Rabbimiz, bize gökten bir sofra indir, öncemiz ve sonramız
için bir bayram ve Sen'den de bir belge olsun. Bizi rızıklandır,
Sen rızık vericilerin en hayırlısısın" demişti. (5/114)
Allah: "Ey Meryem oğlu
İsa, insanlara, beni ve anneni Allah'ı bırakarak iki ilah
edinin, diye sen mi söyledin?" dediğinde: "Seni tenzih ederim,
hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu
söyledimse mutlaka sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı
bilirsin, ama ben Sen'de olanı bilmem. Gerçekten, görünmeyenleri
(gaybleri) bilen Sen'sin Sen." (5/116)
Cinleri Allah'a ortak
koştular. Oysa onları O yaratmıştır. Bir de hiçbir bilgiye
dayanmaksızın O'na oğullar ve kızlar yakıştırıp-uydurdular.
O ise nitelendiregeldikleri şeylerden yücedir, uzaktır.
(6/100)
Hani Rabbin, Adem oğullarının
sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine
karşı şahidler kılmıştı: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?"
(demişti de) onlar: "Evet (Rabbimizsin), şahid olduk" demişlerdi.
(Bu,) Kıyamet günü: "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir.
(7/172)
Yahudiler: "Üzeyir Allah'ın
oğludur" dediler; Hıristiyanlar da: "Mesih Allah'ın oğludur"
dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar,
bundan önceki inkâr edenlerin sözlerini taklid ediyorlar.
Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar? (9/30)
Onlar, Allah'ı bırakıp
bilginlerini ve rahiplerini rablar (ilahlar) edindiler ve
Meryem oğlu Mesih'i de.. Oysa onlar, tek olan bir ilah'a
ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O'ndan başka
ilah yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden yücedir.
(9/31)
(Gemi) Onlarla dağlar
gibi dalga(lar) içinde yüzüyorken Nuh, bir kenara çekilmiş
olan oğluna seslendi: "Ey oğlum, bizimle birlikte bin ve
kâfirlerle birlikte olma." (11/42)
Nuh, Rabbine seslendi.
Dedi ki: "Rabbim, şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve senin
va'din de doğrusu haktır. Sen hakimlerin hakimisin." (11/45)
(Babası) Demişti ki: "Oğlum,
rüyanı kardeşlerine anlatma, yoksa sana bir tuzak kurarlar.
Çünkü şeytan, insan için apaçık bir düşmandır." (12/5)
Dönün babanıza ve deyin
ki: '-Ey babamız, senin oğlun gerçekten hırsızlık etti.
Biz, bildiğimizden başkasına şahitlik etmedik. Biz gaybın
kollayıcıları değiliz." (12/81)
Oğullarım, gidin de Yusuf
ile kardeşinden (duyarlı bir araştırmayla) bir haber getirin
ve Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan
başkası Allah'ın rahmetinden umut kesmez." (12/87)
Bana mirasçı olsun. Yakup
oğullarına da mirasçı olsun. Rabbim, onu (kendisinden) razı
olunan(lardan) kıl." (19/6)
Dedi ki: "Rabbim, karım
kısır (bir kadın) iken, benim nasıl oğlum olabilir? Ben
de yaşlılığın son basamağındayım." (19/8)
İşte Meryem oğlu İsa;
hakkında kuşkuya düştükleri "Hak Söz". (19/34)
Dedi ki: "Ey annemin oğlu,
sakalımı ve başımı tutup-yolma. Ben, senin: "İsrailoğulları
arasında ayrılık çıkardın, sözümü önemsemedin" demenden
endişe edip korktum." (20/94)
Biz, Meryem'in oğlunu
ve annesini bir ayet kıldık ve ikisini barınmaya elverişli
ve akar suyu olan bir tepede yerleştirdik. (23/50)
Mü'min kadınlara da söyle:
"Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını
korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden
görüneni hariç. Baş örtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak
şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından ya da
babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından
ya da kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından
ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından
ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı
olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların
henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler.
Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar.
Hep birlikte Allah'a tevbe edin ey mü'minler, umulur ki
felah bulursunuz." (24/31)
Hani Lukman oğluna -öğüt
vererek- demişti ki; "Ey oğlum, Allah'a şirk koşma. Şüphesiz
şirk, gerçekten büyük bir zulümdür." (31/13)
Ey oğlum, (yaptığın iş)
gerçekten bir hardal tanesi ağırlığında olsa da, (bu,) ister
bir kaya parçasından ya da göklerde veya yer(in derinliklerinde)
de bulunsa bile, Allah onu getirir (açığa çıkarır). Şüphesiz
Allah, latif olandır, (herşeyden) haberdardır." (31/16)
Ey oğlum, namazı dosdoğru
kıl, ma'rufu emret, münkerden sakındır ve sana isabet eden
(musibetler)e karşı sabret. Çünkü bunlar, azmedilmesi gereken
işlerdendir. (31/17)
Hani biz peygamberlerden
kesin sözlerini almıştık; senden, Nuh'tan, İbrahim'den,
Musa'dan ve Meryem oğlu İsa'dan. Biz onlardan sapasağlam
bir söz almıştık. (33/7)
Onlar için babaları, oğulları,
kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin
oğulları, kadınları ve sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri)
hakkında bir sakınca yoktur. (Ey Müslüman kadınlar) Allah'tan
sakının. Şüphesiz Allah, herşeye şahid olandır. (33/55)
Ey adem oğulları, ben
size and vermedim mi ki: Şeytana kulluk etmeyin, çünkü,
o, sizin için apaçık bir düşmandır;" (36/60)
Böylece (çocuk) onun yanında
koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): "Oğlum" dedi. "Gerçekten
ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun."
(Oğlu İsmail) Dedi ki: "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap.
İnşaallah, beni sabredenlerden bulacaksın." (37/102)
Meryem oğlu (İsa) bir
örnek olarak verilince, senin kavmin hemen ondan (keyifle
söz edip) kahkahalarla gülüyorlar. (43/57)
Sonra onların izleri üzerinde
elçilerimizi birbiri ardınca gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı
da arkalarından gönderdik; ona İncil'i verdik ve onu izleyenlerin
kalplerinde bir şefkat ve merhamet kıldık. (Bir bid'at olarak)
Türettikleri ruhbanlığı ise, Biz onlara yazmadık (emretmedik).
Ancak Allah'ın rızasını aramak için (türettiler) ama buna
da gerektiği gibi uymadılar. Bununla birlikte onlardan iman
edenlere ecirlerini verdik, onlardan birçoğu da fasık olanlardır.
(57/27)
Hani Meryem oğlu İsa da:
"Ey İsrailoğulları, gerçekten ben, sizin için Allah'tan
gönderilmiş bir elçiyim. Benden önceki Tevrat'ı doğrulayıcı
ve benden sonra ismi "Ahmed" olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim"
demişti. Fakat o, onlara apaçık belgelerle gelince: "Bu,
açıkça bir büyüdür" dediler. (61/6)
Ey iman edenler, Allah'ın
yardımcıları olun: Meryem oğlu İsa'nın havarilere: "Allah'a
(yönelirken) benim yardımcılarım kimlerdir?" demesi gibi.
Havariler de demişlerdi ki: "Allah'ın yardımcıları bizleriz."
Böylece İsrailoğullarından bir topluluk iman etmiş, bir
topluluk da inkâr etmişti. Sonunda Biz iman edenleri düşmanlarına
karşı destekledik, onlar da üstün geldiler. (61/14)
Onlar birbirlerine gösterilirler.
Bir suçlu-günahkar, o günün azabına karşılık olmak üzere,
oğullarını fidye olarak vermek ister; (70/11)
Ölü eti, kan, domuz eti,
Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yüksek
bir yerden düşmüş, boynuzlanmış yırtıcı hayvan tarafından
yenmiş, -(henüz canlıyken yetişip) kestikleriniz hariç,-
dikili taşlar üzerine boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla
kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır (günahla
yoldan sapmadır.) Bugün inkâra sapanlar, sizin dininizden
(dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir. Bugün size dininizi
kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size
din olarak İslam'ı seçip-beğendim. Kim 'şiddetli bir açlıkta
kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa' -günaha
eğilim göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan yetecek
kadar yiyebilir.) Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
(5/3)
Ey iman edenler, içki,
kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden
olan pisliklerdir. Öyleyse bun(lar)dan kaçının; umulur ki
kurtuluşa erersiniz. (5/90)
Şirk koşanların, kendi
inkârlarına bizzat kendileri şahidler iken, Allah'ın mescidlerini
onarmalarına (hak ve yetkileri) yoktur. İşte bunlar, yaptıkları
boşa gitmiş olanlardır. Ve bunlar ateşte süresiz kalacak
olanlardır. (9/17)
Allah'ın mescidlerini,
yalnızca Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru
kılan, zekatı veren ve Allah'tan başkasından korkmayanlar
onarabilir. İşte, hidayete erenlerden oldukları umulanlar
bunlardır. (9/18)
Hacılara su dağıtmayı
ve Mescid-i Haram'ı onarmayı, Allah'a ve ahiret gününe iman
eden ve Allah yolunda cihad edenin (yaptıkları) gibi mi
saydınız? (Bunlar) Allah katında bir olmazlar. Allah zulmeden
bir topluluğa hidayet vermez. (9/19)
Talut, orduyla birlikte
ayrıldığında dedi ki: "Doğrusu Allah sizi bir ırmakla imtihan
edecektir. Kim bundan içerse, artık o benden değildir ve
kim de -eliyle bir avuç alanlar hariç- onu tadmazsa bendendir.
Küçük bir kısmı hariç (hepsi sudan) içti. O, kendisiyle
beraber iman edenlerle (ırmağı) geçince onlar (geride kalanlar):
"Bugün bizim Calut'a ve ordusuna karşı (koyacak) gücümüz
yok" dediler. (O zaman) Muhakkak Allah'a kavuşacaklarını
umanlar (şöyle) dediler: "Nice küçük topluluk, daha çok
olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir; Allah
sabredenlerle beraberdir." (2/249)
Onlar, Calut ve ordusuna
karşı meydana (savaşa) çıktıklarında, dediler ki: "Rabbimiz,
üzerimize sabır yağdır, adımlarımızı sabit kıl (kaydırma)
ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et." (2/250)
Bilin ki, 'ganimet olarak
ele geçirdiğiniz' şeylerin beşte biri, muhakkak Allah'ın,
Resûlün, yakınların, yetimlerin, yoksulların ve yolcunundur.
Eğer Allah'a, hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün,
iki ordunun karşı karşıya geldiği günde (Bedir'de) kulumuza
indirdiğimize iman ediyorsanız (ganimeti böyle bölüşün).
Allah, herşeye güç yetirendir. (8/41)
Firavun ailesinin ve onlardan
öncekilerin gidiş tarzı gibi. Onlar, Rablerinin ayetlerini
yalanladılar; biz de günahları dolayısıyla onları helak
ettik. Firavun ordusunu suda boğduk. Onların tümü zulmeden
kimselerdi. (8/54)
(Bundan) Sonra Allah,
elçisi ile mü'minlerin üzerine 'güven duygusu ve huzur'
indirdi, sizin görmediğiniz orduları indirdi ve inkâr edenleri
azablandırdı. Bu, inkârcıların cezasıdır. (9/26)
Siz O'na (peygambere)
yardım etmezseniz, Allah O'na yardım etmiştir. Hani kâfirler
ikiden biri olarak O'nu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi
mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma,
elbette Allah bizimle beraberdir." Böylece Allah O'na 'huzur
ve güvenlik duygusunu' indirmişti, O'nu sizin görmediğiniz
ordularla desteklemiş, inkâra edenlerin de kelimesini (inkâr
çağrılarını) alçaltmıştı. Oysa Allah'ın kelimesi, yüce olandır.
Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/40)
Firavun ise, ordularıyla
peşlerine düştü; sulardan onları kaplayıveren kaplayıverdi.
(20/78)
Böylece (Firavun ve ordusu)
güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular. (26/60)
Ve İblis'in bütün orduları
da. (26/95)
Süleyman'a cinlerden,
insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı ve bunlar bölükler
halinde dağıtıldı. (27/17)
Nihayet karınca vadisine
geldiklerinde, bir dişi karınca dedi ki: "Ey karınca topluluğu,
kendi yuvalarınıza girin, Süleyman ve orduları, farkında
olmaksızın sizi kırıp-geçmesin." (27/18)
Sen onlara dön, biz onlara
öyle ordularla geliriz ki, onların karşı koymaları mümkün
değil ve biz onları ordan horlanmış-aşağılanmış ve küçük
düşürülmüşler olarak sürüp çıkarırız." (27/37)
Ey iman edenler, Allah'ın
üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani size ordular gelmişti;
böylece biz de onların üzerine, bir rüzgar ve sizin görmediğiniz
ordular göndermiştik. Allah, yaptıklarınızı görendir. (33/9)
Kendisinden sonra ise,
kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik; indirecek de
değildik. (36/28)
Ve hiç şüphesiz; bizim
ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır. (37/173)
Onlar, burada (çeşitli)
fırkalardan olma bozguna uğratılmış bir ordu(durlar). (38/11)
Denizi durgun ve açık
bırak. Çünkü suda boğulacak bir ordudur." (44/24)
Mü'minlerin kalplerine,
imanlarına iman katıp-arttırsınlar diye, 'güven duygusu
ve huzur' indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır:
Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (48/4)
Göklerin ve yerin orduları
Allah'ındır. Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet
sahibidir. (48/7)
Bunun üzerine, Biz onu
ve ordularını yakalayıp denize attık; (ki o,) 'kınanacak
işler yapıyordu.' (51/40)
Rahmana karşı size yardım
edecek olan kimmiş? Şu sizin ordunuz mu? Kafirler yalnızca
bir gurur (kesin bir aldanış) içindedirler. (67/20)
Orduların haberi sana
geldi mi? (85/17)
Sizden sözü saklı tutan
da, onu açığa vuran da, geceleyin gizlenen de ve gündüzün
ortaklıkta gezen de (O'nun katında bilme bakımından) birdir.
(13/10)
Derken, bakıverdi, onu
'çılgınca yanan ateşin' tam ortasında gördü. (37/55)
Davud'a girdiklerinde,
o, onlardan ürkmüştü; dediler ki: "Korkma, iki davacıyız,
birimiz diğerimize haksızlıkta bulundu. Şimdi sen aramızda
hak ile hükmet, kararında zulme sapma ve bizi doğru yolun
ortasına yöneltip-ilet." (38/22)
Bununla bir (düşman) topluluğun
orta yerine kadar dalanlara. (100/5)
Allah, dilediğini ortadan
kaldırır ve bırakır. Kitabın anası O'nun katındadır. (13/39)
Onlar, harcadıkları zaman,
ne israf ederler, ne kısarlar; (harcamaları,) ikisi arasında
orta bir yoldur. (25/67)
Böylece biz sizi, insanlara
şahid (ve örnek) olmanız için orta bir ümmet kıldık; Peygamber
de üzerinizde bir şahid olsun. Senin üzerinde bulunduğun
(yönü, Ka'be'yi) kıble yapmamız, elçiye uyanları, topukları
üzerinde gerisin geri dönenlerden ayırdetmek içindir. Doğrusu
(bu,) Allah'ın hidayete ilettiklerinin dışında kalanlar
için büyük (bir yük)tür. Allah, imanınızı boşa çıkaracak
değildir. Şüphesiz, Allah, insanlara şefkat edendir, esirgeyendir.
(2/143)
Eğer yakın bir yarar ve
orta bir sefer olsaydı, onlar mutlaka seni izlerlerdi. Ama
zorluk onlara uzak geldi. "Eğer güç yetirseydik muhakkak
seninle birlikte (savaşa) çıkardık." diye sana Allah adına
yemin edecekler. Kendi nefislerini helaka sürüklüyorlar.
Allah onların gerçekten yalan söylediklerini biliyor. (9/42)
Yürüyüşünde orta bir yol
tut, sesinden de (yüksek perdeleri) eksilt. Çünkü, seslerin
en çirkin olanı gerçekten eşeklerin sesidir." (31/19)
Onları kara gölgeler gibi
dalgalar sarıverdiği zaman, dini yalnızca O'na 'halis kılan
gönülden bağlılar' olarak Allah'a yalvarıp yakarırlar (dua
ederler). Böylece onları karaya çıkarıp-kurtarınca, artık
onlardan bir kısmı orta yolu tutuyor. Bizim ayetlerimizi
gaddar, nankör olandan başkası inkar etmez. (31/32)
Sonra Kitabı kullarımızdan
seçtiklerimize miras kıldık. Artık onlardan kimi kendi nefsine
zulmeder, kimi orta bir yoldadır, kimi de Allah'ın izniyle
hayırlarda yarışır öne geçer. İşte bu, büyük fazlın kendisidir.
(35/32)
İnsanlar içinde, Allah'tan
başkasını 'eş ve ortak' tutanlar vardır ki, onlar (bunları),
Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah'a
olan sevgileri daha güçlüdür. O zulmedenler, azaba uğrayacakları
zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah'ın olduğunu
ve Allah'ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu
bir bilselerdi. (2/165)
De ki: "Ey Kitap Ehli,
bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide)
gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir
şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız (diğer)
bir kısmımızı Rabler edinmeyelim." Eğer yine yüz çevirirlerse,
deyin ki: "Şahid olun, biz gerçekten Müslümanlarız." (3/64)
Kendisi hakkında hiçbir
delil indirmediği şeyi Allah'a ortak koştuklarından dolayı
küfredenlerin kalplerine korku salacağız. Onların barınma
yerleri ateştir. Zalimlerin konaklama yeri ne kötüdür. (3/151)
Allah'a ibadet edin ve
O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya,
yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki
arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına
güzellikle davranın. Çünkü, Allah, her büyüklük taslayıp
böbürleneni sevmez. (4/36)
Andolsun, "Şüphesiz Allah,
Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler küfre düşmüştür. Oysa Mesih'in
dediği (şudur:) "Ey İsrailoğulları, benim de Rabbim, sizin
de Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. Çünkü O, kendisine
ortak koşana şüphesiz cenneti haram kılmıştır, onun barınma
yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur." (5/72)
Hem siz, Onun haklarında
hiçbir delil indirmediği şeyleri Allah'a ortak koşmaktan
korkmazken, ben nasıl sizin şirk koştuklarınızdan korkarım?
Şu halde 'güvenlik içinde olmak bakımından' iki taraftan
hangisi daha hak sahibidir? Eğer bilebilirseniz." (6/81)
Andolsun, sizi ilk defa
yarattığımız gibi (bugün de) 'teker teker, yapayalnız ve
yalın (bir tarzda)' bize geldiniz ve size lutfettiklerimizi
arkanızda bıraktınız. İçinizden, gerçekten ortaklar olduklarını
sandığınız şefaatçilerinizi şimdi yanınızda görmüyoruz.
Andolsun, aranızdaki (bağlar) parçalanıp-koparılmıştır ve
haklarında zanlar besledikleriniz sizlerden uzaklaşmıştır.
(6/94)
Cinleri Allah'a ortak
koştular. Oysa onları O yaratmıştır. Bir de hiçbir bilgiye
dayanmaksızın O'na oğullar ve kızlar yakıştırıp-uydurdular.
O ise nitelendiregeldikleri şeylerden yücedir, uzaktır.
(6/100)
O'nun üretip-türettiği
ekin ve hayvanlardan Allah için bir pay ayırdılar, sonra
kendi zanlarınca: "Bu Allah'ındır, bu da ortaklarımızındır"
dediler. Kendi ortakları için olan (pay), Allah tarafına
geçmez, ama Allah'a aid olan kendi ortaklarının tarafına
(payına) geçer. Ne kötü hüküm veriyorlar? (6/136)
Yine bunun gibi onların
ortakları, müşriklerden çoğuna çocuklarını öldürmeyi süslü
gösterdiler. Hem onları helake düşürmek, hem kendi aleyhlerinde
dinlerini karmakarışık kılmak için. Allah dileseydi bunu
yapmazlardı; sen onları ve düzmekte oldukları iftiraları
bırak. (6/137)
De ki: "Gelin size Rabbinizin
neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak
koşmayın, anne-babaya iyilik edin, yoksulluk-endişesiyle
çocuklarınızı öldürmeyin. -Sizin de, onların da rızıklarını
biz vermekteyiz- Çirkin-kötülüklerin açığına ve gizli olanına
yaklaşmayın. Hakka dayalı olma dışında, Allah'ın (öldürülmesini)
haram kıldığı kimseyi öldürmeyin. İşte bunlarla size tavsiye
(emr) etti; umulur ki akıl erdirirsiniz." (6/151)
O'nun hiçbir ortağı yoktur.
Ben böyle emrolundum ve ben Müslüman olanların ilkiyim."
(6/163)
Ama O, onlara (Adem'in
çocukları erkek ve kadınlara) salih (bir çocuk) verince,
kendilerine verdiği şey konusunda O'na ortaklar kılmaya
başladılar. Allah, onların şirk koştuklarından yücedir.
(7/190)
Kendileri yaratılıp dururken,
hiçbir şeyi yaratamıyan şeyleri mi ortak koşuyorlar? (7/191)
Onların yürüyecek ayakları
var mı? Ya da tutacakları elleri mi var? Veya görecek gözleri
mi var? Yoksa işitecek kulakları mı var? De ki: "Ortak koştuklarınızı
çağırın, sonra bir düzen (tuzak) kurun da bana göz bile
açtırmayın." (7/195)
Onlara Nuh'un haberini
oku. Hani kavmine demişti ki: "Ey kavmim, benim makamım
ve Allah'ın ayetleriyle hatırlatmalarım eğer size ağır geliyorsa
ben, şüphesiz Allah'a tevekkül etmişim. Artık siz ortaklarınızla
toplanıp yapacağınız işi karara bağlayın da işiniz size
örtülü kalmasın (veya tasa konusu olmasın), sonra hakkımdaki
hükmünüzü -bana süre tanımaksızın- verin. (10/71)
De ki: "Göklerin ve yerin
Rabbi kimdir?" De ki: "Allah'tır." De ki: "Öyleyse, O'nu
bırakıp kendilerine bile yarar da, zarar da sağlamaya güç
yetiremeyen birtakım veliler mi (tanrılar) edindiniz?" De
ki: "Hiç görmeyen (a'ma) ile gören (basiret sahibi) eşit
olabilir mi? Veya karanlıklarla nur eşit olabilir mi?" Yoksa
Allah'a, O'nun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular
da, bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzeşti? De ki:
"Allah, herşeyin yaratıcısıdır ve O, tektir, kahredici olandır."
(13/16)
Her nefsin bütün kazandıkları
üzerinde gözetici olana mı (baş kaldırılır?) Onlar Allah'a
ortaklar koştular. De ki: "Bunları adlandırın (bakalım).
Yoksa siz yeryüzünde bilmeyeceği bir şeyi O'na haber mi
veriyorsunuz? Yoksa sözün zahirine (veya boş ve süslü olanına)mi
(kanıyorsunuz)? Hayır, inkâr edenlere kendi hileli-düzenleri
süslü-çekici gösterilmiştir ve onlar (doğru) yoldan alıkonulmuşlardır.
Allah, kimi saptırırsa, artık onun için hiçbir yol gösterici
yoktur. (13/33)
Kendilerine kitap verdiklerimiz,
sana indirilen dolayısıyla sevinirler; fakat (Müslümanların
aleyhinde birleşen) gruplardan, onun bazısını inkâr edenler
vardır. De ki: "Ben, yalnızca Allah'a kulluk etmek ve O'na
ortak koşmamakla emrolundum. Ben ancak O'na davet ederim
ve son dönüşüm O'nadır." (13/36)
İş hükme bağlanıp-bitince,
şeytan der ki: "Doğrusu, Allah, size gerçek olan va'di va'detti,
ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim.
Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, yalnızca sizi
çağırdım, siz de bana icabet ettiniz. Öyleyse beni kınamayın,
siz kendinizi kınayın. Ben sizi kurtacak değilim, siz de
beni kurtacak değilsiniz. Doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı
da tanımamıştım. Gerçek şu ki, zalimlere acı bir azab vardır."
(14/22)
Sonra (Allah) kıyamet
günü onları aşağılık kılacak ve diyecek ki: "Haklarında
(mü'minlere karşı) düşman kesildiğiniz ortaklarım hani nerede?"
Kendilerine ilim verilenler, dediler ki: "Bugün, gerçekten
aşağılanma ve kötülük kafirlerin üstünedir." (16/27)
Allah, (kendisine ortak
koştuğunuz ilahlar konusunda) hiçbir şeye gücü yetmeyen
ve başkasının mülkünde olan ile, tarafımızdan kendisine
güzel bir rızık verdiğimiz, böylelikle ondan gizli ve açık
infak eden kimseyi örnek olarak gösterdi; bunlar hiç eşit
olur mu? Hamd Allah'ındır; fakat onların çoğu bilmezler.
(16/75)
Onun zorlayıcı-gücü ancak
onu veli edinenlerle, onunla O'na (Allah'a) ortak koşanlar
üzerindedir. (16/100)
De ki: "Ne kadar kaldıklarını
Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'nundur.
O, ne güzel görmekte ve ne güzel işitmektedir. O'nun dışında
onların bir velisi yoktur. Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak
kılmaz." (18/26)
Fakat, O Allah benim Rabbimdir
ve ben Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam." (18/38)
(Derken) Onun ürünleri
(afetlerle) kuşatılıverdi. Artık o, uğrunda harcadıklarına
karşı avuçlarını (esefle) oğuşturuyordu. O (bağın) çardakları
yıkılmış durumdaydı, kendisi de şöyle diyordu: "Keşke Rabbime
hiç kimseyi ortak koşmasaydım." (18/42)
(Kafirlere) "Benim ortaklarım
sandığınız şeyleri çağırın" diyeceği gün; işte onları çağırmışlardır,
ama onlar, kendilerine cevap vermemişlerdir. Biz onların
aralarında bir uçurum koyduk. (18/52)
De ki: "Şüphesiz ben,
ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim; yalnızca bana sizin
ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine
kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine
ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın." (18/110)
Hani biz İbrahim'e Evin
(Kabe'nin) yerini belirtip hazırladığımız zaman (şöyle emretmiştik:)
"Bana hiçbir şeyi ortak koşma, tavaf edenler, kıyam edenler,
rükua ve sücuda varanlar için Evimi tertemiz tut." (22/26)
Allah'ı birleyen (Hanif)ler
olarak, O'na (hiçbir) ortak koşmaksızın. Kim Allah'a ortak
koşarsa, sanki o gökten düşmüş de onu bir kuş kapıvermiş
veya rüzgar onu ıssız bir yere sürükleyip atmış gibidir.
(22/31)
Rablerine ortak koşmayanlar.
(23/59)
Gaybı ve müşahede edilebileni
bilendir; onların ortak koştuklarından yücedir. (23/92)
Allah, içinizden iman
edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç
şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi'
kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak,
kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik
kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe
çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana
hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkâr ederse,
işte onlar fasıktır. (24/55)
Dedi ki: "Hamd Allah'ındır
ve selam O'nun seçtiği kullarının üzerinedir. Allah mı daha
hayırlı yoksa onların ortak koştukları mı?" (27/59)
O gün (Allah) onlara seslenerek:
"Bana ortak olarak öne sürdükleriniz nerede?" der. (28/62)
Denir ki: "Ortaklarınızı
çağırın." Böylelikle çağırırlar, ama kendilerine cevap vermezler
ve azabı görürler. Hidayet bulmuş olsalardı ne olurdu. (28/64)
Rabbin, dilediğini yaratır
ve seçer; seçim onlara ait değildir. Allah, onların ortak
koştuklarından münezzehtir, yücedir. (28/68)
O gün (Allah) onlara seslenerek:
"Bana ortak olarak öne sürdükleriniz nerede" der. (28/74)
Biz insana, anne ve babasına
(karşı) güzelliği (ilke edinmesini) tavsiye ettik. Eğer
onlar, hakkında bilgin olmayan şeyle bana ortak koşman için
sana karşı çaba harcayacak olurlarsa, bu durumda, onlara
itaat etme. Dönüşünüz banadır. Artık yaptıklarınızı size
haber vereceğim. (29/8)
(Allah'a eş koştukları)
Ortaklarından kendilerine şefaatçi olan yoktur; onlar, ortaklarını
inkar ediyorlar. (30/13)
Size kendi nefislerinizden
bir örnek verdi: "Size rızık olarak verdiğimiz şeylerde,
sağ ellerinizin malik olduklarınızdan, sizinle eşit olup
kendi kendinizden korktuğunuz gibi kendilerinden de korktuğunuz
(veya çekinip saygı duyduğunuz) ortaklar var mıdır? "İşte
biz, aklını kullanabilen bir kavim için ayetleri böyle birer
birer açıklarız. (30/28)
Yoksa biz, onlara ispatlı
bir delil indirdik de, o mu O'na ortak koşmalarını söylüyor?
(30/35)
Allah; sizi yarattı, sonra
size rızık verdi, sonra sizi öldürmekte, daha sonra sizi
diriltmektedir. Ortaklarınızdan bunlardan herhangi birini
yapacak var mı? O, şirk koştuklarından münezzeh ve yücedir.
(30/40)
De ki: " Allah'ın dışında
(tanrı diye) öne sürdüklerinizi çağırın. Onların göklerde
ve yerde bir zerre ağırlığınca bile (hiçbir şeye) güçleri
yetmez; onların bu ikisinde hiçbir ortaklığı olmadığı gibi,
O'nun bunlardan hiçbir destekçi olanı da yoktur. (34/22)
De ki: "O'na (kulluk etmede)
eklemekte olduğunuz ortakları bana gösterin. Asla (onlar
ona gerçek ortak olamazlar); hayır, O, güçlü ve üstün olan,
hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'tır." (34/27)
De ki: "Siz, Allah'ın
dışında taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Bana haber
verin; yerden neyi yaratmışlardır? Ya da onların göklerde
bir ortaklığı mı var? Yoksa biz onlara bir kitap vermişiz
de onlar bundan (dolayı) apaçık bir belge üzerinde midirler?
Hayır, zulmedenler, birbirlerine aldatmadan başkasını vadetmiyorlar.
(35/40)
Allah (ortak koşanlar
için) bir örnek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz ve geçimsiz
bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan (köle) bir adam ile
yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu
bir olur mu? Hamd, Allah'ındır. Hayır onların çoğu bilmiyorlar.
(39/29)
Sizin (durumunuz) böyledir.
Çünkü bir olan Allah'a çağırıldığınız zaman inkar ettiniz.
O'na ortak koşulduğunda inanıp-onayladınız. Artık hüküm,
yüce, büyük olan Allah'ındır." (40/12)
Kıyamet-saatinin ilmi
O'na döndürülür. O'nun ilmi olmaksızın, hiçbir meyve tomurcuğundan
çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. Onlara:
"Benim ortaklarım nerede" diye sesleneceği gün, dediler
ki: "Sana arzettik ki, bizden hiçbir şahid yok." (41/47)
Yoksa onların birtakım
ortakları mı var ki, Allah'ın izin vermediği şeyleri, dinden
kendilerine teşri' ettiler (bir şeriat kıldılar)? Eğer o
fasıl kelimesi olmasaydı, elbette aralarında hüküm (karar)
verilirdi. Gerçekten zalimler için acı bir azap vardır.
(42/21)
De ki: "Gördünüz mü haber
verin; Allah'tan başka taptıklarınız, yerden neyi yaratmışlar,
bana gösterin? Yoksa onların göklerde bir ortaklığı mı var?
Eğer doğru sözlüler iseniz, bundan önce bir kitap ya da
bir ilim kalıntısı (veya bir eser) varsa, bana getirin."
(46/4)
Allah ile beraber başka
bir ilah(ı ortak) kılmayın. Gerçekten sizi, O'ndan yana
açıkça uyarıyorum. (51/51)
Ey Peygamber, mü'min kadınlar,
Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak,
zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleri ve ayakları
arasında bir iftira düzüp-uydurmamak (gayri meşru olan bir
çocuğu kocalarına dayandırmamak), ma'ruf (iyi, güzel ve
yararlı bir iş) konusunda isyan etmemek üzere, sana biat
etmek amacıyla geldikleri zaman, onların biatlarını kabul
et ve onlar için Allah'tan mağfiret iste. Şüphesiz Allah,
çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (60/12)
Yoksa onların ortakları
mı var? Şu halde eğer doğru sözlü kimselerse, ortaklarını
getirsinler. (68/41)
O (Kur'an), 'gerçeğe ve
doğruya' yöneltip-iletiyor. Bu yüzden ona iman ettik. Bundan
böyle Rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız." (72/2)
De ki: "Ben gerçekten,
yalnızca Rabbime dua ediyorum ve O'na hiç kimseyi (ve hiçbir
şeyi) ortak koşmuyorum." (72/20)
Bir de dediler ki: "Bu
hayvanların karınlarında olan, yalnızca bizim erkeklerimize
aittir, eşlerimize ise haramdır. Eğer o, ölü doğarsa onlar
da bunda ortaktırlar." Allah, (bu) düzmelerinin cezasını
verecektir. Şüphesiz O, hüküm sahibi olandır, bilendir.
(6/139)
O'nun hiçbir ortağı yoktur.
Ben böyle emrolundum ve ben Müslüman olanların ilkiyim."
(6/163)
Onlara Nuh'un haberini
oku. Hani kavmine demişti ki: "Ey kavmim, benim makamım
ve Allah'ın ayetleriyle hatırlatmalarım eğer size ağır geliyorsa
ben, şüphesiz Allah'a tevekkül etmişim. Artık siz ortaklarınızla
toplanıp yapacağınız işi karara bağlayın da işiniz size
örtülü kalmasın (veya tasa konusu olmasın), sonra hakkımdaki
hükmünüzü -bana süre tanımaksızın- verin. (10/71)
De ki: "Göklerin ve yerin
Rabbi kimdir?" De ki: "Allah'tır." De ki: "Öyleyse, O'nu
bırakıp kendilerine bile yarar da, zarar da sağlamaya güç
yetiremeyen birtakım veliler mi (tanrılar) edindiniz?" De
ki: "Hiç görmeyen (a'ma) ile gören (basiret sahibi) eşit
olabilir mi? Veya karanlıklarla nur eşit olabilir mi?" Yoksa
Allah'a, O'nun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular
da, bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzeşti? De ki:
"Allah, herşeyin yaratıcısıdır ve O, tektir, kahredici olandır."
(13/16)
Sonra (Allah) kıyamet
günü onları aşağılık kılacak ve diyecek ki: "Haklarında
(mü'minlere karşı) düşman kesildiğiniz ortaklarım hani nerede?"
Kendilerine ilim verilenler, dediler ki: "Bugün, gerçekten
aşağılanma ve kötülük kafirlerin üstünedir." (16/27)
O şirk koşanlar, şirk
koştuklarını gördükleri zaman: "Rabbimiz, seni bırakıp bizim
taptığımız ortaklarımız bunlardır" diyecekler. (Onlar da
bunlara:) "Siz gerçekten yalan söyleyenlersiniz" diye sözü
(geri çevirip) fırlatacaklar. (16/86)
Onlardan güç yetirdiklerini
sesinle sarsıntıya uğrat, atlıların ve yayalarınla onların
üstüne yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak
ol ve onlara çeşitli vaadlerde bulun." Şeytan, onlara aldatmadan
başka bir şey vadetmez. (17/64)
Ve de ki: "Övgü (hamd),
çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan ve düşkünlükten dolayı
yardımcıya da (ihtiyacı) bulunmayan Allah'adır." Ve O'nu
tekbir edebildikçe tekbir et. (17/111)
(Derken) Onun ürünleri
(afetlerle) kuşatılıverdi. Artık o, uğrunda harcadıklarına
karşı avuçlarını (esefle) oğuşturuyordu. O (bağın) çardakları
yıkılmış durumdaydı, kendisi de şöyle diyordu: "Keşke Rabbime
hiç kimseyi ortak koşmasaydım." (18/42)
(Kafirlere) "Benim ortaklarım
sandığınız şeyleri çağırın" diyeceği gün; işte onları çağırmışlardır,
ama onlar, kendilerine cevap vermemişlerdir. Biz onların
aralarında bir uçurum koyduk. (18/52)
Onu işimde ortak kıl,"
(20/32)
Göklerin ve yerin mülkü
O'nundur; çocuk edinmemiştir. O'na mülkünde ortak yoktur,
herşeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle
takdir etmiştir. (25/2)
O gün (Allah) onlara seslenerek:
"Bana ortak olarak öne sürdükleriniz nerede?" der. (28/62)
Denir ki: "Ortaklarınızı
çağırın." Böylelikle çağırırlar, ama kendilerine cevap vermezler
ve azabı görürler. Hidayet bulmuş olsalardı ne olurdu. (28/64)
O gün (Allah) onlara seslenerek:
"Bana ortak olarak öne sürdükleriniz nerede" der. (28/74)
(Allah'a eş koştukları)
Ortaklarından kendilerine şefaatçi olan yoktur; onlar, ortaklarını
inkar ediyorlar. (30/13)
Size kendi nefislerinizden
bir örnek verdi: "Size rızık olarak verdiğimiz şeylerde,
sağ ellerinizin malik olduklarınızdan, sizinle eşit olup
kendi kendinizden korktuğunuz gibi kendilerinden de korktuğunuz
(veya çekinip saygı duyduğunuz) ortaklar var mıdır? "İşte
biz, aklını kullanabilen bir kavim için ayetleri böyle birer
birer açıklarız. (30/28)
De ki: " Allah'ın dışında
(tanrı diye) öne sürdüklerinizi çağırın. Onların göklerde
ve yerde bir zerre ağırlığınca bile (hiçbir şeye) güçleri
yetmez; onların bu ikisinde hiçbir ortaklığı olmadığı gibi,
O'nun bunlardan hiçbir destekçi olanı da yoktur. (34/22)
De ki: "O'na (kulluk etmede)
eklemekte olduğunuz ortakları bana gösterin. Asla (onlar
ona gerçek ortak olamazlar); hayır, O, güçlü ve üstün olan,
hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'tır." (34/27)
De ki: "Siz, Allah'ın
dışında taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Bana haber
verin; yerden neyi yaratmışlardır? Ya da onların göklerde
bir ortaklığı mı var? Yoksa biz onlara bir kitap vermişiz
de onlar bundan (dolayı) apaçık bir belge üzerinde midirler?
Hayır, zulmedenler, birbirlerine aldatmadan başkasını vadetmiyorlar.
(35/40)
Artık o gün onlar azabda
ortaktırlar. (37/33)
De ki: "Gördünüz mü haber
verin; Allah'tan başka taptıklarınız, yerden neyi yaratmışlar,
bana gösterin? Yoksa onların göklerde bir ortaklığı mı var?
Eğer doğru sözlüler iseniz, bundan önce bir kitap ya da
bir ilim kalıntısı (veya bir eser) varsa, bana getirin."
(46/4)
Yoksa onların ortakları
mı var? Şu halde eğer doğru sözlü kimselerse, ortaklarını
getirsinler. (68/41)
(Herşey) Açıkça ortaya
çıktıktan sonra bile, sanki kendileri, göz göre göre ölüme
sürükleniyorlarmış gibi, seninle hak konusunda tartışıp
duruyorlardı. (8/6)
Andolsun, daha önce onlar
fitne aramışlardı. Ve sana karşı birtakım işler çevirmişlerdi.
Sonunda onlar, istemedikleri halde hak geldi ve Allah'ın
emri ortaya çıkıp-üstünlük sağladı. (9/48)
(Hükümdar topladığı o
kadınlara:) "Yusuf'un nefsinden murad almak istediğinizde
sizin durumunuz neydi?" dedi. Onlar: "Allah için, haşa"
dediler. "Biz ondan hiçbir kötülük görmedik." Aziz (Vezir)in
de karısı dedi ki: "İşte şu anda gerçek orta yere çıktı;
onun nefsinden ben murad almak istemiştim. O ise gerçekten
doğruyu söylenlerdendir." (12/51)
Ki onlar, göklerde ve
yerde saklı olanı ortaya çıkaran ve sizin gizlediklerinizi
ve açığa vurduklarınızı bilen Allah'a secde etmesinler diye
(yapmaktadırlar)." (27/25)
İnsanların kendi ellerinin
kazandığı dolayısıyla, karada ve denizde fesad ortaya çıktı.
Umulur ki, dönerler diye (Allah) onlara yaptıklarının bir
kısmını kendilerine taddırmaktadır. (30/41)
Böylece onun (Süleymanın)
ölümüne karar verdiğimiz zaman, ölümünü, onlara, asasını
yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi. Artık
o, yere yıkılıp-düşünce, açıkca ortaya çıktı ki, şayet cinler
gaybı bilmiş olsalardı böylesine aşağılanıcı bir azab içinde
kalıp-yaşamazlardı. (34/14)
De ki: "Hak geldi; batıl
ise ne (bir şey) ortaya çıkarabilir, ne geri getirebilir."
(34/49)
O gün, orta yere çıkarlar.
Onlardan hiçbir şey Allah'a karşı gizli kalmaz. (Allah sorar:)
"Bugün mülk kimindir? Bir olan, Kahhar olan Allah'ındır."
(40/16)
Andolsun, biz sizden mücahid
olanlarla sabredenleri bilinceye (belli edip ortaya çıkarıncaya)
kadar, deneyeceğiz ve haberlerinizi sınayacağız (açıklayacağız).
(47/31)
Eğer sizden onları(n tümünü)
isteyip sizi çıplak bırakacak olursa, cimrilik edersiniz
ve sizin kinlerinizi de ortaya çıkarmış olur. (47/37)
Onu Allah'ın dışında ortaya
çıkaracak başka (hiçbir güç yoktur). (53/58)
Sırların orta yere çıkarılacağı
gün; (86/9)
Suçlu-günahkârların yolu
apaçık ortaya çıksın diye, ayetlerim Böylece onun (Süleymanın)
ölümüne karar verdiğimiz zaman, ölümünü, onlara, asasını
yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi. Artık
o, yere yıkılıp-düşünce, açıkca ortaya çıktı ki, şayet cinler
gaybı bilmiş olsalardı böylesine aşağılanıcı bir azab içinde
kalıp-yaşamazlardı. (34/14)
izi işte böyle birer birer
açıklıyoruz. (6/55)
O size şimşeği korku ve
umut olarak gösteren, (yağmur yüklü) ağırlaşmış bulutları
(inşa edip) ortaya çıkarandır. (13/12)
Ey iman edenler, sizden
öncekilere yazıldığı gibi oruç size de yazıldı (farz kılındı).
Umulur ki sakınırsınız. (2/183)
(Oruç) Sayılı günlerdir.
Artık sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı
günler sayısınca başka günlerde (tutsun). Zor dayanabilenlerin
üzerinde bir yoksulu doyuracak kadar fidye (vardır). Kim
gönülden bir hayır yaparsa bu da kendisi için hayırlıdır.
Oruç tutmanız -eğer bilirseniz- sizin için daha hayırlıdır.
(2/184)
Oruç gecesinde kadınlarınıza
yaklaşmak, size helal kılındı. Onlar sizin örtüleriniz siz
de onlara örtüsünüz. Allah gerçekten sizin nefislerinize
ihanet etmekte olduğunuzu bildi tevbenizi kabul etti ve
sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin
için yazdıklarını dileyin. Fecir vakti sizce beyaz iplik
siyah iplikten ayırd edilinceye kadar yiyin için sonra geceye
kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde itikafta olduğunuz zamanlarda
onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır
(sakın) onlara yanaşmayın. İşte Allah insanlara ayetlerini
böylece açıklar; umulur ki sakınırlar. (2/187)
Haccı ve umreyi Allah
için tamamlayın. Eğer (düşman hastalık ve buna benzer nedenlerle)
kuşatılırsanız artık size kolay gelen kurban(ı gönderin).
Kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin.
Kim sizden hasta ise veya başından şikayeti varsa onun ya
oruç ya sadaka veya kurban olarak fidye (vermesi gerekir).
Güvenliğe kavuşursanız hacca kadar umre ile yararlanmak
isteyene kolayına gelen bir kurban(ı kesmek gerekir). Bulamayana
da hacc'da üç gün döndüğünüzde yedi (gün) olmak üzere bunlar
tamı tamına on (gün) oruç vardır. Bu ailesi Mescid-i Haram'da
olmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah muhakkak
cezası pek çetin olandır. (2/196)
Bir mü'mine -hata sonucu
olması dışında- bir başka mü'mini öldürmesi yakışmaz. Kim
bir mü'mini 'hata sonucu' öldürürse mü'min bir köleyi özgürlüğüne
kavuşturması ve ailesine teslim edilecek bir diyeti vermesi
gerekir. Onların (bunu) sadaka olarak bağışlamaları başka.
Eğer o mü'min olduğu halde size düşman olan bir topluluktan
ise bu durumda mü'min bir köleyi özgürlüğe kavuşturması
gerekir. Şayet kendileriyle aranızda andlaşma olan bir topluluktan
ise bu durumda ailesine bir diyet ödemek ve bir mü'min köleyi
özgürlüğe kavuşturmak gerekir. (Diyet ve köle özgürlüğü
için gereken imkanı) Bulamayan ise kesintisiz olarak iki
ay oruç tutmalıdır. Bu Allah'tan bir tevbedir. Allah bilendir
hüküm ve hikmet sahibidir. (4/92)
Allah, sizi yeminlerinizdeki
'rastgele söylemelerinizden boş sözlerden' dolayı sorumlu
tutmaz ancak yeminlerinizle bağladığınız sözlerden dolayı
sizi sorumlu tutar. Onun (yeminin) keffareti ailenizdekilere
yedirdiklerinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak ya
da onları giydirmek veya bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır.
(Bunlara imkan) Bulamayan (için) üç gün oruç (vardır.) Bu
yemin ettiğinizde (bozduğunuz) yeminlerinizin keffaretidir.
Yeminlerinizi koruyunuz. Allah size ayetlerini böyle açıklar
umulur ki şükredersiniz. (5/89)
Ey iman edenler, siz ihramlıyken
avı öldürmeyin. Sizden kim onu kasıtlı olarak (taammüden)
öldürürse cezası hayvandan öldürdüğünün bir benzeridir.
Buna da Kabe'ye ulaşmış bir kurbanlık olarak içinizden adalet
sahibi iki kişi hükmedecektir. Veya yoksulları doyurmak
veya onun dengi oruç tutmak olan bir keffaret vardır. Böylelikle
işlediğinin vebalini tadmış olsun. Allah geçmişte olanı
bağışladı. Ama kim tekrarlarsa Allah ondan öc alacaktır.
Allah üstün ve güçlü olandır öc sahibidir. (5/95)
Artık ye iç gözün aydın
olsun. Eğer herhangi bir beşer görecek olursan de ki: "Ben
Rahman'a oruç adadım bugün hiç kimseyle konuşmayacağım."
(19/26)
Şüphesiz Müslüman erkekler
ve Müslüman kadınlar mü'min erkekler ve mü'min kadınlar
gönülden (Allah'a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah'a)
itaat eden kadınlar sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar
sabreden erkekler ve sabreden kadınlar saygıyla (Allah'tan)
korkan erkekler ve saygıyla (Allah'tan) korkan kadınlar
sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar oruç tutan
erkekler ve oruç tutan kadınlar ırzlarını koruyan erkekler
ve (ırzlarını) koruyan kadınlar Allah'ı çokca zikreden erkekler
ve (Allah'ı çokca) zikreden kadınlar; (işte) bunlar için
Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır. (33/35)
Ancak buna (imkan) bulamayanlar,
(için de) birbirleriyle temas etmeden önce kesintisiz iki
ay oruç (yüklenmiştir); buna güç yetiremeyenler altmış yoksulu
doyursun. Bu (kolaylık) Allah'a ve O'nun Resûlü'ne iman
etmeniz dolayısıyladır. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kafirler
içinse acı bir azab vardır. (58/4)
Belki onun Rabbi -eğer
o sizi boşayacak olursa- ona yerinize sizlerden daha hayırlı
Müslüman mü'min gönülden itaat eden tevbe eden ibadet eden
oruç tutan dul ve bakire eşler' verir. (66/5)
Meyveler ve otlaklıklar,
(80/31)
|