kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Ey iman edenler, Allah'tan
nasıl korkup-sakınmak gerekiyorsa öylece korkup-sakının
ve siz, ancak Müslüman olmaktan başka (bir din ve tutum
üzerinde) ölmeyin. (3/102)
Allah'ın izni olmaksızın
hiçbir nefis için ölmek yoktur. O, süresi belirtilmiş bir
yazıdır. Kim dünyanın yararını (sevabını) isterse ona ondan
veririz, kim ahiret sevabını isterse ona da ondan veririz.
Biz şükredenleri pek yakında ödüllendireceğiz. (3/145)
Ey iman edenler, inkâr
edenler ile yeryüzünde gezip dolaşırken veya savaşta bulundukları
sırada (ölen) kardeşleri için: "Yanımızda olsalardı, ölmezlerdi,
öldürülmezlerdi" diyenler gibi olmayın. Allah, bunu onların
kalplerinde onulmaz bir hasret olarak kıldı. Dirilten ve
öldüren Allah'tır. Allah, yaptıklarınızı görendir. (3/156)
Andolsun, Kitap ehlinden,
ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü,
o da onların aleyhine şahid olacaktır. (4/159)
De ki: "Bana vahyolunanlar
içinde, yiyen bir kimsenin yiyeceği (şeyler) için, ölü eti,
dökülen kan, domuz eti -ki bu gerçekten murdardır- ya da
Allah'tan başkası adına kesilmiş bir fısk dışında, haram
kılınmış bir şey bulmuyorum. Kim kaçınılmaz bir ihtiyaçla
karşı karşıya kalırsa, -saldırmamak ve haddi aşmamak şartıyla-
(bu sayılanlardan ölmeyecek kadar yiyebilir). Şüphesiz senin
Rabbin bağışlayandır, esirgeyendir. (6/145)
Yutkunmaya çabalayacak
ve boğazından geçirmeyi başaramıyacak, ona her yandan ölüm
gelecek, oysa ölmeyecek de. Ardından daha katı bir azab
olacak. (14/17)
Sen, asla ölmeyen ve daima
diri olan (Allah)a tevekkül et ve O'nu hamd ile tesbih et.
Kullarının günahlarından O'nun haberdar olması yeter. (25/58)
Allah, ölecekleri zaman
canlarını alır; ölmeyeni de uykusunda (bir tür ölüme sokar).
Böylece, kendisi hakkında ölüm kararı verilmiş olanı(n ruhunu)
tutar, öbürüsünü ise adı konulmuş bir ecele kadar salıverir.
Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler
vardır. (39/42)
Andolsun, ölseniz de,
öldürülseniz de şüphesiz Allah'a (varıp) toplanacaksınız.
(3/158)
Derken doğum sancısı onu
bir hurma dalına sürükledi. Dedi ki: "Keşke bundan önce
ölseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim." (19/23)
Ya da (bunlar) karanlıklar,
gök gürültüsü ve şimşek(ler)le yüklü, 'gökten şiddetli bir
yağmur fırtınasına tutulmuş gibidirler ki, yıldırımların
saldığı dehşetle'; ölüm korkusundan parmaklarıyla kulaklarını
tıkarlar. Oysa Allah kafirleri çepeçevre kuşatıcıdır. (2/19)
Nasıl oluyor da Allah'ı
inkâr ediyorsunuz? Oysa ölü iken sizi O diriltti; sonra
sizi yine öldürecek, yine diriltecektir ve sonra O'na döndürüleceksiniz.
(2/28)
Sonra şükredesiniz diye,
sizi ölümünüzden sonra dirilttik. (2/56)
Bunun için de: "Ona (cesede,
kestiğiniz ineğin) bir parçasıyla vurun" demiştik. Böylece,
Allah ölüleri diriltir ve size ayetlerini gösterir; ki akıllanasınız.
(2/73)
De ki: "Eğer Allah katında
ahiret yurdu, başka insanların değil de, yalnızca sizin
ise, (ve) doğru sözlüyseniz, öyleyse hemen ölümü dileyin."
(2/94)
Yoksa siz, Yakub'un ölüm
anında, orada şahidler miydiniz? O, oğullarına: "Benden
sonra kime ibadet edeceksiniz?" dediğinde, onlar: "Senin
ilahına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın ilahı olan
tek bir ilaha ibadet edeceğiz; bizler ona teslim olduk"
demişlerdi. (2/133)
Ve sakın Allah yolunda
öldürülenlere "ölüler" demeyin; hayır onlar diridirler.
Fakat siz bunun şuurunda değilsiniz. (2/154)
Şüphesiz, göklerin ve
yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün ard arda gelişinde,
insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın
yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği
suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde,
gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde
düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır. (2/164)
O, size ölüyü (leşi)-
kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilmiş olan
(hayvan)ı kesin olarak haram kıldı. Fakat kim kaçınılmaz
olarak muhtaç kalırsa, taşkınlık yapmamak ve haddi aşmamak
şartıyla (ölmeyecek oranda yiyebilir), ona bir günah yoktur.
Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (2/173)
Sizden birinize ölüm gelip
çattığı zaman, eğer geride bir hayır bırakmışsa, anaya,
babaya ve yakın akrabaya bilinen (uygun, meşru) bir tarzda
vasiyette bulunması -Allah'a karşı gelmekten sakınanlara
bir hak olarak- size yazıldı (farz kılındı). (2/180)
Sana haram olan ayı, onda
savaşmayı sorarlar. De ki: "Onda savaşmak büyük (bir günahtır).
Ancak Allah katında, Allah'ın yolundan alıkoymak, onu inkâr
etmek, Mescid-i Haram'a engel olmak ve halkını oradan çıkarmak
daha büyük (bir günahtır). Fitne, katilden beterdir. Eğer
güç yetirirlerse, sizi dininizden geri çevirinceye kadar
sizinle savaşmayı sürdürürler; sizden kim dininden geri
döner ve kafir olarak ölürse, artık onların bütün işledikleri
(amelleri) dünyada da, ahirette de boşa çıkmıştır ve onlar
ateşin halkıdır, onda süresiz kalacaklardır. (2/217)
İçinizde ölüp de (geride)
eşler bırakanlar, (evlerinden) çıkarılmaksızın, bir yıla
kadar yararlanmaları için eşlerine vasiyet (bıraksınlar).
Ama onlar, (kendiliklerinden) çıkarlarsa, artık onların
maruf (meşru) olarak kendileri için yaptıklarından dolayı
size sorumluluk yoktur. Allah güçlü ve üstün olandır. Hüküm
ve hikmet sahibidir. (2/240)
Binlerce kişinin ölüm
korkusuyla yurtlarından çıktıklarını görmedin mi? Allah
onlara: "Ölün" dedi, sonra da onları diriltti. Şüphesiz
Allah, insanlara karşı fazl sahibidir. Ancak, insanların
çoğunluğu şükretmez. (2/243)
Ya da altı üstüne gelmiş,
ıssız duran bir şehre uğrayan gibisini (görmedin mi?) Demişti
ki: "Allah, burasını ölümünden sonra nasıl diriltecekmiş?"
Bunun üzerine Allah, onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra onu
diriltti. (Ve ona) Dedi ki: "Ne kadar kaldın?" O: "Bir gün
veya bir günden az kaldım" dedi. (Allah ona:) "Hayır, yüz
yıl kaldın, böyleyken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz
bozulmamış; eşeğine de bir bak; (bunu yapmamız) seni insanlara
ibret-belgesi kılmamız içindir. Kemiklere de bir bak nasıl
bir araya getiriyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz?"
dedi. O, kendisine (bunlar) apaçık belli olduktan sonra
dedi ki: "(Artık şimdi) Biliyorum ki gerçekten Allah, herşeye
güç yetirendir." (2/259)
Hani İbrahim: "Rabbim,
bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster" demişti. (Allah
ona:) "İnanmıyor musun?" deyince, "Hayır (inandım), ancak
kalbimin tatmin olması için" dedi. "Öyleyse, dört kuş tut.
Onları kendine alıştır, sonra onları (parçalayıp) her bir
parçasını bir dağın üzerine bırak, sonra da onları çağır.
Sana koşarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah, üstün ve
güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir." (2/260)
Geceyi gündüze bağlayıp-katarsın,
gündüzü de geceye bağlayıp-katarsın; diriyi ölüden çıkarırsın,
ölüyü de diriden çıkarırsın. Sen, dilediğine hesapsız rızık
verirsin." (3/27)
İsrailoğullarına elçi
kılacak. (O, İsrailoğullarına şöyle diyecek:) "Gerçek şu,
ben size Rabbinizden bir ayetle geldim. Ben size çamurdan
kuş biçiminde bir şey oluşturur, içine üfürürüm, o da hemencecik
Allah'ın izniyle kuş oluverir. Ve Allah'ın izniyle doğuştan
kör olanı, alaca hastalığına tutulanı iyileştirir ve ölüyü
diriltirim. Yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber
veririm. Şüphesiz, eğer inanmışsanız bunda sizin için kesin
bir ayet vardır." (3/49)
Sizler, işte böylesiniz;
onları seversiniz, oysa onlar sizi sevmezler. Siz Kitabın
tümüne inanırsınız, onlar sizinle karşılaştıklarında "inandık"
derler, kendi başlarına kaldıklarında ise, size olan kin
ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar. De ki:
"Kin ve öfkenizle ölün." Şüphesiz Allah, sinelerin özünde
saklı duranı bilendir. (3/119)
Andolsun, siz onunla karşılaşmadan
önce ölümü temenni ediyordunuz. İşte onu gördünüz, ama bakıp
duruyorsunuz. (3/143)
Muhammed, yalnızca bir
elçidir. Ondan önce nice elçiler gelip-geçmiştir. Şimdi
o ölürse ya da öldürülürse, siz topuklarınız üzerinde gerisin
geriye mi döneceksiniz? İki topuğu üzerinde gerisin geri
dönen kimse, Allah'a kesinlikle zarar veremez. Allah, şükredenleri
pek yakında ödüllendirecektir. (3/144)
Andolsun, eğer Allah yolunda
öldürülür ya da ölürseniz, Allah'tan olan bir bağışlanma
ve rahmet, onların bütün toplamakta olduklarından daha hayırlıdır.
(3/157)
Onlar, kendileri oturup
kardeşleri için: "Eğer bize itaat etselerdi, öldürülmezlerdi"
diyenlerdir. De ki: "Eğer doğru sözlüler iseniz, ölümü kendinizden
savın öyleyse." (3/168)
Allah yolunda öldürülenleri
sakın 'ölüler' saymayın. Hayır, onlar, Rableri katında diridirler,
rızıklanmaktadırlar. (3/169)
Her nefis ölümü tadıcıdır.
Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir.
Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, artık o
gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan
başka bir şey değildir. (3/185)
Kadınlarınızdan fuhuş
yapanların aleyhinde olmak üzere içinizden dört şahid tutun.
Eğer şehadet ederlerse, onları, ölüm alıp götürünceye veya
Allah onlara bir yol kılıncaya kadar evlerde alıkoyun. (4/15)
Tevbe; ne, kötülükleri
yapıp-edip de onlardan birine ölüm çatınca: "Ben şimdi gerçekten
tevbe ettim" diyenler, ne de kafir olarak ölenler için değil.
Böyleleri için acı bir azab hazırlamışızdır. (4/18)
Her nerede olursanız,
ölüm sizi bulur; yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda
olsanız bile. Onlara bir iyilik dokunsa: "Bu, Allah'tandır"
derler; onlara bir kötülük dokunsa: "Bu sendendir" derler.
De ki: "Tümü Allah'tandır." Fakat, ne oluyor ki bu topluluğa,
hiçbir sözü anlamaya çalışmıyorlar? (4/78)
Allah yolunda hicret eden,
yeryüzünde barınacak çok yer de bulur, genişlik (ve bolluk)
da. Allah'a ve Resûlü'ne hicret etmek üzere evinden çıkan,
sonra kendisine ölüm gelen kişinin ecri şüphesiz Allah'a
düşmüştür. Allah, bağışlayıcıdır, esirgeyicidir. (4/100)
Ölü eti, kan, domuz eti,
Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yüksek
bir yerden düşmüş, boynuzlanmış yırtıcı hayvan tarafından
yenmiş, -(henüz canlıyken yetişip) kestikleriniz hariç,-
dikili taşlar üzerine boğazlanan (hayvanlar) ve fal oklarıyla
kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır (günahla
yoldan sapmadır.) Bugün inkâra sapanlar, sizin dininizden
(dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir. Bugün size dininizi
kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size
din olarak İslam'ı seçip-beğendim. Kim 'şiddetli bir açlıkta
kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa' -günaha
eğilim göstermeksizin- (bu haram saydıklarımızdan yetecek
kadar yiyebilir.) Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
(5/3)
Ey iman edenler, sizden
birinize ölüm gelip çattığı zaman, vasiyet hazırlanışında,
aranızda içinizden adaletli iki kişiyi (şahid tutun.) Veya
yolculukta olup size ölüm musibeti gelip çatarsa, sizden
olmayan başka iki kişiyi (şahid tutun. İkisini) Şayet kuşkulanacak
olursanız namazdan sonra alıkoyarsınız, onlar da (size):
"Akraba dahi olsa onu (yeminimizi) hiçbir değere değiştirmeyeceğiz
ve Allah'ın şahidliğini gizlemeyeceğiz. Aksi takdirde biz
elbette günahkarlardan oluruz." diye Allah adına yemin etsinler.
(5/106)
Allah şöyle diyecek: "Ey
Meryemoğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben
seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin
iken de insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı
ve İncil'i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir
şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir
kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı, alacalıyı iznimle
iyileştiriyordun, (yine) benim iznimle ölüleri (hayata)
çıkarıyordun. İsrailoğullarına apaçık belgelerle geldiğinde
onlardan inkâra sapanlar, "Şüphesiz bu apaçık bir sihirdir"
demişlerdi (de) İsrailoğullarını senden geri püskürtmüştüm."
(5/110)
Ancak dinleyenler icabet
eder. Ölüleri (ise,) onları da Allah diriltir. Sonra O'na
döndürülürler. (6/36)
O, kulları üzerinde kahredici
(kahhar) olandır. Size koruyucular gönderiyor. Sonunda sizden
birinize ölüm gelip çattığı zaman, elçilerimiz onun 'hayatına
son verirler.' Onlar (bu işte, ne eksik ne fazla) kusur
etmezler. (6/61)
Allah'a karşı yalan uydurup
iftira düzenden veya kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken
"Bana da vahy geldi" diyen ve "Allah'ın indirdiğinin bir
benzerini de ben indireceğim" diyenden daha zalim kimdir?
Sen bu zalimleri, ölümün 'şiddetli sarsıntıları' sırasında
meleklerin ellerini uzatarak onlara: "Canlarınızı (bu kıskıvrak
yakalanıştan) çıkarın, bugün Allah'a karşı haksız olanı
söylediğiniz ve O'nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz çevirmeniz)
dolayısıyla alçaltıcı bir azabla karşılık göreceksiniz"
(dediklerinde) bir görsen... (6/93)
Taneyi ve çekirdeği yaran
şüphesiz Allah'tır. O, diriyi ölüden çıkarır, ölüyü de diriden
çıkarır. İşte Allah budur. Öyleyse nasıl oluyor da çevriliyorsunuz?
(6/95)
Gerçek şu ki, biz onlara
melekler indirseydik, onlarla ölüler konuşsaydı ve herşeyi
karşılarına toplasaydık, -Allah'ın dilediği dışında- yine
onlar inanmayacaklardı. Ancak onların çoğu cahillik ediyorlar.
(6/111)
Ölü iken kendisini dirilttiğimiz
ve insanlar içinde yürümesi için kendisine bir nur verdiğimiz
kimsenin durumu, karanlıklarda kalıp oradan bir çıkış bulamıyanın
durumu gibi midir? İşte, kafirlere yapmakta oldukları böyle
'süslü ve çekici' gösterilmiştir. (6/122)
Bir de dediler ki: "Bu
hayvanların karınlarında olan, yalnızca bizim erkeklerimize
aittir, eşlerimize ise haramdır. Eğer o, ölü doğarsa onlar
da bunda ortaktırlar." Allah, (bu) düzmelerinin cezasını
verecektir. Şüphesiz O, hüküm sahibi olandır, bilendir.
(6/139)
De ki: "Bana vahyolunanlar
içinde, yiyen bir kimsenin yiyeceği (şeyler) için, ölü eti,
dökülen kan, domuz eti -ki bu gerçekten murdardır- ya da
Allah'tan başkası adına kesilmiş bir fısk dışında, haram
kılınmış bir şey bulmuyorum. Kim kaçınılmaz bir ihtiyaçla
karşı karşıya kalırsa, -saldırmamak ve haddi aşmamak şartıyla-
(bu sayılanlardan ölmeyecek kadar yiyebilir). Şüphesiz senin
Rabbin bağışlayandır, esirgeyendir. (6/145)
De ki: "Şüphesiz benim
namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi
olan Allah'ındır." (6/162)
Rahmetinin önünde rüzgarları
bir müjde olarak gönderen O'dur. Bunlar ağırca bulutları
kaldırıp yüklendiğinde, onları (kuraklıktan) ölmüş bir şehre
sürükleyiveririz ve bununla oraya su indiririz de böylelikle
bütün ürünlerden çıkarırız. İşte biz, ölüleri de böyle diriltip-çıkarırız.
Ki ibret alasınız. (7/57)
(Herşey) Açıkça ortaya
çıktıktan sonra bile, sanki kendileri, göz göre göre ölüme
sürükleniyorlarmış gibi, seninle hak konusunda tartışıp
duruyorlardı. (8/6)
De ki: "Göklerden ve yerden
sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan
kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir?
Ve işleri evirip-çeviren kimdir? Onlar: "Allah" diyeceklerdir.
Öyleyse de ki: "Peki siz yine de korkup-sakınmayacak mısınız?
(10/31)
De ki: "Göklerden ve yerden
sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan
kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir?
Ve işleri evirip-çeviren kimdir? Onlar: "Allah" diyeceklerdir.
Öyleyse de ki: "Peki siz yine de korkup-sakınmayacak mısınız?
(10/31)
O'nun arşı su üzerinde
iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek
için gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur. Andolsun
onlara: "Gerçekten siz, ölümden sonra yine diriltileceksiniz"
dersen, inkâr edenler mutlaka: "Bu, açıkça bir büyüden başkası
değildir" derler. (11/7)
Eğer kendisiyle dağların
yürütüldüğü, yerin parçalandığı veya ölülerin konuşturulduğu
bir Kur'an olsaydı (yine bu Kur'an olurdu). Hayır, emrin
tümü Allah'ındır. İman edenler hâlâ anlamadılar mı ki, eğer
Allah dilemiş olsaydı, insanların tümünü hidayete erdirmiş
olurdu. İnkâr edenler, Allah'ın va'di gelinceye kadar, yaptıkları
dolayısıyla ya başlarına çetin bir bela çatacak veya yurtlarının
yakınına inecek. Şüphesiz Allah, verdiği sözden dönmez.
(Veya miadını şaşırmaz.) (13/31)
Yutkunmaya çabalayacak
ve boğazından geçirmeyi başaramıyacak, ona her yandan ölüm
gelecek, oysa ölmeyecek de. Ardından daha katı bir azab
olacak. (14/17)
Ölüdürler, diri değildirler;
ne zaman dirileceklerinin şuuruna varamazlar. (16/21)
Allah gökten su indirdi,
ölümünden sonra yeri onunla diriltti; işitebilen bir topluluk
için bunda gerçekten bir ayet vardır. (16/65)
O, size ancak ölüyü, kanı,
domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı
haram kıldı. Fakat kim mecbur kalırsa, saldırmamak ve sınırı
aşmamak üzere (yiyebilir). Çünkü gerçekten Allah, bağışlayandır,
esirgeyendir. (16/115)
Bu durumda, biz sana,
hayatında kat kat, ölümün de kat kat (acısını) tattırırdık;
sonra bize karşı bir yardımcı bulamazdın. (17/75)
Biz onları, yemek yemez
cesetler kılmadık ve onlar ölümsüz değillerdi. (21/8)
Senden önce hiçbir beşere
ölümsüzlüğü vermedik; şimdi sen ölürsen onlar ölümsüz mü
kalacaklar? (21/34)
Her nefis ölümü tadıcıdır.
Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz
ve siz bize döndürüleceksiniz. (21/35)
Ey insanlar, eğer dirilişten
yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, biz sizi topraktan
yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyo),
sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından;
size (kudretimizi) açıkca göstermek için. Dilediğimizi,
adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra
sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına
erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına
son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiçbir şey bilmeme
durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri
çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat
biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır
ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir. (22/5)
İşte böyle; şüphesiz Allah,
hakkın kendisidir ve şüphesiz ölüleri diriltir ve gerçekten
herşeye güç yetirendir. (22/6)
O (bütün gerçek), yalnızca
bizim (yaşamakta olduğumuz bu) dünya hayatımızdan ibarettir;
ölürüz ve yaşarız, biz diriltilecekler değiliz." (23/37)
Sonunda, onlardan birine
ölüm geldiği zaman, der ki: "Rabbim, beni geri çevirin."
(23/99)
Onunla ölü bir beldeyi
(toprağı) canlandırmak ve yarattığımız hayvanlardan ve insanlardan
birçoğunu onunla sulamak için. (25/49)
Ölümsüz kılınmak umuduyla
sanat yapıları mı ediniyorsunuz?" (26/129)
Çünkü gerçekten sen, ölülere
(söz) dinletemezsin ve arkasını dönüp kaçan sağırlara da
çağrıyı işittiremezsin. (27/80)
Her nefis ölümü tadıcıdır;
sonra bize döndürüleceksiniz. (29/57)
Andolsun onlara: "Gökten
su indirip de ölümünden sonra yeryüzünü dirilten kimdir?"
diye soracak olursan, şüphesiz: "Allah" diyecekler. De ki:
"Hamd Allah'ındır." Hayır, onların çoğu akletmiyorlar. (29/63)
O ölüden diriyi çıkarır
ve diriden ölüyü çıkarır, ölümünden sonra da yeri diriltir.
İşte siz de böyle çıkarılacaksınız. (30/19)
Size bir korku ve umut
(unsuru) olarak şimşeği göstermesi ile gökten su indirmek
suretiyle ölümünden sonra yeri onunla diriltmesi de, O'nun
ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilecek bir
kavim için gerçekten ayetler vardır. (30/24)
Şimdi Allah'ın rahmetinin
eserlerine bak; ölümünden sonra yeryüzünü nasıl diriltmektedir?
Şüphesiz O, ölüleri de gerçekten diriltecektir. O, herşeye
güç yetirendir. (30/50)
Şimdi sen, ölülere (söz)
duyuramazsın ve arkalarını dönüp giden sağırlara da çağrıyı
duyuramazsın. (30/52)
De ki: "Size vekil kılınan
ölüm meleği, hayatınıza son verecek, sonra Rabbinize döndürülmüş
olacaksınız." (32/11)
De ki: "Eğer ölümden veya
öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçış size kesin olarak bir
yarar sağlamaz; böyle olsa bile, pek az (bir zaman) dışında
metalanıp-yararlandırılmazsınız." (33/16)
(Geldiklerinde de) Size
karşı 'cimri ve bencildirler.' Şayet korku gelecek olsa,
ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri
dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün. Korku gidince,
hayra karşı oldukça düşkünlük göstererek sizi keskin dilleriyle
(eleştirip inciterek) karşılarlar. İşte onlar iman etmemişlerdir;
böylece Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu
Allah'a göre pek kolaydır. (33/19)
Böylece onun (Süleymanın)
ölümüne karar verdiğimiz zaman, ölümünü, onlara, asasını
yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi. Artık
o, yere yıkılıp-düşünce, açıkca ortaya çıktı ki, şayet cinler
gaybı bilmiş olsalardı böylesine aşağılanıcı bir azab içinde
kalıp-yaşamazlardı. (34/14)
Allah, rüzgarları gönderir,
onlar da bulutu kaldırır, böylece biz onu ölü bir beldeye
sürükleriz, onunla, yeri ölümünden sonra diriltiriz. İşte
(ölümden sonra) dirilip- yayılma da böyledir. (35/9)
Diri olanlarla ölüler
de bir değildir. Gerçekten Allah, dilediğine işittirir;
sen ise kabirlerde olanlara işittirecek değilsin. (35/22)
İnkar edenlere gelince,
onlar için de cehennem ateşi vardır. Onlar için ne, karar
verilir, ki böylece ölüversinler, ne de kendilerine onun
azabından (bir şey) hafifletilir. İşte biz, her nankör olanı
böyle cezalandırırız. (35/36)
Şüphesiz biz, ölüleri
biz diriltiriz; onların önden takdim ettiklerini ve eserlerini
biz yazarız. Biz herşeyi, apaçık bir kitapta tesbit edip
korumuşuz. (36/12)
Ölü toprak kendileri için
bir ayettir; biz onu dirilttik, ondan taneler çıkarttık,
böylelikle ondan yemektedirler. (36/33)
Yalnızca birinci ölümümüzden
başka (öyle mi)? Ve biz azaba uğratılacak olanlar değil
miymişiz?" (37/59)
Allah, ölecekleri zaman
canlarını alır; ölmeyeni de uykusunda (bir tür ölüme sokar).
Böylece, kendisi hakkında ölüm kararı verilmiş olanı(n ruhunu)
tutar, öbürüsünü ise adı konulmuş bir ecele kadar salıverir.
Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler
vardır. (39/42)
Allah, ölecekleri zaman
canlarını alır; ölmeyeni de uykusunda (bir tür ölüme sokar).
Böylece, kendisi hakkında ölüm kararı verilmiş olanı(n ruhunu)
tutar, öbürüsünü ise adı konulmuş bir ecele kadar salıverir.
Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler
vardır. (39/42)
O'nun ayetlerinden biri
de, senin gerçekten yeryüzünü huşu içinde (solmuş, boynu
bükülmüş ve kupkuru) görmendir. Ama Biz onun üzerine suyu
indirdiğimiz zaman, deprenir ve kabarır. Şüphesiz onu dirilten,
ölüleri de elbette dirilticidir. Çünkü O, herşeye güç yetirendir.
(41/39)
Yoksa O'nun dışında birtakım
veliler mi edindiler? İşte Allah; veli O'dur, ölüleri dirilten
O'dur. O, herşeye güç yetirendir. (42/9)
Ki O, belli bir miktar
ile gökten su indirdi de, onunla ölü bir memleketi 'dirilttik
(ve her yanına yeniden hayat) yaydık'; siz de böyle (kabirlerinizden
diriltilip) çıkarılacaksınız. (43/11)
(Bütün herşey) Bizim yalnızca
ilk ölümümüzdür; biz yeniden diriltilip-kaldırılacak değiliz."
(44/35)
Orda, ilk ölümün dışında
başka ölüm tadmazlar. Ve (Allah da) onları cehennem azabından
korumuştur. (44/56)
Gece ile gündüzün ardarda
gelişinde (veya aykırılığında), Allah'ın gökten rızık indirip
ölümünden sonra yeryüzünü diriltmesinde ve rüzgarları (belli
bir düzen içinde) yönetmesinde aklını kullanan bir kavim
için ayetler vardır. (45/5)
Yoksa kötülüklere batıp-yara
alanlar, kendilerini iman edip salih amellerde bulunanlar
gibi kılacağımızı mı sandılar? Hayatları ve ölümleri bir
mi (olacak)? Ne kötü hüküm veriyorlar. (45/21)
Dediler ki: "(Bütün olup
biten,) Bu dünya hayatımızdan başkası değildir, ölürüz ve
diriliriz; bizi "kesintisi olmayan zaman' (dehrin akışın)dan
başkası yıkıma (helake) uğratmıyor." Oysa onların bununla
ilgili hiçbir bilgileri yoktur; yalnızca zannediyorlar.
(45/24)
Onlar görmüyorlar mı ki,
gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan
(Allah), ölüleri de diriltmeye güç yetirir. Hayır; gerçekten
O, herşeye güç yetirendir. (46/33)
İman edenler, derler ki:
"(Savaş izni için) Bir sûre indirilmeli değil miydi?" Fakat,
içinde savaş (kıtal) zikri geçen muhkem bir sure indirildiği
zaman, kalplerinde hastalık olanların, üzerine ölüm baygınlığı
çökmüş olanların bakışı gibi sana baktıklarını gördün. Oysa
onlara evla (olan): (47/20)
Ey iman edenler, zandan
çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin
(birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). Kiminiz kiminizin
gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz,
ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz.
Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul
edendir, çok esirgeyendir. (49/12)
Kullara rızık olmak üzere.
Ve onunla (o suyla) ölü bir şehri dirilttik. İşte (ölümden
sonra) diriliş de böyledir. (50/11)
O, ölüm sarhoşluğu, bir
gerçek olarak gelip de, (insana) "İşte bu, senin yan çizip-kaçmakta
olduğun şeydir" (denildiği zaman da). (50/19)
Çevrelerinde ölümsüzlüğe
ulaşmış gençler dönüp dolaşır; (56/17)
Sizin aranızda ölümü takdir
eden Biziz ve Bizim önümüze geçilmiş değildir; (56/60)
(Münafıklar) Onlara seslenirler:
"Biz sizlerle birlikte değil miydik?" Derler ki: "Evet,
ancak siz kendinizi fitneye düşürdünüz, (Müslümanları acıların
ve yıkımların sarmasını) gözetip-beklediniz, (Allah'a ve
İslam'a karşı) kuşkulara kapıldınız. Sizleri kuruntular
yanıltıp-aldattı. Sonunda Allah'ın emri (olan ölüm) geliverdi;
ve o aldaltıcı da sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak,
hatta masumca sizden görünerek) aldatmış oldu." (57/14)
Bilin ki gerçekten Allah,
ölümünden sonra yeryüzüne hayat verir. Şüphesiz Biz, umulur
ki aklınızı kullanırsınız diye size ayetleri açıkladık.
(57/17)
De ki: "Ey Yahudi olanlar,
eğer siz, (bütün) insanlardan ayrı olarak yalnızca sizlerin
gerçekten Allah'ın velileri (dost ve sevgili kulları) olduğunuzu
öne sürüyorsanız, şu halde ölümü temenni edin; eğer doğru
sözlü iseniz (bunu çekinmeden yapın)." (62/6)
De ki: "Elbette sizin
kendisinden kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır.
Sonra gaybı da, müşahede edilebileni de bilen (Allah)a döndürüleceksiniz;
O da size yaptıklarınızı haber verecektir." (62/8)
Sizden birinize ölüm gelip
de: "Rabbim, beni yakın bir süreye (ecele) kadar geciktirsen
ben de böylece sadaka versem ve salihlerden olsam" demezden
önce, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. (63/10)
O, amel (davranış ve eylem)
bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek
için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır,
çok bağışlayandır. (67/2)
Sonunda yakîn (kesin bir
gerçek olan ölüm) gelip bize çattı." (74/47)
(Öyleyse Allah,) Ölüleri
diriltmeye güç yetiren değil midir? (75/40)
Dirilere ve ölülere. (77/26)
Sonra onun içinde o, ne
ölür, ne yaşar. (87/13)
Öyle ki (bu,) mezarı ziyaretinize
(kabre gidişinize, ölümünüze) kadar sürdü." (102/2)
Ya da (bunlar) karanlıklar
gök gürültüsü ve şimşek(ler)le yüklü 'gökten şiddetli bir
yağmur fırtınasına tutulmuş gibidirler ki yıldırımların
saldığı dehşetle'; ölüm korkusundan parmaklarıyla kulaklarını
tıkarlar. Oysa Allah kafirleri çepeçevre kuşatıcıdır. (2/19)
Sonra şükredesiniz diye
sizi ölümünüzden sonra dirilttik. (2/56)
De ki: "Eğer Allah katında
ahiret yurdu başka insanların değil de yalnızca sizin ise
(ve) doğru sözlüyseniz öyleyse hemen ölümü dileyin." (2/94)
Oysa onlar önceden ellerinin
takdim ettiklerinden dolayı onu (ölümü) hiçbir zaman kesin
olarak dilemiyeceklerdir. Allah zalimleri bilendir. (2/95)
Yoksa siz Yakub'un ölüm
anında orada şahidler miydiniz? O oğullarına: "Benden sonra
kime ibadet edeceksiniz?" dediğinde onlar: "Senin ilahına
ve ataların İbrahim İsmail ve İshak'ın ilahı olan tek bir
ilaha ibadet edeceğiz; bizler ona teslim olduk" demişlerdi.
(2/133)
Şüphesiz göklerin ve yerin
yaratılmasında gece ile gündüzün ard arda gelişinde insanlara
yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde Allah'ın yağdırdığı
ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda
her canlıyı orada üretip-yaymasında rüzgarları estirmesinde
gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde
düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır. (2/164)
Sizden birinize ölüm gelip
çattığı zaman eğer geride bir hayır bırakmışsa anaya babaya
ve yakın akrabaya bilinen (uygun meşru) bir tarzda vasiyette
bulunması -Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir hak olarak-
size yazıldı (farz kılındı). (2/180)
Binlerce kişinin ölüm
korkusuyla yurtlarından çıktıklarını görmedin mi? Allah
onlara: "Ölün" dedi sonra da onları diriltti. Şüphesiz Allah
insanlara karşı fazl sahibidir. Ancak insanların çoğunluğu
şükretmez. (2/243)
Ya da altı üstüne gelmiş
ıssız duran bir şehre uğrayan gibisini (görmedin mi?) Demişti
ki: "Allah burasını ölümünden sonra nasıl diriltecekmiş?"
Bunun üzerine Allah onu yüz yıl ölü bıraktı sonra onu diriltti.
(Ve ona) Dedi ki: "Ne kadar kaldın?" O: "Bir gün veya bir
günden az kaldım" dedi. (Allah ona:) "Hayır yüz yıl kaldın
böyleyken yiyeceğine ve içeceğine bak henüz bozulmamış;
eşeğine de bir bak; (bunu yapmamız) seni insanlara ibret-belgesi
kılmamız içindir. Kemiklere de bir bak nasıl bir araya getiriyoruz
sonra da onlara et giydiriyoruz?" dedi. O kendisine (bunlar)
apaçık belli olduktan sonra dedi ki: "(Artık şimdi) Biliyorum
ki gerçekten Allah herşeye güç yetirendir." (2/259)
Andolsun siz onunla karşılaşmadan
önce ölümü temenni ediyordunuz. İşte onu gördünüz ama bakıp
duruyorsunuz. (3/143)
Onlar kendileri oturup
kardeşleri için: "Eğer bize itaat etselerdi öldürülmezlerdi"
diyenlerdir. De ki: "Eğer doğru sözlüler iseniz ölümü kendinizden
savın öyleyse." (3/168)
Her nefis ölümü tadıcıdır.
Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir.
Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, artık o
gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan
başka bir şey değildir. (3/185)
Kadınlarınızdan fuhuş
yapanların aleyhinde olmak üzere içinizden dört şahid tutun.
Eğer şehadet ederlerse, onları ölüm alıp götürünceye veya
Allah onlara bir yol kılıncaya kadar evlerde alıkoyun. (4/15)
Tevbe; ne kötülükleri
yapıp-edip de onlardan birine ölüm çatınca: "Ben şimdi gerçekten
tevbe ettim" diyenler ne de kafir olarak ölenler için değil.
Böyleleri için acı bir azab hazırlamışızdır. (4/18)
Her nerede olursanız ölüm
sizi bulur; yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız
bile. Onlara bir iyilik dokunsa: "Bu Allah'tandır" derler;
onlara bir kötülük dokunsa: "Bu sendendir" derler. De ki:
"Tümü Allah'tandır." Fakat ne oluyor ki bu topluluğa hiçbir
sözü anlamaya çalışmıyorlar? (4/78)
Allah yolunda hicret eden,
yeryüzünde barınacak çok yer de bulur genişlik (ve bolluk)
da. Allah'a ve Resûlü'ne hicret etmek üzere evinden çıkan,
sonra kendisine ölüm gelen kişinin ecri şüphesiz Allah'a
düşmüştür. Allah bağışlayıcıdır, esirgeyicidir. (4/100)
Ey iman edenler, sizden
birinize ölüm gelip çattığı zaman, vasiyet hazırlanışında
aranızda içinizden adaletli iki kişiyi (şahid tutun.) Veya
yolculukta olup size ölüm musibeti gelip çatarsa, sizden
olmayan başka iki kişiyi (şahid tutun. İkisini) Şayet kuşkulanacak
olursanız namazdan sonra alıkoyarsınız onlar da (size):
"Akraba dahi olsa onu (yeminimizi) hiçbir değere değiştirmeyeceğiz
ve Allah'ın şahidliğini gizlemeyeceğiz. Aksi takdirde biz
elbette günahkarlardan oluruz." diye Allah adına yemin etsinler.
(5/106)
O kulları üzerinde kahredici
(kahhar) olandır. Size koruyucular gönderiyor. Sonunda sizden
birinize ölüm gelip çattığı zaman elçilerimiz onun 'hayatına
son verirler.' Onlar (bu işte ne eksik ne fazla) kusur etmezler.
(6/61)
Allah'a karşı yalan uydurup
iftira düzenden veya kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken
"Bana da vahy geldi" diyen ve "Allah'ın indirdiğinin bir
benzerini de ben indireceğim" diyenden daha zalim kimdir?
Sen bu zalimleri ölümün 'şiddetli sarsıntıları' sırasında
meleklerin ellerini uzatarak onlara: "Canlarınızı (bu kıskıvrak
yakalanıştan) çıkarın, bugün Allah'a karşı haksız olanı
söylediğiniz ve O'nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz çevirmeniz)
dolayısıyla alçaltıcı bir azabla karşılık göreceksiniz"
(dediklerinde) bir görsen... (6/93)
De ki: "Şüphesiz, benim
namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi
olan Allah'ındır." (6/162)
(Herşey) Açıkça ortaya
çıktıktan sonra bile sanki kendileri göz göre göre ölüme
sürükleniyorlarmış gibi seninle hak konusunda tartışıp duruyorlardı.
(8/6)
O'nun arşı su üzerinde
iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek
için gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur. Andolsun
onlara: "Gerçekten siz ölümden sonra yine diriltileceksiniz"
dersen inkâr edenler mutlaka: "Bu açıkça bir büyüden başkası
değildir" derler. (11/7)
Yutkunmaya çabalayacak
ve boğazından geçirmeyi başaramıyacak, ona her yandan ölüm
gelecek oysa ölmeyecek de. Ardından daha katı bir azab olacak.
(14/17)
Allah gökten su indirdi
ölümünden sonra yeri onunla diriltti; işitebilen bir topluluk
için bunda gerçekten bir ayet vardır. (16/65)
Bu durumda biz, sana hayatında
kat kat, ölümün de kat kat (acısını) tattırırdık; sonra
bize karşı bir yardımcı bulamazdın. (17/75)
Biz onları yemek yemez
cesetler kılmadık ve onlar ölümsüz değillerdi. (21/8)
Senden önce hiçbir beşere
ölümsüzlüğü vermedik; şimdi sen ölürsen onlar ölümsüz mü
kalacaklar? (21/34)
Her nefis ölümü tadıcıdır.
Biz sizi şerle de hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz
ve siz bize döndürüleceksiniz. (21/35)
Sonunda onlardan birine
ölüm geldiği zaman der ki: "Rabbim beni geri çevirin." (23/99)
Her nefis ölümü tadıcıdır;
sonra bize döndürüleceksiniz. (29/57)
Andolsun onlara: "Gökten
su indirip de ölümünden sonra yeryüzünü dirilten kimdir?"
diye soracak olursan şüphesiz: "Allah" diyecekler. De ki:
"Hamd Allah'ındır." Hayır onların çoğu akletmiyorlar. (29/63)
O ölüden diriyi çıkarır
ve diriden ölüyü çıkarır, ölümünden sonra da yeri diriltir.
İşte, siz de böyle çıkarılacaksınız. (30/19)
Size bir korku ve umut
(unsuru) olarak şimşeği göstermesi ile gökten su indirmek
suretiyle ölümünden sonra yeri onunla diriltmesi de O'nun
ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilecek bir
kavim için gerçekten ayetler vardır. (30/24)
Şimdi Allah'ın rahmetinin
eserlerine bak; ölümünden sonra yeryüzünü nasıl diriltmektedir?
Şüphesiz O, ölüleri de gerçekten diriltecektir. O herşeye
güç yetirendir. (30/50)
De ki: "Size vekil kılınan
ölüm meleği hayatınıza son verecek, sonra Rabbinize döndürülmüş
olacaksınız." (32/11)
De ki: "Eğer ölümden veya
öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçış size kesin olarak bir
yarar sağlamaz; böyle olsa bile pek az (bir zaman) dışında
metalanıp-yararlandırılmazsınız." (33/16)
(Geldiklerinde de) Size
karşı 'cimri ve bencildirler.' Şayet korku gelecek olsa
ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri
dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün. Korku gidince
hayra karşı oldukça düşkünlük göstererek sizi keskin dilleriyle
(eleştirip inciterek) karşılarlar. İşte onlar iman etmemişlerdir;
böylece Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu
Allah'a göre pek kolaydır. (33/19)
Böylece onun (Süleymanın)
ölümüne karar verdiğimiz zaman, ölümünü onlara asasını yemekte
olan bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi. Artık o yere
yıkılıp-düşünce açıkca ortaya çıktı ki şayet cinler gaybı
bilmiş olsalardı, böylesine aşağılanıcı bir azab içinde
kalıp-yaşamazlardı. (34/14)
Allah rüzgarları gönderir,
onlar da bulutu kaldırır, böylece biz onu ölü bir beldeye
sürükleriz, onunla yeri ölümünden sonra diriltiriz. İşte
(ölümden sonra) dirilip- yayılma da böyledir. (35/9)
"Yalnızca birinci ölümümüzden
başka (öyle mi)? Ve biz azaba uğratılacak olanlar değil
miymişiz?" (37/59)
Allah ölecekleri zaman
canlarını alır; ölmeyeni de uykusunda (bir tür ölüme sokar).
Böylece kendisi hakkında ölüm kararı verilmiş olanı(n ruhunu)
tutar, öbürünü ise adı konulmuş bir ecele kadar salıverir.
Şüphesiz bunda düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler
vardır. (39/42)
Gerçek şu ki, sen de öleceksin,
onlar da öleceklerdir. (39/30)
Sonra şüphesiz sizler,
kıyamet günü Rabbinizin huzurunda davalaşacaksınız. (39/31)
"(Bütün herşey) Bizim
yalnızca ilk ölümümüzdür; biz yeniden diriltilip-kaldırılacak
değiliz." (44/35)
Orda ilk ölümün dışında
başka ölüm tadmazlar. Ve (Allah da) onları cehennem azabından
korumuştur. (44/56)
Gece ile gündüzün ardarda
gelişinde (veya aykırılığında) Allah'ın gökten rızık indirip
ölümünden sonra yeryüzünü diriltmesinde ve rüzgarları (belli
bir düzen içinde) yönetmesinde aklını kullanan bir kavim
için ayetler vardır. (45/5)
Yoksa kötülüklere batıp-yara
alanlar kendilerini iman edip salih amellerde bulunanlar
gibi kılacağımızı mı sandılar? Hayatları ve ölümleri bir
mi (olacak)? Ne kötü hüküm veriyorlar. (45/21)
İman edenler derler ki:
"(Savaş izni için) Bir sûre indirilmeli değil miydi?" Fakat
içinde savaş (kıtal) zikri geçen muhkem bir sure indirildiği
zaman kalplerinde hastalık olanların üzerine ölüm baygınlığı
çökmüş olanların bakışı gibi sana baktıklarını gördün. Oysa
onlara evla (olan): (47/20)
Kullara rızık olmak üzere.
Ve onunla (o suyla) ölü bir şehri dirilttik. İşte (ölümden
sonra) diriliş de böyledir. (50/11)
O ölüm sarhoşluğu bir
gerçek olarak gelip de (insana) "İşte bu senin yan çizip-kaçmakta
olduğun şeydir" (denildiği zaman da). (50/19)
Çevrelerinde ölümsüzlüğe
ulaşmış gençler dönüp dolaşır; (56/17)
Sizin aranızda ölümü takdir
eden Biziz ve Bizim önümüze geçilmiş değildir; (56/60)
Bilin ki gerçekten Allah,
ölümünden sonra yeryüzüne hayat verir. Şüphesiz Biz, umulur
ki aklınızı kullanırsınız diye size ayetleri açıkladık.
(57/17)
De ki: "Ey Yahudi olanlar
eğer siz (bütün) insanlardan ayrı olarak yalnızca sizlerin
gerçekten Allah'ın velileri (dost ve sevgili kulları) olduğunuzu
öne sürüyorsanız şu halde ölümü temenni edin; eğer doğru
sözlü iseniz (bunu çekinmeden yapın)." (62/6)
Oysa onlar ellerinin öne
takdim ettikleri dolayısıyla bunu hiçbir zaman temenni edemezler.
Allah zalimleri bilendir. (62/7)
De ki: "Elbette sizin
kendisinden kaçtığınız ölüm şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır.
Sonra gaybı da müşahede edilebileni de bilen (Allah)a döndürüleceksiniz;
O da size yaptıklarınızı haber verecektir." (62/8)
Sizden birinize ölüm gelip
de: "Rabbim beni yakın bir süreye (ecele) kadar geciktirsen
ben de böylece sadaka versem ve salihlerden olsam" demezden
önce size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. (63/10)
O amel (davranış ve eylem)
bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek
için ölümü ve hayatı yarattı. O üstün ve güçlü olandır,
çok bağışlayandır. (67/2)
Keşke o (ölüm herşeyi)
kesip bitirseydi. (69/27)
Sonunda yakîn (kesin bir
gerçek olan ölüm) gelip bize çattı. (74/47)
(Ölüm korkusundan) Ayaklar
birbirine dolaştığında; (75/29)
(Mal mülk ve servette)
Çoklukla övünmek, sizi 'tutkuyla oyalayıp kendinizden geçirdi.'
(102/1)
Öyle ki (bu) mezarı ziyaretinize
(kabre gidişinize, ölümünüze) kadar sürdü. (102/2)
Ölüm
Baygınlığı-Sarhoşluğu
O, ölüm sarhoşluğu, bir
gerçek olarak gelip de, (insana) "İşte bu, senin yan çizip-kaçmakta
olduğun şeydir" (denildiği zaman da). (50/19)
(Geldiklerinde de) Size
karşı 'cimri ve bencildirler.' Şayet korku gelecek olsa,
ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri
dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün. Korku gidince,
hayra karşı oldukça düşkünlük göstererek sizi keskin dilleriyle
(eleştirip inciterek) karşılarlar. İşte onlar iman etmemişlerdir;
böylece Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu
Allah'a göre pek kolaydır. (33/19)
İman edenler, derler ki:
"(Savaş izni için) Bir sûre indirilmeli değil miydi?" Fakat,
içinde savaş (kıtal) zikri geçen muhkem bir sure indirildiği
zaman, kalplerinde hastalık olanların, üzerine ölüm baygınlığı
çökmüş olanların bakışı gibi sana baktıklarını gördün. Oysa
onlara evla (olan): İtaat ve maruf (güzel) sözdü. Fakat
iş, kesinlik ve kararlılık gerektirdiği zaman, şayet Allah'a
sadakat gösterselerdi, şüphesiz onlar için daha hayırlı
olurdu. (47/20-21)
Ve eğer antlaşmalardan
sonra, yine yeminlerini bozarlarsa ve dininize hınç besleyip-saldırırlarsa,
bu durumda küfrün önderleriyle çarpışın. Çünkü onlar, yeminleri
olmayan kimselerdir; belki cayarlar. (9/12)
Rabbinden apaçık bir delil
üzerinde bulunan, onu yine ondan bir şahid izleyen ve ondan
önce bir önder ve rahmet olarak Musa'nın kitabı (kendisini
doğrulamakta) bulunan kimse, (artık onlar) gibi midir? İşte
onlar, buna (Kur'an'a) inanırlar. Gruplardan biri onu inkâr
ederse, ateş ona vaadedilen yerdir. Öyleyse, bundan kuşkuda
olma, çünkü o, Rabbinden olan bir haktır. Ancak insanların
çoğunluğu inanmazlar. (11/17)
O, kıyamet günü kavminin
önderliğine geçer, böylece onları ateşe götürmüş olur. Sonunda
vardıkları yer, ne kötü bir yerdir.. (11/98)
İnkâr edenler derler ki:
"Ona Rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi ya." Sen,
yalnızca bir uyarıcısın ve her topluluk için bir hidayet
önderisin. (13/7)
Ve onları, kendi emrimizle
hidayete yönelten önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri,
namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize ibadet
edenlerdi. (21/73)
Ve onlar: "Rabbimiz, bize
eşlerimizden ve soyumuzdan, gözün aydınlığı olacak (çocuklar)
armağan et ve bizi takva sahiplerine önder kıl," diyenlerdir.
(25/74)
Biz ise, yeryüzünde güçten
düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve
mirasçılar kılmak istiyoruz. (28/5)
Biz, onları ateşe çağıran
önderler kıldık; kıyamet günü yardım görmezler. (28/41)
Ve onların içinden, sabrettikleri
zaman emrimizle doğru yola iletip-yönelten önderler kıldık;
onlar bizim ayetlerimize kesin bilgiyle inanıyorlardı. (32/24)
Ey iman edenler, öldürülenler
hakkında size kısas yazıldı (farz kılındı). Özgüre karşı
özgür, köleye karşı köle ve dişiye karşı dişi. Fakat kimin
(hangi katilin) lehine, onun (maktulün) kardeşi (varisi
veya velisi) tarafından bağışlanırsa, artık (yapılması gereken)
örfe uymak (ve) ona (maktulün varis veya velisine) güzellikle
(diyet) ödemektir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve bir
rahmettir. Artık kim bundan sonra tecavüzde bulunursa, onun
için elem verici bir azab vardır. (2/178)
Emzirmeyi tamamlamak isteyenler
için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların
(annelerin) yiyeceği, giyeceği bilinen (örf)e uygun olarak,
çocuk kendisinin olana (babaya) aittir. Kimseye güç yetireceğinin
dışında (yük ve sorumluluk) teklif edilmez. Anne, çocuğu,
çocuk kendisinin olan baba da çocuğu dolayısıyla zarara
uğratılmasın; mirasçı üzerinde (ki sorumluluk ve görev)
de bunun gibidir. Eğer (anne ve baba) aralarında rıza ile
ve danışarak (çocuğu iki yıl tamamlanmadan) sütten ayırmayı
isterlerse, ikisi için de bir güçlük yoktur. Ve eğer çocuklarınızı
(bir süt anneye) emzirtmek isterseniz, vereceğinizi örfe
uygun olarak ödedikten sonra size bir sorumluluk yoktur.
Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı
görendir. (2/233)
Kendilerine el sürmediğiniz,
mehirlerini tesbit etmediğiniz kadınları boşamanızda sizin
için bir sakınca yoktur. Onları yararlandırın, zengin olan
kendi gücü, darda olan da kendi gücü oranında, maruf (meşru
ve örfe uygun) bir şekilde yararlandırsın. (Bu,) iyilik
edenler üzerinde bir haktır. (2/236)
Yetimleri, nikaha erişecekleri
çağa kadar deneyin; şayet kendilerinde bir (rüşd) olgunlaşma
gördünüz mü, hemen onlara mallarını verin. Büyüyecekler
diye israf ile çarçabuk yemeyin. Zengin olan iffetli olmaya
çalışsın, yoksul olan da artık maruf (ihtiyaca ve örfe uygun)
bir şekilde yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman,
onlara karşı şahid bulundurun. Hesap görücü olarak Allah
yeter. (4/6)
İçinizden özgür mü'min
kadınları nikahlamaya güç yetiremeyenler, o zaman sağ ellerinizin
malik olduğu inanmış cariyelerinizden (alsın.) Allah sizin
imanınızı en iyi bilendir. Öyleyse onları, fuhuşta bulunmayan,
iffetli ve gizlice dostlar edinmemişler olarak velilerinin
izniyle nikahlayın. Onlara ücretlerini (mehirlerini) maruf
(güzel ve örfe uygun) bir şekilde verin. Evlendikten sonra,
fuhuş yapacak olurlarsa, özgür kadınlar üzerindeki cezanın
yarısı(nı uygulayın.) Bu, sizden günaha sapmaktan endişe
edip korkanlar içindir. Sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır.
Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (4/25)
Dediler ki: "Bizim kalplerimiz
örtülüdür." Hayır; Allah, inkârlarından dolayı onları lanetlemiştir.
Bundan dolayı pek azı iman eder. (2/88)
Oruç gecesinde kadınlarınıza
yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, sizin örtüleriniz,
siz de onlara örtüsünüz. Allah, gerçekten sizin, nefislerinize
ihanet etmekte olduğunuzu bildi, tevbenizi kabul etti ve
sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin
için yazdıklarını dileyin. Fecir vakti, sizce beyaz iplik
siyah iplikten ayırd edilinceye kadar yiyin, için, sonra
geceye kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde itikafta olduğunuz
zamanlarda onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ın
sınırlarıdır, (sakın) onlara yanaşmayın. İşte Allah, insanlara
ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar. (2/187)
Ey Kitap Ehli, neden hakkı
batıl ile örtüyor ve bildiğiniz halde hakkı gizliyorsunuz?
(3/71)
Onların kendi sözlerini
bozmaları, Allah'ın ayetlerine karşı inkâra sapmaları, peygamberleri
haksız yere öldürmeleri ve: "Kalplerimiz örtülüdür" demeleri
nedeniyle (onları lanetledik.) Hayır; Allah, inkârları dolayısıyla
ona (kalplerine) damga vurmuştur. Onların azı dışında, inanmazlar.
(4/155)
Onlardan seni dinleyenler
vardır; oysa biz, onu kavrayıp anlamalarına (bir engel olarak)
kalpleri üzerine kat kat örtüler ve kulaklarında bir ağırlık
kıldık. Onlar, hangi 'apaçık-belgeyi' görseler, yine ona
inanmazlar. Öyle ki, o inkâr etmekte olanlar, sana geldiklerinde,
seninle tartışmaya girerek: "Bu, öncekilerin uydurma masallarından
başka bir şey değildir" derler. (6/25)
Gece, üstünü örtüp bürüyünce
bir yıldız görmüş ve demişti ki: "Bu benim rabbimdir." Fakat
(yıldız) kayboluverince: "Ben kaybolup-gidenleri sevmem"
demişti. (6/76)
Şeytan, kendilerinden
'örtülüp gizlenen çirkin yerlerini' açığa çıkarmak için
onlara vesvese verdi ve dedi ki: "Rabbinizin size bu ağacı
yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi
yaşayanlardan kılınmamanız içindir." (7/20)
Onlar için cehennemden
yataklar ve üstlerine örtüler vardır. Biz zulme sapanları
işte böyle cezalandırırız. (7/41)
O, sizi tek bir nefisten
yarattı ve kendisiyle durulup-yatışması için ondan eşini
var etti. Onu (eşini) örtüp-bürüyünce, o da bir yük yüklendi
de bununla (bir süre) gezindi. Nitekim ağırlaşınca, ikisi
Rableri olan Allah'a dua ettiler: "Eğer bize salih (bir
çocuk) verirsen, andolsun şükredenlerden olacağız." (7/189)
Onlara Nuh'un haberini
oku. Hani kavmine demişti ki: "Ey kavmim, benim makamım
ve Allah'ın ayetleriyle hatırlatmalarım eğer size ağır geliyorsa
ben, şüphesiz Allah'a tevekkül etmişim. Artık siz ortaklarınızla
toplanıp yapacağınız işi karara bağlayın da işiniz size
örtülü kalmasın (veya tasa konusu olmasın), sonra hakkımdaki
hükmünüzü -bana süre tanımaksızın- verin. (10/71)
Haberiniz olsun; gerçekten
onlar, ondan gizlenmek için göğüslerini büker (Hak'tan kaçınıp
yan çizer)ler. (Yine) Haberiniz olsun; onlar, örtülerine
büründükleri zaman, O, gizli tuttuklarını da, açığa vurduklarını
da bilir. Çünkü O, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.
(11/5)
Mü'min kadınlara da söyle:
"Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını
korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden
görüneni hariç. Baş örtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak
şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından ya da
babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından
ya da kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından
ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından
ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı
olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların
henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler.
Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar.
Hep birlikte Allah'a tevbe edin ey mü'minler, umulur ki
felah bulursunuz." (24/31)
Biz önlerinde bir sed,
arkalarında bir sed çektik. Böylelikle onları örtüverdik,
artık görmezler. (36/9)
Dediler ki: "Bizi kendisine
çağırdığın şeye karşı kalblerimiz bir örtü içindedir, kulaklarımızda
bir ağırlık, bizimle senin aranda bir perde vardır. Artık
sen, (yapabileceğini) yap, biz de gerçekten yapıyoruz."
(41/5)
İman edip salih amellerde
bulunan ve Muhammed'e indirilen (Kur'an)a -ki o Rablerinden
bir haktır- İman edenlerin (Allah), kötülüklerini örtüp-bağışlamış,
durumlarını düzeltip-ıslah etmiştir. (47/2)
(Bütün bunlar,) Mü'min
erkekleri ve mü'min kadınları, içinde ebedi kalıcılar olmak
üzere, altından ırmaklar akan cennetlere sokması ve kötülüklerini
örtüp-bağışlaması içindir. İşte bu, Allah katında 'büyük
kurtuluş ve mutluluk'tur. (48/5)
Andolsun, sen bundan gaflet
içindeydin; işte Biz de senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık.
Artık bugün görüş-gücün keskindir." (50/22)
Doğrusu ben, onları bağışlaman
için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına
tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça
büyüklük gösterip-direttiler.' (71/7)
Ey örtüsüne bürünen, (73/1)
Ey bürünüp örtünen, (74/1)
Yıldızlar 'örtülüp (ışıkları)
silindiği' zaman, (77/8)
Geceyi bir örtü yaptık.
(78/10)
Ve onu (isyanla, günahla,
bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır.
(91/10)
Allah'ın dışında başka
veliler edinenlerin örneği, kendine ev edinen örümcek örneğine
benzer. Gerçek şu ki, evlerin en dayanıksız olanı örümcek
evidir; bir bilselerdi. (29/41)
Elif, Lam, Ra. Bu bir
Kitap'tır ki, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan
nura, O güçlü ve övgüye layık olanın yoluna çıkarman için
sana indirdik. (14/1)
Yedi gök, yer ve bunların
içindekiler O'nu tesbih eder; O'nu övgü ile tesbih etmeyen
hiçbir şey yoktur, ancak siz onların tesbihlerini kavramıyorsunuz.
Şüphesiz O, halim olandır, bağışlayandır. (17/44)
Sizi çağıracağı gün, O'na
övgüyle icabet edecek ve (dünyada) pek az bir süre kaldığınızı
sanacaksınız. (17/52)
Ve de ki: "Övgü (hamd),
çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan ve düşkünlükten dolayı
yardımcıya da (ihtiyacı) bulunmayan Allah'adır." Ve O'nu
tekbir edebildikçe tekbir et. (17/111)
Ey iman edenler, kazandıklarınızın
iyi olanından ve sizin için yerden bitirdiklerimizden infak
edin. Kendinizin göz yummadan alamayacağınız bayağı şeyleri
vermeye kalkışmayın ve bilin ki, şüphesiz Allah, hiçbir
şeye ihtiyacı olmayandır, övülmeye layık olandır. (2/267)
Getirdikleriyle sevinen
ve yapmadıkları şeyler nedeniyle övülmekten hoşlananları
(kazançlı) sayma; onları azaptan kurtulmuş olarak sayma.
Onlar için acı bir azap vardır. (3/188)
Dediler ki: "Allah'ın
emrine mi şaşıyorsun? Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin
üzerinizdedir, ey ev halkı şüphesiz O, övülmeye layık olandır,
Mecid'tir." (11/73)
Musa demişti ki: "Eğer
siz ve yeryüzündekilerin tümü inkâr edecek olsanız bile
şüphesiz Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, övülmüştür."
(14/8)
Gecenin bir kısmında kalk,
sana aid nafile olarak onunla (Kur'an'la) namaz kıl. Umulur
ki Rabbin seni övülmüş bir makama ulaştırır. (17/79)
Onlar, sözün en güzeline
iletilmişlerdir ve övülen doğru yola iletilmişlerdir. (22/24)
Göklerde ve yerde her
ne varsa O'nundur. Şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı
olmayan (Gani)dır, övülmeye layık olandır. (22/64)
Kendilerine ilim verilenler
ise, Rabbinden sana indirilenin hakkın ta kendisi olduğunu
ve üstün, güçlü, övülmeye layık olan (Allah)ın yoluna yöneltip-
ilettiğini görüyorlar. (34/6)
Batıl, ona önünden de,
ardından da gelemez. (Çünkü Kur'an,) Hüküm ve hikmet sahibi,
çok övülen (Allah)tan indirilmedir. (41/42)
Ey iman edenler, öldürülenler
hakkında size kısas yazıldı (farz kılındı). Özgüre karşı
özgür, köleye karşı köle ve dişiye karşı dişi. Fakat kimin
(hangi katilin) lehine, onun (maktulün) kardeşi (varisi
veya velisi) tarafından bağışlanırsa, artık (yapılması gereken)
örfe uymak (ve) ona (maktulün varis veya velisine) güzellikle
(diyet) ödemektir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve bir
rahmettir. Artık kim bundan sonra tecavüzde bulunursa, onun
için elem verici bir azab vardır. (2/178)
Hani İmran'ın karısı:
"Rabbim, karnımda olanı, 'her türlü bağımlılıktan özgürlüğe
kavuşturulmuş olarak' Sana adadım, benden kabul et. Şüphesiz
işiten bilen Sensin Sen" demişti. (3/35)
Sağ ellerinizin malik
olduğu (cariyeler) dışındaki kadınlardan 'evli ve özgür'
olanlarla da (evlenmeniz haramdır.) Bunlar, Allah'ın üzerinize
yazdığıdır. Bunların dışında kalanı iffetlerini koruyup
fuhuşta bulunmamak üzere mallarınızla (mehir vererek) evlenecek
kadın aramanız size helal kılındı. Öyleyse onlardan hangi
şeyle (veya ne kadar) yararlandıysanız, onlara ücret (mehir)lerini
tesbit edildiği miktarıyla ödeyin. Miktarın tesbitinden
sonra, karşılıklı hoşnud olduğunuz bir şey konusunda üstünüze
bir sorumluluk yoktur. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve
hikmet sahibi olandır. (4/24)
İçinizden özgür mü'min
kadınları nikahlamaya güç yetiremeyenler, o zaman sağ ellerinizin
malik olduğu inanmış cariyelerinizden (alsın.) Allah sizin
imanınızı en iyi bilendir. Öyleyse onları, fuhuşta bulunmayan,
iffetli ve gizlice dostlar edinmemişler olarak velilerinin
izniyle nikahlayın. Onlara ücretlerini (mehirlerini) maruf
(güzel ve örfe uygun) bir şekilde verin. Evlendikten sonra,
fuhuş yapacak olurlarsa, özgür kadınlar üzerindeki cezanın
yarısı(nı uygulayın.) Bu, sizden günaha sapmaktan endişe
edip korkanlar içindir. Sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır.
Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (4/25)
Bir mü'mine, -hata sonucu
olması dışında- bir başka mü'mini öldürmesi yakışmaz. Kim
bir mü'mini 'hata sonucu' öldürürse, mü'min bir köleyi özgürlüğüne
kavuşturması ve ailesine teslim edilecek bir diyeti vermesi
gerekir. Onların (bunu) sadaka olarak bağışlamaları başka.
Eğer o, mü'min olduğu halde size düşman olan bir topluluktan
ise, bu durumda mü'min bir köleyi özgürlüğe kavuşturması
gerekir. Şayet kendileriyle aranızda andlaşma olan bir topluluktan
ise, bu durumda ailesine bir diyet ödemek ve bir mü'min
köleyi özgürlüğe kavuşturmak gerekir. (Diyet ve köle özgürlüğü
için gereken imkanı) Bulamayan ise, kesintisiz olarak iki
ay oruç tutmalıdır. Bu, Allah'tan bir tevbedir. Allah bilendir,
hüküm ve hikmet sahibidir. (4/92)
Bugün size temiz olan
şeyler helal kılındı. (Kendilerine) Kitap verilenlerin yemeği
size helal, sizin de yemeğiniz onlara helaldir. Mü'minlerden
özgür ve iffetli kadınlar ile sizden önce (kendilerine)
kitap verilenlerden özgür ve iffetli kadınlar da, namuslu,
fuhuşta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemişler olarak
-onlara ücretlerini (mehirlerini) ödediğiniz takdirde- size
(helal kılındı.) Kim imanı tanımayıp küfre saparsa, elbette
onun yaptığı boşa çıkmıştır. O ahirette hüsrana uğrayanlardandır.
(5/5)
Allah sizi, yeminlerinizdeki
'rastgele söylemelerinizden, boş sözlerden' dolayı sorumlu
tutmaz, ancak yeminlerinizle bağladığınız sözlerden dolayı
sizi sorumlu tutar. Onun (yeminin) keffareti, ailenizdekilere
yedirdiklerinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak ya
da onları giydirmek veya bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır.
(Bunlara imkan) Bulamayan (için) üç gün oruç (vardır.) Bu,
yemin ettiğinizde (bozduğunuz) yeminlerinizin keffaretidir.
Yeminlerinizi koruyunuz. Allah, size ayetlerini böyle açıklar,
umulur ki şükredersiniz. (5/89)
Kadınlarına "zıhar"da
bulunanlar, sonra söylediklerinden geri dönenlerin, birbirleriyle
temas etmeden önce bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaları
gerekir. İşte size bununla öğüt verilmektedir. Allah, yaptıklarınızı
haber alandır. (58/3)
Bir boynu çözmek (bir köleye
özgürlük vermek)tir; (90/13)
|