kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Savaştan
Kaçanlar ve Bozguncular
Şüphesiz içinizden ağır
davrananlar vardır. Şayet size bir musibet isabet edecek
olsa: "Doğrusu Allah bana nimet verdi, çünkü onlarla birlikte
olmadım" der. (4/72)
Eğer size Allah'tan bir
fazl (zafer) isabet ederse o zaman da sanki onunla aranızda
hiçbir yakınlık yokmuş gibi kuşkusuz şöyle der; "Keşke onlarla
birlikte olsaydım, böylece ben de büyük 'kurtuluş ve mutluluğa'
erseydim." (4/73)
Ancak sizinle aralarında
andlaşma bulunan bir kavime sığınanlar ya da hem sizinle
hem kendi kavimleriyle savaşmak (istemeyip bun)dan göğüslerini
sıkıntı basıp size gelenler (dokunulmazdır.) Allah dileseydi
onları üstünüze saldırtır böylece sizinle çarpışırlardı.
Eğer sizden uzak durur (geri çekilir) sizinle savaşmaz ve
barış (şartların)ı size bırakırlarsa artık Allah sizin için
onların aleyhinde bir yol kılmamıştır. (4/90)
Diğerlerini de sizden
ve kendi kavimlerinden güvende olmayı istiyor bulacaksınız.
(Ama) Fitneye her geri çağrılışlarında içine başaşağı (balıklama)
dalarlar. Şayet sizden uzak durmaz, barış (şartların)ı size
bırakmaz ve ellerini çekmezlerse artık onları her nerede
bulursanız tutun ve onları öldürün. İşte size onların aleyhinde
apaçık olan 'destekleyici bir delil' kıldık. (4/91)
Ey iman edenler, toplu
olarak kâfirlerle karşılaştığınız zaman, onlara arka çevirmeyin
(savaştan kaçmayın). (8/15)
Kim onlara böyle bir günde
-yine savaşmak için bir yana çekilen ya da bir başka bölüğe
katılmak için yer tutanın dışında- arkasını çevirirse gerçekten
o, Allah'tan bir gazaba uğramıştır ve onun barınma yeri
cehennemdir. Ne kötü bir yataktır o. (8/16)
Ey iman edenler, ne oldu
ki size Allah yolunda savaşa kuşanın denildiği zaman yer(iniz)de
ağırlaşıp kaldınız? Ahiretten (cayıp) dünya hayatına mı
razı oldunuz? Ama ahirettekine (göre) bu dünya hayatının
yararı pek azdır. (9/38)
Eğer savaşa kuşanıp-çıkmazsanız,
O sizi pek acı bir azabla azablandıracak ve yerinize bir
başka topluluğu getirip değiştirecektir. Siz O'na hiçbir
şeyle zarar veremezsiniz. Allah, herşeye güç yetirendir.
(9/39)
Siz O'na (peygambere)
yardım etmezseniz, Allah O'na yardım etmiştir. Hani kâfirler
ikiden biri olarak O'nu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi
mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma,
elbette Allah bizimle beraberdir." Böylece Allah O'na 'huzur
ve güvenlik duygusunu' indirmişti O'nu sizin görmediğiniz
ordularla desteklemiş inkâra edenlerin de kelimesini (inkâr
çağrılarını) alçaltmıştı. Oysa Allah'ın kelimesi yüce olandır.
Allah üstün ve güçlüdür hüküm ve hikmet sahibidir. (9/40)
Hafif ve ağır savaşa kuşanıp
çıkın ve Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad
edin. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. (9/41)
Eğer yakın bir yarar ve
orta bir sefer olsaydı onlar mutlaka seni izlerlerdi. Ama
zorluk onlara uzak geldi. "Eğer güç yetirseydik muhakkak
seninle birlikte (savaşa) çıkardık." diye sana Allah adına
yemin edecekler. Kendi nefislerini helaka sürüklüyorlar.
Allah onların gerçekten yalan söylediklerini biliyor. (9/42)
Allah seni affetsin; doğru
söyleyenler sana açıkça belli oluncaya ve yalancıları da
öğreninceye kadar niye onlara izin verdin? (9/43)
Allah'a ve ahiret gününe
iman edenler mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten (kaçınmak
için) senden izin istemezler. Allah takva sahiplerini bilendir.
(9/44)
Senden yalnızca Allah'a
ve ahiret gününe inanmayan kalbleri kuşkuya kapılıp kuşkularında
kararsızlığa düşenler izin ister. (9/45)
Eğer (savaşa) çıkmak isteselerdi
herhalde ona bir hazırlık yaparlardı. Ancak Allah (savaşa)
gönderilmelerini çirkin gördü de ayaklarını doladı ve; "(Onlara)
Siz de oturanlarla birlikte oturun" denildi. (9/46)
Sizinle birlikte çıksalardı
size 'kötülük ve zarardan' başka bir şey ilave etmez ve
aranıza mutlaka fitne sokmak üzere içinizde çaba yürütürlerdi.
İçinizde onlara 'haber taşıyanlar' vardır. Allah zulmedenleri
bilir. (9/47)
Andolsun daha önce onlar
fitne aramışlardı. Ve sana karşı birtakım işler çevirmişlerdi.
Sonunda onlar istemedikleri halde hak geldi ve Allah'ın
emri ortaya çıkıp-üstünlük sağladı. (9/48)
Onlardan bir kısmı: "Bana
izin ver ve beni fitneye katma" der. Haberin olsun onlar
fitnenin (ta) içine düşmüşlerdir. Hiç şüphesiz cehennem
o inkâr edenleri mutlaka çepeçevre kuşatıcıdır. (9/49)
Sana iyilik dokunursa
bu onları fenalaştırır, bir musibet isabet edince ise: Biz
önceden tedbirimizi almıştık derler ve sevinç içinde dönüp
giderler. (9/50)
De ki: "Allah'ın bizim
için yazdıkları dışında bize kesinlikle hiçbir şey isabet
etmez. O bizim mevlamızdır. Ve mü'minler yalnızca Allah'a
tevekkül etmelidirler." (9/51)
De ki: "Siz bizim için
iki güzellikten (şehidlik veya zaferden) birinin dışında
başkasını mı bekliyorsunuz? Oysa biz de Allah'ın ya kendi
katından veya bizim elimizle size bir azab dokunduracağını
bekliyoruz. Öyleyse siz bekleyedurun kuşkusuz biz de sizlerle
birlikte bekleyenleriz." (9/52)
De ki: "İsteyerek veya
istemiyerek infak edin; sizden kesin olarak kabul edilmeyecektir.
Çünkü siz bir fasıklar topluluğu oldunuz." (9/53)
Gerçekten, sizden olduklarına
dair Allah adına yemin ederler. Oysa onlar, sizden değildirler.
Ancak onlar ödleri kopan bir topluluktur. (9/56)
Eğer onlar bir sığınak
ya da (kalacak) mağaralar veya girebilecekleri bir yer bulsalardı
hızla oraya yönelip koşarlardı. (9/57)
Allah'ın elçisine muhalif
olarak (savaştan) geri kalanlar oturup-kalmalarına sevindiler
ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad etmeyi çirkin
görerek: "Bu sıcakta (savaşa) çıkmayın" dediler. De ki:
"Cehennem ateşinin sıcaklığı daha şiddetlidir." Bir kavrayıp-anlasalardı.
(9/81)
Öyleyse kazandıklarının
cezası olarak az gülsünler çok ağlasınlar. (9/82)
Bundan böyle Allah seni
onlardan bir topluluğun yanına döndürür de (yine savaşa)
çıkmak için senden izin isterlerse de ki: "Kesin olarak
benimle hiçbir zaman (savaşa) çıkamazsınız ve kesin olarak
benimle bir düşmana karşı savaşamazsınız. Çünkü siz oturmayı
ilk defa hoş gördünüz; öyleyse geride kalanlarla birlikte
oturun." (9/83)
Onlardan ölen birinin
namazını hiçbir zaman kılma, mezarı başında durma. Çünkü
onlar Allah'a ve elçisine (karşı) inkâra saptılar ve fasık
kimseler olarak öldüler. (9/84)
Kendilerinden hoşnut olmanız
için size yemin ederler. Siz onlardan hoşnut olsanız bile
şüphesiz Allah fasıklar topluluğundan hoşnut olmaz. (9/96)
Ey iman edenler Allah'ın
üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani size ordular gelmişti;
böylece biz de onların üzerine bir rüzgar ve sizin görmediğiniz
ordular göndermiştik. Allah yaptıklarınızı görendir. (33/9)
Hani onlar, size hem üstünüzden
hem alt tarafınızdan gelmişlerdi; gözler kaymış yürekler
hançereye gelip dayanmıştı ve siz Allah hakkında (birtakım)
zanlarda bulunuyordunuz. (33/10)
İşte orada iman edenler
sınanmış ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsıntıya uğratılmışlardı.
(33/11)
Hani münafık olanlar ve
kalplerinde hastalık bulunanlar: "Allah ve Resulü bize boş
bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi" diyorlardı. (33/12)
Onlardan bir grup da hani
şöyle demişti: "Ey Yesrib (Medine) halkı, artık sizin için
(burada) kalacak yer yok şu halde dönün." Onlardan bir topluluk
da: "Gerçekten evlerimiz açıktır" diye Peygamberden izin
istiyordu; oysa onlar(ın evleri) açık değildi. Onlar, yalnızca
kaçmak istiyorlardı. (33/13)
Eğer onlara (şehrin her)
yanından girilseydi sonra da kendilerinden fitne (karışıklık
çıkarmaları) istenmiş olsaydı, hiç şüphesiz buna yanaşır
ve bunda pek az (zaman) dışında (kararsız) kalmazlardı.
(33/14)
Oysa andolsun, daha önce
'arkalarını dönüp kaçmayacaklarına' dair Allah'a söz vermişlerdi;
Allah'a verilen söz (ahid) ise (ağır bir) sorumluluktur.
(33/15)
De ki: "Eğer ölümden veya
öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçış size kesin olarak bir
yarar sağlamaz; böyle olsa bile pek az (bir zaman) dışında
metalanıp-yararlandırılmazsınız." (33/16)
De ki: "Size bir kötülük
isteyecek olsa sizi, Allah'tan koruyacak veya size bir rahmet
isteyecek olsa (buna engel olacak) kimdir?" Onlar kendileri
için Allah'ın dışında ne bir veli ne bir yardımcı bulamazlar.
(33/17)
Gerçekten Allah, içinizden
alıkoyanları ve kardeşlerine: "Bize gelin" diyenleri bilir.
Bunlar pek azı dışında zorlu-savaşlara gelmezler. (33/18)
(Geldiklerinde de) Size
karşı 'cimri ve bencildirler.' Şayet korku gelecek olsa
ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri
dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün. Korku gidince
hayra karşı oldukça düşkünlük göstererek, sizi keskin dilleriyle
(eleştirip inciterek) karşılarlar. İşte onlar iman etmemişlerdir;
böylece Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu,
Allah'a göre pek kolaydır. (33/19)
Onlar (münafıklar düşman)
birliklerinin gitmediklerini sanıyorlardı. Eğer (askeri)
birlikler gelecek olsa çölde bedevi-Araplar arasında olup
sizin haberlerinizi (ordan) sormayı cidden arzu ediyorlardı.
Fakat içinizde olsalardı ancak pek az savaşırlardı. (33/20)
Hani Melekler, dediler
ki: "Meryem, doğrusu Allah kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir.
Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir. O, dünyada ve ahirette
'seçkin, onurlu, saygındır' ve (Allah'a) yakın kılınanlardandır.."
(3/45)
Şüphesiz, Kitap Ehlinden,
Allah'a; size indirilene ve kendilerine indirilene -Allah'a
derin saygı gösterenler olarak- inananlar vardır. Onlar,
Allah'ın ayetlerine karşılık olarak az bir değeri satın
almazlar. İşte bunların Rableri katında ecirleri vardır.
Şüphesiz Allah, hesabı çok çabuk görendir. (3/199)
Ey iman edenler, Allah'ın
şiarlarına, haram olan ay'a, kurbanlık hayvanlara, (onlardaki)
gerdanlıklara ve Rablerinden bir fazl ve hoşnutluk isteyerek
Beyt-i Haram'a gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan
çıktınız mı artık avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram'dan
alıkoyduklarından dolayı bir topluluğa olan kininiz, sakın
sizi haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva konusunda
yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah'tan
korkup-sakının. Gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması
pek şiddetli olandır. (5/2)
Ve onlar Allah'ın ulaştırılmasını
emrettiği şeyi ulaştırırlar. Rablerinden içleri saygı ile
titrer, kötü hesaptan korkarlar. (13/21)
Onun duasına icabet ettik,
kendisine Yahya'yı armağan ettik, eşini de doğurmaya elverişli
kıldık. Gerçekten onlar hayırlarda yarışırlardı, umarak
ve korkarak bize dua ederlerdi. Bize derin saygı gösterirlerdi.
(21/90)
Gerçekten, Rablerine olan
haşyetlerinden dolayı saygıyla korkanlar, (23/57)
(De ki:) "Ben, ancak bu
şehrin Rabbine ibadet etmekle emrolundum ki, O, burasını
kutlu ve saygıdeğer kıldı. herşey O'nundur. Ve Müslümanlardan
olmakla emrolundum." (27/91)
Size kendi nefislerinizden
bir örnek verdi: "Size rızık olarak verdiğimiz şeylerde,
sağ ellerinizin malik olduklarınızdan, sizinle eşit olup
kendi kendinizden korktuğunuz gibi kendilerinden de korktuğunuz
(veya çekinip saygı duyduğunuz) ortaklar var mıdır? "İşte
biz, aklını kullanabilen bir kavim için ayetleri böyle birer
birer açıklarız. (30/28)
Şüphesiz, Müslüman erkekler
ve Müslüman kadınlar, mü'min erkekler ve mü'min kadınlar,
gönülden (Allah'a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah'a)
itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar,
sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla (Allah'tan)
korkan erkekler ve saygıyla (Allah'tan) korkan kadınlar,
sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan
erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler
ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çokca zikreden
erkekler ve (Allah'ı çokca) zikreden kadınlar; (işte) bunlar
için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır.
(33/35)
Ki Allah'a ve Resûlü'ne
iman etmeniz, O'nu savunup-desteklemeniz, O'nu en içten
bir saygıyla-yüceltmeniz ve sabah akşam O'nu (Allah'ı) tesbih
etmeniz için. (48/9)
İman edenlerin, Allah'ın
ve haktan inmiş olanın zikri için kalplerinin 'saygı ve
korku ile yumuşaması' zamanı gelmedi mi? Onlar, bundan önce
kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun bir
süre geçmiş, böylece kalpleri de katılaşmış bulunanlar gibi
olmasınlar. Onlardan çoğu fasık olanlardı. (57/16)
Şayet biz bu Kur'an'ı
bir dağın üzerine indirmiş olsaydık, andolsun onu Allah
korkusundan saygı ile baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün.
İşte Biz, belki düşünürler diye, insanlara böyle örnekler
veririz. (59/21)
Ve meleklere: "Adem'e
secde edin" dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O
ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kafirlerden oldu.
(2/34)
Ve hatırlayın, demiştik
ki: "Şu şehre girin ve orada istediğiniz yerde bol bol yiyin,
yalnızca secde ederek kapısından girerken 'dileğimiz bağışlanmadır'
deyin; (biz de) hatalarınızı bağışlayalım; iyilik yapanların
(ecirlerini) arttıracağız." (2/58)
Hani Evi (Ka'be'yi) insanlar
için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. "İbrahim'in
makamını namaz yeri edinin", İbrahim ve İsmail'e de, "Evimi,
tavaf edenler, itikafa çekilenler ve rüku ve secde edenler
için temizleyin" diye ahid verdik. (2/125)
Meryem, Rabbine gönülden
itaatte bulun, secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku
et." (3/43)
Onların hepsi bir değildir.
Kitap Ehli'nden bir topluluk vardır ki, gece vaktinde ayakta
durup Allah'ın ayetlerini okuyarak secdeye kapanırlar. (3/113)
İçlerinde olup onlara
namazı kıldırdığında, onlardan bir grup, seninle birlikte
dursun ve silahlarını (yanlarına) alsın; böylece onlar secde
ettiklerinde, arkalarınızda olsunlar. Namazlarını kılmayan
diğer grup gelip seninle namaz kılsınlar, onlar da 'korunma
araçlarını' ve silahlarını alsınlar. Küfredenler, size apansız
bir baskın yapabilmek için, sizin silahlarınızdan ve emtianız
(erzak ve mühimmatınız)dan ayrılmış olmanızı isterler. Yağmur
dolayısıyla bir güçlüğünüz varsa veya hastaysanız, silahlarınızı
bırakmanızda size bir sorumluluk yoktur. Korunma tedbirlerinizi
alın. Şüphesiz, Allah kafirler için aşağılatıcı bir azab
hazırlamıştır. (4/102)
Kesin söz vermeleri dolayısıyla
Tur'u üstlerine yükselttik ve onlara: "Bu kapıdan secde
ederek girin" dedik ve onlara: "Cumartesinde haddi aşmayın"
da dedik. Ve onlardan kesin bir söz aldık. (4/154)
Andolsun, biz sizi yarattık,
sonra size suret (biçim-şekil) verdik, sonra meleklere:
"Adem'e secde edin" dedik. Onlar da İblis'in dışında secde
ettiler; o, secde edenlerden olmadı. (7/11)
(Allah) Dedi: "Sana emrettiğimde,
seni secde etmekten alıkoyan neydi?" (İblis) Dedi ki: "Ben
ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan
yarattın." (7/12)
Ve sihirbazlar secdeye
kapandılar. (7/120)
Onlara: "Bu şehirde oturun,
ondan istediğiniz yerden yeyin, 'dileğimiz bağışlanmadır'
deyin ve kapısından secde ederek girin, (biz de) hatalarınızı
bağışlayalım. İyilik yapanların (armağanlarını) arttıracağız"
denildiğinde, (7/161)
Şüphesiz Rabbinin katında
olanlar, O'na ibadet etmekten büyüklenmezler; O'nu tesbih
ederler ve yalnız O'na secde ederler. (7/206)
Tevbe edenler, ibadet
edenler, hamd edenler, (İslam uğrunda) seyahat edenler,
rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten
sakındıranlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlar; sen (bütün)
mü'minleri müjdele. (9/112)
Hani Yusuf babasına: "Babacığım,
gerçekten ben (rüyamda) onbir yıldız, güneşi ve ayı gördüm;
bana secde etmektelerken gördüm" demişti. (12/4)
Babasını ve annesini tahta
çıkarıp oturttu; onun için secdeye kapandılar. Dedi ki:
"Ey Babam, bu, daha önceki rüyamın yorumudur. Doğrusu Rabbim
onu gerçek kıldı. Bana iyilik etti, çünkü beni zindandan
çıkardı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra,
(O,) çölden sizi getirdi. Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini
pek ince düzenleyip tedbir edendir. Gerçekten bilen, hüküm
ve hikmet sahibi O'dur." (12/100)
Göklerde ve yerde her
ne varsa -isteyerek de olsa, istemeyerek de olsa- Allah'a
secde eder. Sabah akşam gölgeleri de (O'na secde eder).
(13/15)
Ona bir biçim verdiğimde
ve ona ruhumdan üfürdüğümde hemen ona secde ederek (yere)
kapanın." (15/29)
Böylece meleklerin tümü,
topluca secde etti. (15/30)
Ancak İblis, secde edenlerle
birlikte olmaktan kaçınıp-dayattı. (15/31)
Dedi ki: "Ey İblis, sana
ne oluyor, secde edenlerle birlikte olmadın?" (15/32)
Dedi ki: "Ben, kuru bir
çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın beşere secde
etmek için var değilim." (15/33)
Sen Rabbini hamd ile tesbih
et ve secde edenlerden ol. (15/98)
Allah'ın herhangi bir
şeyden yarattığına bakmıyorlar mı? Onun gölgeleri küçülerek
sağdan ve soldan Allah'a secde eder vaziyette döner. (16/48)
Göklerde ve yerde olan
ne varsa, canlılar ve melekler Allah'a secde ederler ve
onlar büyüklük taslamazlar. (16/49)
Hani, meleklere: "Adem'e
secde edin" demiştik. İblis'in dışında (hepsi) secde etmişlerdi.
Demişti ki: "Bir çamur olarak yarattığın kimseye ben secde
eder miyim?" (17/61)
De ki: "İster ona inanın,
ister inanmayın: O, daha önce kendilerine ilim verilenlere
okunduğu zaman, çenelerinin üstüne kapanarak secde ederler."
(17/107)
Hani meleklere: "Adem'e
secde edin" demiştik; İblis'in dışında (diğerleri) secde
etmişlerdi. O cinlerdendi, böylelikle Rabbinin emrinden
dışarı çıkmıştı. Bu durumda Beni bırakıp onu ve onun soyunu
veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır.
(Bu,) Zalimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir.
(18/50)
İşte bunlar; kendilerine
Allah'ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Adem'in soyundan,
Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den, İbrahim
ve İsrail (Yakup)in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden
ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahman (olan Allah')ın
ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlar. (19/58)
Bunun üzerine büyücüler,
secdeye kapandılar: "Harun'un ve Musa'nın Rabbine iman ettik"
dediler. (20/70)
Hani biz meleklere: "Adem'e
secde edin" demiştik, İblis'in dışında (diğerleri) secde
etmişlerdi, o, ayak diremişti. (20/116)
Görmedin mi ki, gerçekten,
göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar,
ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu Allah'a secde
etmektedirler. Birçoğu üzerine azab hak olmuştur. Allah
kimi aşağılık kılarsa, artık onun için bir yüceltici yoktur.
Şüphesiz Allah, dilediğini yapar. (22/18)
Ey iman edenler, rüku
edin, secdeye varın, Rabbinize ibadet edin ve hayır işleyin,
umulur ki kurtuluş bulursunuz. (22/77)
Onlara: "Rahman'a secde
edin" denildiği zaman, "Rahman da neymiş? Biz senin bize
emrettiğine mi secde edecek mişiz?" derler ve (bu,) onların
nefretini arttırır. (25/60)
Onlar, Rablerine secde
ederek ve kıyama durarak gecelerler. (25/64)
Anında büyücüler secdeye
kapandılar. (26/46)
Secde edenler arasında
dönüp dolaşmanı da. (26/219)
Onu ve kavmini, Allah'ı
bırakıp da güneşe secde etmektelerken buldum, şeytan onlara
yaptıklarını süslemiştir, böylece onları (doğru) yoldan
alıkoymuştur; bundan dolayı onlar hidayet bulmuyorlar."
(27/24)
Ki onlar, göklerde ve
yerde saklı olanı ortaya çıkaran ve sizin gizlediklerinizi
ve açığa vurduklarınızı bilen Allah'a secde etmesinler diye
(yapmaktadırlar)." (27/25)
Bizim ayetlerimize, ancak
kendilerine hatırlatıldığı zaman, hemen secdeye kapananlar,
Rablerini hamd ile tesbih edenler ve büyüklük taslamayan
(müstekbir olmayan)lar iman eder. (32/15)
Onu bir biçime sokup,
ona ruhumdan üflediğim zaman siz onun için hemen secdeye
kapanın." (38/72)
Meleklerin hepsi topluca
secde etti; (38/73)
(Allah) Dedi ki: "Ey İblis,
iki elimle yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan neydi?
Büyüklendin mi, yoksa yüksekte olanlardan mı oldun?" (38/75)
Yoksa o, gece saatinde
kalkıp da secde ederek ve kıyama durarak gönülden itaat
(ibadet) eden, ahiretten sakınan ve Rabbinin rahmetini umud
eden (gibi) midir? De ki: "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir
olur mu? Şüphesiz, temiz akıl sahipleri öğüt alıp-düşünürler."
(39/9)
Gece, gündüz, güneş ve
ay O'nun ayetlerindendir. Siz güneşe de, aya da secde etmeyin.
Allah'a secde edin, ki bunları kendisi yaratmıştır. Eğer
O'na ibadet edecekseniz. (41/37)
Muhammed, Allah'ın elçisidir.
Ve onunla birlikte olanlar da kafirlere karşı zorlu, kendi
aralarında ise merhametlidirler. Onları, rüku edenler, secde
edenler olarak görürsün; onlar, Allah'tan bir fazl (lütuf
ve ihsan) ve hoşnutluk arayıp-isterler. Belirtileri, secde
izinden yüzlerindedir. İşte onların Tevrat'taki vasıfları
budur: İncil'deki vasıfları ise: Sanki bir ekin; filizini
çıkarmış, derken onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış,
sonra sapları üzerinde doğrulup-boy atmış (ki bu,) ekicilerin
hoşuna gider. (Bu örnek,) Onunla kafirleri öfkelendirmek
içindir. Allah, içlerinden iman edip salih amellerde bulunanlara
bir mağfiret ve büyük bir ecir va'detmiştir. (48/29)
Gecenin bir bölümünde
ve secdelerin arkasından da O'nu tesbih et. (50/40)
Hemen, Allah'a secde edin
ve (yalnızca O'na) kulluk edin. (53/62)
Bitki ve ağaç (O'na) secde
etmektedirler. (55/6)
Ayağın üstünden (örtünün)
açılacağı ve onların secdeye çağrılacakları gün, artık güç
yetiremezler. (68/42)
Gözleri 'korkudan ve dehşetten
düşük', kendilerini de zillet sarıp-kuşatmış. Oysa onlar,
(daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi. (68/43)
Gecenin bir bölümünde
O'na secde et ve geceleyin uzun uzadıya O'nu tesbih et.
(76/26)
Kendilerine Kur'an okunduğunda
secde etmiyorlar. (84/21)
Hayır; ona boyun eğme
(Rabbine) Secde et ve yakınlaş. (96/19)
Ancak onlar yüz çevirdiler,
böylece biz de onlara Arim selini gönderdik. Ve onların
iki bahçesini, buruk yemişli, acı ılgınlı ve içinde az bir
şey de sedir ağacı olan iki bahçeye dönüştürdük. (34/16)
Eğer yakın bir yarar ve
orta bir sefer olsaydı, onlar mutlaka seni izlerlerdi. Ama
zorluk onlara uzak geldi. "Eğer güç yetirseydik muhakkak
seninle birlikte (savaşa) çıkardık." diye sana Allah adına
yemin edecekler. Kendi nefislerini helaka sürüklüyorlar.
Allah onların gerçekten yalan söylediklerini biliyor. (9/42)
Onlar ise: "Rabbimiz,
seferlerimizin arasını aç (şehirlerimiz birbirine çok yakındır)
dediler ve kendi nefislerine zulmetmiş oldular. Böylece
biz de onları efsaneler(e konu olan bir halk) kıldık ve
onları darmadağın edip dağıttık. Şüphesiz bunda, çok sabreden
ve çok şükreden herkes için gerçekten ayetler vardır. (34/19)
Sabredenler, doğru olanlar,
gönülden boyun eğenler, infak edenler ve 'seher vakitlerinde'
bağışlanma dileyenlerdir. (3/17)
Onlar, seher vakitlerinde
istiğfar ederlerdi. (51/18)
Biz de onların üzerine
taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Yalnız Lut ailesini
(bu azabtan ayrı tuttuk;) onları seher vakti kurtardık;
(54/34)
(Allah) Gökten bir su
indirdi de dereler kendi miktarınca çağlayıp aktı. Sel de
yüze vuran bir köpük yüklendi. Bir süs veya bir meta sağlamak
için ateşte üzerine yakıp-erittikleri şeyler (madenler)de
de bunun gibi bir köpük (artık) vardır. İşte Allah, hak
ile batıla böyle örnekler verir. Köpüğe gelince, o atılır
gider, insanlara yarar sağlayacak şey ise, yeryüzünde kalır.
İşte Allah örnekleri böyle vermektedir. (13/17)
Süleyman için de, sabah
gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay (mesafe) olan rüzgara
(boyun eğdirdik); erimiş bakır madenini ona sel gibi akıttık.
Onun eli altında Rabbinin izniyle iş gören bir kısım cinler
vardı. Onlardan kim bizim emrimizden çıkıp-sapacak olsa,
ona çılgın ateşin azabından taddırırdık. (34/12)
Ancak onlar yüz çevirdiler,
böylece biz de onlara Arim selini gönderdik. Ve onların
iki bahçesini, buruk yemişli, acı ılgınlı ve içinde az bir
şey de sedir ağacı olan iki bahçeye dönüştürdük. (34/16)
Bir selamla selamlandığınızda,
siz ondan daha güzeliyle selam verin ya da aynıyla karşılık
verin. Şüphesiz, Allah herşeyin hesabını tam olarak yapandır.
(4/86)
Ey iman edenler, Allah
yolunda adım attığınız (savaşa çıktığınız) zaman gerekli
araştırmayı yapın ve size (İslam geleneğine göre) selam
verene, dünya hayatının geçiciliğine istekli çıkarak: "Sen
mü'min değilsin" demeyin. Asıl çok ganimet, Allah katındadır,
bundan önce siz de böyle idiniz; Allah size lütufta bulundu.
Öyleyse iyice açıklık kazandırın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan
haberi olandır. (4/94)
Bizim ayetlerimize iman
edenler sana geldiklerinde, onlara de ki: "Selam olsun size.
Rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazdı ki, içinizden kim bir
cehalet sonucu bir kötülük işler sonra tevbe eder ve (kendini)
ıslah ederse şüphesiz, O, bağışlayandır, esirgeyendir."
(6/54)
İki taraf arasında bir
engel ve burçlar (A'raf) üstünde hepsini yüzlerinden tanıyan
adamlar vardır. Cennete gireceklere: "Selam size" derler,
ki bunlar, henüz girmeyen fakat (girmeyi) 'şiddetle arzu
edip umanlardır.' (7/46)
Oradaki duaları: "Allah'ım,
Sen ne yücesin"dir ve oradaki dirlik temennileri: "Selam"dır;
dualarının sonu da: "Gerçekten, hamd alemlerin Rabbi olan
Allah'ındır." (10/10)
Ey Nuh" denildi. "Sana
ve seninle birlikte olan ümmetler üzerine bizden selam ve
bereketlerle (gemiden) in. (Sizden türeyecek diğer kâfir)
Ümmetleri de yararlandıracağız, sonra onlara bizden acı
bir azab dokunacaktır." (11/48)
Andolsun, elçilerimiz
İbrahim'e müjde ile geldikleri zaman; "Selam" dediler. O
da: "Selam" dedi (ve) hemen gecikmeden kızartılmış bir buzağı
getirdi. (11/69)
Sabrettiğinize karşılık
selam size. (Dünya) Yurdun(un) sonu ne güzel." (13/24)
İman edip salih amellerde
bulunanlar, Rablerinin izniyle altından ırmaklar akan, içinde
ebedi kalacakları cennetlere konulmuşlardır. Orada birbirlerine
olan dirlik temennileri: "Selam"dır. (14/23)
Yanına girdiklerinde "Selam"
demişlerdi. O da: "Biz sizden korkmaktayız" demişti. (15/52)
Ki melekler, güzellikle
canlarını aldıklarında: "Selam size" derler. "Yaptıklarınıza
karşılık olmak üzere cennete girin." (16/32)
Ona selam olsun; doğduğu
gün, öleceği gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağı gün
de. (19/15)
Selam üzerimedir; doğduğum
gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım
gün de." (19/33)
(İbrahim:) "Selam üzerine
olsun, senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim, çünkü,
O, bana pek lütufkardır" dedi. (19/47)
Onda 'boş bir söz' işitmezler;
sadece selam (ı işitirler). Sabah akşam, onların rızıkları
orda (bulunmakta)dır. (19/62)
Haydi ona gidin de deyin
ki: Biz senin Rabbinin elçileriyiz, İsrailoğullarını bizimle
birlikte gönder ve onlara (artık) azab verme. Sana Rabbinden
bir ayetle geldik. Selam, hidayete tabi olanların üzerine
olsun." (20/47)
Ey iman edenler, evlerinizden
başka evlere, yakınlık kurup (izin almadan) ve (ev halkına)
selam vermeden girmeyin. Bu sizin için daha hayırlıdır;
umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz. (24/27)
Kör olana güçlük yoktur,
topal olana güçlük yoktur, hasta olana da güçlük yoktur;
sizin için de, gerek kendi evlerinizden, gerekse babalarınızın
evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek kardeşlerinizin
evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın
evlerinden, halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden,
teyzelerinizin evlerinden, anahtarına malik olduğunuz (yerlerden)
ya da dostlarınızın (evlerin)den yemenizde bir güçlük yoktur.
Hep bir arada veya ayrı ayrı yemenizde de bir günah yoktur.
Evlere girdiğiniz vakit, Allah tarafından kutlu, güzel bir
yaşama dileği olarak birbirinize selam verin. İşte Allah,
size ayetleri böyle açıklar, umulur ki aklınızı kullanırsınız.
(24/61)
O Rahman'ın kulları, yeryüzü
üzerinde alçak gönüllü olarak yürürler ve cahiller kendileriyle
muhatap oldukları zaman "Selam" derler. (25/63)
İşte onlar, sabretmelerine
karşılık (cennetin en gözde yerinde) odalarla ödüllendirilirler
ve orda esenlik dileği ve selamla karşılanırlar. (25/75)
Dedi ki: "Hamd Allah'ındır
ve selam O'nun seçtiği kullarının üzerinedir. Allah mı daha
hayırlı yoksa onların ortak koştukları mı?" (27/59)
'Boş ve yararsız olan
sözü' işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve: "Bizim
yapıp-ettiklerimiz bizim, sizin yapıp-ettikleriniz sizindir;
size selam olsun, biz cahilleri benimsemeyiz" derler. (28/55)
O'na kavuşacakları gün,
onların dirlik temennileri: "Selam"dır. Ve O, onlara üstün
bir ecir hazırlamıştır. (33/44)
Şüphesiz, Allah ve melekleri
Peygambere salat ederler. Ey iman edenler, siz de ona salat
edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin. (33/56)
Çok esirgeyen Rabb'dan
onlara bir de sözlü "Selam" (vardır). (36/58)
Alemler içinde selam olsun
Nuh'a. (37/79)
İbrahim'e selam olsun.
(37/109)
Musa'ya ve Harun'a selam
olsun. (37/120)
İlyas'a selam olsun. (37/130)
Gönderilmiş (peygamber)lere
selam olsun. (37/181)
Rablerinden korkup-sakınanlar
da, cennete bölük bölük sevkedildiler. Sonunda oraya geldikleri
zaman, kapıları açıldı ve onlara (cennetin) bekçileri dedi
ki: "Selam üzerinizde olsun, hoş ve temiz geldiniz. Ebedi
kalıcılar olarak ona girin." (39/73)
Şimdi sen, 'aldırış etmeksizin
onlardan yüz çevir' ve: "Selam" de. Artık onlar bileceklerdir.
(43/89)
Hani, yanına girdiklerinde:
"Selam" demişlerdi. O da: "Selam" demişti. "(Haklarında
bilgim olmayan) Yabancı bir topluluk." (51/25)
Yalnızca bir söz (işitirler:)
"Selam, selam." (56/26)
Artık, "Ashab-ı Yemin"den
selam sana. (56/91)
'Gizli toplantıların fısıldaşmalarından'
(kulis) men' edilip sonra men' edildikleri şeye dönenleri;
günah, düşmanlık ve Peygamber'e isyanı (aralarında) fısıldaşanları
görmüyor musun? Onlar sana geldikleri zaman, seni Allah'ın
selamladığı biçimde selamlıyorlar. Ve kendi kendilerine:
"Söylediklerimiz dolayısıyla Allah bize azab etse ya." derler.
Onlara cehennem yeter; oraya gireceklerdir. Artık o, ne
kötü bir gidiş yeridir. (58/8)
Bu suretle onları, sonradan
gelecekler için bir selef ve bir örnek kıldık. (43/56)
Bir pınar ki orada "selsebil"
olarak adlandırılır. (76/18)
Kendilerinden önce nice
nesilleri yıkıma uğrattığımızı görmüyorlar mı? Biz, sizi
yerleşik kılmadığımız bir biçimde onları yeryüzünde (büyük
bir güç ve servetle) yerleşik kıldık; gökten üzerlerine
sağanak (bol yağmurlar) yağdırdık, nehirleri de altlarından
akar yaptık. Ama günahları nedeniyle biz onları yıkıma uğrattık
ve arkalarından başka nesiller (inşa edip) var ettik. (6/6)
Burcun üstündeki adamlar,
kendilerini yüzlerinden tanıdıkları (ileri gelen birtakım)
adamlara seslenerek derler ki: "Ne (güç ve servet) toplamış
olmanız, ne büyüklük taslamanız (istikbarınız) size bir
yarar sağlamadı." (7/48)
(Allah'ın) Ad (kavminden)
sonra sizi halifeler kıldığını ve sizi yeryüzünde (güç ve
servetle) yerleştirdiğini hatırlayın. Ki onun düzlüklerinde
köşkler kuruyor, dağlardan evler yontuyordunuz. Şu halde
Allah'ın nimetlerini hatırlayın, yeryüzünde bozguncular
olarak karışıklık çıkarmayın." (7/74)
Allah'a iman edin, O'nun
elçisi ile cihada çıkın" diye bir sûre indirildiği zaman
onlardan servet sahibi olanlar, senden izin isteyip: "Bizi
bırakıver, oturanlarla birlikte olalım" dediler. (9/86)
Allah'ın o (fethedilen)
şehir halkından Resûlü'ne verdiği fey, Allah'a, Resûl'e,
(ve Resûl'e) yakın akrabalığı olanlara, yetimlere, yoksullara
ve yolda kalmışlara aittir. Öyle ki (bu mallar ve servet)
sizden zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir devlet
olmasın. Resûl size ne verirse artık onu alın, sizi neden
sakındırırsa artık ondan sakının ve Allah'tan korkun. Şüphesiz
Allah, cezası (ikâbı) pek şiddetli olandır. (59/7)
Hayır, biz (herşeyden
ve bütün servetimizden) yoksun bırakıldık." (68/27)
(Durmaksızın mal ve servet)
Toplayıp bir yerde (üstüste) yığmakta olanı. (70/18)
Yalanlamakta olan nimet
(refah ve servet) sahiplerini sen bana bırak ve onlara az
bir süre tanı. (73/11)
(Mal, mülk ve servette)
Çoklukla övünmek, sizi 'tutkuyla oyalayıp, kendinizden geçirdi.'
(102/1)
Eğer gerçekten iman edip
sakınsalardı, Allah katındaki sevab(ları) gerçekten daha
hayırlı olurdu; bir bilselerdi. (2/103)
Allah'ın izni olmaksızın
hiçbir nefis için ölmek yoktur. O, süresi belirtilmiş bir
yazıdır. Kim dünyanın yararını (sevabını) isterse ona ondan
veririz, kim ahiret sevabını isterse ona da ondan veririz.
Biz şükredenleri pek yakında ödüllendireceğiz. (3/145)
Böylece Allah, dünya ve
ahiret sevabının güzelliğini onlara verdi. Allah iyilikte
bulunanları sever. (3/148)
Kim dünya sevab (yarar)ını
isterse, dünyanın da, ahiretin de sevabı Allah katındadır.
Allah işitendir, görendir. (4/134)
Kendilerine ilim verilenler
ise: "Yazıklar olsun size, Allah'ın sevabı, iman eden ve
salih amellerde bulunan kimse için daha hayırlıdır; buna
da sabredenlerden başkası kavuşturulmaz" dediler. (28/80)
Onlar; altından ırmaklar
akan Adn cennetleri onlarındır, orada altın bileziklerle
süslenirler, hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan yeşil
elbiseler giyerler ve tahtlar üzerinde kurulup-dayanırlar.
(Bu,) Ne güzel sevap ve ne güzel destek. (18/31)
İşte burada (bu durumda)
velayet (yardımcılık, dostluk) hak olan Allah'a aittir.
O, sevap bakımından hayırlı, sonuç bakımından hayırlıdır.
(18/44)
Mal ve çocuklar, dünya
hayatının çekici-süsüdür; sürekli olan 'salih davranışlar'
ise, Rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlıdır,
umut etmek bakımından da daha hayırlıdır. (18/46)
Allah, hidayet bulanlara
hidayeti arttırır. Sürekli olan salih davranışlar, Rabbinin
katında sevap bakımından daha hayırlı, varılacak sonuç bakımından
da daha hayırlıdır. (19/76)
Bugün biz onların ağızlarını
mühürleriz; (günahtan ve sevaptan yana) kazandıklarını,
elleri bize söylemekte, ayakları (aleyhlerinde) şahitlik
etmektedir. (36/65)
Andolsun, Allah, sana
o ağacın altında biat ederlerken mü'minlerden razı olmuştur,
kalplerinde olanı bilmiş ve böylece üzerlerine 'güven duygusu
ve huzur' indirmiştir ve onlara yakın bir fethi sevap (karşılık)
olarak vermiştir. (48/18)
İnsanlar içinde, Allah'tan
başkasını 'eş ve ortak' tutanlar vardır ki, onlar (bunları),
Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah'a
olan sevgileri daha güçlüdür. O zulmedenler, azaba uğrayacakları
zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah'ın olduğunu
ve Allah'ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu
bir bilselerdi. (2/165)
Yüzlerinizi doğuya ve
batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a,
ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden;
mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara,
yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri
için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde
ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın
kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır).
İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.
(2/177)
Andolsun, insanlar içinde,
mü'minlere en şiddetli düşman olarak Yahudileri ve müşrikleri
bulursun. Onlardan, iman edenlere sevgi bakımından en yakın
olarak da: "Hıristiyanlarız" diyenleri bulursun. Bu, onlardan
(birtakım) papaz ve rahiplerin olması ve onların gerçekte
büyüklük taslamamaları nedeniyledir. (5/82)
Onlar şöyle demişti: "Yusuf
ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir; oysa ki biz,
birbirini pekiştiren bir topluluğuz. Gerçekte babamız, açıkça
bir şaşkınlık içindedir." (12/8)
Şehirde (birtakım) kadınlar:
"Aziz (Vezir)'in karısı kendi uşağının nefsinden murad almak
istiyormuş. Öyle ki sevgi onun bağrına sinmiş. Biz doğrusu
onu açıkça bir sapıklık içinde görüyoruz." dedi. (12/30)
Katımızdan ona bir sevgi
duyarlılığı ve temizlik (de verdik). O, çok takva sahibi
biriydi. (19/13)
İman edenler ve salih
amellerde bulunanlar ise, Rahman, onlar için bir sevgi kılacaktır.
(19/96)
Onu sandığın içine koy,
suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın; onu benim de
düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır. Gözümün önünde
yetiştirilmen için, kendimden sana bir sevgi yönelttim."
(20/39)
(İbrahim) Dedi ki: "Siz
gerçekten, Allah'ı bırakıp dünya hayatında aranızda bir
sevgi-bağı olarak putları (ilahlar) edindiniz. Sonra kıyamet
günü, kiminiz kiminizi inkar edip-tanımayacak ve kiminiz
kiminize lanet edeceksiniz. Sizin barınma yeriniz ateştir
ve hiçbir yardımcınız yoktur." (29/25)
Onda 'sükun bulup durulmanız'
için, size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranızda
bir sevgi ve merhamet kılması da, O'nun ayetlerindendir.
Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler
vardır. (30/21)
O da demişti ki: "Gerçekten
ben, mal (veya at) sevgisini Rabbimi zikretmekten dolayı
tercih ettim." Sonunda bu atlar (koştular ve toz) perdesinin
arkasına saklandılar. (38/32)
İşte Allah, iman edip
salih amellerde bulunan kullarına böyle müjde vermektedir.
De ki: "Ben buna karşı yakınlıkta sevgi dışında sizden hiçbir
ücret istemiyorum." Kim bir iyilik kazanırsa, biz ondaki
iyiliği arttırırız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, şükredene
karşılığını verendir. (42/23)
Eşlerine sevgiyle tutkun
(ve) hep yaşıt, (56/37)
Allah'a ve ahiret gününe
iman eden hiçbir kavim (topluluk) bulamazsın ki, Allah'a
ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk)
bağı kurmuş olsunlar; bunlar, ister babaları, ister çocukları,
ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri (soyları) olsun.
Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazmış
ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları,
altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orda süresiz
olarak kalacaklardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar
da O'ndan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın fırkasıdır.
Dikkat edin; şüphesiz Allah'ın fırkası olanlar, felah (umutlarını
gerçekleştirip kurtuluş) bulanların ta kendileridir. (58/22)
Ey iman edenler, benim
de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları veliler edinmeyin.
Siz onlara karşı sevgi yöneltiyorsunuz; oysa onlar haktan
size geleni inkâr etmişler, Rabbiniz olan Allah'a inanmanızdan
dolayı elçiyi de, sizi de (yurtlarınızdan) sürüp-çıkarmışlardır.
Eğer siz, Benim yolumda cihad etmek ve Benim rızamı aramak
amacıyla çıkmışsanız (nasıl) onlara karşı hâlâ sevgi gizliyorsunuz?
Ben, sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı bilirim.
Kim sizden bunu yaparsa, artık o, elbette yolun ortasından
şaşırıp-sapmış olur. (60/1)
Belki Allah, sizlerle
onlardan kendilerine karşı düşmanlık besledikleriniz arasında
bir sevgi-bağı kılar. Allah, güç yetirendir. Allah, çok
bağışlayandır, çok esirgeyendir. (60/7)
De ki: "Ey Yahudi olanlar,
eğer siz, (bütün) insanlardan ayrı olarak yalnızca sizlerin
gerçekten Allah'ın velileri (dost ve sevgili kulları) olduğunuzu
öne sürüyorsanız, şu halde ölümü temenni edin; eğer doğru
sözlü iseniz (bunu çekinmeden yapın)." (62/6)
Kendileri, ona duydukları
sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler.
(76/8)
Muhakkak o, mal sevgisinden
dolayı (bencil ve cimri tutumundan) çok katıdır. (100/8)
Allah'ın kendi fazlından
onlara verdikleriyle sevinç içindedirler. Onlara arkalarından
henüz ulaşmayanlara müjdelemeyi isterler ki onlara hiçbir
korku yoktur, mahzun da olacak değillerdir. (3/170)
Sana iyilik dokunursa,
bu onları fenalaştırır, bir musibet isabet edince ise: "Biz
önceden tedbirimizi almıştık" derler ve sevinç içinde dönüp
giderler. (9/50)
Melekleri görecekleri
gün, suçlu-günahkarlara bir müjde yoktur. Ve o gün (melekler
onlara) derler ki: "(Size sevinçli haber) Yasaktır, yasak."
(25/22)
Böylece iman edip salih
amellerde bulunanlar; artık onlar 'bir cennet bahçesinde'
'sevinç içinde ağırlanırlar'. (30/15)
(O müşrikler ki,) Kendi
dinlerini fırkalara ayırmış ve kendileri de parça parça
olmuşlardır; ki her grup kendi elindekiyle övünüp sevinç
duymaktadır. (30/32)
Gerçek şu ki, bugün cennet
halkı, 'sevinç ve mutluluk dolu' bir meşguliyet içindedirler.
(36/55)
Siz ve eşleriniz cennete
girin; 'sevinç içinde ağırlanacaksınız." (43/70)
Ve içlerinde 'sevinç ve
mutluluk içinde' yaşadıkları nimetler, (44/27)
Rablerinin verdikleriyle
'sevinçli ve mutludurlar'. Rableri, kendilerini 'çılgınca
yanan cehennemin' azabından korumuştur. (52/18)
Artık Allah, onları böyle
bir günün şerrinden korumuş ve onlara parıltılı bir aydınlık
ve bir sevinç vermiştir. (76/11)
Güler ve sevinç içindedir.
(80/39)
Ve kendi yakınlarına sevinç
içinde dönmüş olacaktır. (84/9)
Çünkü o, (dünyada) kendi
yakınları arasında sevinçliydi. (84/13)
Hani Musa kavmine: "Allah,
muhakkak sizin bir sığır kesmenizi emrediyor" demişti. "Bizi
alaya mı alıyorsun?" dediler. (Musa) "Cahillerden olmaktan
Allah'a sığınırım" dedi. (2/67)
Rabbine adımıza yalvar
da, bize niteliklerini açıklasın" dediler. (Musa, Rabbine
yalvardıktan sonra) "Şüphesiz Allah diyor ki: O ne pek geçkin,
ne de pek genç, ikisi arası dinç(likte bir sığır olmalı)dır.
Artık emrolunduğunuz şeyi yerine getirin" dedi. (2/68)
(Onlar yine:) "Rabbine
adımıza yalvar da, bize onun niteliklerini açıklasın. Çünkü
bize göre sığırlar birbirine benzer. İnşaallah (Allah dilerse)
biz doğruyu buluruz" dediler. (2/70)
Deveden iki, sığırdan
da iki. De ki: "İki erkeği mi haram kıldı? Yoksa iki dişiyi
mi ya da o iki dişinin rahimlerinin, kendisini kapsadığı
(yavruları) mı? Yoksa Allah, bunları sizlere tavsiye ettiği
zaman şahid miydiniz?" hiçbir bilgiye dayanmaksızın insanları
saptırmak için Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden
daha zalim kimdir? Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu
hidayete erdirmez. (6/144)
Yahudi olanlara her tırnaklı
(hayvanı) haram kıldık. Sığırlardan ve koyunlardan, sırtlarına
veya bağırsaklarına yapışan veya kemiğe karışanlar dışında
iç yağlarını da onlara haram kıldık. 'Azgınlık ve hakka
tecavüzde bulunmaları' nedeniyle onları böyle cezalandırdık.
Biz şüphesiz doğru olanlarız. (6/146)
"Ey iman edenler, sizden
olmayanları sırdaş edinmeyin. Onlar size kötülük ve zarar
vermeye çalışıyor, size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden
hoşlanırlar. Buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur,
sinelerinin gizli tuttukları ise, daha büyüktür. Size ayetlerimizi
açıkladık; belki akıl erdirirsiniz." (3/118)
"Hayır öyle değil; Rabbine
andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp
sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın,
tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar."
(4/65)
"Ancak sizinle aralarında
andlaşma bulunan bir kavime sığınanlar ya da hem sizinle,
hem kendi kavimleriyle savaşmak (istemeyip bun)dan göğüslerini
sıkıntı basıp size gelenler (dokunulmazdır.) Allah dileseydi,
onları üstünüze saldırtır, böylece sizinle çarpışırlardı.
Eğer sizden uzak durur (geri çekilir), sizinle savaşmaz
ve barış (şartların)ı size bırakırlarsa, artık Allah, sizin
için onların aleyhinde bir yol kılmamıştır." (4/90)
"Andolsun, senden önceki
ümmetlere (peygamberler) gönderdik de onları dayanılmaz
zorluk (yoksulluk) ve sıkıntılarla çeviriverdik. Umulur
ki yalvarırlar diye." (6/42)
"De ki: "Ondan ve her
türlü sıkıntıdan sizi Allah kurtarmaktadır. Sonra siz yine
şirk koşmaktasınız." (6/64)
"Allah, kimi hidayete
erdirmek isterse, onun göğsünü İslam'a açar; kimi saptırmak
isterse, onun göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş gibi dar
ve sıkıntılı kılar. Allah, iman etmeyenlerin üstüne işte
böyle pislik çökertir." (6/125)
" (Bu,) Bir Kitap'tır
ki onunla uyarman için ve mü'minlere bir öğüt olmak üzere
sana indirildi. Öyleyse bundan dolayı göğsünde bir sıkıntı
olmasın." (7/2)
"Biz hangi memlekete bir
peygamber gönderdiysek onun halkı yalvarıp-yakarsınlar diye,
mutlaka onları dayanılmaz bir zorluk (yoksulluk) ve sıkıntıyla
yakalayıvermişiz." (7/94)
Sonra kötülüğün yerini
iyilikle değiştirdik, öyle ki onlar, çoğaldılar ve: "Atalarımıza
da (bazan) şiddetli sıkıntılar (bazan da) refah ve genişlikler
dokunmuştu" dediler. Bunun üzerine, biz de onları kendileri
hiç şuurunda değilken apansız kıskıvrak yakalayıverdik.
(7/95)
"(Savaştan) Geri bırakılan
üç (kişiyi) de (bağışladı). Öyle ki, bütün genişliğine rağmen
yeryüzü onlara dar gelmişti, nefisleri de kendilerine dar
(sıkıntılı) gelmişti ve O'nun dışında (yine) Allah'tan başka
bir sığınacak olmadığını iyice anladılar. Sonra tevbe etsinler
diye onların tevbesini kabul etti. Şüphesiz Allah, (yalnızca)
O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir." (9/118)
"Andolsun size, içinizden
sıkıntıya düşmeniz O'nun gücüne giden, size pek düşkün,
mü'minlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir."
(9/128)
"İnsanlara, şiddetli bir
sıkıntı dokunduktan sonra, bir rahmet dokundurduğumuz zaman,
ayetlerimiz konusunda hileli bir düzen kurmak (bir entrika
çevirmek) onlar için (bir alışkanlık ve kötü bir edinim)dir.
De ki: "Düzen kurmada (karşılık vermede) Allah daha hızlıdır.
Şüphesiz, bizim elçilerimiz, sizin 'geliştirmekte olduğunuz
düzenleri' yazmaktadırlar." (10/21)
"Ve andolsun, kendisine
dokunan bir sıkıntıdan sonra, ona bir nimet taddırsak, kuşkusuz;
"Kötülükler benden gidiverdi" der. Çünkü o, şımarıktır,
böbürlenendir." (11/10)
"Elçilerimiz Lut'a geldiği
zaman, onlardan dolayı kaygılandı, göğsünü bir sıkıntı bastı
ve: "Bu, zorlu bir gün" dedi." (11/77)
"Sabret; senin sabrın
ancak Allah(ın yardımı) iledir. Onlar için hüzne kapılma
ve kurmakta oldukları hileli-düzenlerden dolayı sıkıntıya
düşme." (16/127)
"Size denizde bir sıkıntı
(tehlike) dokunduğu zaman, O'nun dışında taptıklarınız kaybolur-gider;
fakat karaya (çıkarıp) sizi kurtarınca (yine) sırt çevirirsiniz.
İnsan pek nankördür." (17/67)
"Kim de benim zikrimden
yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır
ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz." (20/124)
"Balık sahibi (Yunus'u
da); hani o, kızmış vaziyette gitmişti ki; bundan dolayı
kendisini sıkıntıya düşürmeyeceğimizi sanmıştı. (Balığın
karnındaki) Karanlıklar içinde: "Senden başka ilah yoktur,
sen yücesin, gerçekten ben zulmedenlerden oldum" diye çağrıda
bulunmuştu." (21/87)
"Ya da sıkıntı ve ihtiyaç
içinde olana, kendisine dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü
açıp gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah
ile beraber başka bir ilah mı? Ne az öğüt-alıp düşünüyorsunuz."
(27/62)
"Sen, onlara karşı hüzne
kapılma ve kurdukları tuzaklardan dolayı sıkıntı içinde
olma." (27/70)
"Ki onlar, inkar ettiler,
sizi Mescid-i Haram'dan ve durdurulmakta (bekletilmekte)
olan hediyeleri (kurbanları), yerlerine varmaktan alıkoydular.
Eğer kendilerini bilmediğiniz mü'min erkekler ve mü'min
kadınları, bilgisizlik dolayısıyla darmadağın edip de bu
yüzden size 'dayanılmaz bir sıkıntı' dokunmayacak olsaydı
(o zaman durum farklı olurdu. Durumunun böyle olması,) Allah'ın
dilediğini rahmetine sokması içindir. Eğer (karışık yaşayan
mü'minler), seçilip ayrılmış olsalardı, muhakkak içlerinden
inkar edenleri acı bir azab ile azablandırırdık." (48/25)
"Ve bilin ki Allah'ın
Resûlü içinizdedir. Eğer o, size birçok işlerde uysaydı,
elbette sıkıntıya düşerdiniz. Ancak Allah size imanı sevdirdi,
onu kalplerinizde süsleyip-çekici kıldı ve size inkarı,
fıskı ve isyanı çirkin gösterdi. İşte onlar, doğru yolu
bulmuş (irşad) olanlardır." (49/7)
"(Boşadığınız) Kadınları,
gücünüz oranında oturmakta olduğunuz yerin bir yanında oturtun,
onlara 'darlık ve sıkıntıya düşürmek amacıyla' zarar vermeyin.
Eğer onlar hamile iseler, yüklerini bırakıncaya (doğumlarını
yapıncaya) kadar onlara nafaka verin. Şayet sizler için
(çocuğu) emzirirlerse, onlara ücretlerini ödeyin. (Durum
ve ilişkilerinizi) Kendi aranızda maruf (güzellikle ve İslam'a
uygun bir tarz) üzere görüşüp-konuşun. Eğer güçlük içine
girerseniz, bu durumda (çocuğu) onun (babası) için bir başkası
emzirebilir." (65/6)
Ey iman edenler, sizden
olmayanları sırdaş edinmeyin. Onlar size kötülük ve zarar
vermeye çalışıyor, size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden
hoşlanırlar. Buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur,
sinelerinin gizli tuttukları ise, daha büyüktür. Size ayetlerimizi
açıkladık; belki akıl erdirirsiniz. (3/118)
Yoksa siz, içinizden cihad
edenleri ve Allah'tan ve Resûlü'nden ve mü'minlerden başka
sır-dostu edinmeyenleri Allah 'bilip (ortaya) çıkarmadan'
bırakılıvereceğinizi mi sandınız? Allah yaptıklarınızdan
haberdardır. (9/16)
Yoksa onlar; gerçekten
bizim, sır tuttuklarını ve aralarındaki fısıldaşmalarını
işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır, (işitiyoruz) ve onların
yanlarındaki elçilerimiz de (herşeyi) yazıyorlar. (43/80)
Sırların orta yere çıkarılacağı
gün; (86/9)
Allah, göklerin ve yerin
nurudur. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir
kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki
incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan
kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki)
neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur
üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip-iletir.
Allah insanlar için örnekler verir. Allah, herşeyi bilendir.
(24/35)
Ey iman edenler, sizden
olmayanları sırdaş edinmeyin. Onlar size kötülük ve zarar
vermeye çalışıyor, size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden
hoşlanırlar. Buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur,
sinelerinin gizli tuttukları ise, daha büyüktür. Size ayetlerimizi
açıkladık; belki akıl erdirirsiniz. (3/118)
O, iş başına geçti mi
(ya da sırtını çevirip gitti mi) yeryüzünde bozgunculuk
çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah
ise, bozgunculuğu sevmez. (2/205)
Böylece, onlardan kimi
ona inandı, kimi ona sırt çevirdi. Çılgın ateş olarak cehennem
yeter. (4/55)
Erkek olsun, kadın olsun
inanmış olarak kim salih bir amelde bulunursa, onlar cennete
girecek ve onlar, bir 'çekirdeğin sırtındaki tomurcuk kadar'
bile haksızlığa uğramayacaklardır. (4/124)
Allah'a kavuşmayı yalan
sayanlar, doğrusu hüsrana uğramışlardır. Öyle ki, saat (kıyamet
günü) apansız onlara geliverince, günahlarını sırtlarına
yüklenerek: "Onda (dünyada) sorumsuzca yaptıklarımızdan
dolayı yazıklar olsun bize…" derler. Dikkat edin, o işleyip-yüklendikleri
ne kötüdür. (6/31)
De ki: "Düşündünüz mü
hiç; eğer Allah sizin işitmenizi ve görmenizi alıverir ve
kalplerinizi mühürlerse, onları size Allah'tan başka getirebilecek
ilah kimdir?" Bak, biz nasıl ayetleri 'çeşitli biçimlerde
açıklıyoruz da' sonra onlar (yine) sırt çevirip-engelliyorlar?
(6/46)
Ve kendi zanlarınca dediler
ki: "Bu hayvanlar ve ekinler dokunulmazdır. Onları bizim
dilediklerimiz dışında başkası yiyemez. (Şu) Hayvanların
da sırtları haram kılınmıştır." Öyle hayvanlar vardır ki,
-O'na iftira etmek suretiyle- üzerlerinde Allah'ın ismini
anmazlar. Yalan yere iftira düzmekte olduklarından dolayı
O, cezalarını verecektir. (6/138)
Yahudi olanlara her tırnaklı
(hayvanı) haram kıldık. Sığırlardan ve koyunlardan, sırtlarına
veya bağırsaklarına yapışan veya kemiğe karışanlar dışında
iç yağlarını da onlara haram kıldık. 'Azgınlık ve hakka
tecavüzde bulunmaları' nedeniyle onları böyle cezalandırdık.
Biz şüphesiz doğru olanlarız. (6/146)
Hani Rabbin, Adem oğullarının
sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine
karşı şahidler kılmıştı: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?"
(demişti de) onlar: "Evet (Rabbimizsin), şahid olduk" demişlerdi.
(Bu,) Kıyamet günü: "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir.
(7/172)
Bunların üzerlerinin cehennem
ateşinde kızdırılacağı gün, onların alınları, böğürleri
ve sırtları bunlarla dağlanacak (ve:) "İşte bu, kendiniz
için yığıp-sakladıklarınızdır; yığıp-sakladıklarınızı tadın"
(denilecek). (9/35)
Onlara kendi bol ihsanından
verince ise, onunla cimrilik yaptılar ve yüz çevirdiler;
onlar böyle sırt dönenlerdir. (9/76)
Onlara geri döndüğünüzde
kendilerinden vazgeçmeniz için Allah'a and içecekler. Artık
siz onlara sırt çevirin. Onlar gerçekten pistirler. Kazanmakta
olduklarının bir cezası olarak, barınma yerleri cehennemdir.
(9/95)
Bir sûre indirildiğinde,
bazısı bazısına bakar (ve): "Sizi bir kimse görüyor mu?"
(der.) Sonra sırt çevirir giderler. Gerçekten onlar, kavramayan
bir topluluk olmaları dolayısıyla, Allah onların kalblerini
çevirmiştir. (9/127)
Göklerde ve yerde nice
ayetler vardır ki, üzerinden geçerler de, ona sırtlarını
dönüp giderler. (12/105)
Eğer Rabbinden ummakta
olduğun bir rahmeti beklerken (darlıkta olduğundan) onlara
sırt çevirecek olursan, bu durumda onlara yumuşak söz söyle.
(17/28)
Size denizde bir sıkıntı
(tehlike) dokunduğu zaman, O'nun dışında taptıklarınız kaybolur-gider;
fakat karaya (çıkarıp) sizi kurtarınca (yine) sırt çevirirsiniz.
İnsan pek nankördür. (17/67)
İnsana bir nimet verdiğimizde
sırt çevirir ve yan çizer; ona bir şer dokunduğu zaman da
umutsuzluğa kapılır. (17/83)
Kendisine Rabbinin ayetleri
öğütle hatırlatıldığı zaman, sırt çeviren ve ellerinin önden
gönderdikleri (amelleri)ni unutandan daha zalim kimdir?
Biz gerçekten, kalpleri üzerine onu kavrayıp anlamalarını
engelleyen bir perde (gerdik), kulaklarına bir ağırlık koyduk.
Sen onları hidayete çağırsan bile, onlar sonsuza kadar asla
hidayet bulamazlar. (18/57)
O inkâr edenler, yüzlerinden
ve sırtlarından ateşi püskürtemeyecekleri ve hiç yardım
alamayacakları zamanı bir bilselerdi. (21/39)
Onlar derler ki: "Allah'a
ve elçisine iman ettik ve itaat ettik" sonra bunun ardından
onlardan bir grup sırt çevirir. Bunlar iman etmiş değildirler.
(24/47)
Ona ayetlerimiz okunduğunda,
sanki işitmiyormuş ve kulaklarında bir ağırlık varmış gibi,
büyüklük taslayarak (müstekbirce) sırtını çevirir. Artık
sen ona acı bir azap ile müjde ver. (31/7)
Eğer Allah, kazandıkları
dolayısıyla insanları (azab ile) yakalayıverecek olsaydı,
(yerin) sırtı üzerinde hiçbir canlıyı bırakmazdı, ancak
onları, adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda
ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Allah kendi kullarını
görendir. (35/45)
Şayet onlar, sırt çevirecek
olurlarsa, artık Biz seni onların üzerine bir gözetleyici
olarak göndermiş değiliz. Sana düşen, yalnızca tebliğdir.
Gerçek şu ki, Biz insana tarafımızdan bir rahmet taddırdığımız
zaman, ona sevinir. Eğer onlara kendi ellerinin takdim ettikleri
dolayısıyla bir kötülük isabet ederse, bu durumda insan
bir nankör kesiliverir. (42/48)
Onların sırtlarına binip-doğrulmanız,
sonra doğrulduğunuz zaman, Rabbinizin nimetini zikretmeniz
ve: "Bunlara bizim için boyun eğdiren (Allah) ne yücedir,
yoksa biz bunu (kendi hizmetimize) yanaştıramazdık" demeniz
için. (43/13)
Bedevilerden geride bırakılanlara
de ki: "Siz yakında zorlu savaşçı olan bir kavme çağrılacaksınız;
onlarla (ya) savaşırsınız ya da (onlar) Müslüman olurlar.
Bu durumda eğer itaat ederseniz, Allah, size güzel bir ecir
verir; eğer bundan önce sırt çevirdiğiniz gibi (yine) sırt
çevirirseniz, sizi acı bir azab ile azablandırır." (48/16)
Kör olana güçlük (sorumluluk)
yoktur, topal olana güçlük yoktur, hasta olana da güçlük
yoktur. Kim Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederse, (Allah) onu,
altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de sırt çevirirse,
onu acı bir azab ile azablandırır. (48/17)
Şu halde sen, Bizim zikrimize
sırt çeviren ve dünya hayatından başkasını istemeyenden
yüz çevir. (53/29)
Onlar bir ayet (mucize)
görseler, sırt çevirirler ve: "(Bu,) Süregelen bir büyüdür"
derler. (54/2)
Sonra da sırt çevirdi
ve büyüklük tasladı (istikbar). (74/23)
Sonra (karşı yönde) çaba
harcayıp sırtını döndü. (79/22)
Hayır; facir olanların
kitabı şüphesiz "Siccîn" dedir. (83/7)
Siccîn"in ne olduğunu
sana öğreten nedir? (83/8)
Sidretü'l-Münteha'nın
yanında. Ki Cennetü'l-Me'va onun yanındadır. (53/14-15)
Allah şöyle diyecek: "Ey
Meryemoğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben
seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin
iken de insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı
ve İncil'i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir
şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir
kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı, alacalıyı iznimle
iyileştiriyordun, (yine) benim iznimle ölüleri (hayata)
çıkarıyordun. İsrailoğullarına apaçık belgelerle geldiğinde
onlardan inkâra sapanlar, "Şüphesiz bu apaçık bir sihirdir"
demişlerdi (de) İsrailoğullarını senden geri püskürtmüştüm."
(5/110)
Sihirbazlar Firavun'a
gelip dediler ki: "Eğer biz galip olursak, herhalde bize
bir karşılık (armağan) var, değil mi?" (7/113)
(Musa:) "Siz atın" dedi.
(Asalarını) atıverince, insanların gözlerini büyüleyiverdiler,
onları dehşete düşürdüler ve (ortaya) büyük bir sihir getirmiş
oldular. (7/116)
Ve sihirbazlar, secdeye
kapandılar. (7/120)
Madem böyle, biz de sana
buna benzer bir sihirle geleceğiz; şimdi sen, bir 'buluşma
zamanı ve yeri' tesbit et, bizim de, senin de karşı olamayacağımız
açık, geniş bir yer olsun" dedi. (20/58)
Dediler ki: "Bunlar her
halde iki sihirbazdır, sizi sihirleriyle yurdunuzdan sürüp-çıkarmak
ve örnek olarak tutturduğunuz yolunuzu (dininizi) yok etmek
istemektedirler." (20/63)
Dedi ki: "Hayır, siz atın."
Sonra hemen (ne görsün), sihirlerinden dolayı, onların ipleri
ve asaları kendisine gerçekten koşuyormuş gibi göründü.
(20/66)
Gerçekten biz Rabbimize iman
ettik; günahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi kendisine karşı
zorlayarak-sürüklediğin (suçumuzu) bağışlasın. Allah, daha
hayırlıdır ve daha süreklidir." (20/73)
|