kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Sihirbazlar Firavun'a
gelip dediler ki: "Eğer biz galip olursak, herhalde bize
bir karşılık (armağan) var, değil mi?" (7/113)
Ve sihirbazlar secdeye
kapandılar. (7/120)
Dediler ki: "Bunlar her
halde iki sihirbazdır, sizi sihirleriyle yurdunuzdan sürüp-çıkarmak
ve örnek olarak tutturduğunuz yolunuzu (dininizi) yok etmek
istemektedirler." (20/63)
Eğer biz dilersek, sana
onları elbette gösteririz, böylelikle onları simalarından
tanırsın. Andolsun, sen onları, sözlerin söyleniş tarzından
da tanırsın. Allah, amellerinizi bilir. (47/30)
(Çünkü o gün) Suçlu-günahkarlar,
simalarından tanınır da alınlarından ve ayaklarından yakalanırlar.
(55/41)
Ey insanlar, (size) bir
örnek verildi; şimdi onu dinleyin. Sizin, Allah'ın dışında
tapmakta olduklarınız -hepsi bunun için bir araya gelseler
dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek
onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar.
İsteyen de güçsüz, istenen de. (22/73)
Sonunda güneşin doğduğu
yere kadar ulaştı ve onu (güneşi), kendileri için bir siper
kılmadığımız bir kavim üzerine doğmakta iken buldu. (18/90)
Elçinin çağırmasını, kendi
aranızda kiminizin kimini çağırması gibi saymayın. Allah,
sizden bir diğerinizi siper ederek kaçanları gerçekten bilir.
Böylece onun emrine aykırı davrananlar, kendilerine bir
fitnenin isabet etmesinden veya onlara acı bir azabın çarpmasından
sakınsınlar. (24/63)
Onlar, yeminlerini bir
siper edindiler, böylece Allah'ın yolundan alıkoydular.
Artık onlar için alçaltıcı bir azab vardır. (58/16)
Onlar, yeminlerini bir
siper edinip Allah'ın yolundan alıkoydular. Doğrusu ne kötü
şey yapıyorlar. (63/2)
Şüphesiz Allah, bir sivrisineği
de, ondan üstün olanı da, (herhangi bir şeyi) örnek vermekten
çekinmez. Böylece iman edenler, kuşkusuz bunun Rablerinden
gelen bir gerçek olduğunu bilirler; inkâr edenler ise, "Allah,
bu örnekle neyi amaçlamış?" derler. (Oysa Allah,) Bununla
birçoğunu saptırır, birçoğunu da hidayete erdirir. Ancak
O, fasıklardan başkasını saptırmaz. (2/26)
Havariler: "Ey Meryem
oğlu İsa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?"
demişlerdi. O da: "Eğer inanmışlarsanız Allah'tan korkup-sakının"
demişti. (5/112)
Meryem oğlu İsa: "Allah'ım,
Rabbimiz, bize gökten bir sofra indir, öncemiz ve sonramız
için bir bayram ve Sen'den de bir belge olsun. Bizi rızıklandır,
Sen rızık vericilerin en hayırlısısın" demişti. (5/114)
Siz (ise şöyle) demiştiniz:
"Ey Musa, biz bir çeşit yemeğe katlanmayacağız, Rabbine
yalvar da, bize yerin bitirdiklerinden bakla, acur, sarmısak,
mercimek ve soğan çıkarsın." (O zaman Musa:) "Hayırlı olanı,
şu değersiz, şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? (Öyleyse)
Mısır'a inin, çünkü (orada) kendiniz için istediğiniz vardır"
demişti. Onların üzerine horluk ve yoksulluk (damgası) vuruldu
ve Allah'tan bir gazaba uğradılar. Bu, kuşkusuz, Allah'ın
ayetlerini tanımazlıkları ve peygamberleri haksız yere öldürmelerindendi.
(Yine) bu, isyan etmelerinden ve sınırı çiğnemelerindendi.
(2/61)
Onların bu dünya hayatındaki
harcamaları; kendi nefislerine zulmetmiş olan bir kavmin
ekinine isabet eden kavurucu soğukluktaki bir rüzgara benzer
ki onu (ekini) helak etmiştir. Allah, onlara zulmetmedi,
fakat onlar kendi nefislerine zulmetmektedirler. (3/117)
İman edip salih amellerde
bulunanları, altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları
cennetlere sokacağız. Onda onlar için tertemiz kılınmış
eşler vardır. Ve onları, 'ne sıcak-ne soğuk, tam kararında
gölgeliğe' sokacağız. (4/57)
Biz de dedik ki: "Ey ateş,
İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol." (21/69)
Ayağını depret. İşte yıkanacak
ve içecek soğuk (su, diye vahyettik.). (38/42)
Orada tahtlar üzerinde
yaslanıp-dayanmışlardır. Orada ne (yakıcı) bir güneş ve
ne de dondurucu bir soğuk görürler. (76/13)
Sonra muhakkak önlerinden,
arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların
çoğunu şükredici bulmayacaksın." (7/17)
Allah'ın herhangi bir
şeyden yarattığına bakmıyorlar mı? Onun gölgeleri küçülerek
sağdan ve soldan Allah'a secde eder vaziyette döner. (16/48)
(Onlara baktığında) Görürsün
ki, güneş doğduğunda mağaralarına sağ yandan yönelir, battığında
onları sol yandan keser-geçerdi ve onlar da onun (mağaranın)
geniş boşluğundalardı. Bu, Allah'ın ayetlerindendir. Allah,
kime hidayet verirse, işte hidayet bulan odur, kimi saptırırsa
onun için asla doğru-yolu gösterici bir veli bulamazsın.
(18/17)
Sen onları uyanık sanırsın,
oysa onlar (derin bir uykuda) uyuşmuşlardır. Biz onları
sağ yana ve sol yana çeviriyorduk. Köpekleri de iki kolunu
uzatmış yatıyordu. Onları görmüş olsaydın, geri dönüp onlardan
kaçardın, onlardan içini korku kaplardı. (18/18)
Andolsun, Sebe' (halkı)nın
oturduğu yerlerde de bir ayet vardır. (Evleri) Sağdan ve
soldan iki bahçeliydi. (Onlara demiştik ki:) "Rabbinizin
rızkından yiyin ve O'na şükredin. Güzel bir şehir ve bağışlayan
bir Rabb(iniz var)." (34/15)
Onun sağında ve solunda
oturan iki yazıcı kaydederlerken (50/17)
Kitabı sol eline verilen
ise; o da, der ki: "Bana keşke kitabım verilmeseydi." (69/25)
Sağ yandan ve sol yandan
bölükler halinde. (70/37)
Ayetlerimizi inkar edenler
ise, sol yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meş'eme). (90/19)
Ayetlerimizi yalanlayanlar
ve onlara karşı büyüklenenler, işte onlar ateşin arkadaşlarıdır;
onda sonsuzca kalacaklardır. (7/36)
İman edenler ve salih
amellerde bulunanlar -ki biz hiç kimseye güç yetireceğinden
fazlasını yüklemeyiz- onlar da cennetin ashabı (halkı)dırlar.
Onda sonsuz olarak kalacaklardır. (7/42)
Kendi nefsinin zalimi
olarak (böylece) bağına girdi (ve): "Bunun sonsuza kadar
kuruyup-yok olacağını sanmıyorum" dedi. (18/35)
Kendisine Rabbinin ayetleri
öğütle hatırlatıldığı zaman, sırt çeviren ve ellerinin önden
gönderdikleri (amelleri)ni unutandan daha zalim kimdir?
Biz gerçekten, kalpleri üzerine onu kavrayıp anlamalarını
engelleyen bir perde (gerdik), kulaklarına bir ağırlık koyduk.
Sen onları hidayete çağırsan bile, onlar sonsuza kadar asla
hidayet bulamazlar. (18/57)
Sonunda şeytan ona vesvese
verdi; dedi ki: "Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak
bir mülkü haber vereyim mi?" (20/120)
Göklerde ve yerde ne varsa
Allah'ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz
de, Allah sizi onunla sorguya çeker. Sonra dilediğini bağışlar,
dilediğini azablandırır. Allah, her şeye güç yetirendir.
(2/284)
Rablerine icabet edenlere
daha güzeli vardır. O'na icabet etmeyenler ise, yeryüzündekilerin
tümü ve bununla birlikte bir katı daha onların olsa mutlaka
(kurtulmak için) bunu fidye olarak verirlerdi. Sorgulamanın
en kötüsü onlar içindir. Onların barınma yerleri cehennemdir,
ne kötü bir yaratıktır o!.. (13/18)
Kendilerine rızık olarak
verdiklerimizden, hiç bir şey bilmeyenlere paylar ayırıyorlar.
Andolsun Allah'a karşı düzmekte olduklarınızdan dolayı mutlaka
sorguya çekileceksiniz. (16/56)
Eğer Allah, insanları
zulümleri nedeniyle sorguya çekecek olsaydı, onun üstünde
(yeryüzünde) canlılardan hiç bir şey bırakmazdı; ancak onları
adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Onların ecelleri
gelince ne bir saat ertelenebilirler, ne de öne alınabilirler.
(16/61)
İnsanları sorgulama (zamanı)
yaklaştı, kendileri ise gaflet içinde yüz çeviriyorlar.
(21/1)
"Uzaklaşıp-kaçmayın, içinde
şımarıp azdığınız refaha ve yurtlarınıza dönün; çünkü sorguya
çekileceksiniz." (21/13)
O, yaptıklarından sorulmaz,
oysa onlar sorguya çekilirler. (21/23)
"Eğer doğruyu söylüyor
iseniz, bu vaid (edilen günün sorgu ve azabı) ne zamandır?"
derler. (21/38)
Buna rağmen yüz çevirecek
olurlarsa, de ki: "Size eşitlik üzere açıklamada bulundum.
Tehdit edildiğiniz (sorgu ve azab günü) yakın mı, uzak maı,
bilemem." (21/109)
Şüphesiz onlar, hem kendi
yüklerini, hem kendi yükleriyle birlikte başka yükleri de
yüklenecekler ve kıyamet günü, düzüp uydurduklarına karşı
sorguya çekileceklerdir. (29/13)
"Ve onları durdurup-tutuklayın,
çünkü sorguya çekileceklerdir." (37/24)
"Bizler öldüğümüz, toprak
ve kemikler olduğumuzda mı, gerçekten biz mi (yeniden diriltilip
sonra da) sorguya çekilecekmişiz?" (37/53)
"Ey Davud, gerçek şu ki,
Biz seni yeryüzünde bir halife kıldık. Öyleyse insanlar
arasında hak ile hükmet, istek ve tutkulara (hevaya) uyma;
sonra seni Allah'ın yolundan saptırır. Şüphesiz Allah'ın
yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarından dolayı şiddetli
bir azab vardır." (38/26)
İşte hesap günü size va'dedilen
budur. (38/53)
"Ve şüphesiz, din (kıyametteki
hesap) gününe kadar benim lanetim senin üzerinedir." (38/78)
Musa dedi ki: "Gerçekten
ben, hesap gününe iman etmeyen her mütekebbirden, benim
de Rabbim, sizin de Rabbinize sığınırım." (40/27)
Şüphesiz din (hesap ve
ceza) da mutlaka gerçekleşecektir. (51/6)
"Hesap ve ceza (din) günü
ne zaman?" diye sorarlar. (51/12)
İşte bu, onların din (hesap
ve ceza) gününde şölenleridir. (56/56)
"Din (hesap ve ceza) gününü
yalan sayıyorduk." (74/46)
O, kolay bir hesap (sorgu)
ile sorguya çekilecek, (84/8)
Sonra o gün, nimetten
sorguya çekileceksiniz. (102/8)
Hani Rabbi, İbrahim'i
birtakım kelimelerle denemişti. O da (istenenleri) tam olarak
yerine getirmişti. (O zaman Allah İbrahim'e): "Seni şüphesiz
insanlara imam kılacağım" dedi. (İbrahim) "Ya soyumdan olanlar?"
deyince (Allah:) "Zalimler benim ahdime erişemez" dedi.
(2/124)
Rabbimiz, ikimizi sana
teslim olmuş (Müslümanlar) kıl ve soyumuzdan sana teslim
olmuş (Müslüman) bir ümmet (ver). Bize ibadet yöntemlerini
(yer veya ilkelerini) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz,
Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin." (2/128)
Fakat onu doğurduğunda
-Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilirken- dedi ki: "Rabbim,
doğrusu bir kız (çocuğu) doğurdum. Erkek ise, kız gibi değildir.
Ona Meryem adını koydum. Ben onu ve soyunu o taşa tutulmuş
(kovulmuş) şeytandan Sana sığındırırım." (3/36)
Orada Zekeriya Rabbine
dua etti: "Rabbim, bana katından tertemiz bir soy armağan
et. Doğrusu Sen, duaları işitensin" dedi. (3/38)
Ve ona İshak'ı ve Yakub'u
armağan ettik, hepsini hidayete eriştirdik; bundan önce
de Nuh'u ve onun soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u,
Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u hidayete ulaştırdık. Biz, iyilik
yapanları işte böyle ödüllendiririz. (6/84)
Babalarından, soylarından
ve kardeşlerinden, kimini (bunlara kattık); onları da seçtik
ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik. (6/87)
Rabbin, hiçbir şeye ihtiyacı
olmayan rahmet sahibidir. Dilerse sizi giderir ve dilerse,
sizi bir başka kavmin soyundan (inşa edip) var ettiği gibi
yerinize bir başkasını getirir. (6/133)
Onlar, Adn cennetlerine
girerler. Babalarından, eşlerinden ve soylarından 'salih
davranışlarda' bulunanlar da (Adn cennetlerine girer). Melekler
onlara her bir kapıdan girip (şöyle derler:) (13/23)
Rabbim, beni namazı(nda)
sürekli kıl, soyumdan olanları da. Rabbimiz, duamı kabul
buyur." (14/40)
Demişti ki: "Şu bana karşı
yücelttiğine bir bak; andolsun, eğer bana kıyamet gününe
kadar süre tanırsan, onun soyunu -pek az dışında- kuşkusuz
kendime bağlı kılacağım. (17/62)
Hani meleklere: "Adem'e
secde edin" demiştik; İblis'in dışında (diğerleri) secde
etmişlerdi. O cinlerdendi, böylelikle Rabbinin emrinden
dışarı çıkmıştı. Bu durumda Beni bırakıp onu ve onun soyunu
veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır.
(Bu,) Zalimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir.
(18/50)
İşte bunlar; kendilerine
Allah'ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Adem'in soyundan,
Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den, İbrahim
ve İsrail (Yakup)in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden
ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahman (olan Allah')ın
ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlar. (19/58)
Böylece Sur'a üfürüldüğü
zaman artık o gün aralarında soylar (veya soybağları) yoktur
ve (üstünlük unsuru olarak soyluluğu veya birbirlerine durumlarını)
soruşturmazlar da. (23/101)
Ve onlar: "Rabbimiz, bize
eşlerimizden ve soyumuzdan, gözün aydınlığı olacak (çocuklar)
armağan et ve bizi takva sahiplerine önder kıl," diyenlerdir.
(25/74)
Biz ona İshak'ı ve Yakub'u
armağan ettik ve onun soyunda (seçtiklerimize) peygamberliği
ve kitabı (vahy ihsanı) kıldık, ecrini de dünyada verdik.
Şüphesiz o, ahirette salih olanlardandır. (29/27)
Sonra onun soyunu bir
özden (sülale'den), basbayağı bir sudan yapmıştır. (32/8)
Onların soylarını dolu
gemilerde taşımamız da kendileri için bir ayettir. (36/41)
Ve onun soyunu, (dünyada)
onları da baki kıldık. (37/77)
Ona ve İshak'a bereketler
verdik. İkisinin soyundan, ihsanda bulunan (muhsin olan)
da var, açıkça kendi nefsine zulmeden de. (37/113)
Onlar, kendisiyle (Allah
ile) cinler arasında bir soy-bağı kurdular. Oysa andolsun,
cinler de onların gerçekten (azab için getirilip) hazır
bulundurulacaklarını bilmişlerdir. (37/158)
Rabbimiz, onları Adn cennetlerine
sok ki onlara (bunu) va'dettin; babalarından, eşlerinden
ve soylarından salih olanları da. Gerçekten Sen, üstün ve
güçlü olansın, hüküm ve hikmet sahibisin." (40/8)
Biz insana, 'anne ve babasına'
iyilikle davranmasını tavsiye ettik. Annesi onu güçlükle
taşıdı ve onu güçlükle doğurdu. Onun (hamilelikte) taşınması
ve sütten kesilmesi, otuz aydır. Nihayet güçlü (erginlik)
çağına erip kırk yıl (yaşın)a ulaşınca, dedi ki: "Rabbim,
bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve senin
razı olacağın salih bir amelde bulunmamı bana ilham et;
benim için soyumda salahı ver. Gerçekten ben tevbe edip
Sana yöneldim ve gerçekten ben Müslümanlardanım." (46/15)
Hani o inkâr edenler,
kendi kalplerinde, 'öfkeli soy koruyuculuğu'nu (hamiyeti),
cahiliyenin 'öfkeli soy koruyuculuğunu' kılıp-kışkırttıkları
zaman, hemen Allah; elçisinin ve mü'minlerin üzerine '(kalbi
teskin eden) güven ve yatışma duygusunu' indirdi ve onları
"takva sözü" üzerinde 'kararlılıkla ayakta tuttu." Zaten
onlar da, buna layık ve ehil idiler. Allah, herşeyi hakkıyla
bilendir. (48/26)
İman edenler ve soyları
kendilerini imanda izleyenler; Biz onların soylarını da
kendilerine katıp-ekledik. Onların amellerinden hiçbir şeyi
eksiltmedik. Her kişi kendi kazandığına karşılık bir rehindir.
(52/21)
Andolsun, Biz Nuh'u ve
İbrahim'i (elçi olarak) gönderdik, peygamberliği ve kitabı
onların soylarında kıldık. Öyle iken, içlerinde hidayeti
kabul edenler vardır, onlardan birçoğu da fasık olanlardır.
(57/26)
Söz
Verme (bkz. Ahid-Anlaşma)
(Yine) Hatırlayın; Musa
kavmi için su aramıştı, o zaman biz ona: "Asanı taşa vur"
demiştik de ondan oniki pınar fışkırmıştı, böylece herkes
içeceği yeri bilmişti. Allah'ın verdiği rızıktan yiyin,
için ve yeryüzünde bozgunculuk (fesad) yaparak karışıklık
çıkarmayın. (2/60)
Bundan sonra kalpleriniz
yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı. Çünkü taşlardan
öyleleri vardır ki, onlardan ırmaklar fışkırır, öyleleri
vardır ki yarılır, ondan sular çıkar, öyleleri vardır ki
Allah korkusuyla yuvarlanır. Allah yaptıklarınızdan gafil
(habersiz) değildir. (2/74)
Talut, orduyla birlikte
ayrıldığında dedi ki: "Doğrusu Allah sizi bir ırmakla imtihan
edecektir. Kim bundan içerse, artık o benden değildir ve
kim de -eliyle bir avuç alanlar hariç- onu tadmazsa bendendir.
Küçük bir kısmı hariç (hepsi sudan) içti. O, kendisiyle
beraber iman edenlerle (ırmağı) geçince onlar (geride kalanlar):
"Bugün bizim Calut'a ve ordusuna karşı (koyacak) gücümüz
yok" dediler. (O zaman) Muhakkak Allah'a kavuşacaklarını
umanlar (şöyle) dediler: "Nice küçük topluluk, daha çok
olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir; Allah
sabredenlerle beraberdir." (2/249)
(Ki bununla) İnkar edenlerin
önde gelenlerinden bir kısmını kessin (helak etsin) ya da
'umutları suya düşmüşler olarak onları' tepesi aşağı getirsin
de geri dönüp gitsinler.' (3/127)
Ey iman edenler, sarhoş
iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta
olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın.
Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan
(hacet yerinden) gelmişseniz yahud kadınlara dokunmuş da
su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm
edin, (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz,
Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (4/43)
Ey iman edenler, namaza
kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi
yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı
da (yıkayın.) Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer
hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan
(hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız
da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm
edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah
size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki
nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz. (5/6)
Derken kendilerine hatırlatılanı
unuttuklarında, onların üzerlerine her şeyin kapılarını
açtık. Öyleki kendilerine verilen şeylerle 'sevince kapılıp
şımarınca', onları apansız yakalayıverdik. Artık onlar umutları
suya düşenler oldular. (6/44)
Dinlerini bir oyun ve
eğlence (konusu) edinenleri ve dünya hayatı kendilerini
mağrur kılanları bırak. Onunla (Kur'an'la) hatırlat ki,
bir nefis, kendi kazandıklarıyla helake düşmesin; (böylesinin)
Allah'tan başka ne bir velisi, ne bir şefaatçisi vardır;
her türlü fidyeyi verse de kabul olunmaz. İşte onlar, kazandıkları
nedeniyle helake uğrayanlardır; küfre saptıklarından dolayı
onlar için çılgınca kaynar sular ve acıklı bir azab vardır.
(6/70)
Ateşin halkı cennet halkına
seslenir: "Bize biraz sudan ya da Allah'ın size verdiği
rızıktan aktarın." Derler ki: "Doğrusu Allah, bunları inkar
edenlere haram (yasak) kılmıştır." (7/50)
Rahmetinin önünde rüzgarları
bir müjde olarak gönderen O'dur. Bunlar ağırca bulutları
kaldırıp yüklendiğinde, onları (kuraklıktan) ölmüş bir şehre
sürükleyiveririz ve bununla oraya su indiririz de böylelikle
bütün ürünlerden çıkarırız. İşte biz, ölüleri de böyle diriltip-çıkarırız.
Ki ibret alasınız. (7/57)
Onu yalanladılar. Biz
de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık, ayetlerimizi
yalan sayanları suda-boğduk. Çünkü onlar kör bir kavimdi.
(7/64)
Biz de onlardan intikam
aldık ve ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan habersizmişler
(gibi) olmaları nedeniyle onları suda boğduk. (7/136)
Biz onları (İsrailoğullarını)
ayrı ayrı oymaklar olarak on iki topluluk (ümmet) olarak
ayırdık. Kavmi kendisinden su istediğinde Musa'ya: "Asan'la
taşa vur" diye vahyettik. Ondan on iki pınar sızıp-fışkırdı;
böylece her bir insan- topluluğu su içeceği yeri öğrenmiş
oldu. Üzerlerine bulutla gölge çektik ve onlara kudret helvası
ile bıldırcın indirdik. (Sonra da şöyle dedik:) "Size rızık
olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin." Onlar
bize zulmetmedi, ancak kendi nefislerine zulmediyorlardı.
(7/160)
Hani kendisinden bir güvenlik
olarak sizi bir uyuklama bürüyordu. Sizi kendisiyle tertemiz
kılmak, sizden şeytanın pisliklerini gidermek, kalblerinizin
üstünde (güven ve kararlılık duygusunu) pekiştirmek ve bununla
ayaklarınızı (arz üzerinde) sağlamlaştırmak için size gökten
su indiriyordu. (8/11)
Firavun ailesinin ve onlardan
öncekilerin gidiş tarzı gibi. Onlar, Rablerinin ayetlerini
yalanladılar; biz de günahları dolayısıyla onları helak
ettik. Firavun ordusunu suda boğduk. Onların tümü zulmeden
kimselerdi. (8/54)
Hacılara su dağıtmayı
ve Mescid-i Haram'ı onarmayı, Allah'a ve ahiret gününe iman
eden ve Allah yolunda cihad edenin (yaptıkları) gibi mi
saydınız? (Bunlar) Allah katında bir olmazlar. Allah zulmeden
bir topluluğa hidayet vermez. (9/19)
Medine halkına ve çevresindeki
bedevilere, Allah'ın elçisinden geri kalmaları, kendi nefislerini
onun nefsine tercih etmeleri yakışmaz. Bu, gerçekten onların
Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk, 'dayanılmaz bir
açlık' (çekmeleri), kafirleri 'kin ve öfkeyle ayaklandıracak'
bir yere ayak basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları
karşılığında, mutlaka onlara bununla salih bir amel yazılmış
olması nedeniyledir. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların ecrini
kaybetmez. (9/120)
Sizin tümünüzün dönüşü
O'nadır. Allah'ın va'di bir gerçektir. İman edip salih amellerde
bulunanlara, adaletle karşılık vermek için yaratmayı başlatan,
sonra onu iade edecek olan O'dur. İnkar edenler ise, küfürleri
dolayısıyla, onlar için kaynar sudan bir içki ve acı bir
azab vardır. (10/4)
Fakat onu yalanladılar;
biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık
ve onları halifeler kıldık. Ayetlerimizi yalanlayanları
da suda boğduk. Uyarılanların nasıl bir sonuca uğratıldıklarına
bir bak. (10/73)
Biz, İsrailoğullarını
denizden geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla
peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun):
"İsrailoğullarının kendisine inandığı (ilahtan) başka ilah
olmadığına inandım ve ben de müslümanlardanım" dedi. (10/90)
O'nun arşı su üzerinde
iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek
için gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur. Andolsun
onlara: "Gerçekten siz, ölümden sonra yine diriltileceksiniz"
dersen, inkar edenler mutlaka: "Bu, açıkça bir büyüden başkası
değildir" derler. (11/7)
"Bizim gözetimimiz altında
ve vahyimizle gemiyi imal et. Zulmedenler konusunda bana
hitapta bulunma. Çünkü onlar suda- boğulacaklardır." (11/37)
(Oğlu) Dedi ki: "Ben bir
dağa sığınacağım, o beni sudan korur." Dedi ki: "Bugün Allah'ın
emrinden, esirgeyen olan (Allah)dan başka bir koruyucu yoktur."
Ve ikisinin arasına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan
oldu. (11/43)
Denildi ki: "Ey yer, suyunu
yut ve ey gök, sen de tut." Su çekildi, iş bitiriliverdi,
(gemi de) Cudi (dağı) üstünde durdu ve zalimler topluluğuna
da: "Uzak olsunlar" denildi. (11/44)
Bir yolcu-kafilesi geldi,
sucularını (kuyuya su almak için) gönderdiler. O da kovasını
sarkıttı. "Hey müjde... Bu bir çocuk." dedi. Ve onu (kuyudan
çıkarıp) 'ticaret konusu bir mal' olarak sakladılar. Oysa
Allah, yapmakta olduklarını bilendi. (12/19)
Erzak yüklerini kendilerine
hazırlayınca da, su kabını kardeşinin yükü içine bıraktı,
sonra bir münadi (şöyle) seslendi: "Ey kafile, sizler gerçekten
hırsızsınız." (12/70)
Dediler ki: "Bunun cezası,
(su tası) yükünde bulunanın kendisidir. İşte biz zulmedenleri
böyle cezalandırırız." (12/75)
Yeryüzünde birbirine yakın
komşu kıtalar vardır; üzüm bağları, ekinler, çatallı ve
çatalsız hurmalıklar da vardır ki, bunlar aynı su ile sulanır;
ama ürünlerinde (ki verimde ve lezzette) bazısını bazısına
üstün kılıyoruz. Şüphesiz, bunlarda aklını kullanan bir
topluluk için gerçekten ayetler vardır. (13/4)
Hak olan çağrı (dua, ibadet)
yalnızca O'na (olan)dır. Onların Allah'tan başka çağırdıkları
ise, onlara hiç bir şeyle cevab veremezler. (Onların durumu)
yalnızca, ağzına gelsin diye, iki avucunu suya uzatan(ın
boşuna beklemesi) gibidir. Oysa ona gelmez. İnkar edenlerin
duası, sapıklık içinde olmaktan başkası değildir. (13/14)
(Allah) Gökten bir su
indirdi de dereler kendi miktarınca çağlayıp aktı. Sel de
yüze vuran bir köpük yüklendi. Bir süs veya bir meta sağlamak
için ateşte üzerine yakıp-erittikleri şeyler (madenler)de
de bunun gibi bir köpük (artık) vardır. İşte Allah, hak
ile batıla böyle örnekler verir. Köpüğe gelince, o atılır
gider, insanlara yarar sağlayacak şey ise, yeryüzünde kalır.
İşte Allah örnekleri böyle vermektedir. (13/17)
(Böylesinin) Önünde cehennem
vardır ve (orada) irinli sudan içirilecektir. (14/16)
Allah, gökleri ve yeri
yaratan ve gökten su indirip onunla size rızık olarak türlü
ürünler çıkarandır. Ve onun emriyle gemileri, denizde yüzmeleri
için size, emre amade kılandır. Irmakları da sizin için
emre amade kılandır. (14/32)
Ve aşılayıcılar olarak
rüzgarları gönderdik, böylece gökten su indirdik de sizleri
suladık. Oysa siz onun hazine-koruyucuları değilsiniz. (15/22)
Denizi de sizin emrinize
veren O'dur, ondan taze et yemektesiniz ve giyiminizde ondan
süs-eşyaları çıkarmaktasınız. Gemilerin onda (suları) yara
yara akıp gittiğini görüyorsun. (Bütün bunlar) O'nun fazlından
aramanız ve şükretmeniz içindir. (16/14)
Allah gökten su indirdi,
ölümünden sonra yeri onunla diriltti; işitebilen bir topluluk
için bunda gerçekten bir ayet vardır. (16/65)
Ve de ki: "Hak Rabbinizdendir;
artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin. Şüphesiz
biz zalimlere bir ateş hazırlamışız, onun duvarları kendilerini
çepeçevre kuşatmıştır. Eğer onlar yardım isterlerse, katı
bir sıvı gibi yüzleri kavurup-yakan bir su ile yardım edilirler.
Ne kötü bir içkidir o ve ne kötü bir destektir. (18/29)
Kendisiyle konuşmakta
olan arkadaşı ona dedi ki: "Seni topraktan, sonra bir damla
sudan yaratan, sonra da seni düzgün (eli ayağı tutan, gücü
kuvveti yerinde) bir adam kılan (Allah)ı inkar mı ettin?"
(18/37)
"Veya onun suyu dibe göçüverir
de böylelikle onu arayıp-bulmaya kesinlikle güç yetiremezsin."
(18/41)
Onlara, dünya hayatının
örneğini ver; gökten indirdiğimiz suya benzer, onunla yeryüzünün
bitkileri birbirine karıştı, böylece rüzgarların savurduğu
çalı-çırpı oluverdi. Allah, her şeyin üzerinde güç yetirendir.
(18/45)
"Onu sandığın içine koy,
suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın; onu benim de
düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır. Gözümün önünde
yetiştirilmen için, kendimden sana bir sevgi yönelttim."
(20/39)
"Ki (Rabbim), yeryüzünü
sizin için bir beşik kıldı, onda sizin için yollar döşedi
ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden
çiftler çıkardık." (20/53)
Firavun ise, ordularıyla
peşlerine düştü; sulardan onları kaplayıveren kaplayıverdi.
(20/78)
Ve gerçekten sen burada
susamayacaksın ve güneş altında yanmayacaksın da." (20/119)
O inkar edenler görmüyorlar
mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken,
biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine
de onlar inanmayacaklar mı? (21/30)
Ve ayetlerimizi yalanlayan
kavimden 'ona yardım edip-öcünü aldık'. Şüphesiz onlar,
kötü bir kavimdi, biz de onların tümünü suya batırıp boğduk.
(21/77)
Ey insanlar, eğer dirilişten
yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, biz sizi topraktan
yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyo),
sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından;
size (kudretimizi) açıkca göstermek için. Dilediğimizi,
adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra
sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına
erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına
son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiç bir şey
bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa)
geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün,
fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir,
kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir. (22/5)
İşte bunlar çekişen iki
gruptur, Rableri konusunda çekiştiler. İşte o inkar edenler,
onlar için ateşten elbiseler biçilmiştir; başları üstünden
de kaynar su dökülür. (22/19)
Görmedin mi, Allah, gökten
su indirdi, böylece yeryüzü yemyeşil donatıldı. Şüphesiz
Allah, lütfedicidir, her şeyden haberdardır. (22/63)
Sonra onu bir su damlası
olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.
(23/13)
Biz, Meryem'in oğlunu
ve annesini bir ayet kıldık ve ikisini barınmaya elverişli
ve akar suyu olan bir tepede yerleştirdik. (23/50)
İnkar edenler ise; onların
amelleri dümdüz bir arazideki seraba benzer; susayan onu
bir su sanır. Nihayet ona ulaştığında bir şey bulamaz ve
yanında Allah'ı bulur. (Allah da) Onun hesabını tam olarak
verir. Allah, hesabı çok seri görendir. (24/39)
Allah, her canlıyı sudan
yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üzerinde yürümekte, kimi
iki ayağı üzerinde yürümekte, kimi de dört (ayağı) üzerinde
yürümektedir. Allah, dilediğini yaratır. Hiç şüphesiz Allah,
her şeye güç yetirendir. (24/45)
Nuh'un kavmi de, elçileri
yalanlandıklarında onları suda boğduk ve insanlar için bir
ayet kıldık. Biz zulmedenlere acıklı bir azab hazırladık.
(25/37)
Ve kendi rahmetinin önünde
rüzgarları müjdeciler olarak gönderen O'dur. Biz, gökten
tertemiz su indirdik; (25/48)
İki denizi (birbirine)
salıp katan O'dur; bu, tatlı, susuzluğu giderici, bu da
tuzlu ve acıdır. İkisinin arasında (birbirlerine karışmalarını
önleyen) bir engel (berzah) ve aşılmayan bir sınır koymuştur.
(25/53)
Ve insanı bir sudan yaratıp
onu, neseb ve sihriyyet (sahibi) kılan O'dur. Senin Rabbin
güç yetirendir. (25/54)
Sonra ötekileri suda boğduk.
(26/66)
Sonra bunun ardından geride
kalanları da suda-boğduk. (26/120)
Dedi ki: "İşte, bu bir
dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onun, belli bir günün
su içme hakkı da sizindir." (26/155)
Ona: "Köşke gir" denildi.
Onu görünce derin bir su sandı ve (eteğini çekerek) ayaklarını
açtı. (Süleyman:) Dedi ki: "Gerçekte bu, saydam camdan olma
düzeltilmiş bir köşk-zemindir." Dedi ki: "Rabbim, gerçekten
ben kendime zulmettim; (artık) ben Süleyman'la birlikte
alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum." (27/44)
(Onlar mı) Yoksa, gökleri
ve yeri yaratan ve size gökten su indiren mi? Ki onunla
(o suyla) gönül alıcı bahçeler bitirdik, sizin içinse bir
ağacını bitirmek (bile) mümkün değildir. Allah ile beraber
başka bir ilah mı? Hayır, onlar sapıklıkta devam eden bir
kavimdir. (27/60)
Musa'nın annesine: "Onu
emzir, şayet onun için korkacak olursan, onu suya bırak,
korkma ve üzülme; çünkü onu biz sana tekrar geri vereceğiz
ve onu gönderilen (elçilerden) kılacağız" diye vahyettik
(bildirdik). (28/7)
Medyen suyuna vardığı
zaman, su almakta olan bir insan topluluğu buldu. Onların
gerisinde de (hayvanları su başına götürmekten çekinen)
iki kadın buldu. Dedi ki: "Bu durumunuz ne?" "Çobanlar sürülerini
sulamadıkça, biz sürülerimizi sulayamayız; babamız, yaşı
ilerlemiş bir ihtiyardır." dediler. (28/23)
Bunun üzerine, onu ve
askerlerini tutup suya attık. Böylelikle zulmedenlerin nasıl
bir sona uğradıklarına bir bak. (28/40)
İşte biz, onların her
birini kendi günahıyla yakalayıverdik. Böylece onlardan
kiminin üstüne taş fırtınası gönderdik, kimini şiddetli
bir çığlık sarıverdi, kimini yerin dibine geçirdik, kimini
de suda boğduk. Allah onlara zulmedici değildi, ancak onlar
kendi nefislerine zulmediyorlardı. (29/40)
Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar
mı? Böylece kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını
görsünler. Onlar, güç bakımından kendilerinden daha üstün
idiler, toprağı alt-üst etmişler (ekmişler, madenler, sular
arayıp çıkarmışlar) ve onu, kendilerinin imar ettiğinden
daha çok imar etmişlerdi. Elçileri de, onlara açık delillerle
gelmişti. Demek ki Allah onlara zulmetmiyordu, ancak onlar
kendi nefislerine zulmediyorlardı. (30/9)
Size bir korku ve umut
(unsuru) olarak şimşeği göstermesi ile gökten su indirmek
suretiyle ölümünden sonra yeri onunla diriltmesi de, O'nun
ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilecek bir
kavim için gerçekten ayetler vardır. (30/24)
O, gökleri dayanak olmaksızın
yaratmıştır, bunu görmektesiniz. Arzda da, sizi sarsıntıya
uğratır diye sarsılmaz dağlar bıraktı ve orada her canlıdan
türetip yayıverdi. Biz gökten su indirdik, böylelikle orada
her güzel olan çiftten bir bitki bitirdik. (31/10)
Sonra onun soyunu bir
özden (sülale'den), basbayağı bir sudan yapmıştır. (32/8)
Görmüyorlar mı; biz, suyu
çorak toprağa sürüyoruz da onunla ekin bitiriyoruz; ondan
hayvanları, kendileri yemektedir? Yine de görmüyorlar mı?
(32/27)
Allah sizi topraktan yarattı,
sonra bir damla sudan. Sonra da sizi çift çift kıldı. O'nun
bilgisi olmaksızın, hiç bir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz
da. Ömür sürene, ömür verilmesi ve onun ömründen kısaltılması
da mutlaka bir kitapta (yazılı)dır. Gerçekten bu, Allah'a
göre kolaydır. (35/11)
İki deniz bir değildir.
Şu, tatlı, susuzluğu keser ve içimi kolay; şu da, tuzlu
ve acıdır. Ancak her birinden taze et yersiniz ve takınmakta
olduğunuz süs eşyalarını çıkarırsınız. O'nun fazlından aramanız
ve umulur ki şükretmeniz için gemilerin onda (denizde) suları
yara yara akıp gittiğini görürsün. (35/12)
Allah'ın gökyüzünden su
indirdiğini görmedin mi? Böylece biz onunla, renkleri değişik
olan meyveler çıkardık. Dağlardan da beyaz, kırmızı renkleri
değişik ve siyah yollar (kıldık). (35/27)
İnsan, bizim kendisini
bir damla sudan yarattığımızı görmüyor mu? Şimdi o, apaçık
bir düşman kesilmiştir. (36/77)
Sonra kendileri için onun
üzerinde kaynar su karıştırılmış bir içkileri de vardır.
(37/67)
Sonra diğerlerini suda
boğduk. (37/82)
"Ayağını depret. İşte
yıkanacak ve içecek soğuk (su, diye vahyettik.). (38/42)
İşte bu; tatsınlar onu:
Kaynar su ve irin. (38/57)
O'dur ki, sizi topraktan,
sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyo) yarattı;
sonra sizi bir bebek olarak çıkarmakta, sonra güçlü (erginlik)
çağınıza erişmeniz, sonra da yaşlanmanız için size (belli
bir ömür vermektedir). Sizden kiminin daha önce hayatına
son verilmektedir; adı konulmuş bir ecele erişmeniz ve belki
aklınızı kullanmanız için (Allah sizi böyle yaşatır). (40/67)
Kaynar suyun içinde; sonra
ateşte tutuşturulacaklar. (40/72)
O'nun ayetlerinden biri
de, senin gerçekten yeryüzünü huşu içinde (solmuş, boynu
bükülmüş ve kupkuru) görmendir. Ama Biz onun üzerine suyu
indirdiğimiz zaman, deprenir ve kabarır. Şüphesiz onu dirilten,
ölüleri de elbette dirilticidir. Çünkü O, her şeye güç yetirendir.
(41/39)
Ki O, belli bir miktar
ile gökten su indirdi de, onunla ölü bir memleketi 'dirilttik
(ve her yanına yeniden hayat) yaydık'; siz de böyle (kabirlerinizden
diriltilip) çıkarılacaksınız. (43/11)
Sonunda bizi öfkelendirince,
biz de onlardan intikam aldık, böylece onları toplu olarak
suda boğduk. (43/55)
"Denizi durgun ve açık
bırak. Çünkü suda boğulacak bir ordudur." (44/24)
Doğrusu, o zakkum ağacı;
(44/43)
Günahkar olanın yemeğidir.
(44/44)
Pota gibi; karınlarda
kaynar-durur; (44/45)
Kaynar-suyun kaynaması
gibi. (44/46)
Takva sahiplerine va'dedilen
cennetin misali (şudur): İçinde bozulmayan sudan ırmaklar,
tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenler için lezzet veren
şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır ve orda
onlar için meyvelerin her türlüsünden ve Rablerinden bir
mağfiret vardır. Hiç (böyle mükafaatlanan bir kişi), ateşin
içinde ebedi olarak kalan ve bağırsaklarını 'parça parça
koparan' kaynar sudan içirilen kimseler gibi olur mu? (47/15)
Ve gökten mübarek (bereket
ve rahmet yüklü) su indirdik; böylece onunla bahçeler ve
biçilecek taneler bitirdik. (50/9)
Bir damla sudan (döl yatağına)
meni döküldüğü zaman. (53/46)
Biz de 'bardaktan boşanırcasına
akan' bir su ile göğün kapılarını açtık. (54/11)
Yeri de 'coşkun kaynaklar'
halinde fışkırttık. Derken su, takdir edilmiş bir işe karşı
(hükmümüzü gerçekleştirmek üzere) birleşti. (54/12)
"Ve onlara, suyun aralarında
kesin olarak pay edildiğini haber ver. Su alış sırası (kiminse,
o) hazır bulunsun." (54/28)
Onlar, kendisiyle alabildiğine
kaynar hale getirilmiş su arasında dönüp-dolaşırlar. (55/44)
Durmaksızın akan su(lar);
(56/31)
Hücrelere işleyen kavurucu
bir sıcaklık ve kaynar su, (56/42)
Onun üzerine de alabildiğine
kaynar sudan içeceksiniz. (56/54)
Şimdi siz, içmekte olduğunuz
suyu gördünüz mü? (56/68)
Artık (onun için) alabildiğine
kaynar sudan bir şölen vardır. (56/93)
De ki: "Haber verin; eğer
suyunuz yerin dibine göçüverecek olsa, bu durumda kim size
bir akar su kaynağı getirebilir? (67/30)
Gerçek şu ki, su taştığı
zaman, o gemide biz sizi taşıdık; (69/11)
Bunlar, hataları dolayısıyla
suda boğuldular, sonra ateşe sokuldular. O zaman da Allah'ın
dışında hiç bir yardımcı bulamadılar. (71/25)
Eğer onlar (insanlar ve
cinler), yol üzerinde 'dosdoğru bir istikamet tuttursalardı',
mutlaka Biz onlara bol miktarda su içirir (tükenmez bir
rızık ve nimet verir)dik. (72/16)
Cehennem (sakar) nedir,
sen bilir misin? (74/27)
Ne alıkoyar, ne bırakır.
(74/28)
Beşere delicesine susamıştır.
(74/29)
Kendisi, akıtılan meniden
bir damla su değil miydi? (75/37)
Şüphesiz biz insanı, karmaşık
olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı
onu işiten ve gören yaptık. (76/2)
Sıkıp suyu çıkaran (bulut)lardan
'bardaktan boşanırcasına su' indirdik. (78/14)
Kaynar sudan ve irinden
başka. (78/25)
Ondan da suyunu ve otlağını
çıkardı. (79/31)
Bir damla sudan yarattı
da onu 'bir ölçüyle biçime soktu.' (80/19)
Biz şüphesiz, suyu akıttıkça
akıttık, (80/25)
Dökülüp atılan bir sudan
yaratıldı. (86/6)
(Bu su,) Bel kemiği ile
kaburgalar arasında(ki organlar)dan çıkar. (86/7)
Allah'ın elçisi onlara
dedi ki: "Allah'ın (deneme için size gönderdiği) devesine
ve onun su içme-sırasına dikkat edin." (91/13)
Yetimlere mallarını verin
ve murdar olanla temiz olanı değiştirmeyin. Onların mallarını
mallarınıza katarak yemeyin. Çünkü bu, büyük bir suçtur.
(4/2)
Kim bir hata veya günah
kazanır da sonra bunu bir suçsuza yüklerse, gerçekten o,
böyle bir yalan (bühtan)ı ve apaçık bir günahı yüklenmiştir.
(4/112)
Suçlu-günahkârların yolu
apaçık ortaya çıksın diye, ayetlerimizi işte böyle birer
birer açıklıyoruz. (6/55)
Böylece biz, her ülkenin
önde gelenlerini -orada hileli- düzenler kursunlar diye-
oranın suçlu-günahkarları kıldık. Oysa onlar, hileli-düzeni
ancak kendilerine kurarlar da bunun şuuruna varmazlar. (6/123)
Onlara ne zaman bir ayet
gelse, derler ki: "Allah'ın elçilerine verilenin bir benzeri
bize de verilene kadar biz kesin olarak inanmayacağız."
Allah, elçiliğini nereye vereceğini daha iyi bilir. Bu,
suçlu-günahkarlara, kurdukları hileli-düzenleri nedeniyle
şiddetli bir azab ve Allah katında bir küçüklük isabet edecektir.
(6/124)
Şayet seni yalanlayacak
olurlarsa, de ki: "Rabbiniz geniş rahmet sahibidir. O'nun
şiddetli çarpması, suçlu-günahkarlar topluluğundan geri
çevrilemez." (6/147)
Şüphesiz ayetlerimizi
yalanlayanlar ve onlara karşı büyüklenenler, onlar için
göğün kapıları açılmaz ve halat (ya da deve) iğnenin deliğinden
geçinceye kadar cennete girmezler. Biz suçlu-günahkarları
işte böyle cezalandırırız. (7/40)
Ve onların üzerine bir
(azab) sağanağı yağdırdık. Suçlu-günahkarların uğradıkları
sona bir bak işte. (7/84)
Bunun üzerine, ayrı ayrı
mucizeler (ayetler) olarak üzerlerine tufan, çekirge, buğday
güvesi, kurbağa ve kan musallat kıldık. Yine büyüklük tasladılar
ve suçlu-günahkar bir kavim oldular. (7/133)
O, suçlu-günahkârlar istemese
de, hakkı gerçekleştirmek ve batılı geçersiz kılmak için
(böyle istiyordu.) (8/8)
Özür belirtmeyiniz. Siz,
imanınızdan sonra inkâra saptınız. Sizden bir topluluğu
bağışlasak da, bir topluluğunuzu gerçekten suçlu-günahkar
olmaları nedeniyle azablandıracağız. (9/66)
Andolsun, sizden önceki
nesilleri, resulleri kendilerine apaçık deliller getirdiği
halde, zulmettikleri ve iman etmeyecek oldukları için yıkıma
uğrattık. İşte biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğu böyle
cezalandırırız. (10/13)
Allah'a karşı yalan uydurup
iftira düzenden ve O'nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim
kimdir? Şüphesiz O, suçlu-günahkarları kurtuluşa erdirmez.
(10/17)
De ki: "Düşündünüz mü
hiç, eğer O'nun azabı size gece veya gündüz geliverirse,
suçlu-günahkarlar, bunu ne diye erkene almak istiyorlar?"
(10/50)
Sonra bunların ardından
Firavun'a ve onun önde gelen çevresine Musa'yı ve Harun'u
ayetlerimizle gönderdik. Fakat onlar büyüklendiler. Onlar
suçlu-günahkar bir kavimdi. (10/75)
Allah, suçlu-günahkarlar
istemese de, hakkı (hak olarak) kendi kelimeleriyle gerçekleştirecektir.
(10/82)
Onlar: "Bunu kendisi uydurdu"
mu diyorlar? De ki: "Eğer onu ben uydurduysam, günahım bana
aittir. Ama ben, sizlerin suç olarak işlemekte olduklarınızdan
uzağım." (11/35)
Ey kavmim, Rabbinizden
bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Üstünüze gökten
sağanak (yağmurlar, bol nimetler) yağdırsın ve gücünüze
güç katsın. Suçlu-günahkarlar olarak yüz çevirmeyin." (11/52)
Sizden önceki nesillerden
onlardan kurtardığımızdan pek azı dışında yeryüzünde bozgunculuğu
önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi?
Zulmedenler ise, içinde bulundukları refahın peşine düştüler.
Onlar, suçlu-günahkarlardı. (11/116)
Ondan umutlarını kestikleri
zaman, (durumu) kendi aralarında görüşmek üzere bir yana
çekildiler. Onların büyükleri dedi ki: "Babanızın size karşı
Allah adına kesin bir söz aldığını ve daha önce Yusuf konusunda
yaptığımız aşırılığı (işlediğimiz suçu) bilmiyor musunuz?
Artık (bundan böyle) ben, ya babam bana izin verinceye veya
Allah bana ilişkin hüküm verinceye kadar (bu) yerden kesin
olarak ayrılamam. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır."
(12/80)
Öyle ki elçiler, umutlarını
kesip de, artık onların gerçekten yalanladıklarını sandıkları
bir sırada onlara yardımımız gelmiştir; biz kimi dilersek
o kurtulmuştur. Suçlu-günahkarlar topluluğundan zorlu azabımız
kesin olarak geri çevrilmeyecektir. (12/110)
O gün suçlu-günahkarların
(sıkı) bukağılara vurulduklarını görürsün. (14/49)
Böylece biz onu (alayı),
suçlu-günahkarların kalblerine sokarız. (15/12)
Dediler ki: "Gerçekte
biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğa gönderildik." (15/58)
(Önlerine) Kitap konulmuştur;
artık suçlu-günahkarların, onda olanlardan dolayı dehşetle-korkuya
kapıldıklarını görürsün. Derler ki: "Eyvahlar bize, bu kitaba
ne oluyor ki, küçük büyük bırakmayıp herşeyi sayıp-döküyor?"
Yapıp-ettiklerini (önlerinde) hazır bulmuşlardır. Rabbin
hiç kimseye zulmetmez. (18/49)
Suçlu-günahkarlar ateşi
görmüşlerdir, artık içine kendilerinin gireceklerini de
anlamışlardır; ancak ondan bir kaçış yolu bulamamışlardır.
(18/53)
Suçlu-günahkarları susamışlar
olarak cehenneme süreceğiz. (19/86)
Gerçek şu ki, kim Rabbine
suçlu-günahkar olarak gelirse, hiç şüphe yok, onun için
cehennem vardır. Onun içinde ise, ne ölebilir, ne dirilebilir."
(20/74)
Sur'a üfürüleceği gün,
biz suçlu-günahkarları o gün, (yüzleri kara, gözleri) gömgök
(kaskatı ve kör) olarak' toplayacağız. (20/102)
Korunan (iffetli) kadınlara
(zina suçu) atan, sonra dört şahid getirmeyenlere de seksen
değnek vurun ve onların şahidliklerini ebedi olarak kabul
etmeyin. Onlar fasık olanlardır. (24/4)
Kendi eşlerine (zina suçu)
atan ve kendileri dışında şahidleri bulunmayanlar ise, onlardan
da her birinin şahidliği, Allah adına dört (kere yemin)
ile kendisinin hiç şüphesiz doğru söyleyenlerden olduğuna
şahidlik etmektir. (24/6)
O durumda siz onu (iftirayı)
dillerinizle aktardınız ve hakkında bilginiz olmayan şeyi
ağızlarınızla söylediniz ve bunu kolay sandınız; oysa o
Allah katında çok büyük (bir suç)tür. (24/15)
Namus sahibi, bir şeyden
habersiz, mü'min kadınlara (zina suçu) atanlar, dünyada
ve ahirette lanetlenmişlerdir. Ve onlar için büyük bir azab
vardır. (24/23)
Melekleri görecekleri
gün, suçlu-günahkarlara bir müjde yoktur. Ve o gün (melekler
onlara) derler ki: "(Size sevinçli haber) Yasaktır, yasak."
(25/22)
İşte böyle; biz, her peygambere
suçlu-günahkarlardan bir düşman kıldık. Yol gösterici ve
yardımcı olarak Rabbin yeter. (25/31)
Üstelik, onların bana
karşı (davasını savunacakları bir cinayet) suçu(m) var;
bundan dolayı beni öldürmelerinden korkuyorum." (26/14)
Bizi suçlu-günahkarlardan
başka saptıran olmadı." (26/99)
Biz onu, suçlu-günahkarların
kalbine işte böyle işlettik. (26/200)
De ki: "Yeryüzünde gezip
dolaşın da, suçlu-günahkarların nasıl bir sona uğradıklarını
görün" (27/69)
Dedi ki: "Rabbim, bana
verdiğin nimetler adına, artık suçlu günahkarlara destekçi
olmayacağım." (28/17)
Dedi ki: "Bu, bende olan
bir bilgi dolayısıyla bana verilmiştir." Bilmez mi, ki gerçekten
Allah, kendisinden önceki nesillerden kuvvet bakımından
kendisinden daha güçlü ve insan-sayısı bakımından daha çok
olan kimseleri yıkıma uğratmıştır. Suçlu-günahkarlardan
kendi günahları sorulmaz. (28/78)
Kıyamet-saatinin kopacağı
gün, suçlu-günahkarlar umutsuzca yıkılırlar. (30/12)
Andolsun, biz senden önce
kendi kavimlerine elçiler gönderdik de onlara apaçık belgeler
getirdiler; böylece biz de suçlu günahkarlardan intikam
aldık. İman edenlere yardım etmek ise, bizim üzerimizde
bir haktır. (30/47)
Kıyamet-saatinin kopacağı
gün, suçlu-günahkarlar, tek bir saatin dışında (dünya hayatı)
yaşamadıklarına and içerler. İşte onlar böyle çevriliyorlardı.
(30/55)
Suçlu-günahkarları, Rableri
huzurunda başları öne eğilmiş olarak: "Rabbimiz, gördük
ve işittik; şimdi bizi (bir kere daha dünyaya) geri çevir,
salih bir amelde bulunalım, artık biz gerçekten kesin bilgiyle
inananlarız" (diye yalvaracakları zamanı) bir görsen. (32/12)
Kendisine Rabbinin ayetleri
hatırlatıldıktan sonra, yüz çevirenden daha zalim kimdir?
Gerçekten biz, suçlu-günahkarlardan intikam alıcılarız.
(32/22)
Mü'min erkeklere ve mü'min
kadınlara irtikab etmedikleri (bir suç) sebebiyle eziyet
edenler ise, gerçekten bir iftira ve açık bir günah yüklenmişlerdir.
(33/58)
De ki: "Siz, bizim işlemiş
bulunduğumuz suçtan sorulacak değilsiniz ve biz de sizin
yapmakta olduklarınızdan sorulacak değiliz." (34/25)
Büyüklük taslayanlar,
za'fa uğratılan (müstaz'af)lara dediler ki: "Size hidayet
geldikten sonra, sizi biz mi ondan alıkoyduk? Hayır, siz
(zaten) suçlu-günahkarlardınız." (34/32)
Ey suçlu-günahkarlar,
bugün siz bir yana çekilin." (36/59)
Doğrusu biz, suçlu-günahkarlara
böyle yaparız. (37/34)
Şüphesiz suçlu-günahkarlar,
cehennem azabı içinde süresiz kalacaklardır. (43/74)
Sonunda Rabbine: "Gerçekten
bunlar, suçlu-günahkar bir kavimdirler" diye dua etti. (44/22)
Onlar mı hayırlı, yoksa
Tübba' kavmi ve onlardan öncekiler mi? Biz onları yıkıma
uğrattık. Çünkü onlar, suçlu-günahkardı. (44/37)
İnkar edenlere gelince;
"Size karşı ayetlerim okunduğunda büyüklük taslayan (müstekbir
olan)lar ve suçlu-günahkar bir kavim olanlar sizler değil
miydiniz?" (45/31)
Rabbinin emriyle herşeyi
yerle bir eder. Böylece meskenlerinden başka, hiçbir şey(leri)
görünemez duruma düştüler. İşte biz, suçlu-günahkar bir
kavmi böyle cezalandırırız. (46/25)
Doğrusu biz, suçlu-günahkar
bir kavme gönderildik" dediler. (51/32)
Hiç şüphesiz suçlular-günahkarlar,
bir sapmışlık (dalâlet) ve çılgınlık içindedirler. (54/47)
(Çünkü o gün) Suçlu-günahkarlar,
simalarından tanınır da alınlarından ve ayaklarından yakalanırlar.
(55/41)
İşte bu, suçlu-günahkarların
kendisini yalanladıkları cehennemdir. (55/43)
Yapmayacağınız şeyi söylemeniz,
Allah katında bir gazab (konusu olması) bakımından büyüdü
(büyük bir suç teşkil etti). (61/3)
Öyleyse, Müslümanları
suçlu-günahkar olanlar gibi (eşit) kılar mıyız? (68/35)
Onlar birbirlerine gösterilirler.
Bir suçlu-günahkar, o günün azabına karşılık olmak üzere,
oğullarını fidye olarak vermek ister; (70/11)
Suçlu-günahkarları; (74/41)
İşte biz, suçlu-günahkarlara
böyle yapıyoruz. (77/18)
(Sizler de dünyada) Yiyin
ve biraz yararlanın. Çünkü siz, suçlu-günahkar kimselersiniz.
(77/46)
Hangi suçtan dolayı öldürüldü?"
(81/9)
O, gayb (haberlerin)e
karşı (söylediklerinden dolayı) suçlanamaz (ya da cimrilikte
bulunup kıskançlık yapmaz.(81/24)
Doğrusu, 'suç ve günah
işleyenler,' kimi iman edenlere gülüp-geçerlerdi. (83/29)
(Bunun üzerine Musa, "Rabbim)
diyor ki: O, yeri sürmek ve ekini sulamak için boyunduruğa
alınmayan, salma ve alacası olmayan bir inektir" dedi. (O
zaman): "Şimdi gerçeği getirdin" dediler. Böylece ineği
kestiler; ama neredeyse (bunu) yapmayacaklardı. (2/71)
Onunla ölü bir beldeyi
(toprağı) canlandırmak ve yarattığımız hayvanlardan ve insanlardan
birçoğunu onunla sulamak için. (25/49)
O, gökleri ve yeri hak
olarak yaratandır. O'nun "ol" dediği gün (her şey) oluverir,
O'nun sözü haktır. Sur'a üfürüldüğü gün, mülk O'nundur.
O, gaybı ve müşahede edilebileni bilendir. O, hüküm ve hikmet
sahibi olandır, haberdar olandır. (6/73)
Biz o gün, bir kısmını
bir kısmı içinde dalgalanırcasına bırakıvermişiz. Sur'a
da üfürülmüştür, artık onların tümünü bir arada toparlamışız.
(18/99)
Sur'a üfürüleceği gün,
biz suçlu-günahkarları o gün, (yüzleri kara, gözleri) gömgök
(kaskatı ve kör) olarak' toplayacağız. (20/102)
Böylece sur'a üfürüldüğü
zaman artık o gün aralarında soylar (veya soybağları) yoktur
ve (üstünlük unsuru olarak soyluluğu veya birbirlerine durumlarını)
soruşturmazlar da. (23/101)
Sur'a üfürüleceği gün,
Allah'ın dilediği kimseler dışında, göklerde ve yerde olan
herkes artık korkuya kapılmıştır ve her biri 'boyun bükmüş'
olarak O'na gelmişlerdir. (27/87)
Sur'a üfürülmüştür; böylece
onlar kabirlerinden (diriltilip) Rablerine doğru (dalgalar
halinde) süzülüp-giderler. (36/51)
Sur'a üfürüldü; böylece
Allah'ın diledikleri dışında, göklerde ve yerde olanlar
çarpılıp-yıkılıverdi. Sonra bir daha ona üfürüldü, artık
onlar ayağa kalkmış durumda gözetliyorlar. (39/68)
Sur'a da üfürülmüştür.
İşte bu, tehdidin (gerçekleştiği) gündür. (50/20)
O gün, münafık erkekler
ile münafık kadınlar, iman edenlere derler ki: "(Ne olur)
Bize bir bakın, sizin nurunuzdan birazcık alıp-yararlanalım."
Onlara: "Arkanıza (dünyaya) dönün de bir nur arayıp-bulmaya
çalışın" denilir. Derken aralarında kapısı olan bir sur
çekilmiştir; onun iç yanında rahmet, dış yanında o yönden
azab vardır. (57/13)
Artık sur'a tek bir üfürülüşle
üfürüleceği. (69/13)
Çünkü o boruya (sur'a)
üfürüldüğü zaman, (74/8)
Sur'a üfürüleceği gün,
artık siz dalga dalga geleceksiniz. (78/18)
Döl yataklarında size
dilediği gibi suret veren O'dur. O'ndan başka ilah yoktur;
üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (3/6)
Andolsun, biz sizi yarattık,
sonra size suret (biçim-şekil) verdik, sonra meleklere:
"Adem'e secde edin" dedik. Onlar da İblis'in dışında secde
ettiler; o, secde edenlerden olmadı. (7/11)
Size bir korku ve umut
(unsuru) olarak şimşeği göstermesi ile gökten su indirmek
suretiyle ölümünden sonra yeri onunla diriltmesi de, O'nun
ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilecek bir
kavim için gerçekten ayetler vardır. (30/24)
Allah, yeryüzünü sizin
için bir karar, gökyüzünü bir bina kıldı; sizi suretlendirdi,
suretinizi de en güzel (bir biçim ve incelikte) kıldı ve
size güzel-temiz şeylerden rızık verdi. İşte sizin Rabbiniz
Allah budur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir. (40/64)
Bu suretle onları, sonradan
gelecekler için bir selef ve bir örnek kıldık. (43/56)
O Allah ki, yaratandır,
(en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve
suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve
yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir.
(59/24)
Gökleri ve yeri hak olmak
üzere yarattı ve size düzenli bir biçim (suret) verdi; suretlerinizi
de güzel yaptı. Dönüş O'nadır. (64/3)
Dilediği bir surette seni
tertib etti. (82/8)
Medine halkına ve çevresindeki
bedevilere, Allah'ın elçisinden geri kalmaları, kendi nefislerini
onun nefsine tercih etmeleri yakışmaz. Bu, gerçekten onların
Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk, 'dayanılmaz bir
açlık' (çekmeleri), kâfirleri 'kin ve öfkeyle ayaklandıracak'
bir yere ayak basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları
karşılığında, mutlaka onlara bununla salih bir amel yazılmış
olması nedeniyledir. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların ecrini
kaybetmez. (9/120)
İki denizi (birbirine)
salıp katan O'dur; bu, tatlı, susuzluğu giderici, bu da
tuzlu ve acıdır. İkisinin arasında (birbirlerine karışmalarını
önleyen) bir engel (berzah) ve aşılmayan bir sınır koymuştur.
(25/53)
İki deniz bir değildir.
Şu, tatlı, susuzluğu keser ve içimi kolay; şu da, tuzlu
ve acıdır. Ancak her birinden taze et yersiniz ve takınmakta
olduğunuz süs eşyalarını çıkarırsınız. O'nun fazlından aramanız
ve umulur ki şükretmeniz için gemilerin onda (denizde) suları
yara yara akıp gittiğini görürsün. (35/12)
Ve dediler ki: Kendi ilahlarınızı
bırakmayın; bırakmayın ne Vedd'i, ne Suva'ı, ne Yeğus'u,
ne Ye'uk'u ve ne de Nesr'i." (71/23)
Sizlere anneleriniz, kızlarınız,
kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerin
kızları, kız kardeşlerin kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz,
süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle
(gerdeğe) girdiğiniz kadınlarınızdan olup koruyuculuğunuz
altında bulunan üvey kızlarınız -onlarla gerdeğe girmemişseniz,
size bir sakınca yoktur-, sizin sülbünüzden olan oğullarınızın
eşleri ve iki kız kardeşi bir araya getirdiğiniz (evlilik)
haram kılındı. Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. Şüphesiz,
Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (4/23)
Ve onlar Süleyman'ın mülkü
(nübüvveti) hakkında şeytanların anlattıklarına uydular.
Süleyman inkâr etmedi; ancak şeytanlar inkâr etti. Onlar
insanlara sihri ve Babil'deki iki meleğe Harut'a ve Marut'a
indirileni öğretiyorlardı. Oysa o ikisi: "Biz yalnızca bir
fitneyiz sakın inkâr etme" demedikçe hiç kimseye (bir şey)
öğretmezlerdi. Fakat onlardan erkekle karısının arasını
açan şeyi öğreniyorlardı. Oysa onunla Allah'ın izni olmadıkça
hiç kimseye zarar veremezlerdi. Buna rağmen kendilerine
zarar verecek ve yarar sağlamayacak şeyi öğreniyorlardı.
Andolsun onlar bunu satın alanın ahiretten hiçbir payı olmadığını
bildiler; kendi nefislerini karşılığında sattıkları şey
ne kötü; bir bilselerdi. (2/102)
Nuh'a ve ondan sonraki
peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. İbrahim'e
İsmail'e İshak'a Yakub'a torunlarına İsa'ya Eyyub'a Yunus'a
Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Davud'a da Zebur verdik.
(4/163)
Ve ona İshak'ı ve Yakub'u
armağan ettik hepsini hidayete eriştirdik; bundan önce de
Nuh'u ve onun soyundan Davud'u Süleyman'ı Eyyub'u Yusuf'u
Musa'yı ve Harun'u hidayete ulaştırdık. Biz iyilik yapanları
işte böyle ödüllendiririz. (6/84)
Süleyman için de fırtına
biçiminde esen rüzgara (boyun eğdirdik) ki kendi emriyle
içinde bereketler kıldığımız yere akıp giderdi. Biz herşeyi
bilenleriz. Onun için denizde dalgıçlık yapan ve bundan
başka iş(ler) de gören şeytanlardan kimseleri de (emrine
verdik). Biz onların koruyucuları idik. (21/81-82)
Andolsun Davud'a ve Süleyman'a
bir ilim verdik: "Bizi inanmış kullarından birçoğuna göre
üstün kılan Allah'a hamdolsun." dediler. Süleyman Davud'a
mirasçı oldu ve dedi ki: "Ey insanlar bize kuşların konuşma-dili
öğretildi ve bize herşeyden (bol bir nimet) verildi. Gerçekten
bu apaçık bir üstünlüktür." Süleyman'a cinlerden insanlardan
ve kuşlardan orduları toplandı ve bunlar bölükler halinde
dağıtıldı. Nihayet karınca vadisine geldiklerinde bir dişi
karınca dedi ki: "Ey karınca topluluğu, kendi yuvalarınıza
girin, Süleyman ve orduları, farkında olmaksızın sizi kırıp-geçmesin."
(Süleyman) Bu sözü üzerine tebessüm edip güldü ve dedi ki:
"Rabbim bana anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve
hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı ilham et ve beni
rahmetinle salih kulların arasına kat." Kuşları denetledikten
sonra dedi ki: "Hüdhüd'ü neden göremiyorum yoksa kaybolanlardan
mı oldu?" "Onu gerçekten şiddetli bir azabla azablandıracağım
ya da onu boğazlayacağım veya o bana apaçık olan bir delil
getirmelidir." Derken uzun zaman geçmeden geldi ve dedi
ki: "Senin kuşatamadığın (öğrenemediğin) şeyi ben kuşattım
ve sana Saba'dan kesin bir haber getirdim." "Gerçekten ben
onlara hükmetmekte olan bir kadın buldum ki, ona herşeyden
(bolca) verilmiştir ve büyük bir tahtı var." "Onu ve kavmini
Allah'ı bırakıp da güneşe secde etmektelerken buldum, şeytan
onlara yaptıklarını süslemiştir böylece onları (doğru) yoldan
alıkoymuştur; bundan dolayı onlar hidayet bulmuyorlar."
"Ki onlar göklerde ve yerde saklı olanı ortaya çıkaran ve
sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı bilen Allah'a
secde etmesinler diye (yapmaktadırlar)." "O Allah O'ndan
başka ilah yoktur büyük Arş'ın Rabbidir." (Süleyman:) "Durup
bekleyeceğiz doğruyu mu söyledin yoksa yalancılardan mı
oldun?" dedi. "Bu mektubumla git, onu kendilerine bırak
sonra onlardan (biraz) uzaklaş, böylelikle bir bakıver neye
başvuracaklar?" (Hüdhüd'ün mektubu götürüp bırakmasından
sonra Saba melikesi Belkıs:) Dedi ki: "Ey önde gelenler
gerçekten bana oldukça önemli bir mektup bırakıldı." "Gerçek
şu ki bu Süleyman'dandır ve 'Şüphesiz Rahman ve Rahim Olan
Allah'ın Adıyla' (başlamakta)dır." (İçinde de:) "Bana karşı
büyüklük göstermeyin ve bana Müslüman olarak gelin" diye
(yazılmaktadır). Dedi ki: "Ey önde gelenler bu işimde bana
görüş belirtin siz (herşeye) şahidlik etmedikçe ben hiçbir
işte kesin (karar veren biri) değilim." Dediler ki: "Biz
kuvvet sahibiyiz ve zorlu savaşçılarız. İş konusunda karar
senindir, artık sen bak neyi emredersen (biz uygularız).
Dedi ki: "Gerçekten hükümdarlar bir ülkeye girdikleri zaman
orasını bozguna uğratırlar ve halkından onur sahibi olanları
hor ve aşağılık kılarlar; işte onlar böyle yaparlar." "Ben
onlara bir hediye göndereyim de, bir bakayım elçiler neyle
dönerler." (Elçi hediyelerle) Süleyman'a geldiği zaman:
"Sizler bana mal ile yardımda mı bulunmak istiyorsunuz?
Allah'ın bana verdiği size verdiğinden daha hayırlıdır;
hayır siz hediyenizle sevinip öğünebilirsiniz" dedi. "Sen
onlara dön, biz onlara öyle ordularla geliriz ki, onların
karşı koymaları mümkün değil ve biz onları oradan horlanmış-aşağılanmış
ve küçük düşürülmüşler olarak sürüp çıkarırız." (Elçinin
gitmesinden sonra Süleyman:) "Ey önde gelenler, onlar bana
teslim olmuş (Müslüman)lar olarak gelmeden önce, sizden
kim onun tahtını bana getirebilir?" dedi. Cinlerden ifrit:
"Sen daha makamından kalkmadan ben onu sana getirebilirim,
ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce
sahibim." dedi. Kendi yanında kitaptan ilmi olan biri dedi
ki: "Ben (gözünü açıp kapamadan) onu sana getirebilirim."
Derken (Süleyman) onu kendi yanında durur vaziyette görünce
dedi ki: "Bu Rabbimin fazlındandır O'na şükredecek miyim
yoksa nankörlük edecek miyim diye beni denemekte olduğu
için (bu olağanüstü olay gerçekleşti). Kim şükrederse artık
o kendisi için şükretmiştir kim nankörlük ederse gerçekten
benim Rabbim Gani (hiçbir şeye ve kimseye ihtiyacı olmayan)dır
Kerim olandır. Dedi ki: "Onun tahtını değişikliğe uğratın,
bir bakalım doğru olanı bulabilecek mi, yoksa bulmayanlardan
mı olacak? Böylece (Belkıs) geldiği zaman ona: "Senin tahtın
böyle mi?" denildi. Dedi ki: "Tıpkı kendisi. Bize ondan
önce ilim verilmişti ve biz Müslüman olmuştuk." Allah'tan
başka tapmakta olduğu şeyler onu (Müslüman olmaktan) alıkoymuştu.
Gerçekte o inkâr eden bir kavimdendi. Ona: "Köşke gir" denildi.
Onu görünce derin bir su sandı ve (eteğini çekerek) ayaklarını
açtı. (Süleyman:) Dedi ki: "Gerçekte bu saydam camdan olma
düzeltilmiş bir köşk-zemindir." Dedi ki: "Rabbim gerçekten
ben kendime zulmettim; (artık) ben Süleyman'la birlikte
alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum." (27/15-44)
Süleyman için de sabah
gidişi bir ay akşam dönüşü bir ay (mesafe) olan rüzgara
(boyun eğdirdik); erimiş bakır madenini ona sel gibi akıttık.
Onun eli altında Rabbinin izniyle iş gören bir kısım cinler
vardı. Onlardan kim bizim emrimizden çıkıp-sapacak olsa
ona çılgın ateşin azabından taddırırdık. Ona dilediği şekilde
kaleler, heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinden
sökülmeyen kazanlar yaparlardı. "Ey Davud ailesi şükrederek
çalışın." Kullarımdan şükredenler azdır. Böylece onun (Süleymanın)
ölümüne karar verdiğimiz zaman ölümünü onlara asasını yemekte
olan bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi. Artık o yere
yıkılıp-düşünce açıkca ortaya çıktı ki şayet cinler gaybı
bilmiş olsalardı böylesine aşağılanıcı bir azab içinde kalıp-yaşamazlardı.
(34/12-14)
Biz Davud'a Süleyman'ı
armağan ettik. O, ne güzel kuldu. Çünkü o, (daima Allah'a)
yönelip-dönen biriydi. Hani ona akşama yakın, bir ayağını
tırnağı üstüne diken, öbür üç ayağıyla toprağı kazıyan,
yağız atlar sunulmuştu. O da demişti ki: "Gerçekten ben,
mal (veya at) sevgisini Rabbimi zikretmekten dolayı tercih
ettim." Sonunda bu atlar (koştular ve toz) perdesinin arkasına
saklandılar. "Onları bana geri getirin" (dedi). Sonra (onların)
bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı. Andolsun, biz
Süleyman'ı imtihan ettik, tahtının üstünde bir ceset bıraktık.
Sonra (eski durumuna) döndü. "Rabbim, beni bağışla ve benden
sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülkü bana armağan et.
Şüphesiz sen, karşılıksız armağan edensin." Böylece rüzgarı
onun buyruğu altına verdik. Onun emriyle dilediği yöne yumuşakça
eserdi. Şeytanları da; her bina ustasını ve dalgıç olanı.
Ve (kötülük yapmamaları için) sağlam kementlerle birbirine
bağlanmış diğerlerini. "İşte bu, bizim vergimizdir. (Ey
Süleyman) Artık sen de hesaba vurmaksızın, ver ya da tut."
Şüphesiz, onun Bizim katımızda gerçekten bir yakınlığı ve
varılacak güzel bir yeri vardır. (38/30-40)
Gerçek şu ki, sizden önce
nice sünnetler gelip-geçmiştir. Bundan dolayı yeryüzünde
gezip-dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonuç nasıl
oldu bir görün. (3/137)
Allah, size açıklayarak
anlatmak, sizi sizden öncekilerin sünnetine iletmek ve tevbelerinizi
kabul etmek ister. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
(4/26)
Onlar, göklerin ve yerin
'bağımlı olduğu egemenliğe ve sünnete' (melekût) Allah'ın
yarattığı şeylere ve ihtimal (verip) ecellerinin pek yaklaştığına
bakmıyorlar mı? Bundan sonra onlar artık hangi söze inanacaklar?
(7/185)
O inkâr edenlere de ki:
"Eğer vazgeçerlerse geçmişte (yaptıkları) şeyler bağışlanacaktır.
Ama yine dönecek olurlarsa, önceki (toplumlara uygulanan)
sünnet, muhakkak (onların başından da) geçmiş olacaktır.
(8/38)
Onlar ona (indirilen kitaba)
inanmazlar, oysaki evvelkilerin sünneti geçmiştir. (15/13)
(Bu,) Senden önce gönderdiğimiz
resullerimizin bir sünnetidir. Sünnetimizde bir değişiklik6
bulamazsın. (17/77)
Kendilerine hidayet geldiği
zaman insanları inanmaktan ve Rablerinden bağışlanma dilemelerinden
alıkoyan şey, ancak evvelkilerin sünnetinin kendilerine
de gelmesi veya azabın onları karşılarcasına gelmesi(ni
beklemeleri)dir. (18/55)
Allah'ın kendisine farz
kıldığı bir şey(i yerine getirme)de peygamber üzerine hiçbir
güçlük yoktur. (Bu,) Daha önce gelip geçen (ümmet)lerde
Allah'ın bir sünnetidir. Allah'ın emri, takdir edilmiş bir
kaderdir. (33/38)
(Bu,) Daha önceden gelip-geçenler
hakkında (uygulanan) Allah'ın sünnetidir. Allah'ın sünnetinde
kesin olarak bir değişiklik bulamazsın. (33/62)
(Hem de) Yeryüzünde büyüklük
taslayarak ve kötülüğü tasarlayıp düzenleyerek. Oysa hileli
düzen, kendi sahibinden başkasını sarıp-kuşatmaz. Artık
onlar öncekilerin sünnetinden başkasını mı gözlemektedirler?
Sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın
ve sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın.
(35/43)
Ama Bizim dayanılmaz-azabımızı
gördükleri zaman, imanları kendilerine hiçbir yarar sağlamadı.
(Bu,) Allah'ın kulları arasında sürüp-giden sünnetidir.
İşte kafirler burada hüsrana uğramışlardır. (40/85)
(Bu,) Allah'ın öteden
beri sürüp giden sünnetidir. Sen Allah'ın sünnetinde kesinlikle
bir değişiklik bulamazsın. (48/23)
Hani o inkâr edenler,
seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla,
tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah
da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların
(tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır. (8/30)
Onlar, yalnızca; "Rabbimiz
Allah'tır" demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından
sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer Allah'ın, insanların kimini
kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar,
kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı
mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah kendi (dini)ne
yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah,
güçlü olandır, aziz olandır. (22/40)
Kitap Ehlinden inkâr edenleri
ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O'dur. Onların çıkacaklarını
siz sanmamıştınız, onlar da kalelerinin kendilerini Allah'tan
koruyacağını sanmışlardı. Böylece Allah(ın azabı) da, onlara
hesaba katmadıkları bir yönden geldi, yüreklerine korku
saldı; öyle ki evlerini kendi elleriyle ve mü'minlerin elleriyle
tahrip ediyorlardı. Artık ey basiret sahipleri ibret alın.
(59/2)
Eğer Allah, onlara sürgünü
yazmamış olsaydı, muhakkak onları (yine) dünyada azablandırırdı.
Ahirette ise onlar için ateş azabı vardır. (59/3)
Kadınlara, oğullara, kantar
kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara
ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici'
kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak
güzel yer Allah katında olandır. (3/14)
Allah'tan başka yalvarıp-yakardıklarına
(taptıklarına) sövmeyin; sonra onlar da haddi aşarak bilmeksizin
Allah'a söverler. İşte böyle, biz her ümmete yaptıklarını
süslü (çekici) gösterdik, sonra onların son varışları Rablerinedir.
O, yapmakta olduklarını onlara haber verecektir. (6/108)
Ölü iken kendisini dirilttiğimiz
ve insanlar içinde yürümesi için kendisine bir nur verdiğimiz
kimsenin durumu, karanlıklarda kalıp oradan bir çıkış bulamıyanın
durumu gibi midir? İşte, kafirlere yapmakta oldukları böyle
'süslü ve çekici' gösterilmiştir. (6/122)
Yine bunun gibi onların
ortakları, müşriklerden çoğuna çocuklarını öldürmeyi süslü
gösterdiler. Hem onları helake düşürmek, hem kendi aleyhlerinde
dinlerini karmakarışık kılmak için. Allah dileseydi bunu
yapmazlardı; sen onları ve düzmekte oldukları iftiraları
bırak. (6/137)
Ey Ademoğulları, biz sizin
çirkin yerlerinizi örtecek bir elbise ve size 'süs kazandıracak
bir giyim' indirdik (varettik). Takva ile kuşanıp-donanmak
ise, bu daha hayırlıdır. Bu, Allah'ın ayetlerindendir. Umulur
ki öğüt alıp-düşünürler. (7/26)
|