kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Ey iman edenler namaza
kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi
yıkayın başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı
da (yıkayın.) Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer
hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan
(hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız
da su bulamamışsanız bu durumda temiz bir toprakla teyemmüm
edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah
size güçlük çıkarmak istemez ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki
nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz. (5/6)
Hani kendisinden bir güvenlik
olarak sizi bir uyuklama bürüyordu. Sizi kendisiyle tertemiz
kılmak sizden şeytanın pisliklerini gidermek kalblerinizin
üstünde (güven ve kararlılık duygusunu) pekiştirmek ve bununla
ayaklarınızı (arz üzerinde) sağlamlaştırmak için size gökten
su indiriyordu. (8/11)
Musa kavmine oldukça kızgın,
üzgün olarak döndüğünde onlara: "Beni arkamdan, ne kötü
temsil ettiniz? Rabbinizin emrini çabuklaştırdınız, öyle
mi?" dedi. Levhaları bıraktı ve kardeşini başından tutup
kendisine doğru çekiyordu (ki Harun ona:) "Annem oğlu, bu
topluluk beni zayıflattı (hırpalayıp güçsüzleştirdi) ve
neredeyse beni öldürmeye giriştiler. Bari sen düşmanları
sevindirecek bir şey yapma ve beni bu zalimler topluluğuyla
birlikte kılma (sayma)" dedi. (7/150)
Yalnızca Allah'ın rızasını
istemek ve kendilerinde olanı kökleştirip- güçlendirmek
için mallarını infak edenlerin örneği, yüksekçe bir tepede
bulunan, sağnak yağmur aldığında ürünlerini iki kat veren
bir bahçenin örneğine benzer ki ona sağnak yağmur isabet
etmese de bir çisintisi (vardır). Allah, yaptıklarınızı
görendir. (2/265)
Kitap Ehlinden öylesi
vardır ki, bir kantar emanet bıraksan onu sana geri verir;
öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet bıraksan, sen,
onun tepesine dikilip durmadıkça onu sana ödemez. Bu onların
"ümmiler (zayıf ve bilgisizler veya Ehl-i Kitap olmayanlar)
konusunda üzerinizde bir yol (sorumluluk) yoktur" demiş
olmalarındandır. Oysa kendileri (gerçeği) bildikleri halde
Allah'a karşı yalan söylemektedirler. (3/75)
(Ki bununla) İnkâr edenlerin
önde gelenlerinden bir kısmını kessin (helak etsin) ya da
'umutları suya düşmüşler olarak onları' tepesi aşağı getirsin
de geri dönüp gitsinler.' (3/127)
Şu halde münafıklar konusunda
ikiye bölünmeniz ne diye? Oysa Allah, onları kazandıkları
dolayısıyla tepe taklak etmiştir. Allah'ın saptırdığını
hidayete erdirmek mi istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa,
artık sen ona kesin olarak bir yol bulamazsın. (4/88)
Bir zamanlar dağı, sanki
bir gölgelikmiş gibi üstlerine geçirmiştik. Onlar ise neredeyse
tepelerine düşecek sanmışlardı. (Onlara demiştik ki:) "Size
verdiklerimize sımsıkı sarılın ve onda olanı düşünün, ki
sakınasınız." (7/171)
Yecuc ve Mecuc (un sedleri)
açıldığında, onlar her bir tepeden akın ederler; (21/96)
Biz, Meryem'in oğlunu
ve annesini bir ayet kıldık ve ikisini barınmaya elverişli
ve akar suyu olan bir tepede yerleştirdik. (23/50)
Biz ise, kıyamet gününe
ait duyarlı teraziler koyarız da artık, hiçbir nefis hiçbir
şeyle haksızlığa uğramaz. Bir hardal tanesi bile olsa ona
(teraziye) getiririz. Hesap görücüler olarak biz yeteriz.
(21/47)
Dosdoğru olan terazi ile
tartın." (26/182)
(Zekeriya) "Rabbim, bana
bir alamet (ayet) ver." dedi. "Sana alamet, işaretleşme
dışında, insanlarla üç gün konuşmamandır. Rabbini çokça
zikret ve akşam sabah O'nu tesbih et." dedi. (3/41)
Şüphesiz Rabbinin katında
olanlar, O'na ibadet etmekten büyüklenmezler; O'nu tesbih
ederler ve yalnız O'na secde ederler. (7/206)
Gök gürültüsü O'nu hamd
ile, melekler de O'na olan korkularından tesbih ederler..
O, yıldırımları gönderip bununla dilediğine çarpar; onlar
ise Allah hakkında çekişip-tartışırlar. O, gücü (ve cezası)
pek çetin olandır. (13/13)
Sen Rabbini hamd ile tesbih
et ve secde edenlerden ol. (15/98)
Yedi gök, yer ve bunların
içindekiler O'nu tesbih eder; O'nu övgü ile tesbih etmeyen
hiçbir şey yoktur, ancak siz onların tesbihlerini kavramıyorsunuz.
Şüphesiz O, halim olandır, bağışlayandır. (17/44)
Böylelikle (Zekeriya)
mescidten kavminin karşısına çıkıp onlara (şu anlamları)
işaret etti: "Sabah akşam tesbih edin." (19/11)
Böylece seni çok tesbih
edelim." (20/33)
Şu halde onların söylediklerine
karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce
Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt). Gecenin bir bölümünde
ve gündüzün uçlarında da tesbihte bulun ki hoşnut olabilesin.
(20/130)
Gece ve gündüz, hiç durmaksızın
tesbih ederler. (21/20)
Biz bunu (hükmü) Süleyman'a
kavrattık, her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile birlikte
tesbih etsinler diye, dağlara ve kuşlara boyun eğdirdik.
(Bunları) Yapanlar biz idik. (21/79)
(Bu nur,) Allah'ın, onların
yüceltilmesine ve isminin zikredilmesine izin verdiği evlerdedir;
onların içinde sabah akşam O'nu tesbih ederler. (24/36)
Görmedin mi ki, göklerde
ve yerde olanlar ve dizi dizi uçan kuşlar, gerçekten Allah'ı
tesbih etmektedir. Her biri, kendi duasını ve tesbihini
şüphesiz bilmiştir. Allah, onların işlediklerini bilendir.
(24/41)
Sen, asla ölmeyen ve daima
diri olan (Allah)a tevekkül et ve O'nu hamd ile tesbih et.
Kullarının günahlarından O'nun haberdar olması yeter. (25/58)
Öyleyse akşama girdiğiniz
vakit de, sabaha erdiğiniz vakit de Allah'ı tesbih edip
(yüceltin). (30/17)
Bizim ayetlerimize, ancak
kendilerine hatırlatıldığı zaman, hemen secdeye kapananlar,
Rablerini hamd ile tesbih edenler ve büyüklük taslamayan
(müstekbir olmayan)lar iman eder. (32/15)
Ve O'nu sabah ve akşam
tesbih edin. (33/42)
Andolsun, biz Davud'a
tarafımızdan bir fazl (üstünlük) verdik. "Ey dağlar, onunla
birlikte (Beni tesbih edip) yankıyla ses verin" (dedik)
ve kuşlara da (aynısını emrettik). Ve ona demiri yumuşattık.
(34/10)
Eğer (Allah'ı çokça) tesbih
edenlerden olmasaydı, (37/143)
Biziz, o tesbih edenler
de, gerçekten biziz." (37/166)
Doğrusu biz dağlara boyun
eğdirdik, akşam ve sabah kendisiyle birlikte (Allah'ı) tesbih
ederlerdi. (38/18)
Ve toplanıp gelen kuşları
da. Hepsi onunla (Allah'ı tesbih etmede uyum içinde) yönelip-dönmekte
olanlar idi. (38/19)
Melekleri de arşın etrafını
çevirmişler olarak Rablerini hamd ile tesbih ettiklerini
görürsün. Aralarında hak ile hüküm verilmiştir ve: "Alemlerin
Rabbine hamdolsun" denilmiştir. (39/75)
Arş'ı yüklenmekte olanlar
ve çevresinde bulunanlar, Rablerini hamd ile tesbih etmekte,
O'na iman etmekte ve iman edenlere mağfiret dilemektedirler:
"Rabbimiz, rahmet ve ilim bakımından herşeyi kuşatıp-sardın,
tevbe edenler ve senin yoluna tabi olanlara mağfiret et
ve onları cehennem azabından koru." (40/7)
Şu halde sen sabret. Gerçekten
Allah'ın va'di haktır. Günahın için mağfiret dile; akşam
ve sabah Rabbini hamd ile tesbih et. (40/55)
Şayet onlar büyüklenecek
olurlarsa, Rabbinin katında bulunanlar, O'nu gece ve gündüz
tesbih ederler ve (bundan) bıkkınlık duymazlar. (41/38)
Gökler, neredeyse üstlerinden
çatlayıp-parçalanacaklar; melekler de Rablerini hamd ile
tesbih ederler ve yerde olanlara mağfiret dilerler. Haberiniz
olsun; gerçekten Allah, bağışlayan ve esirgeyen O'dur. (42/5)
Ki Allah'a ve Resûlü'ne
iman etmeniz, O'nu savunup-desteklemeniz, O'nu en içten
bir saygıyla-yüceltmeniz ve sabah akşam O'nu (Allah'ı) tesbih
etmeniz için. (48/9)
Öyleyse sen, onların dediklerine
karşılık sabret ve Rabbini güneşin doğuşundan önce ve batışından
önce hamd ile tesbih et. (50/39)
Gecenin bir bölümünde
ve secdelerin arkasından da O'nu tesbih et. (50/40)
Artık, Rabbinin hükmüne
sabret; çünkü gerçekten sen, Bizim gözlerimizin önündesin.
Ve her kalkışında Rabbini hamd ile tesbih et. (52/48)
Gecenin bir bölümünde
ve yıldızların batışının ardında da O'nu tesbih et. (52/49)
Şu halde büyük Rabbini
ismiyle tesbih et. (56/74)
Öyleyse büyük Rabbini
ismiyle tesbih et. (56/96)
Göklerde ve yerde olanların
tümü Allah'ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlü (aziz) olandır,
hüküm ve hikmet sahibidir. (57/1)
Göklerde ve yerde olanların
tümü Allah'ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlü olandır,
hüküm ve hikmet sahibidir. (59/1)
O Allah ki, yaratandır,
(en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve
suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve
yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir.
(59/24)
Göklerde ve yerde olanların
tümü Allah'ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlüdür, hüküm
ve hikmet sahibidir. (61/1)
Göklerde ve yerde olanların
tümü, Melik; Kuddüs; Aziz; Hakim olan Allah'ı tesbih eder.
(62/1)
Göklerde ve yerde olanların
tümü Allah'ı tesbih eder. Mülk O'nundur, hamd (övgü) de
O'nundur. O, herşeye güç yetirendir. (64/1)
(İçlerinde) Mutedil olan
biri dedi ki: "Ben size dememiş miydim? (Allah'ı) Tesbih
edip yüceltmeniz gerekmez miydi?" (68/28)
ediler ki: "Rabbimiz seni
tesbih eder, yüceltiriz; gerçekten bizler zalim imişiz."
(68/29)
Öyleyse, büyük Rabbini
ismiyle tesbih et. (69/52)
Gecenin bir bölümünde
O'na secde et ve geceleyin uzun uzadıya O'nu tesbih et.
(76/26)
Rabbinin yüce ismini tesbih
et, (87/1)
Hemen Rabbini hamd ile
tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok
kabul edendir. (110/3)
Hayır, kim (güzel davranış
ve) iyilikte bulunarak kendisini Allah'a teslim ederse,
artık onun Rabbi katında ecri vardır. Onlar için korku yoktur
ve onlar mahzun olmayacaklardır. (2/112)
"Rabbimiz, ikimizi sana
teslim olmuş (müslümanlar) kıl ve soyumuzdan sana teslim
olmuş (müslüman) bir ümmet (ver). Bize ibadet yöntemlerini
(yer veya ilkelerini) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz,
Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin." (2/128)
Rabbi ona: "Teslim ol"
dediğinde (O:) "Alemlerin Rabbine teslim oldum" demişti.
(2/131)
Yoksa siz, Yakub'un ölüm
anında, orada şahidler miydiniz? O, oğullarına: "Benden
sonra kime ibadet edeceksiniz?" dediğinde, onlar: "Senin
ilahına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın ilahı olan
tek bir ilaha ibadet edeceğiz; bizler ona teslim olduk"
demişlerdi. (2/133)
Deyin ki: "Biz Allah'a;
bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına
indirilene, Musa ve İsa'ya verilen ile peygamberlere Rabbinden
verilene iman ettik. Onlardan hiç birini diğerinden ayırdetmeyiz
ve biz O'na teslim olmuşlarız." (2/136)
Eğer seninle çekişip-tartışırlarsa,
de ki: "Ben, bana uyanlarla birlikte, kendimi Allah'a teslim
ettim." Ve kitap verilenlerle ümmilere de ki: "Siz de teslim
oldunuz mu?" Eğer teslim oldularsa, gerçekten hidayete ermişlerdir.
Fakat yüz çevirdilerse, artık sana düşen yalnızca tebliğ(etmek)dir.
Allah, kulları hakkıyla görendir. (3/20)
Peki onlar, Allah'ın dininden
başka bir din mi arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde her ne
varsa -istese de, istemese de- O'na teslim olmuştur ve O'na
döndürülmektedirler. (3/83)
De ki: "Biz Allah'a, bize
indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına
indirilene, Musa'ya, İsa'ya ve peygamberlere Rablerinden
verilenlere iman ettik. Onlardan hiç biri arasında ayrılık
gözetmeyiz. Ve biz O'na teslim olmuşlarız." (3/84)
Şüphesiz Allah, size emanetleri
ehline (sahiplerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında
hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla
Allah, size ne güzel öğüt veriyor!.. Doğrusu Allah, işitendir,
görendir. (4/58)
Hayır öyle değil; Rabbine
andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp
sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın,
tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.
(4/65)
Bir mü'mine, -hata sonucu
olması dışında- bir başka mü'mini öldürmesi yakışmaz. Kim
bir mü'mini 'hata sonucu' öldürürse, mü'min bir köleyi özgürlüğüne
kavuşturması ve ailesine teslim edilecek bir diyeti vermesi
gerekir. Onların (bunu) sadaka olarak bağışlamaları başka.
Eğer o, mü'min olduğu halde size düşman olan bir topluluktan
ise, bu durumda mü'min bir köleyi özgürlüğe kavuşturması
gerekir. Şayet kendileriyle aranızda andlaşma olan bir topluluktan
ise, bu durumda ailesine bir diyet ödemek ve bir mü'min
köleyi özgürlüğe kavuşturmak gerekir. (Diyet ve köle özgürlüğü
için gereken imkanı) Bulamayan ise, kesintisiz olarak iki
ay oruç tutmalıdır. Bu, Allah'tan bir tevbedir. Allah bilendir,
hüküm ve hikmet sahibidir. (4/92)
İyilik yaparak kendini
Allah'a teslim eden ve hanif (tevhidi) olan İbrahim'in dinine
uyandan daha güzel din'li kimdir? Allah, İbrahim'i dost
edinmiştir. (4/125)
Gerçek şu ki, biz Tevratı,
içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş
peygamberler, yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler
(Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar), Allah'ın kitabını
korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahidler
olduklarından (onunla hükmederlerdi.) Öyleyse insanlardan
korkmayın, benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık
satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar,
kafir olanlardır. (5/44)
De ki: "Bize yararı ve
zararı olmayan Allah'tan başka şeylere mi tapalım? Allah
bizi hidayete erdirdikten sonra, şeytanların ayartarak yerde
şaşkınca bıraktıkları, arkadaşlarının da: "Doğru yola, bize
gel" diye kendisini çağırdığı kimse gibi topuklarımız üzerinde
gerisin geri mi döndürülelim?" De ki: "Hiç şüphesiz Allah'ın
yolu, asıl yoldur. Ve biz alemlerin Rabbine (kendimizi)
teslim etmekle emrolunduk." (6/71)
Ki melekler, kendi nefislerinin
zalimleri olarak onların canlarını aldıklarında, "Biz hiç
bir kötülük yapmıyorduk" diye teslim olurlar. Hayır, şüphesiz
Allah, sizin neler yaptığınızı bilendir. (16/28)
Allah, sizin için yarattığı
şeylerden gölgeler kıldı. Dağlarda da sizin için barınaklar-siperler
kıldı, sizi sıcaktan koruyacak elbiseler, sizi savaşınızda
(zorluklara karşı) koruyacak giyimlikler de var etti. İşte
O, üzerinizdeki nimetini böyle tamamlamaktadır, umulur ki
teslim olursunuz. (16/81)
O gün (artık) Allah'a
teslim olmuşlardır ve uydurdukları (yalancı ilahlar) da
onlardan çekilip-uzaklaşmıştır. (16/87)
Biz her ümmet için bir
"Mensek" kıldık, O'nun kendilerine rızık olarak verdiği
(kurbanlık) hayvanlar üzerine Allah'ın adını ansınlar diye.
İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır, artık yalnızca O'na
teslim olun. Sen alçak gönüllü olanlara müjde ver. (22/34)
(Elçinin gitmesinden sonra
Süleyman:) "Ey önde gelenler, onlar bana teslim olmuş (müslüman)lar
olarak gelmeden önce, sizden kim onun tahtını bana getirebilir?"
dedi. (27/38)
Ona: "Köşke gir" denildi.
Onu görünce derin bir su sandı ve (eteğini çekerek) ayaklarını
açtı. (Süleyman:) Dedi ki: "Gerçekte bu, saydam camdan olma
düzeltilmiş bir köşk-zemindir." Dedi ki: "Rabbim, gerçekten
ben kendime zulmettim; (artık) ben Süleyman'la birlikte
alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum." (27/44)
İçlerinde zulmedenleri
hariç olmak üzere, Kitap Ehliyle en güzel olan bir tarzın
dışında mücadele etmeyin. Ve deyin ki: "Bize ve size indirilene
iman ettik; bizim ilahımız da, sizin ilahınız da birdir
ve biz O'na teslim olmuşuz." (29/46)
Kim ihsanda bulunan (biri)
olarak yüzünü (kendini) Allah'a teslim ederse, artık gerçekten
o kopmayan bir kulpa yapışmıştır. Bütün işlerin sonu Allah'a
varır. (31/22)
Mü'minler (düşman) birliklerini
gördükleri zaman ise (korkuya kapılmadan) dediler ki: "Bu,
Allah'ın ve Resûlü'nün bize vadettiği şeydir; Allah ve Resûlü
doğru söylemiştir." Ve (bu,) yalnızca onların imanlarını
ve teslimiyetlerini arttırdı. (33/22)
Şüphesiz, Allah ve melekleri
Peygambere salat ederler. Ey iman edenler, siz de ona salat
edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin. (33/56)
Hayır, bugün onlar teslim
olmuşlardır. (37/26)
Azab size gelip çatmadan
evvel, Rabbinize yönelip-dönün ve O'na teslim olun. Sonra
size yardım edilmez. (39/54)
De ki: "Bana apaçık belgeler
gelince, sizin Allah'tan başka taptıklarınıza kulluk etmekten
kesin olarak menedildim ve alemlerin Rabbine teslim olmakla
emrolundum." (40/66)
"Allah'ın kullarını bana
teslim edin; gerçekten ben, sizin için güvenilir bir elçiyim"
(demişti). (44/18)
Bedeviler, dedi ki: "İman
ettik." De ki: "Siz iman etmediniz; ancak "İslam (müslüman
veya teslim) olduk deyin. İman henüz kalplerinize girmiş
değildir. Eğer Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederseniz, O,
sizin amellerinizden hiç bir şeyi eksiltmez. Şüphesiz Allah,
çok bağışlayandır, çok esirgeyendir." (49/14)
Oysa onlar (kendilerini
tümüyle Allah'a ve İslam'a teslim etmeyenler) bir ticaret
ya da bir eğlence gördükleri zaman, (hemen) ona sökün ettiler
ve seni ayakta bıraktılar. De ki: "Allah'ın katında bulunan,
eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin
en hayırlısıdır." (62/11)
"Ve elbette bizden müslüman
olanlar da var, zulmedenler de. İşte (Allah'a) teslim olanlar,
artık onlar 'gerçeği ve doğruyu' araştırıp-bulanlardır."
(72/14)
Dediler ki: "Allah oğul
edindi." O, (bu yakıştırmadan) yücedir. Hayır, göklerde
ve yerde her ne varsa O'nundur, tümü O'na gönülden boyun
eğmişlerdir. (2/116)
Ey Kitap Ehli, dininiz
konusunda taşkınlık etmeyin, Allah'a karşı gerçek olandan
başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah'ın
elçisi ve kelimesidir. Onu ('OL' kelimesini) Meryem'e yöneltmiştir
ve O'ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve elçisine inanınız;
"üçtür" demeyiniz. (Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır.
Allah, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan yücedir.
Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allah
yeter. (4/171)
Andolsun, "Şüphesiz, Allah
Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler küfre düşmüştür. De ki:
"O, eğer Meryem oğlu Mesih'i, onun annesini ve yeryüzündekilerin
tümünü helak (yok) etmek isterse, Allah'tan (bunu önlemeye)
kim birşeye malik olabilir? Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin
tümünün mülkü Allah'ındır; dilediğini yaratır. Allah her
şeye güç yetirendir. (5/17)
Andolsun, "Şüphesiz Allah,
Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler küfre düşmüştür. Oysa Mesih'in
dediği (şudur:) "Ey İsrailoğulları, benim de Rabbim, sizin
de Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. Çünkü O, kendisine
ortak koşana şüphesiz cenneti haram kılmıştır, onun barınma
yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur." (5/72)
Andolsun, "Allah üçün
üçüncüsüdür" diyenler küfre düşmüştür. Oysa tek bir ilahtan
başka ilah yoktur. Eğer söylemekte olduklarından vazgeçmezlerse,
onlardan inkar edenlere mutlaka (acı) bir azab dokunacaktır.
(5/73)
Allah: "Ey Meryem oğlu
İsa, insanlara, beni ve anneni Allah'ı bırakarak iki ilah
edinin, diye sen mi söyledin?" dediğinde: "Seni tenzih ederim,
hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu
söyledimse mutlaka sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı
bilirsin, ama ben Sen'de olanı bilmem. Gerçekten, görünmeyenleri
(gaybleri) bilen Sen'sin Sen." (5/116)
Cinleri Allah'a ortak
koştular. Oysa onları O yaratmıştır. Bir de hiç bir bilgiye
dayanmaksızın O'na oğullar ve kızlar yakıştırıp-uydurdular.
O ise nitelendiregeldikleri şeylerden yücedir, uzaktır.
(6/100)
Gökleri ve yeri bir örnek
edinmeksizin yaratandır. O'nun nasıl bir çocuğu olabilir?
O'nun bir eşi (zevcesi) yoktur. O, her şeyi yaratmıştır.
O, her şeyi bilendir. (-6/101)
Yahudiler: "Üzeyir Allah'ın
oğludur" dediler; hristiyanlar da: "Mesih Allah'ın oğludur"
dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar,
bundan önceki inkar edenlerin sözlerini taklid ediyorlar.
Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar? (9/30)
Onlar, Allah'ı bırakıp
bilginlerini ve rahiplerini rablar (ilahlar) edindiler ve
Meryem oğlu Mesih'i de.. Oysa onlar, tek olan bir ilah'a
ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O'ndan başka
ilah yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden yücedir.
(9/31)
İşte Meryem oğlu İsa;
hakkında kuşkuya düştükleri "Hak Söz".(19/34)
Allah'ın çocuk edinmesi
olacak şey değil. O yücedir. Bir işin olmasına karar verirse,
ancak ona: "Ol" der, o da hemen oluverir. (19/35)
O Rahman'ın kulları yeryüzü
üzerinde alçak gönüllü olarak yürürler ve cahiller kendileriyle
muhatap oldukları zaman "Selam" derler. (Furkan, 63)
Derken Adem, Rabbinden
(birtakım) kelimeler aldı. Bunun üzerine (Allah da) tevbesini
kabul etti. Şüphesiz O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir.
(2/37)
Hani Musa, kavmine: "Ey
kavmim, gerçekten siz, buzağıyı (tanrı) edinmekle kendinize
zulmettiniz. Hemen, kusursuzca yaratan (gerçek ilah)ınıza
tevbe edip nefislerinizi öldürün: bu, yaratıcınız katında
sizin için daha hayırlıdır" demişti. Bunun üzerine (Allah)
tevbelerinizi kabul etti. Şüphesiz O tevbeleri kabul edendir,
esirgeyendir. (2/54)
Rabbimiz, ikimizi sana
teslim olmuş (Müslümanlar) kıl ve soyumuzdan sana teslim
olmuş (Müslüman) bir ümmet (ver). Bize ibadet yöntemlerini
(yer veya ilkelerini) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz,
Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin." (2/128)
Ancak tevbe edenler, (kendilerini
ve başkalarını) düzeltenler ve (indirileni) açıklayanlar(a
gelince); artık onların tevbelerini kabul ederim. Ben, tevbeleri
kabul edenim, esirgeyenim. (2/160)
Oruç gecesinde kadınlarınıza
yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, sizin örtüleriniz,
siz de onlara örtüsünüz. Allah, gerçekten sizin, nefislerinize
ihanet etmekte olduğunuzu bildi, tevbenizi kabul etti ve
sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin
için yazdıklarını dileyin. Fecir vakti, sizce beyaz iplik
siyah iplikten ayırd edilinceye kadar yiyin, için, sonra
geceye kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde itikafta olduğunuz
zamanlarda onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar, Allah'ın
sınırlarıdır, (sakın) onlara yanaşmayın. İşte Allah, insanlara
ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar. (2/187)
Sana 'kadınların aybaşı
halini' sorarlar. De ki: "O, bir rahatsızlık (eza)dır. Aybaşı
halinde kadınlardan ayrılın ve temizlenmelerine kadar onlara
(cinsel anlamda) yaklaşmayın. Temizlendiklerinde, Allah'ın
size emrettiği yerden onlara gidin. Şüphesiz Allah, tevbe
edenleri sever, temizlenenleri de sever." (2/222)
Şayet böyle yapmazsanız,
Allah'a ve Resulüne karşı savaş açtığınızı bilin. Eğer tevbe
ederseniz, artık sermayeleriniz sizindir. (Böylece) Ne zulmetmiş
olursunuz, ne zulme uğratılmış olursunuz. (2/279)
Ancak bundan sonra tevbe
edenler, 'salih olarak davrananlar' başka. Çünkü Allah,
gerçekten bağışlayandır, esirgeyendir. (3/89)
Doğrusu, imanlarından
sonra inkâr edenler, sonra inkârlarını arttıranlar; bunların
tevbeleri kesinlikle kabul edilmez. İşte bunlar, sapıkların
ta kendileridir. (3/90)
(Allah'ın) Onların tevbelerini
kabul etmesi veya zalim olduklarından dolayı azablandırması
işinden sana bir şey (sorumluluk ve görev) yoktur. (3/128)
Sizlerden fuhuş yapanların,
her ikisine eziyet edin. Eğer tevbe ederler de ıslah olurlarsa
artık onlardan vazgeçin. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul
edendir, esirgeyendir. (4/16)
Allah'ın (kabulünü) üzerine
aldığı tevbe, ancak cehalet nedeniyle kötülük yapanların,
sonra hemencecik tevbe edenlerin(kidir). İşte Allah, böylelerinin
tevbelerini kabul eder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet
sahibi olandır. (4/17)
Tevbe; ne, kötülükleri
yapıp-edip de onlardan birine ölüm çatınca: "Ben şimdi gerçekten
tevbe ettim" diyenler, ne de kafir olarak ölenler için değil.
Böyleleri için acı bir azab hazırlamışızdır. (4/18)
Allah, size açıklayarak
anlatmak, sizi sizden öncekilerin sünnetine iletmek ve tevbelerinizi
kabul etmek ister. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
(4/26)
Allah, tevbelerinizi kabul
etmek ister; şehvetleri ardınca gidenler ise, sizin büyük
bir sapma ile sapmanızı isterler. (4/27)
Biz elçilerden hiç kimseyi
ancak Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka
bir şeyle göndermedik. Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde
şayet sana gelip Allah'tan bağışlama dileselerdi ve elçi
de onlar için bağışlama dileseydi, elbette Allah'ı tevbeleri
kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı. (4/64)
Bir mü'mine, -hata sonucu
olması dışında- bir başka mü'mini öldürmesi yakışmaz. Kim
bir mü'mini 'hata sonucu' öldürürse, mü'min bir köleyi özgürlüğüne
kavuşturması ve ailesine teslim edilecek bir diyeti vermesi
gerekir. Onların (bunu) sadaka olarak bağışlamaları başka.
Eğer o, mü'min olduğu halde size düşman olan bir topluluktan
ise, bu durumda mü'min bir köleyi özgürlüğe kavuşturması
gerekir. Şayet kendileriyle aranızda andlaşma olan bir topluluktan
ise, bu durumda ailesine bir diyet ödemek ve bir mü'min
köleyi özgürlüğe kavuşturmak gerekir. (Diyet ve köle özgürlüğü
için gereken imkanı) Bulamayan ise, kesintisiz olarak iki
ay oruç tutmalıdır. Bu, Allah'tan bir tevbedir. Allah bilendir,
hüküm ve hikmet sahibidir. (4/92)
Ancak tevbe edenler, ıslah
edenler, Allah'a sımsıkı sarılanlar ve dinlerini katıksız
olarak Allah için (halis) kılanlar başka; işte onlar mü'minlerle
beraberdirler. Allah mü'minlere büyük bir ecir verecektir.
(4/146)
Ancak, sizin onlara güç
yetirmenizden önce tevbe edenler başka. Bilin ki, şüphesiz
Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (5/34)
Ancak kim işlediği zulümden
sonra tevbe eder ve (davranışlarını) düzeltirse, şüphesiz
Allah onun tevbesini kabul eder. Muhakkak Allah, bağışlayandır,
esirgeyendir. (5/39)
Bir fitne olmayacak sandılar,
körleştiler, sağırlaştılar. Sonra Allah, tevbelerini kabul
etti, (yine) onlardan çoğunluğu körleştiler, sağırlaştılar.
Allah yapmakta olduklarını görendir. (5/71)
Yine de Allah'a tevbe
edip bağışlanma istemeyecekler mi? Oysa Allah bağışlayandır,
esirgeyendir. (5/74)
Bizim ayetlerimize iman
edenler sana geldiklerinde, onlara de ki: "Selam olsun size.
Rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazdı ki, içinizden kim bir
cehalet sonucu bir kötülük işler sonra tevbe eder ve (kendini)
ıslah ederse şüphesiz, O, bağışlayandır, esirgeyendir."
(6/54)
Musa tayin edilen sürede
gelince ve Rabbi O'nunla konuşunca: "Rabbim, bana göster,
Seni göreyim" dedi. (Allah:) "Beni asla göremezsin, ama
şu dağa bak; eğer o yerinde karar kılabilirse, sen de beni
göreceksin." Rabbi dağa tecelli edince, onu param parça
etti. Musa bayılarak yere düştü. Kendine geldiğinde: "Sen
ne yücesin (Rabbim). Sana tevbe ettim ve ben iman edenlerin
ilkiyim" dedi. (7/143)
Kötülük işleyip bunun
ardından tevbe edenler ve iman edenler; hiç şüphesiz Rabbin,
bundan (tevbeden) sonra elbette bağışlayandır, esirgeyendir.
(7/153)
Ve büyük Hacc (Hacc-ı
Ekber) günü, Allah'tan ve Resûlü'nden insanlara bir duyuru:
Kesin olarak Allah, müşriklerden uzaktır, O'nun Resûlü de…
Eğer tevbe ederseniz bu sizin için daha hayırlıdır; yok
eğer yüz çevirirseniz, bilin ki Allah'ı elbette aciz bırakacak
değilsiniz. İnkâr edenleri acı bir azabla müjdele. (9/3)
Haram aylar (süre tanınmış
dört ay) sıyrılıp-bitince (çıkınca) müşrikleri bulduğunuz
yerde öldürün, onları tutuklayın, kuşatın ve onların bütün
geçit yerlerini kesip-tutun. Eğer tevbe edip namaz kılarlarsa
ve zekatı verirlerse yollarını açıverin. Gerçekten Allah,
bağışlayandır, esirgeyendir. (9/5)
Eğer onlar tevbe edip
namazı kılarlarsa ve zekatı verirlerse, artık onlar sizin
dinde kardeşlerinizdir. Bilen bir topluluk için ayetleri
böyle birer birer açıklarız. (9/11)
Ve kalblerindeki öfkeyi
gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah
bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/15)
Bunun ardından Allah,
dilediği kimseden tevbesini kabul eder. Allah, bağışlayandır,
esirgeyendir. (9/27)
Allah'a and içiyorlar
ki (o inkâr sözünü) söylemediler. Oysa andolsun, onlar inkâr
sözünü söylemişlerdir ve İslamlıklarından sonra inkâra sapmışlardır
ve erişemedikleri bir şeye yeltenmişlerdir. Oysa intikama
kalkışmalarının, kendilerini Allah'ın ve elçisinin bol ihsanından
zengin kılmasından başka (bir nedeni) yoktu. Eğer tevbe
ederlerse kendileri için hayırlı olur, eğer yüz çevirirlerse
Allah onları dünyada da, ahirette de acı bir azabla azablandırır.
Onlar için yeryüzünde bir koruyucu-dost ve bir yardımcı
yoktur. (9/74)
Diğerleri günahlarını
itiraf ettiler, onlar salih bir ameli bir başka kötüyle
karıştırmışlardır. Umulur ki Allah tevbelerini kabul eder.
Hiç şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (9/102)
Onlar bilmiyorlar mı ki,
gerçekten Allah kullarından tevbeleri kabul edecek ve sadakaları
alacak olan O'dur. Şüphesiz, tevbeleri kabul eden, esirgeyen
O'dur. (9/104)
Diğer bir kısmı, Allah'ın
emri için ertelenmişlerdir. O, bunları, ya azablandıracak
veya tevbelerini kabul edecektir. Allah, bilendir, hüküm
ve hikmet sahibidir. (9/106)
Tevbe edenler, ibadet
edenler, hamd edenler, (İslam uğrunda) seyahat edenler,
rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten
sakındıranlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlar; sen (bütün)
mü'minleri müjdele. (9/112)
Andolsun Allah, Peygamberin,
Muhacirlerin ve Ensarın üzerine tevbe ihsan etti. Ki onlar
-içlerinde bir bölümünün kalbi nerdeyse kaymak üzereyken-
ona güçlük saatinde tabi oldular. Sonra onların tevbelerini
kabul etti. Çünkü O, onlara (karşı) çok şefkatlidir, çok
esirgeyicidir. (9/117)
(Savaştan) Geri bırakılan
üç (kişiyi) de (bağışladı). Öyle ki, bütün genişliğine rağmen
yeryüzü onlara dar gelmişti, nefisleri de kendilerine dar
(sıkıntılı) gelmişti ve O'nun dışında (yine) Allah'tan başka
bir sığınacak olmadığını iyice anladılar. Sonra tevbe etsinler
diye onların tevbesini kabul etti. Şüphesiz Allah, (yalnızca)
O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir. (9/118)
Görmüyorlar mı ki, gerçekten
onlar her yıl, bir veya iki defa belaya çarptırılıyorlar
da sonra tevbe etmiyorlar ve öğüt alıp (ders çıkarıp) düşünmüyorlar.
(9/126)
Ve Rabbinizden bağışlanma
dileyin; sonra O'na tevbe edin. O da sizi, adı konulmuş
bir vakte kadar güzel bir meta (fayda) ile metalandırsın
ve her ihsan sahibine kendi ihsanını versin. Eğer yüz çevirirseniz
gerçekten ben, sizin için büyük bir günün azabından korkarım.
(11/3)
Ey kavmim, Rabbinizden
bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Üstünüze gökten
sağanak (yağmurlar, bol nimetler) yağdırsın ve gücünüze
güç katsın. Suçlu-günahkarlar olarak yüz çevirmeyin." (11/52)
Semud (halkına da) kardeşleri
Salih'i (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a ibadet
edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. O sizi yerden
(topraktan) yarattı ve onda ömür geçirenler kıldı. Öyleyse
O'ndan bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Şüphesiz
benim Rabbim, yakın olandır, (duaları) kabul edendir." (11/61)
Rabbinizden bağışlanma
dileyin, sonra O'na tevbe edin. Gerçekten benim Rabbim,
esirgeyendir, sevendir." (11/90)
Seninle birlikte tevbe
edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru davran. Ve
azıtmayın. Çünkü O, yaptıklarınızı görendir. (11/112)
Sonra gerçekten Rabbin,
cehalet sonucu kötülük işleyen, sonra bunun ardından tevbe
eden ve ıslah olanlar(la beraberdir). Şüphesiz Rabbin bundan
sonra bağışlayandır, esirgeyendir. (16/119)
Ancak tevbe eden, iman
eden ve salih amellerde bulunanlar (onların dışındadır);
işte bunlar, cennete girecekler ve hiçbir şeyle zulme uğratılmayacaklar.
(19/60)
Gerçekten ben, tevbe eden,
inanan, salih amellerde bulunup da sonra doğru yola erişen
kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım. (20/82)
Sonra Rabbi onu seçti,
tevbesini kabul etti ve doğru yola iletti. (20/122)
Ancak bundan sonra tevbe
eden ve salihçe davrananlar hariç. Çünkü gerçekten Allah,
bağışlayandır, esirgeyendir. (24/5)
Eğer Allah'ın sizin üzerinizde
fazlı ve rahmeti olmasaydı ve Allah gerçekten tevbeleri
kabul eden hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı (ne yapardınız)?
(24/10)
Mü'min kadınlara da söyle:
"Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını
korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden
görüneni hariç. Baş örtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak
şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından ya da
babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından
ya da kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından
ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından
ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı
olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların
henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler.
Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar.
Hep birlikte Allah'a tevbe edin ey mü'minler, umulur ki
felah bulursunuz." (24/31)
Ancak tevbe eden, iman
eden ve salih amellerde bulunup davranan başka; işte onların
günahlarını Allah iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır,
çok esirgeyendir. (25/70)
Kim tevbe eder ve salih
amellerde bulunursa, gerçekten o, tevbesi (ve kendisi) kabul
edilmiş olarak Allah'a döner. (25/71)
Ancak kim tevbe edip iman
eder ve salih amellerde bulunursa artık kurtuluşa erenlerden
olmayı umabilir. (28/67)
Çünkü Allah, (sözüne bağlı
kalıp doğru olan) sâdıkları sadakatlerinden dolayı mükafaatlandıracak,
münafıkları da dilerse azablandıracak veya tevbe (nasib
edip tevbe)lerini kabul edecektir. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır,
çok esirgeyendir. (33/24)
Şundan ki: Allah, münafık
erkekleri ve münafık kadınları, müşrik erkekleri ve müşrik
kadınları azablandıracak; mü'min erkeklerin ve mü'min kadınların
tevbesini kabul edecektir. Allah çok bağışlayandır, çok
esirgeyendir. (33/73)
Günahı bağışlayan, tevbeyi
kabul eden, cezası pek şiddetli olan ve lütuf sahibi (Allah'tan).
O'ndan başka ilah yoktur. Dönüş O'nadır. (40/3)
Arş'ı yüklenmekte olanlar
ve çevresinde bulunanlar, Rablerini hamd ile tesbih etmekte,
O'na iman etmekte ve iman edenlere mağfiret dilemektedirler:
"Rabbimiz, rahmet ve ilim bakımından herşeyi kuşatıp-sardın,
tevbe edenler ve senin yoluna tabi olanlara mağfiret et
ve onları cehennem azabından koru." (40/7)
Kullarından tevbeyi kabul
eden, kötülükleri affeden ve işlediklerinizi bilen O'dur.
(42/25)
Biz insana, 'anne ve babasına'
iyilikle davranmasını tavsiye ettik. Annesi onu güçlükle
taşıdı ve onu güçlükle doğurdu. Onun (hamilelikte) taşınması
ve sütten kesilmesi, otuz aydır. Nihayet güçlü (erginlik)
çağına erip kırk yıl (yaşın)a ulaşınca, dedi ki: "Rabbim,
bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve senin
razı olacağın salih bir amelde bulunmamı bana ilham et;
benim için soyumda salahı ver. Gerçekten ben tevbe edip
Sana yöneldim ve gerçekten ben Müslümanlardanım." (46/15)
Ey iman edenler, bir kavim
(bir başka) kavimle alay etmesin, belki kendilerinden daha
hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin), belki
kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi (kendi
kendinizi) yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi 'olmadık-kötü
lakablarla' çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir
isimdir. Kim tevbe etmezse, işte onlar, zalim olanların
ta kendileridir. (49/11)
Ey iman edenler, zandan
çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin
(birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). Kiminiz kiminizin
gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz,
ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz.
Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul
edendir, çok esirgeyendir. (49/12)
Gizli konuşmanızdan önce
sadaka vermekten ürktünüz mü? Çünkü yapmadınız, Allah sizin
tevbelerinizi kabul etti. Şu halde namazı dosdoğru kılın,
zekatı verin ve Allah'a ve O'nun Resûlü'ne itaat edin. Allah,
yaptıklarınızdan haberdardır. (58/13)
Eğer sizler (Peygamberin
iki eşi) Allah'a tevbe ederseniz (ne güzel); çünkü kalbleriniz
eğrilik gösterdi. Yok eğer ona karşı birbirinize destekçi
olmaya kalkışırsanız, artık Allah, onun mevlasıdır; Cibril
ve mü'minlerin salih olan(lar)ı da. Bunların arkasından
melekler de onun destekçisidirler. (66/4)
Belki onun Rabbi, -eğer
o sizi boşayacak olursa- ona yerinize sizlerden daha hayırlı
Müslüman, mü'min, gönülden itaat eden, tevbe eden, ibadet
eden, oruç tutan dul ve bakire eşler' verir. (66/5)
Ey iman edenler, Allah'a
kesin (nasuh) bir tevbe ile tevbe edin. Olabilir ki, Allah
sizin kötülüklerinizi örter ve altından ırmaklar akan cennetlere
sokar. O gün Allah, Peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri
küçük düşürmeyecektir. Nurları, önlerinde ve sağ yanlarında
koşar-parıldar. Derler ki: "Rabbimiz nurumuzu tamamla, bizi
bağışla. Şüphesiz Sen, herşeye güç yetirensin." (66/8)
Gerçekten Rabbin, senin
gecenin üçte ikisinden biraz eksiğinde, yarısında ve üçte
birinde (namaz için) kalktığını bilir; seninle birlikte
olanlardan bir topluluğun da (böyle yaptığını bilir). Geceyi
ve gündüzü Allah takdir eder. Sizin bunu sayamıyacağınızı
bildi, böylece tevbenizi (O'na dönüşünüzü) kabul etti. Şu
halde Kur'an'dan kolay geleni okuyun. Allah sizden hastalar
olduğunu, başkalarının Allah'ın fazlından aramak için yeryüzünde
gezip-dolaşacaklarını ve diğerlerinin Allah yolunda çarpışacaklarını
bilmiştir. Öyleyse ondan (Kur'an'dan) kolay geleni okuyun.
Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve Allah'a güzel bir
borç verin. Hayır olarak kendi nefisleriniz için önceden
takdim ettiğiniz şeyleri daha hayırlı ve daha büyük bir
ecir (karşılık) olarak Allah katında bulursunuz. Allah'tan
mağfiret dileyin. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok
esirgeyendir. (73/20)
Gerçek şu ki, mü'min erkeklerle
mü'min kadınlara işkence (fitne) uygulayanlar, sonra tevbe
etmeyenler; işte onlar için, cehennem azabı vardır ve yakıcı
azab onlaradır. (85/10)
Hemen Rabbini hamd ile
tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok
kabul edendir. (110/3)
O zaman sizden iki grup,
neredeyse 'çözülüp geri çekilmek' istemişti. Oysa Allah
onların (velisi) yardımcısıydı. Artık mü'minler, yalnızca
Allah'a tevekkül etmelidir. (3/122)
Allah'tan bir rahmet dolayısıyla,
onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın
onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla,
onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere
et. Eğer azmedersen artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz
Allah, tevekkül edenleri sever. (3/159)
Eğer Allah size yardım
ederse, artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur ve eğer sizi
'yapayalnız ve yardımsız' bırakacak olursa, ondan sonra
size yardım edecek kimdir? Öyleyse mü'minler, yalnızca Allah'a
tevekkül etsinler. (3/160)
Tamam-kabul" derler. Ama
yanından çıktıkları zaman, onlardan bir grup, karanlıklarda
senin söylediğinin tersini kurarlar. Allah, karanlıklarda
kurduklarını yazıyor. Sen de onlardan yüz çevir ve Allah'a
tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter. (4/81)
Ey iman edenler, Allah'ın
üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani bir topluluk, size
ellerini uzatmaya yeltenmişti de, (Allah,) onların ellerini
sizlerden geri püskürtmüştü. Allah'tan korkup-sakının. Mü'minler
yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler. (5/11)
Korkanlar arasında olup
da Allah'ın kendilerine nimet verdiği iki kişi: "Onların
üzerine kapıdan girin. Girerseniz, şüphesiz sizler galibsiniz.
Eğer mü'minlerdenseniz, yalnızca Allah'a tevekkül edin."
dedi. (5/23)
Allah bizi ondan kurtardıktan
sonra, bizim tekrar sizin dininize dönmemiz Allah'a karşı
yalan yere iftira düzmemiz olur. Rabbimiz olan Allah'ın
dilemesi dışında, ona geri dönmemiz bizim için olacak iş
değildir. Rabbimiz, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır.
Biz Allah'a tevekkül ettik. 'Rabbimiz, bizimle kavmimiz
arasında 'Sen hak ile hüküm ver,' Sen 'hüküm verenlerin'
en hayırlısısın." (7/89)
Mü'minler ancak o kimselerdir
ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir. O'nun ayetleri
okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül
ederler. (8/2)
Münafıklar ve kalblerinde
hastalık olanlar şöyle diyorlardı: "Bunları (Müslümanları)
dinleri aldattı." Oysa kim Allah'a tevekkül ederse, şüphesiz
Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
(8/49)
Eğer onlar barışa eğilim
gösterirlerse, sen de ona eğilim göster ve Allah'a tevekkül
et. Çünkü O, işitendir, bilendir. (8/61)
De ki: "Allah'ın bizim
için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet
etmez. O bizim mevlamızdır. Ve mü'minler yalnızca Allah'a
tevekkül etmelidirler." (9/51)
Eğer onlar yüz çevirirlerse,
de ki: "Bana Allah yeter. O'ndan başka ilah yoktur. Ben
O'na tevekkül ettim ve büyük arşın Rabbi O'dur." (9/129)
Onlara Nuh'un haberini
oku. Hani kavmine demişti ki: "Ey kavmim, benim makamım
ve Allah'ın ayetleriyle hatırlatmalarım eğer size ağır geliyorsa
ben, şüphesiz Allah'a tevekkül etmişim. Artık siz ortaklarınızla
toplanıp yapacağınız işi karara bağlayın da işiniz size
örtülü kalmasın (veya tasa konusu olmasın), sonra hakkımdaki
hükmünüzü -bana süre tanımaksızın- verin. (10/71)
Musa dedi ki: "Ey kavmim,
eğer siz Allah'a iman edip Müslüman olmuşsanız artık yalnızca
O'na tevekkül edin." (10/84)
Dediler ki: "Biz Allah'a
tevekkül ettik; Rabbimiz, bizi zulmeden bir kavim için bir
fitne (konusu) kılma." (10/85)
Ben gerçekten, benim de
Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. O'nun,
alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak
benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda
olanı korumaktadır.)" (11/56)
Dedi ki: "Ey kavmim görüşünüz
nedir söyler misiniz? Ya ben Rabbimden apaçık bir belge
üzerinde isem ve O da beni kendisinden güzel bir rızık ile
rızıklandırmışsa? Ben, size yasakladığım şeylere (kendim
sahiplenmek suretiyle) size aykırı düşmek istemiyorum. Benim
istediğim, gücüm oranında yalnızca ıslah etmektir. Benim
başarım ancak Allah iledir; O'na tevekkül ettim ve O'na
içten yönelip-dönerim." (11/88)
Göklerin ve yerin gaybı
Allah'ındır, bütün işler O'na döndürülür; öyleyse O'na kulluk
edin ve O'na tevekkül edin. Senin Rabbin yaptıklarınızdan
habersiz değildir. (11/123)
Ve dedi ki: "Ey çocuklarım,
tek bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ben
size Allah'tan hiçbir şeyi sağlayamam (gideremem). Hüküm
yalnızca Allah'ındır. Ben O'na tevekkül ettim. Tevekkül
edenler de yalnızca O'na tevekkül etmelidirler." (12/67)
Resulleri onlara dediler
ki: "Doğrusu biz, sizin gibi yalnızca bir beşeriz, ancak
Allah kullarından dilediğine lütufta bulunur. Allah'ın izni
olmaksızın size bir delil getirmemiz bizim için olacak şey
değil. Mü'minler, ancak Allah'a tevekkül etmelidirler."
(14/11)
Bize ne oluyor ki, Allah'a
tevekkül etmeyelim? Bize doğru olan yolları O göstermiştir.
Ve elbette bize yaptığınız işkencelere karşı sabredeceğiz.
Tevekkül edenler Allah'a tevekkül etmelidirler." (14/12)
Onlar sabredenler ve Rablerine
tevekkül edenlerdir. (16/42)
Gerçek şu ki, iman edenler
ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) hiçbir
zorlayıcı-gücü yoktur. (16/99)
Sen, asla ölmeyen ve daima
diri olan (Allah)a tevekkül et ve O'nu hamd ile tesbih et.
Kullarının günahlarından O'nun haberdar olması yeter. (25/58)
Sen, O güçlü ve üstün,
esirgeyici olan (Allah')a tevekkül et. (26/217)
Sen, artık Allah'a tevekkül
et; çünkü sen apaçık olan hak üzerindesin. (27/79)
Ki onlar, sabredenler
ve Rablerine tevekkül edenlerdir. (29/59)
Allah'a tevekkül et; vekil
olarak Allah yeter. (33/3)
Kafirlere ve münafıklara
itaat etme, eziyetlerine aldırma ve Allah'a tevekkül et.
Vekil olarak Allah yeter. (33/48)
Andolsun, onlara: "Gökleri
ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, elbette "Allah"
diyecekler. De ki: "Gördünüz mü-haber verin; Allah'tan başka
taptıklarınız, eğer Allah bana bir zarar dileyecek olsa,
O'nun zararını kaldırabilirler mi? Ya da bana bir rahmet
vermeyi istese, O'nun rahmetini tutup-önleyebilecekler mi"
De ki: "Allah, bana yeter. Tevekkül edecek olanlar, O'na
tevekkül etsinler." (39/38)
Hakkında ihtilafa düştüğünüz
herhangi bir şey; artık O'nun hükmü Allah'ındır. İşte Rabbim
olan Allah. Ben O'na tevekkül ettim ve yalnızca O'na dönüp-yönelirim.
(42/10)
Size verilen herhangi
bir şey, dünya hayatının metaı (kısa süreli faydalanması)dır.
Allah katında olan ise, daha hayırlı ve daha süreklidir.
(Bu da) iman edip Rablerine tevekkül edenler içindir; (42/36)
İbrahim ve onunla birlikte
olanlarda size güzel bir örnek vardır. Hani kendi kavimlerine
demişlerdi ki: "Biz, sizlerden ve Allah'ın dışında taptıklarınızdan
gerçekten uzağız. Sizi (artık) tanımayıp-inkar ettik. Sizinle
aramızda, siz Allah'a bir olarak iman edinceye kadar ebedi
bir düşmanlık ve bir kin baş göstermiştir." Ancak İbrahim'in
babasına: "Sana bağışlanma dileyeceğim, ama Allah'tan gelecek
herhangi bir şeye karşı senin için gücüm yetmez." demesi
hariç. "Ey Rabbimiz, biz sana tevekkül ettik ve 'içten sana
yöneldik.' Dönüş sanadır." (60/4)
Allah; O'ndan başka ilah
yoktur. Öyleyse mü'minler (yalnızca) Allah'a tevekkül etsinler.
(64/13)
Ve onu hesaba katmadığı
bir yönden rızıklandırır. Kim de Allah'a tevekkül ederse,
O, ona yeter. Elbette Allah, kendi emrini yerine getirip-gerçekleştirendir.
Allah, herşey için bir ölçü kılmıştır. (65/3)
De ki: "O (Allah) Rahman
olan (esirgeyen koruyan)dır; biz O'na iman ettik ve O'na
tevekkül ettik. Artık siz kimin açık bir sapmışlık içinde
olduğunu pek yakında bileceksiniz." (67/29)
Onlar kendilerine insanlar:
"Size karşı insanlar topla(n)dılar artık onlardan korkun"
dedikleri halde imanları artanlar ve: "Allah bize yeter
O ne güzel vekildir" diyenlerdir. (3/173)
Göklerde ve yerde ne varsa
Allah'ındır. Vekil olarak Allah yeter. (4/132)
Ey Kitap Ehli dininiz
konusunda taşkınlık etmeyin Allah'a karşı gerçek olandan
başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa ancak Allah'ın
elçisi ve kelimesidir. Onu ('OL' kelimesini) Meryem'e yöneltmiştir
ve O'ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve elçisine inanınız;
"üçtür" demeyiniz. (Bundan) kaçının sizin için hayırlıdır.
Allah ancak bir tek ilahtır. O çocuk sahibi olmaktan yücedir.
Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allah
yeter. (4/171)
Musa'ya kitap verdik ve
"Benden başka vekil edinmeyin" diye onu İsrailoğullarına
kılavuz kıldık. (17/2)
Benim kullarım; senin
onlar üzerinde hiçbir zorlayıcı gücün (hakimiyetin) yoktur.
Vekil olarak Rabbin yeter. (17/65)
Allah herşeyin yaratıcısıdır.
O herşey üzerinde vekildir. (39/62)
(Allah) Doğunun ve batının
Rabbidir. O'ndan başka ilah yoktur. Şu halde (yalnızca)
O'nu vekil tut. (73/9)
Yoksa siz, Yakub'un ölüm
anında, orada şahidler miydiniz? O, oğullarına: "Benden
sonra kime ibadet edeceksiniz?" dediğinde, onlar: "Senin
ilahına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın ilahı olan
tek bir ilaha ibadet edeceğiz; bizler ona teslim olduk"
demişlerdi.(2/133)
Sizin ilahınız tek bir
ilahtır; O'ndan başka ilah yoktur; O, Rahman'dır, Rahim'dir
(bağışlayan ve esirgeyendir). (2/163)
Allah... O'ndan başka
ilah yoktur. Diridir, kaimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz.
Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın
O'nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini
ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının
dışında, O'nun ilminden hiç birşeyi kavrayıp-kuşatamazlar.
O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır.
Onların korunması O'na güç gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür.
(2/255)
Şüphesiz bu, gerçek bir
olayın haberidir. Allah'tan başka ilah yoktur. Ve şüphesiz
Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
(3/62)
De ki: "Ey Kitap Ehli,
bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide)
gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiç bir
şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız (diğer)
bir kısmımızı Rabler edinmeyelim." Eğer yine yüz çevirirlerse,
deyin ki: "Şahid olun, biz gerçekten müslümanlarız." (3/64)
De ki: "Allah doğru söyledi.
Öyleyse Allah'ı bir tanıyan (Hanif)ler olarak İbrahim'in
dinine uyun. O, müşriklerden değildi." (3/95)
"İyilik yaparak kendini
Allah'a teslim eden ve hanif (tevhidi) olan İbrahim'in dinine
uyandan daha güzel din'li kimdir? Allah, İbrahim'i dost
edinmiştir."(4/125)
Allah; O'ndan başka ilah
yoktur. Kendisinde hiç bir şüphe olmayan kıyamet gününde
sizleri muhakkak toplayacaktır. Allah'tan daha doğru sözlü
kimdir? (4/87)
Ey Kitap Ehli, dininiz
konusunda taşkınlık etmeyin, Allah'a karşı gerçek olandan
başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah'ın
elçisi ve kelimesidir. Onu ('OL' kelimesini) Meryem'e yöneltmiştir
ve O'ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve elçisine inanınız;
"üçtür" demeyiniz. (Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır.
Allah, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan yücedir.
Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allah
yeter. (4/171)
Andolsun, "Allah üçün
üçüncüsüdür" diyenler küfre düşmüştür. Oysa tek bir ilahtan
başka ilah yoktur. Eğer söylemekte olduklarından vazgeçmezlerse,
onlardan inkar edenlere mutlaka (acı) bir azab dokunacaktır.
(5/73)
Allah: "Ey Meryem oğlu
İsa, insanlara, beni ve anneni Allah'ı bırakarak iki ilah
edinin, diye sen mi söyledin?" dediğinde: "Seni tenzih ederim,
hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu
söyledimse mutlaka sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı
bilirsin, ama ben Sen'de olanı bilmem. Gerçekten, görünmeyenleri
(gaybleri) bilen Sen'sin Sen." (5/116)
"Ben onlara bana emrettiklerinin
dışında hiç bir şeyi söylemedim. (O da şuydu:) 'Benim de
Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin.' Onların
içinde kaldığım sürece, ben onların üzerinde bir şahidim.
Benim (dünya) hayatıma son verdiğinde, üzerlerindeki gözetleyici
Sen'din. Sen her şeyin üzerine şahid olansın." (5/117)
De ki: "Şahidlik bakımından
hangi şey daha büyüktür?" De ki: "Allah benimle sizin aranızda
şahiddir. Sizi -ve kime ulaşırsa- kendisiyle uyarmam için
bana şu Kur'an vahyedildi. Gerçekten Allah'la beraber başka
ilahların da bulunduğuna siz mi şahidlik ediyorsunuz?" De
ki: "Ben şehadet etmem." De ki: O, ancak bir tek olan ilahtır
ve gerçekten ben, sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzağım.
(6/19)
Gökleri ve yeri bir örnek
edinmeksizin yaratandır. O'nun nasıl bir çocuğu olabilir?
O'nun bir eşi (zevcesi) yoktur. O, her şeyi yaratmıştır.
O, her şeyi bilendir. (6/101)
İşte Rabbiniz olan Allah
budur. O'ndan başka ilah yoktur. Her şeyin yaratıcısıdır,
öyleyse O'na kulluk edin. O, her şeyin üstünde bir vekildir.
(6/102)
Rabbinden sana vahyedilene
uy. O'ndan başka ilah yoktur. Ve müşriklerden yüz çevir.
(6/106)
Medyen (toplumuna da)
kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik. Şuayb onlara:) Dedi ki: "Ey
kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız
yoktur. Size Rabbinizden apaçık bir belge (mucize) gelmiştir.
Ölçüyü ve tartıyı tam tutun, insanların (hakları olan mallarını)
eşyasını değerinden düşürüp-eksiltmeyin ve düzene (ıslaha)
konulmasından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın.
Bu sizin için daha hayırlıdır, eğer inanıyorsanız.". (7/85)
Onlar, Allah'ı bırakıp
bilginlerini ve rahiplerini rablar (ilahlar) edindiler ve
Meryem oğlu Mesih'i de.. Oysa onlar, tek olan bir ilah'a
ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O'ndan başka
ilah yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden yücedir.
(9/31)
Eğer onlar yüz çevirirlerse,
de ki: "Bana Allah yeter. O'ndan başka ilah yoktur. Ben
O'na tevekkül ettim ve büyük arşın Rabbi O'dur." (9/129)
Eğer buna rağmen size
cevab vermezlerse, artık biliniz ki, o, gerçekten Allah'ın
ilmiyle indirilmiştir ve O'ndan başka ilah yoktur. Öyleyse
artık, siz müslüman mısınız? (11/14)
Semud (halkına da) kardeşleri
Salih'i (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a ibadet
edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. O sizi yerden
(topraktan) yarattı ve onda ömür geçirenler kıldı. Öyleyse
O'ndan bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Şüphesiz
benim Rabbim, yakın olandır, (duaları) kabul edendir." (11/61)
Medyen (halkına da) kardeşleri
Şuayb'ı (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a ibadet
edin, O'ndan başka ilahınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik
tutmayın; gerçekten sizi bir 'bolluk ve refah (hayır)' içinde
görüyorum. Doğrusu sizi çepeçevre kuşatacak olan bir günün
azabından korkuyorum." (11/84)
"Ey zindan arkadaşlarım,
birbirinden ayrı (bir sürü) Rabler mi daha hayırlıdır, yoksa
kahhar (kahredici) olan bir tek Allah mı?" (12/39)
De ki: "Göklerin ve yerin
Rabbi kimdir?" De ki: "Allah'tır." De ki: "Öyleyse, O'nu
bırakıp kendilerine bile yarar da, zarar da sağlamaya güç
yetiremeyen birtakım veliler mi (tanrılar) edindiniz?" De
ki: "Hiç görmeyen (a'ma) ile gören (basiret sahibi) eşit
olabilir mi? Veya karanlıklarla nur eşit olabilir mi?" Yoksa
Allah'a, O'nun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular
da, bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzeşti? De ki:
"Allah, her şeyin yaratıcısıdır ve O, tektir, kahredici
olandır." (13/16)
Böylece biz seni, kendisinden
önce nice ümmetler gelip-geçmiş olan bir ümmete (elçi olarak)
gönderdik; sana vahyettiklerimizi onlara okuyasın diye.
Oysa onlar Rahman'a nankörlük ediyorlar. De ki: "O, benim
Rabbimdir, O'ndan başka ilah yoktur. Ben O'na tevekkül ettim
ve son dönüş O'nadır." (13/30)
Yerin başka bir yere,
göklerin de (başka göklere) dönüştürüldüğü gün, onlar tek
olan, kahhar olan Allah'ın huzuruna çıka(rıla)caklardır.
(14/48)
İşte bu (Kur'an) uyarılıp
korkutulsunlar, gerçekten O'nun yalnızca bir tek ilah olduğunu
bilsinler ve temiz akıl sahipleri iyice öğüt alıp düşünsünler
diye bir bildirip-duyurma (bir belağ)dır. (14/52)
Sizin ilahınız tek bir
ilahtır. Ahirete inanmayanların kalpleri ise inkarcıdır
ve onlar müstekbir (büyüklenmekte) olanlardır. (16/22)
Allah dedi ki: "İki ilah
edinmeyin: O, ancak tek bir ilahtır. Öyleyse benden, yalnızca
benden korkun." (16/51)
Ve onların kalbleri üzerine,
onu kavrayıp anlamalarını engelleyen kabuklar, kulaklarına
da bir ağırlık koyduk. Sen Kur'an'da sadece Rabbini "bir
ve tek" (ilah olarak) andığın zaman, 'nefretle kaçar vaziyette'
gerisin geriye giderler. (17/46)
Ve de ki: "Övgü (hamd),
çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan ve düşkünlükten dolayı
yardımcıya da (ihtiyacı) bulunmayan Allah'adır." Ve O'nu
tekbir edebildikçe tekbir et. (17/111)
"Ve bunu (bu tevhid inancını)
belki (insanlar Allah'a) dönerler diye ardında (kendi soyunda)
kalıcı bir kelime olarak kıldı-bıraktı." (43/28)
"Dediler ki: "Sen, bizi
ilahlarımızdan çevirmek için mi bize geldin? Şu halde eğer
doğru söylüyorsan, tehdit ettiğin şeyi, bize getir." (46/22)
Yanınızda olan (Tevrat)ı
doğrulayıcı olarak indirdiğime (Kur'an'a) iman edin; onu
inkâr edenlerin ilki siz olmayın ve ayetlerimizi az bir
değer karşılığında değişmeyin. Ve yalnızca benden korkun.
(2/41)
Allah katından yanlarında
olan (Tevrat)ı doğrulayan bir Kitap geldiği zaman -ki bundan
önce inkâr edenlere karşı fetih istiyorlardı- işte bilip-tanıdıkları
gelince onu inkâr ettiler. Artık Allah'ın laneti kafirlerin
üzerinedir. (2/ 89)
O sana Kitabı Hak ve kendinden
öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O Tevrat'ı ve İncil'i
de indirmişti. (3/3)
Ona kitabı hikmeti Tevratı
ve İncili öğretecek. (3/48)
Benden önceki Tevrat'ı
doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak
üzere size Rabbinizden bir ayetle geldim. Artık Allah'tan
korkup bana itaat edin. (3/50)
Ey Kitap ehli İbrahim
konusunda ne diye çekişip tartışıyorsunuz? Tevrat da İncil
de ancak ondan sonra indirilmiştir. Yine de akıl erdirmeyecek
misiniz? (3/65)
Tevrat indirilmeden evvel
İsrail'in kendine haram kıldıklarından başka İsrailoğullarına
bütün yiyecekler helal idi. De ki: "Şu halde eğer doğruysanız
Tevrat'ı getirin de onu okuyun". (3/93)
Ey kendilerine kitap verilenler
birtakım yüzleri silip de arkalarına çevirmeden ya da cumartesi
adamlarını (o gün yasağı çiğneyenleri) lanetlediğimiz gibi
onları da lanetlemeden evvel yanınızdakini (Tevrat ve İncil'i)
doğrulayıcı olarak indirdiğimize (Kur'an'a) iman edin. Allah'ın
emri yapılagelmiştir. (4/47)
Allah'ın hükmünün bulunduğu
Tevrat yanlarında olduğu halde seni nasıl hakem kılıyorlar
ve sonra bunun peşinden yüz çeviriyorlar? İşte onlar inanmış
değildir. (5/43)
Gerçek şu ki biz Tevratı
içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş
peygamberler Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler
(Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar) Allah'ın kitabını
korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahidler
olduklarından (onunla hükmederlerdi.) Öyleyse insanlardan
korkmayın benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık
satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar
kafir olanlardır. (5/44)
Biz onda onların üzerine
yazdık: Can'a can göze göz buruna burun kulağa kulak dişe
diş ve (bütün) yaralara (karşılık da) kısas vardır. Ama
kim bunu sadaka olarak bağışlarsa o kendisi için bir keffarettir.
Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar zalim olanlardır.
(5/45)
Onların (peygamberleri)
ardından yanlarındaki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryem
oğlu İsa'yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur bulunan
önündeki Tevrat'ı doğrulayan ve muttakiler için yol gösterici
ve öğüt olan İncil'i verdik. (5/46)
Ve eğer onlar Tevrat'ı
İncil'i ve kendilerine Rablerinden indirileni (Kur'an'ı)
ayakta tutsalardı elbette üstlerinden ve ayaklarının altından
(sayısız nimeti) yiyeceklerdi. İçlerinde aşırı olmayan (mutedil)
bir ümmet vardır. Onlardan çoğunun yaptıkları ise ne kötüdür!
(5/66)
De ki: "Ey Kitap Ehli
Tevrat'ı İncil'i ve size Rabbinizden indirileni ayakta tutmadıkça
hiçbir şey üzerinde değilsiniz." Andolsun Rabbinden sana
indirilen onlardan çoğunun tuğyanlarını ve inkârlarını arttıracaktır.
Sen de kafirler topluluğuna karşı üzüntüye kapılma. (5/68)
Allah şöyle diyecek: "Ey
Meryemoğlu İsa sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben
seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim beşikte iken de yetişkin
iken de insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı hikmeti Tevrat'ı
ve İncil'i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir
şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir
kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı alacalıyı iznimle iyileştiriyordun
(yine) benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun. İsrailoğullarına
apaçık belgelerle geldiğinde onlardan inkâra sapanlar "Şüphesiz
bu apaçık bir sihirdir" demişlerdi (de) İsrailoğullarını
senden geri püskürtmüştüm." (5/110)
Onlar ki yanlarındaki
Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi
haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o onlara
marufu (iyiliği) emrediyor münkeri (kötülüğü) yasaklıyor
temiz şeyleri helal murdar şeyleri haram kılıyor ve onların
ağır yüklerini üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar
destek olup savunanlar yardım edenler ve onunla birlikte
indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır.
(7/157)
Hiç şüphesiz Allah mü'minlerden
-karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını
ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar
öldürürler ve öldürülürler; (bu) Tevrat'ta İncil'de ve Kur'an'da
O'nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah'tan daha çok
ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız
bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük
kurtuluş ve mutluluk' budur. (9/111)
De ki: "Eğer doğruysanız
bu durumda Allah katından bu ikisinden (Musa'ya indirilen
Tevrat ve bana indirilen Kur'an'dan) daha doğru olan bir
kitap getirin de ona uymuş olayım." (28/ 49)
Muhammed Allah'ın elçisidir.
Ve onunla birlikte olanlar da kafirlere karşı zorlu kendi
aralarında ise merhametlidirler. Onları rüku edenler secde
edenler olarak görürsün; onlar Allah'tan bir fazl (lütuf
ve ihsan) ve hoşnutluk arayıp-isterler. Belirtileri secde
izinden yüzlerindedir. İşte onların Tevrat'taki vasıfları
budur: İncil'deki vasıfları ise: Sanki bir ekin; filizini
çıkarmış derken onu kuvvetlendirmiş derken kalınlaşmış sonra
sapları üzerinde doğrulup-boy atmış (ki bu) ekicilerin hoşuna
gider. (Bu örnek) Onunla kafirleri öfkelendirmek içindir.
Allah içlerinden iman edip salih amellerde bulunanlara bir
mağfiret ve büyük bir ecir va'detmiştir. (48/29)
Hani Meryem oğlu İsa da:
"Ey İsrailoğulları gerçekten ben sizin için Allah'tan gönderilmiş
bir elçiyim. Benden önceki Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden
sonra ismi "Ahmed" olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim"
demişti. Fakat o onlara apaçık belgelerle gelince: "Bu açıkça
bir büyüdür" dediler. (61/6)
Kendilerine Tevrat yükletilip
de sonra onu (içindeki derin anlamları hikmet ve hükümleriyle
gereği gibi) yüklenmemiş olanların durumu koskoca kitap
yükü taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini
yalanlayan kavmin durumu ne kötüdür. Allah zalim bir kavmi
hidayete erdirmez. (62/5)
Ey iman edenler sarhoş
iken ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta
olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın.
Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan
(hacet yerinden) gelmişseniz yahud kadınlara dokunmuş da
su bulamamışsanız bu durumda temiz bir toprakla teyemmüm
edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz
Allah bağışlayandır esirgeyendir. (4/43)
Ey iman edenler namaza
kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi
yıkayın başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı
da (yıkayın.) Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer
hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan
(hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız
da su bulamamışsanız bu durumda temiz bir toprakla teyemmüm
edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah
size güçlük çıkarmak istemez ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki
nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz. (5/6)
|