kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Yahudi olanlara her tırnaklı
(hayvanı) haram kıldık. Sığırlardan ve koyunlardan, sırtlarına
veya bağırsaklarına yapışan veya kemiğe karışanlar dışında
iç yağlarını da onlara haram kıldık. 'Azgınlık ve hakka
tecavüzde bulunmaları' nedeniyle onları böyle cezalandırdık.
Biz şüphesiz doğru olanlarız. (6/146)
Hani ona akşama yakın,
bir ayağını tırnağı üstüne diken, öbür üç ayağıyla toprağı
kazıyan, yağız atlar sunulmuştu. (38/31)
Faiz (riba) yiyenler ancak
şeytan çarpmış olanın kalkışı gibi çarpılmış olmaktan başka
(bir tarzda) kalkmazlar. Bu onların: "Alım-satım da ancak
faiz gibidir" demelerinden dolayıdır. Oysa Allah alışverişi
helal faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir
de (faize) bir son verirse artık geçmişi kendisine işi de
Allah'a aittir. Kim (faize) geri dönerse artık onlar ateşin
halkıdır orada sürekli kalacaklardır. (Bakara, 275)
Ey iman edenler, belirli
bir süre için borçlandığınız zaman onu yazınız. Aranızdan
bir katip doğru olarak yazsın, katip Allah'ın kendisine
öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın, yazsın. Üzerinde hak
olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah'tan sakınsın,
ondan hiçbir şeyi eksiltmesin. Eğer üzerinde hak olan (borçlu),
düşük akıllı ya da za'f sahibi veya kendisi yazmaya güç
yetiremeyecekse, velisi dosdoğru yazdırsın. Erkeklerinizden
de iki şahid tutun; eğer iki erkek yoksa, şahidlerden rıza
göstereceğiniz bir erkek ve biri şaşırdığında öbürü ona
hatırlatacak iki kadın (da olur). Şahidler çağırıldıkları
zaman kaçınmasınlar. Onu (borcu) az olsun, çok olsun, süresiyle
birlikte yazmaya üşenmeyin. Bu, Allah katında en adil, şahitlik
için en sağlam, şüphelenmemeniz için de en yakın olandır.
Ancak aranızda devredip durduğunuz ve peşin olarak yaptığınız
ticaret başka, bunu yazmamanızda sizin için bir sakınca
yoktur. Alış-veriş ettiğinizde de şahid tutun. Yazana da,
şahide de zarar verilmesin. (Aksini) Yaparsanız, o, kendiniz
için fısk (zulüm ve günah)tır. Allah'tan sakının. Allah
size öğretiyor. Allah herşeyi bilendir. (2/282)
Ey iman edenler, mallarınızı,
sizden karşılıklı anlaşmadan (doğan) bir ticaretten başka
haksız 'nedenler ve yollarla' (batılca) yemeyin. Ve kendi
nefislerinizi öldürmeyin. Şüphesiz, Allah, sizi çok esirgeyendir.
(4/29)
De ki: "Eğer babalarınız,
çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız
mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza
giden evler, sizlere Allah'tan, O'nun Resûlü'nden ve O'nun
yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah'ın
emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna
hidayet vermez. (9/24)
Bir yolcu-kafilesi geldi,
sucularını (kuyuya su almak için) gönderdiler. O da kovasını
sarkıttı. "Hey müjde... Bu bir çocuk." dedi. Ve onu (kuyudan
çıkarıp) 'ticaret konusu bir mal' olarak sakladılar. Oysa
Allah, yapmakta olduklarını bilendi. (12/19)
(Öyle) Adamlar ki, ne
ticaret, ne alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru
namazı kılmaktan ve zekatı vermekten 'tutkuya kaptırıp alıkoymaz';
onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten
allak bullak olacağı) günden korkarlar. (24/37)
Gerçekten Allah'ın Kitabını
okuyanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve kendilerine rızık
olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak edenler; kesin
olarak zarara uğramayacak bir ticareti umabilirler. (35/29)
Ey iman edenler, sizi
acı bir azabdan kurtaracak bir ticareti haber vereyim mi?
(61/10)
Oysa onlar (kendilerini
tümüyle Allah'a ve İslam'a teslim etmeyenler) bir ticaret
ya da bir eğlence gördükleri zaman, (hemen) ona sökün ettiler
ve seni ayakta bıraktılar. De ki: "Allah'ın katında bulunan,
eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin
en hayırlısıdır." (62/11)
Erkek olsun, kadın olsun
inanmış olarak kim salih bir amelde bulunursa, onlar cennete
girecek ve onlar, bir 'çekirdeğin sırtındaki tomurcuk kadar'
bile haksızlığa uğramayacaklardır. (4/124)
Ekinler ve yumuşak tomurcuklu
göz alıcı hurmalıklar arasında?" (26/148)
Onun tomurcukları, şeytanların
başları gibidir. (37/65)
Ve birbiri üstüne dizilmiş
tomurcuk yüklü yüksek hurma ağaçları da. (50/10)
Göğüsleri henüz tomurcuklanmış
yaşıt kızlar. (78/33)
Kör olana güçlük yoktur,
topal olana güçlük yoktur, hasta olana da güçlük yoktur;
sizin için de, gerek kendi evlerinizden, gerekse babalarınızın
evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek kardeşlerinizin
evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın
evlerinden, halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden,
teyzelerinizin evlerinden, anahtarına malik olduğunuz (yerlerden)
ya da dostlarınızın (evlerin)den yemenizde bir güçlük yoktur.
Hep bir arada veya ayrı ayrı yemenizde de bir günah yoktur.
Evlere girdiğiniz vakit, Allah tarafından kutlu, güzel bir
yaşama dileği olarak birbirinize selam verin. İşte Allah,
size ayetleri böyle açıklar, umulur ki aklınızı kullanırsınız.
(24/61)
Kör olana güçlük (sorumluluk)
yoktur, topal olana güçlük yoktur, hasta olana da güçlük
yoktur. Kim Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederse, (Allah) onu,
altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de sırt çevirirse,
onu acı bir azab ile azablandırır. (48/17)
Ey iman edenler, Allah'a
ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara karşı gösteriş olsun
diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı
geçersiz kılmayın. Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan
bir kayanın durumuna benzer; üzerine sağnak bir yağmur düştü
mü, onu çırılçıplak bırakıverir. Onlar kazandıklarından
hiçbir şeye güç yetiremez (elde edemez)ler. Allah, kâfirler
topluluğuna hidayet vermez. (2/264)
Şüphesiz, Allah katında
İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı,
sonra ona "ol" demesiyle o da hemen oluverdi. (3/59)
Ey iman edenler, sarhoş
iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta
olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın.
Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan
(hacet yerinden) gelmişseniz yahud kadınlara dokunmuş da
su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm
edin, (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz,
Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (4/43)
Ey iman edenler, namaza
kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi
yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı
da (yıkayın.) Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer
hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan
(hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız
da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm
edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah
size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki
nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz. (5/6)
Sizi topraklarınızdan
sürüp-çıkarmak istiyor. Bu durumda ne buyuruyorsunuz?" (7/110)
Firavun kavminin önde
gelenleri, dediler ki: "Musa ve kavmini bu toprakta (Mısır'da)
bozgunculuk çıkarmaları, seni ve ilahlarını terketmeleri
için mi (serbest) bırakacaksın?" (Firavun) Dedi ki: "Erkek
çocuklarını öldüreceğiz ve kadınlarını sağ bırakacağız.
Hiç şüphesiz biz, onlara karşı kahir bir üstünlüğe sahibiz."
(7/127)
Eğer şaşıracaksan, asıl
şaşkınlık konusu onların şöyle söylemeleridir: "Biz toprak
iken mi, gerçekten biz mi yeniden yaratılacağız?" İşte onlar
Rablerine karşı inkâra sapanlar, işte onlar boyunlarına
(ateşten) halkalar geçirilenler ve işte onlar -içinde ebedi
kalacakları- ateşin arkadaşları olanlardır. (13/5)
İnkâr edenler, resullerine
dediler ki: "Muhakkak (ya) sizi kendi toprağımızdan süreceğiz
veya dinimize geri döneceksiniz." Böylelikle Rableri kendilerine
vahyetti ki: "Şüphesiz biz, zulmedenleri helak edeceğiz.
(14/13)
Kendisine verilen müjdenin
kötülüğünden dolayı topluluktan gizlenir; onu aşağılanarak
tutacak mı, yoksa toprağa gömecek mi? Bak, verdikleri hüküm
ne kötüdür? (16/59)
Dediler ki: "Biz kemikler
haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten
biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?" (17/49)
Bu, şüphesiz, onların
ayetlerimizi inkar etmelerine ve: "Biz kemikler haline geldikten,
toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni
bir yaratılışla diriltileceğiz?" demelerine karşılık cezalarıdır.
(17/98)
Ve onun ardından İsrailoğullarına
söyledik: "O toprak (yurt)ta oturun, ahiret va'di geldiğinde
hepinizi derleyip-toplayacağız." (17/104)
Biz gerçekten (yeryüzü)
üzerinde olanları kupkuru-çorak bir toprak yapabiliriz.
(18/8)
Kendisiyle konuşmakta
olan arkadaşı ona dedi ki: "Seni topraktan, sonra bir damla
sudan yaratan, sonra da seni düzgün (eli ayağı tutan, gücü
kuvveti yerinde) bir adam kılan (Allah)ı inkar mı ettin?"
(18/37)
Belki Rabbim senin bağından
daha hayırlısını bana verir, (seninkinin) üstüne gökten
'yakıp-yıkan bir afet' gönderir de kaygan bir toprak kesiliverir."
(18/40)
Göklerde, yerde, bu ikisinin
arasında ve nemli toprağın altında olanların tümü O'nundur.
(20/6)
Ey insanlar, eğer dirilişten
yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, biz sizi topraktan
yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyo),
sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından;
size (kudretimizi) açıkca göstermek için. Dilediğimizi,
adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra
sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına
erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına
son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiçbir şey bilmeme
durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri
çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat
biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır
ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir. (22/5)
O, öldüğünüz, toprak ve
kemik haline geldiğiniz zaman, sizin mutlaka (yeniden diriltilip)
çıkarılacağınızı mı va'dediyor?" (23/35)
Dediler ki: "Öldüğümüz,
bir toprak ve bir kemik olduğumuz zaman, gerçekten biz mi
diriltilecek mişiz?" (23/82)
İnkâr edenler dedi ki:
"biz ve atalarımız toprak olduktan sonra mı, gerçekten biz
mi dirilip-çıkartılacakmışız?" (27/67)
Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar
mı? Böylece kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını
görsünler. Onlar, güç bakımından kendilerinden daha üstün
idiler, toprağı alt-üst etmişler (ekmişler, madenler, sular
arayıp çıkarmışlar) ve onu, kendilerinin imar ettiğinden
daha çok imar etmişlerdi. Elçileri de, onlara açık delillerle
gelmişti. Demek ki Allah onlara zulmetmiyordu, ancak onlar
kendi nefislerine zulmediyorlardı. (30/9)
Sizi topraktan yaratmış
bulunması, O'nun ayetlerindendir; sonra siz, (yeryüzünün
her yanına) yayılmakta olan bir beşer (türü) oldunuz. (30/20)
Görmüyorlar mı; biz, suyu
çorak toprağa sürüyoruz da onunla ekin bitiriyoruz; ondan
hayvanları, kendileri yemektedir? Yine de görmüyorlar mı?
(32/27)
Allah sizi topraktan yarattı,
sonra bir damla sudan. Sonra da sizi çift çift kıldı. O'nun
bilgisi olmaksızın, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz
da. Ömür sürene, ömür verilmesi ve onun ömründen kısaltılması
da mutlaka bir kitapta (yazılı)dır. Gerçekten bu, Allah'a
göre kolaydır. (35/11)
Ölü toprak kendileri için
bir ayettir; biz onu dirilttik, ondan taneler çıkarttık,
böylelikle ondan yemektedirler. (36/33)
Biz öldüğümüz, toprak
ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?"
(37/16)
Bizler öldüğümüz, toprak
ve kemikler olduğumuzda mı, gerçekten biz mi (yeniden diriltilip
sonra da) sorguya çekilecekmişiz?" (37/53)
Hani ona akşama yakın,
bir ayağını tırnağı üstüne diken, öbür üç ayağıyla toprağı
kazıyan, yağız atlar sunulmuştu. (38/31)
O'dur ki, sizi topraktan,
sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyo) yarattı;
sonra sizi bir bebek olarak çıkarmakta, sonra güçlü (erginlik)
çağınıza erişmeniz, sonra da yaşlanmanız için size (belli
bir ömür vermektedir). Sizden kiminin daha önce hayatına
son verilmektedir; adı konulmuş bir ecele erişmeniz ve belki
aklınızı kullanmanız için (Allah sizi böyle yaşatır). (40/67)
Biz öldüğümüz ve toprak
olduğumuz zaman mı (yeniden diriltilecek mişiz)? Bu uzak
bir dönüş (iddiasıdır)." (50/3)
Ki onlar, ufak tefek günahlar
dışında, günahın büyük olanından ve çirkin utanmazlıklardan
kaçınırlar. Şüphesiz senin Rabbin, mağfireti geniş olandır.
O, sizi daha iyi bilendir; hem sizi topraktan inşa ettiği
(yarattığı) ve siz daha annelerinizin karnında cenin halinde
bulunduğunuz zaman da. Öyleyse kendinizi temize çıkarıp-durmayın.
O, sakınanı daha iyi bilendir. (53/32)
Ve derlerdi ki: "Biz öldüğümüz,
toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?"
(56/47)
Gerçekten Biz sizi yakın
bir azab ile uyardık. Kişinin kendi ellerinin önceden takdim
ettiklerine bakacağı gün, kafir olan da: "Ah, keşke ben
bir toprak oluverseydim" diyecek. (78/40)
Ve 'diri diri toprağa
gömülen kızcağıza' sorulduğu zaman: (81/8)
Böylece biz sizi, insanlara
şahid (ve örnek) olmanız için orta bir ümmet kıldık; Peygamber
de üzerinizde bir şahid olsun. Senin üzerinde bulunduğun
(yönü, Ka'be'yi) kıble yapmamız, elçiye uyanları, topukları
üzerinde gerisin geri dönenlerden ayırdetmek içindir. Doğrusu
(bu,) Allah'ın hidayete ilettiklerinin dışında kalanlar
için büyük (bir yük)tür. Allah, imanınızı boşa çıkaracak
değildir. Şüphesiz, Allah, insanlara şefkat edendir, esirgeyendir.
(2/143)
Muhammed, yalnızca bir
elçidir. Ondan önce nice elçiler gelip-geçmiştir. Şimdi
o ölürse ya da öldürülürse, siz topuklarınız üzerinde gerisin
geriye mi döneceksiniz? İki topuğu üzerinde gerisin geri
dönen kimse, Allah'a kesinlikle zarar veremez. Allah, şükredenleri
pek yakında ödüllendirecektir. (3/144)
Ey iman edenler, eğer
inkâr edenlere itaat ederseniz, sizi topuklarınız üzerinde
gerisin-geri çevirirler, böylece büyük hüsrana uğrayanlara
dönersiniz. (3/149)
Ey iman edenler, namaza
kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi
yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı
da (yıkayın.) Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer
hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan
(hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız
da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm
edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah
size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki
nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz. (5/6)
De ki: "Bize yararı ve
zararı olmayan Allah'tan başka şeylere mi tapalım? Allah
bizi hidayete erdirdikten sonra, şeytanların ayartarak yerde
şaşkınca bıraktıkları, arkadaşlarının da: "Doğru yola, bize
gel" diye kendisini çağırdığı kimse gibi topuklarımız üzerinde
gerisin geri mi döndürülelim?" De ki: "Hiç şüphesiz Allah'ın
yolu, asıl yoldur. Ve biz alemlerin Rabbine (kendimizi)
teslim etmekle emrolunduk." (6/71)
O zaman şeytan onlara
amellerini çekici göstermiş ve onlara: "Bugün sizi insanlardan
bozguna uğratacak kimse yoktur ve ben de sizin yardımcınızım"
demişti. Ne zaman ki, iki topluluk birbirini görür oldu
(karşılaştı) o, iki topuğu üstünde geri döndü ve: "Şüphesiz
ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğinizi görüyorum,
ben Allah'tan da korkuyorum" dedi. Allah (ceza ile) sonuçlandırması
pek şiddetli olandır. (8/48)
Gerçekten benim ayetlerim
size okunuyordu, fakat siz topuklarınız üzerinde geri dönüyordunuz;
(23/66)
Deyin ki: "Biz Allah'a;
bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına
indirilene, Musa ve İsa'ya verilen ile peygamberlere Rabbinden
verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırdetmeyiz
ve biz O'na teslim olmuşlarız." (2/136)
Yoksa siz, gerçekten İbrahim'in,
İsmail'in, İshak'ın, Yakub'un ve torunlarının Yahudi veya
Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: "Siz mi
daha iyi biliyorsunuz, yoksa Allah mı? Allah'tan kendisinde
olan bir şehadeti gizleyenden daha zalim olan kimdir? Allah,
yaptıklarınızdan gafil değildir." (2/140)
De ki: "Biz Allah'a, bize
indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına
indirilene, Musa'ya, İsa'ya ve peygamberlere Rablerinden
verilenlere iman ettik. Onlardan hiçbiri arasında ayrılık
gözetmeyiz. Ve biz O'na teslim olmuşlarız." (3/84)
Nuh'a ve ondan sonraki
peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim'e,
İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a,
Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Davud'a da
Zebur verdik. (4/163)
Allah size kendi nefislerinizden
eşler yarattı ve size eşlerinizden çocuklar ve torunlar
yarattı ve sizi güzel şeylerden rızıklandırdı. Şimdi onlar,
batıla mı inanıyorlar ve Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar?
(16/72)
Onların yaptıkları her
işin önüne geçtik, böylece onu savurulmuş toz zerreleri
kılıverdik. (25/23)
Tozu dumana katıp savuran
(rüzgar)lara. (51/1)
Derken toz duman halinde
dağılıp-savrulduğu, (56/6)
Ve o gün, öyle yüzler
de vardır ki üzerini toz bürümüştür. (80/40)
Derken, orada tozu dumana
katanlara. (100/4)
Andolsun Allah, elçisinin
gördüğü rüyanın hak olduğunu doğruladı. Eğer Allah dilerse,
mutlaka siz Mescid-i Haram'a güven içinde, saçlarınızı tıraş
etmiş, (kiminiz de) kısaltmış olarak (ve) korkusuzca gireceksiniz.
Fakat Allah, sizin bilmediğinizi bildi, böylece bundan önce
size yakın bir fetih (nasib) kıldı. (48/27)
Haccı ve umreyi Allah
için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve buna benzer nedenlerle)
kuşatılırsanız, artık size kolay gelen kurban(ı gönderin).
Kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin.
Kim sizden hasta ise veya başından şikayeti varsa, onun
ya oruç ya sadaka veya kurban olarak fidye (vermesi gerekir).
Güvenliğe kavuşursanız, hacca kadar umre ile yararlanmak
isteyene, kolayına gelen bir kurban(ı kesmek gerekir). Bulamayana
da, hacc'da üç gün, döndüğünüzde yedi (gün) olmak üzere,
bunlar, tamı tamına on (gün) oruç vardır. Bu, ailesi Mescid-i
Haram'da olmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki
Allah, muhakkak cezası pek çetin olandır. (2/196)
Onlar mı hayırlı yoksa
Tubba' kavmi ve onlardan öncekiler mi? Biz onları yıkıma
uğrattık. Çünkü onlar suçlu-günahkardı. (44/37)
Eyke halkı ve Tubba' kavmi
de. Hepsi elçileri yalanladı; böylece benim tehdidim (onların
üzerine) hak oldu. (50/14)
Tufan
(Bkz. Nuh ve Kavmi)
De ki: "Ey Kitap Ehli,
Tevrat'ı, İncil'i ve size Rabbinizden indirileni ayakta
tutmadıkça hiçbir şey üzerinde değilsiniz." Andolsun, Rabbinden
sana indirilen, onlardan çoğunun tuğyanlarını ve inkârlarını
arttıracaktır. Sen de kafirler topluluğuna karşı üzüntüye
kapılma. (5/68)
Biz onların kalplerini
ve gözlerini, ilkin inanmadıkları gibi tersine çeviririz
ve onları tuğyanları içinde şaşkınca dolaşır bir durumda
terkederiz. (6/110)
Allah'ın saptırdığı kimseye
artık hidayet verecek yoktur. Ve onları tuğyanları içinde
şaşkınca dolaşır bir durumda bırakıverir. (7/186)
Sizden misak almış ve
Tur'u üstünüze yükseltmiştik (ve demiştik ki:) "Size verdiğimize
sımsıkı yapışın ve onda olanı (hükümleri sürekli) hatırlayın,
ki sakınasınız." (2/63)
Hani sizden misak almış
ve Tur'u üstünüze yükseltmiştik (ve): "Size verdiğimize
(Kitaba) sımsıkı sarılın ve dinleyin" (demiştik). Demişlerdi
ki: "Dinledik ve baş kaldırdık." İnkârları yüzünden buzağı
(tutkusu) kalplerine sindirilmişti. De ki: "İnanıyorsanız,
inancınız size ne kötü şey emrediyor?" (2/93)
Kesin söz vermeleri dolayısıyla
Tur'u üstlerine yükselttik ve onlara: "Bu kapıdan secde
ederek girin" dedik ve onlara: "Cumartesinde haddi aşmayın"
da dedik. Ve onlardan kesin bir söz aldık. (4/154)
Ona, Tur'un sağ yanından
seslendik ve onu (kendisiyle) gizlice söyleşmek için yakınlaştırdık.
(19/52)
Ey İsrailoğulları, andolsun,
sizi düşmanlarınızdan kurtardık. Tur'un sağ yanında sizinle
vaadleştik ve üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik.
(20/80)
Ve (daha çok) Tur-i Sina'da
çıkan bir ağaç (türü de yarattık); o yağlı ve yiyenlere
bir katık olarak bitmekte (ürün vermekte)dir. (23/20)
Böylelikle Musa, süreyi
tamamlayıp ailesiyle birlikte yola koyulunca, Tur tarafında
bir ateş gördü. Ailesine: "Siz durun, gerçekten bir ateş
gördüm; umarım ondan ya bir haber, ya da ısınmanız için
bir kor parçası getiririm." dedi. (28/29)
Musa'ya o işi (ilahi vahyi
verip) gerçekleştirdiğimiz zaman sen (Tur'un) batı yanında
değildin ve (buna) şahid olanlardan da değildin. (28/44)
(Musa'ya) Seslendiğimiz
zaman da, sen Tur'un yanında değildin. Ancak Rabbinden bir
rahmet olmak üzere senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş
olan bir kavmi uyarman için (gönderildin). Umulur ki, öğüt
alıp düşünürler diye. (28/46)
Ve (daha çok) Tur-i Sina'da
çıkan bir ağaç (türü de yarattık); o yağlı ve yiyenlere
bir katık olarak bitmekte (ürün vermekte)dir. (23/20)
İncire ve zeytine andolsun,
(95/1)
Sen onların dinlerine
uymadıkça, Yahudi ve Hıristiyanlar senden kesinlikle hoşnut
olacak değillerdir. De ki: "Şüphesiz doğru yol, Allah'ın
(gösterdiği) yoludur." Eğer sana gelen bunca ilimden sonra
onların heva (arzu ve tutku)larına uyacak olursan, senin
için Allah'tan ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı. (2/120)
Andolsun, kendilerine
kitap verilenlere her ayeti (delili) getirsen, yine onlar
senin kıblene uymaz; sen de onların kıblelerine uyacak değilsin.
Onlardan bir kısmı, bir kısmının kıblesine (bile) uymaz.
Andolsun, eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva
(istek ve tutku)larına uyacak olursan, o zaman gerçekten
zalimlerden olursun. (2/145)
Kadınlara, oğullara, kantar
kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara
ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici'
kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak
güzel yer Allah katında olandır. (3/14)
Eğer bir kadın, kocasının
nüşuzundan veya ondan yüz çevirip uzaklaşmasından korkarsa,
barış ile aralarını bulup düzeltmekte ikisi için sakınca
yoktur. Barış daha hayırlıdır. Nefisler ise 'kıskançlığa
ve bencil tutkulara' hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer
iyilik yapar ve sakınırsanız, şüphesiz, Allah, yaptıklarınızdan
haberi olandır. (4/128)
Sana da (Ey Muhammed,)
önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı ve ona 'bir şahid-gözetleyici'
olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah'ın
indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva
(istek ve tutku)larına uyma. Sizden her biriniz için bir
şeriat ve bir yol-yöntem kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi
bir tek ümmet kılardı; ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi
içindir. Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah'adır.
Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir.
(5/48)
De ki: "Ey kitap Ehli,
haksız yere dininiz konusunda aşırı gitmeyin ve daha önce
sapmış, birçoğunu saptırmış ve dümdüz yoldan kaymış bir
topluluğun heva (istek ve tutku)larına uymayın." (5/77)
De ki: "Ben, sizin Allah'tan
başka tapmakta olduklarınıza tapmaktan nehyedildim." De
ki: "Ben sizin heva (istek ve tutku)larınıza uymam; yoksa
bu durumda ben şaşırıp sapmış ve doğru yolu bulmamışlardan
olurum." (6/56)
Ne oluyor ki size, kaçınılmaz
bir ihtiyaçla karşı karşıya kalmanız dışında, O, size haram
kıldıklarını ayrı ayrı açıklamışken, üzerinde Allah'ın ismi
anılan şeyleri yemiyorsunuz? Gerçekten çoğu, bir ilim olmaksınız
kendi heva (istek ve tutku)larıyla (kimilerini) saptırıyorlar.
Şüphesiz, senin Rabbin haddi aşanları en iyi bilendir. (6/119)
De ki: "Gerçekten Allah'ın
bunu haram kıldığına şehadet edecek şahidlerinizi getirin."
Şayet onlar, şehadet edecek olurlarsa sen onlarla birlikte
şehadet etme. Ayetlerimizi yalan sayanların ve ahirete inanmayanların
heva (istek ve tutku)larına uyma; onlar (birtakım güçleri
ve varlıkları) Rablerine denk tutmaktadırlar. (6/150)
İşte böylece biz onu (Kur'an'ı)
Arapça bir hüküm olarak indirdik. Andolsun, sana gelen bu
ilimden sonra, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak
olursan, senin için Allah'tan ne bir yardımcı, dost, ne
bir koruyucu vardır. (13/37)
Dedi ki: "Rabbim, beni
kışkırttığın şeye karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde
onlara, (sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici
göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım."
(15/39)
Sen, onların hidayet bulmalarını
ne kadar tutkuyla istesen de, Allah, şüphesiz saptırdığına
hidayet vermez, onlar için yardım edecek yoktur. (16/37)
Sen de sabah akşam O'nun
rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret.
Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan
kaydırma. Kalbini bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz,
kendi 'istek ve tutkularına (hevasına)' uyan ve işinde aşırılığa
gidene itaat etme. (18/28)
Onların kalpleri tutkuyla
oyalanmadadır. Zulmedenler, gizlice fısıldaştılar: "Bu sizin
benzeriniz olan bir beşer değil mi? Öyleyse, göz göre göre
büyüye mi geleceksiniz?" (21/3)
Eğer hak, onların heva
(istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hiç tartışmasız, gökler,
yer ve bunların içinde olan herkes (ve herşey) bozulmaya
uğrardı. Hayır, biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini
getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yüz
çeviriyorlar. (23/71)
(Öyle) Adamlar ki, ne
ticaret, ne alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru
namazı kılmaktan ve zekatı vermekten 'tutkuya kaptırıp alıkoymaz';
onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten
allak bullak olacağı) günden korkarlar. (24/37)
Kendi istek ve tutkularını
(hevasını) ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi
vekil olacaksın? (25/43)
Buna rağmen sana icabet
etmeyecek olurlarsa, artık bil ki, onlar, gerçekten kendi
heva (istek ve tutku)larına uymaktadırlar. Oysa Allah'tan
bir kılavuz (doğru yol gösterici) olmaksızın, kendi istek
ve tutkularına (hevasına) uyandan daha sapık kimdir? Şüphesiz
Allah, zulmeden bir kavme hidayet vermez. (28/50)
Bu dünya hayatı, yalnızca
bir oyun ve '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır'.
Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur. Bir bilselerdi.
(29/64)
Hayır, zulmedenler, hiçbir
bilgiye dayanmaksızın kendi heva (istek ve tutku)larına
uymuşlardır. Allah'ın saptırdığını kim hidayete erdirebilir?
Onların hiçbir yardımcıları yoktur. (30/29)
Ey Davud, gerçek şu ki,
Biz seni yeryüzünde bir halife kıldık. Öyleyse insanlar
arasında hak ile hükmet, istek ve tutkulara (hevaya) uyma;
sonra seni Allah'ın yolundan saptırır. Şüphesiz Allah'ın
yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarından dolayı şiddetli
bir azab vardır." (38/26)
Şu halde, sen bundan dolayı
davet et ve emrolunduğun gibi doğru bir istikamet tuttur.
Onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Ve de ki: Allah'ın
indirdiği her kitaba inandım. Aranızda adaletli davranmakla
emrolundum. Allah, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir.
Bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz sizindir. Bizimle
aranızda 'deliller getirerek tartışma (ya, huccete gerek)'
yoktur. Allah bizi bir araya getirip-toplayacaktır. Dönüş
O'nadır." (42/15)
Sonra seni de bu emirden
bir şeriat üzerine kıldık; öyleyse sen ona uy ve bilmeyenlerin
heva (istek ve tutku)larına uyma. (45/18)
Şimdi Rabbinden apaçık
bir belge üzerinde bulunan kimse, kötü ameli kendisine 'süslü
ve çekici gösterilmiş' ve kendi heva (istek ve tutku)larına
uyan kimseler gibi midir? (47/14)
Onlardan kimi gelip seni
dinler. Nitekim yanından çıkıp-gittikleri zaman, ilim verilenlere
derler ki: "O biraz önce ne söyledi?" İşte onlar; Allah,
onların kalplerini mühürlemiştir ve onlar kendi heva (istek
ve tutku)larına uymuşlardır. (47/16)
Gerçekten dünya hayatı,
ancak bir oyun ve tutkulu bir oyalanmadır. Eğer iman ederseniz
ve sakınırsanız, O, size ecirlerinizi verir ve mallarınızı
da istemez. (47/36)
O, hevadan (kendi istek,
düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz. (53/3)
Bu (putlar ise,) sizin
ve atalarınızın (kendi istek ve öngörünüze göre) isimlendirdiğiniz
(keyfi) isimlerden başkası değildir. Allah, onlarla ilgili
'hiçbir delil' indirmemiştir. Onlar, yalnızca zanna ve nefislerinin
(alçak) heva (istek ve tutku) olarak arzu ettiklerine uyuyorlar.
Oysa andolsun, onlara Rablerinden yol gösterici gelmiştir.
(53/23)
Yalanladılar ve kendi
heva (istek ve tutku)larına uydular; oysa her iş 'sonunda
kendi amacına varıp karar kılacaktır.' (54/3)
Eşlerine sevgiyle tutkun
(ve) hep yaşıt, (56/37)
Bilin ki, dünya hayatı
ancak bir oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama',
bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal
ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur. Bir yağmur örneği
gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna
gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı
kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise
şiddetli bir azab; Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk
(rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka
bir şey değildir. (57/20)
Kendilerinden önce o yurdu
(Medine'yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler
ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden
dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde
bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine
tercih ederler. Kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından'
korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (59/9)
Ey iman edenler, ne mallarınız,
ne çocuklarınız sizi Allah'ı zikretmekten 'tutkuya kaptırarak-alıkoymasın';
kim böyle yaparsa, artık onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
(63/9)
(Batıla ve tutkulara)
Dalıp gidenlerle biz de dalar giderdik." (74/45)
Kim Rabbinin makamından
korkar ve nefsi heva (istek ve tutkular) dan sakındırırsa,
(79/40)
Malı 'bir yığma tutkusu
ve hırsıyla' seviyorsunuz. (89/20)
(Mal, mülk ve servette)
Çoklukla övünmek, sizi 'tutkuyla oyalayıp, kendinizden geçirdi.'
(102/1)
Gerçekten Ben, Ben senin
Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar; çünkü sen, kutsal vadi olan
Tuva'dasın." (20/12)
Hani Rabbi ona, kutsal
vadi Tuva'da seslenmişti: (79/16)
(Veya) Onlar, Allah'ın
tuzağından güvende mi idiler? Allah'ın bir tuzak kurmasından,
hüsrana uğrayan bir topluluktan başkası (akılsızca) güvende
olmaz. (7/99)
Firavun: "Ben size izin
vermeden önce O'na iman ettiniz, öyle mi? Mutlaka bu, halkı
burdan sürüp-çıkarmak amacıyla şehirde planladığınız bir
tuzaktır. Öyleyse siz (buna karşılık ne yapacağımı) bileceksiniz."
(7/123)
Hani o inkâr edenler,
seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla,
tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah
da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların
(tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır. (8/30)
O'nun dışındaki (tanrılardan).
Artık siz bana, toplu olarak dilediğiniz tuzağı kurun, sonra
bana süre tanımayın." (11/55)
(Babası) Demişti ki: "Oğlum,
rüyanı kardeşlerine anlatma, yoksa sana bir tuzak kurarlar.
Çünkü şeytan, insan için apaçık bir düşmandır." (12/5)
Bundan ötürü, tuzaklarınızı
bir araya getirin, sonra gruplar halinde gelin; bugün üstünlük
sağlayan, gerçekten kurtuluşu bulmuştur." (20/64)
Andolsun Allah'a, sizler
arkanızı dönüp gittikten sonra, ben sizin putlarınıza muhakkak
bir tuzak kuracağım." (21/57)
Şüphesiz Allah, (müşriklerin
saldırı ve sinsi tuzaklarını) iman edenlerden uzaklaştırmaktadır.
Gerçekten Allah, hain ve nankör olan kimseyi sevmez. (22/38)
Sen, onlara karşı hüzne
kapılma ve kurdukları tuzaklardan dolayı sıkıntı içinde
olma. (27/70)
Erzak yüklerini kendilerine
hazırlayınca da su kabını kardeşinin yükü içine bıraktı
sonra bir münadi (şöyle) seslendi: "Ey kafile sizler gerçekten
hırsızsınız." (12/70)
Onlara doğru yönelerek:
"Neyi kaybettiniz?" dediler. (12/71)
Dediler ki: "Hükümdarın
su tasını kaybettik kim onu (bulup) getirirse (ona armağan
olarak) bir deve yükü vardır. Ben de buna kefilim." (12/72)
"Allah adına hayret" dediler.
"Siz de bilmişsiniz ki biz (bu) yere bozgunculuk çıkarmak
amacıyla gelmedik ve biz hırsız değiliz." (12/73)
"Öyleyse" dediler. "Eğer
yalan söylüyorsanız (bunun) cezası nedir?" (12/74)
Dediler ki: "Bunun cezası
(su tası) yükünde bulunanın kendisidir. İşte biz zulmedenleri
böyle cezalandırırız." (12/75)
Böylece (Yusuf) kardeşinin
kabından önce onların kablarını (yoklamaya) başladı sonra
onu kardeşinin kabından çıkardı. İşte biz Yusuf için böyle
bir plan düzenledik. (Yoksa) Hükümdarın dininde (yürürlükteki
kanuna göre) kardeşini (yanında) alıkoyamazdı. Ancak Allah'ın
dilemesi başka. Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz.
Ve her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır.
(12/76)
Dediler ki: "Ey İbrahim
bunu ilahlarımıza sen mi yaptın?" (21/62)
"Hayır" dedi. "Bu yapmıştır
bu onların büyükleridir; eğer konuşabiliyorsa siz onlara
soruverin." (21/63)
Bunun üzerine kendi vicdanlarına
başvurdular da; "Gerçek şu ki zalim olanlar sizlersiniz
(biziz)" dediler. (21/64)
Sonra yine tepeleri üstüne
ters döndüler: "Andolsun bunların konuşamayacaklarını sen
de bilmektesin." (21/65)
Dedi ki: "O halde Allah'ı
bırakıp da sizlere yararı olmayan ve zararı dokunmayan şeylere
mi tapıyorsunuz?" (21/66)
Yuh size ve Allah'tan
başka taptıklarınıza. Siz yine de akıllanmayacak mısınız?
(21/67)
Size bir iyilik dokununca
tasalanırlar size bir kötülük isabet ettiğindeyse buna sevinirler.
Eğer siz sabreder ve sakınırsanız onların 'hileli düzenleri'
size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz Allah yapmakta olduklarını
kuşatandır. (3/120)
Hani sen mü'minleri savaşmak
için elverişli yerlere yerleştirmek için evinden erkenden
ayrılmıştın. Allah işitendir bilendir. (3/121)
Gerçek şu ki onlar hileli-düzenler
kurdular. Oysa onların düzenleri dağları yerlerinden oynatacak
da olsa Allah katında onlara hazırlanmış düzen (kötü bir
karşılık) vardır. (14/46)
Onlardan öncekiler hileli-düzenler
kurmuşlardı da Allah(ın azab emri) onların kurdukları yapıların
temellerine geldi böylece üstlerindeki tavan tepelerine
çöktü; azab onlara şuurunda olmadıkları yerden gelmişti.
(16/26)
Böylece o katımızdan kendilerine
bir hak ile geldiği zaman dediler ki: "Onunla birlikte iman
edenlerin erkek çocuklarını öldürün; kadınlarını ise sağ
bırakın." Ancak kafirlerin hileli-düzeni boşa çıkmakta olandan
başkası değildir. (40/ 25)
Böylece Rabbi duasını
kabul etti ve onların hileli düzenlerini kendisinden uzaklaştırdı.
Çünkü O işitendir bilendir. (12/34)
(Yusuf aracıya şunu söyledi:)
"Bu (itiraf Vezirin) yokluğunda gerçekten kendisine ihanet
etmediğimi ve gerçekten Allah'ın ihanet edenlerin hileli-düzenlerini
başarıya ulaştırmadığını kendisinin de bilip öğrenmesi içindi."
(12/52)
Dediler ki: "Onun için
(yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin
içine atın." (37/97)
Böylelikle ona bir tuzak
hazırlamak istediler. Oysa biz onları alçaltılmışlar kıldık.
(37/98)
Rabbinin fil sahiplerine
neler yaptığını görmedin mi? (105/1)
Onların 'tasarladıkları
planlarını' boşa çıkarmadı mı? (105/2)
İnsanlara şiddetli bir
sıkıntı dokunduktan sonra bir rahmet dokundurduğumuz zaman
ayetlerimiz konusunda hileli bir düzen kurmak (bir entrika
çevirmek) onlar için (bir alışkanlık ve kötü bir edinim)dir.
De ki: "Düzen kurmada (karşılık vermede) Allah daha hızlıdır.
Şüphesiz bizim elçilerimiz sizin 'geliştirmekte olduğunuz
düzenleri' yazmaktadırlar." (10/21)
İşte size böyle… Gerçekten
Allah kâfirlerin hileli-düzenlerini boşa çıkarıcıdır. (8/18)
Onlar hileli bir düzen
kurdu. Biz de (onların hilesine karşı) onların farkında
olmadığı bir düzen kurduk. (27/50)
Onlar (inanmayanlar) bir
düzen kurdular. Allah da (buna karşılık) bir düzen kurdu.
Allah düzen kurucuların en hayırlısıdır. (3/54)
İki denizi (birbirine)
salıp katan O'dur; bu, tatlı, susuzluğu giderici, bu da
tuzlu ve acıdır. İkisinin arasında (birbirlerine karışmalarını
önleyen) bir engel (berzah) ve aşılmayan bir sınır koymuştur.
(25/53)
İki deniz bir değildir.
Şu, tatlı, susuzluğu keser ve içimi kolay; şu da, tuzlu
ve acıdır. Ancak her birinden taze et yersiniz ve takınmakta
olduğunuz süs eşyalarını çıkarırsınız. O'nun fazlından aramanız
ve umulur ki şükretmeniz için gemilerin onda (denizde) suları
yara yara akıp gittiğini görürsün. (35/12)
Eğer dilemiş olsaydık
onu tuzlu kılardık; şükretmeniz gerekmez mi? (56/70)
Eğer onların yüz çevirmeleri
sana ağır geldiyse, onlara bir ayet getirmek için yerde bir
tünel açmaya veya göğe bir merdiven dayamaya gücün yetiyorsa
(yap). Eğer Allah dileseydi, onların tümünü hidayet üzere
toplardı. Öyleyse sakın cahillerden olma. (6/35)
|