kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Bir de yeminlerinizi bahane
ederek; iyilik yapmanız, sakınmanız ve insanların arasını
düzeltmenize Allah'ı engel kılmayın. Allah işitendir, bilendir.
(2/224)
Allah sizi, yeminlerinizdeki
'rastgele söylemelerinizden, boş, amaçsız sözler'den dolayı
sorumlu tutmaz; fakat kalplerinizin kazandıklarından dolayı
sorumlu tutar. Allah bağışlayandır, yumuşak davranandır.
(2/225)
Kadınlarından uzaklaşmaya
yemin edenler için dört ay bekleme süresi vardır. Eğer (bu
süre içinde eşlerine) dönerlerse, şüphesiz Allah, bağışlayandır,
esirgeyendir. (2/226)
Allah'ın ahdini ve yeminlerini
az bir değere karşılık satanlar... İşte onlar; onlar için
ahirette hiçbir pay yoktur, kıyamet gününde Allah onlarla
konuşmaz, onları gözetmez ve onları arındırmaz. Ve onlar
için acı bir azab vardır. (3/77)
Anne-babanın ve yakınların
geride bıraktıklarından ve her birine mirasçılar kıldık.
Yeminlerinizin (akid ile) bağladığı kimselere de kendi paylarını
verin. Şüphesiz, Allah, herşeye şahid olandır. (4/33)
Öyleyse, nasıl olur da,
kendi ellerinin sundukları sonucu, onlara bir musibet isabet
eder, sonra sana gelerek: "Kuşkusuz, biz iyilikten ve uzlaştırmaktan
başka bir şey istemedik" diye Allah'a yemin ederler? (4/62)
İman edenler: "Olanca
yeminleriyle elbette sizlerle birlik olduklarına ilişkin
Allah'a yemin edenler bunlar mıdır? Onların bütün yapıp-ettikleri
boşa çıkmıştır, böylece hüsrana uğrayanlar olmuşlardır."
derler. (5/53)
Allah sizi, yeminlerinizdeki
'rastgele söylemelerinizden, boş sözlerden' dolayı sorumlu
tutmaz, ancak yeminlerinizle bağladığınız sözlerden dolayı
sizi sorumlu tutar. Onun (yeminin) keffareti, ailenizdekilere
yedirdiklerinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak ya
da onları giydirmek veya bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır.
(Bunlara imkan) Bulamayan (için) üç gün oruç (vardır.) Bu,
yemin ettiğinizde (bozduğunuz) yeminlerinizin keffaretidir.
Yeminlerinizi koruyunuz. Allah, size ayetlerini böyle açıklar,
umulur ki şükredersiniz. (5/89)
Ey iman edenler, sizden
birinize ölüm gelip çattığı zaman, vasiyet hazırlanışında,
aranızda içinizden adaletli iki kişiyi (şahid tutun.) Veya
yolculukta olup size ölüm musibeti gelip çatarsa, sizden
olmayan başka iki kişiyi (şahid tutun. İkisini) Şayet kuşkulanacak
olursanız namazdan sonra alıkoyarsınız, onlar da (size):
"Akraba dahi olsa onu (yeminimizi) hiçbir değere değiştirmeyeceğiz
ve Allah'ın şahidliğini gizlemeyeceğiz. Aksi takdirde biz
elbette günahkarlardan oluruz." diye Allah adına yemin etsinler.
(5/106)
Eğer o ikisi aleyhinde
kesin olarak günahı hak ettiklerine ilişkin bilgi sahibi
olunursa, bu durumda haksızlığa uğrayanlardan iki kişi -ki
bunlar buna daha hak sahibidirler- öbürlerinin yerine geçerler
ve: "Bizim şehadetimiz o ikisinin şehadetinden şüphesiz
daha doğrudur. Biz haddi aşmadık, yoksa gerçekten zulmedenlerden
oluruz" diye Allah'a yemin ederler. (5/107)
Bu, gerektiği gibi şahidliği
yapmalarına veya yeminlerinden sonra yeminlerin reddedilmesinden
korkmalarına daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının ve
dinleyin. Allah, fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.
(5/108)
Olanca yeminleriyle, eğer
kendilerine bir ayet gelse, kesin olarak ona inanacaklarına
dair Allah'a yemin ettiler. De ki: "Ayetler, ancak Allah
katındadır; onlara (mucizeler) gelse de kuşkusuz inanmayacaklarının
şuurunda değil misiniz? (6/109)
Ve: "Gerçekten ben size
öğüt verenlerdenim" diye yemin de etti. (7/21)
Kendilerine Allah'ın bir
rahmet eriştirmeyeceğine yemin ettiğiniz kimseler bunlar
mıydı? (Cennettekilere de) Girin cennete. Sizin için korku
yoktur ve mahzun olmayacaksınız." (7/49)
Ve eğer antlaşmalardan
sonra, yine yeminlerini bozarlarsa ve dininize hınç besleyip-saldırırlarsa,
bu durumda küfrün önderleriyle çarpışın. Çünkü onlar, yeminleri
olmayan kimselerdir; belki cayarlar. (9/12)
Yeminlerini bozan, elçiyi
(yurdundan) sürmeye çabalayan ve sizinle ilk defa (savaşa)
başlayan bir toplulukla savaşmaz mısınız? Korkuyor musunuz
onlardan? Eğer inanıyorsanız, kendisinden korkmanıza Allah
daha layıktır. (9/13)
Eğer yakın bir yarar ve
orta bir sefer olsaydı, onlar mutlaka seni izlerlerdi. Ama
zorluk onlara uzak geldi. "Eğer güç yetirseydik muhakkak
seninle birlikte (savaşa) çıkardık." diye sana Allah adına
yemin edecekler. Kendi nefislerini helaka sürüklüyorlar.
Allah onların gerçekten yalan söylediklerini biliyor. (9/42)
Gerçekten sizden olduklarına
dair Allah adına yemin ederler. Oysa onlar sizden değildirler.
Ancak onlar ödleri kopan bir topluluktur. (9/56)
Sizi hoşnut kılmak için
Allah'a yemin ederler; oysa mü'min iseler, hoşnut kılınmaya
Allah ve elçisi daha layıktır. (9/62)
Kendilerinden hoşnut olmanız
için size yemin ederler. Siz onlardan hoşnut olsanız bile
şüphesiz Allah, fasıklar topluluğundan hoşnut olmaz. (9/96)
Zarar vermek, inkârı (pekiştirmek),
mü'minlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah'a ve elçisine
karşı savaşanı gözlemek için mescid edinenler ve: "Biz iyilikten
başka bir şey istemedik" diye yemin edenler (var ya,) Allah
onların şüphesiz yalancı olduklarına şahidlik etmektedir.
(9/107)
Olanca yeminleriyle: "Öleni
Allah diriltmez" diye yemin ettiler. Hayır; bu, O'nun üzerinde
hak olan bir vaidtir, ancak insanların çoğu bilmezler. (16/38)
Ahidleştiğiniz zaman,
Allah'ın ahdini yerine getirin, pekiştirdikten sonra yeminleri
bozmayın; çünkü Allah'ı üzerinize kefil kılmışsınızdır.
Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı bilir. (16/91)
Bir ümmet diğer bir ümmetten
(sayıca ve malca) daha gelişkindir diye, yeminlerinizi kendi
aranızda bir bozuculuk unsuru yaparak, ipini kuvvetle eğirdikten
sonra bozup-çözen (kadın) gibi olmayın. Şüphesiz Allah,
sizi bununla imtihan etmektedir. Kıyamet günü hakkında ihtilafa
düştüğünüz şeyi size muhakkak açıklayacaktır. (16/92)
Yeminlerinizi kendi aranızda,
bir bozuculuk unsuru edinmeyin; sonra sapasağlam basan ayak
kayar ve Allah'ın yolundan alıkoyduğunuz için kötülüğü tadarsınız.
(Ayrıca) Büyük azab da sizin içindir. (16/94)
Allah'ın ahdini ucuz bir
değere karşılık satmayın. Eğer bilirseniz, Allah katında
olan sizin için daha hayırlıdır. (16/95)
Kendi eşlerine (zina suçu)
atan ve kendileri dışında şahidleri bulunmayanlar ise, onlardan
da her birinin şahidliği, Allah adına dört (kere yemin)
ile kendisinin hiç şüphesiz doğru söyleyenlerden olduğuna
şahidlik etmektir. (24/6)
Beşinci (yemini) ise,
eğer yalan söyleyenlerdense, Allah'ın lanetinin muhakkak
kendi üzerinde olması(nı kabul etmesi)dir. (24/7)
Onun (kadının) da dört
kere Allah adına (yeminle) onun (kocasının) hiç şüphesiz
yalan söyleyenlerden olduğuna şahidlik etmesi kendisinden
cezayı uzaklaştırır. (24/8)
Beşinci (yemini) ise,
eğer o (kocası) doğru söylüyor ise, Allah'ın gazabının muhakkak
kendi üzerinde olması(nı kabul etmesi)dır. (24/9)
Yeminlerinin olanca gücüyle
Allah'a and içtiler; eğer sen onlara emredersen (savaşa)
çıkacaklar diye. De ki: "And içmeyin, bu bilinen (örf üzere)
bir itaattır. Allah, yaptıklarınızdan haberdârdır." (24/53)
Allah, bir adamın kendi
(göğüs) boşluğu içinde iki kalp kılmadı ve kendilerini annelerinize
benzeterek yemin konusu yaptığınız (zıharda bulunduğunuz)
eşlerinizi sizin anneleriniz yapmadı, evlatlıklarınızı da
sizin (öz) çocuklarınız saymadı. Bu, sizin (yalnızca) ağzınızla
söylemenizdir. Allah ise, hakkı söyler ve (doğru olan) yola
yöneltip-iletir. (33/4)
Yeminlerinin olanca güçleriyle,
kendilerine bir uyarıcı-korkutucu gelecek olsa, ümmetlerinin
herhangi birinden mutlaka daha doğru olacaklarına dair,
Allah'a and içtiler. Ancak onlara bir uyarıcı-korkutucu
geldiğinde (bu,) nefretlerinden başkasını artırmadı. (35/42)
"Ashab-ı Yemin", ne (kutludur
o) "Ashab-ı Yemin." (56/27)
"Ashab-ı Yemin" olanlar
için. (56/38)
Hayır, yıldızların yer
(mevki)lerine yemin ederim. (56/75)
Şüphesiz bu, eğer bilirseniz
gerçekten büyük bir yemindir. (56/76)
Ve eğer "Ashab-ı Yemin"den
ise, (56/90)
Artık, "Ashab-ı Yemin"den
selam sana. (56/91)
Allah'ın kendilerine karşı
gazablandığı bir kavmi veli (dost ve müttefik) edinenleri
görmedin mi? Onlar, ne sizdendirler, ne onlardan. Kendileri
de (açıkça gerçeği) bildikleri halde, yalan üzere yemin
ediyorlar. (58/14)
Onlar, yeminlerini bir
siper edindiler, böylece Allah'ın yolundan alıkoydular.
Artık onlar için alçaltıcı bir azab vardır. (58/16)
Onların tümünü Allah'ın
dirilteceği gün, sizlere yemin ettikleri gibi O'na da yemin
edeceklerdir ve kendilerinin bir şey üzerine olduklarını
sanacaklardır. Dikkat edin; gerçekten onlar, yalan söyleyenlerin
ta kendileridir. (58/18)
Onlar, yeminlerini bir
siper edinip Allah'ın yolundan alıkoydular. Doğrusu ne kötü
şey yapıyorlar. (63/2)
Allah, yeminlerinizin
(keffaretle) çözülmesini size farz (veya meşru) kıldı. Allah,
sizin mevlanız (sahibiniz, yardımcınız)dır. O, bilendir,
hüküm ve hikmet sahibidir. (66/2)
Şunların hiçbirine itaat
etme: Yemin edip duran, aşağılık, (68/10)
Yoksa sizin için üzerimizde
kıyamete kadar sürüp gidecek bir yemin mi var ki siz ne
hüküm verirseniz o, mutlaka sizin kalacak, diye. (68/39)
Hayır; gördüklerinize
yemin ederim, (69/38)
Artık, doğuların ve batıların
Rabbine yemin ederim; Biz gerçekten güç yetireniz; (70/40)
Ancak Ashab-ı Yemin (sağ
ehli) hariç. (74/39)
Artık hayır; yemin ederim
(gündüz) sinip (gece) dönen (gezegen)lere, (81/15)
Yoo, şafak-vaktine yemin
ederim, (84/16)
Bunlarda, akıl sahibi
olan için bir yemin var, değil mi? (89/5)
Hayır; bu şehre yemin
ederim, (90/1)
Yemini
Bozmak
Ahidleştiğiniz zaman Allah'ın ahdini yerine getirin pekiştirdikten
sonra yeminleri bozmayın; çünkü Allah'ı üzerinize kefil
kılmışsınızdır. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı bilir. (16/91)
Bir ümmet diğer bir ümmetten
(sayıca ve malca) daha gelişkindir diye yeminlerinizi kendi
aranızda bir bozuculuk unsuru yaparak ipini kuvvetle eğirdikten
sonra bozup-çözen (kadın) gibi olmayın. Şüphesiz Allah sizi
bununla imtihan etmektedir. Kıyamet günü hakkında ihtilafa
düştüğünüz şeyi size muhakkak açıklayacaktır. (16/92)
Allah sizi yeminlerinizdeki
'rastgele söylemelerinizden boş sözlerden' dolayı sorumlu
tutmaz ancak yeminlerinizle bağladığınız sözlerden dolayı
sizi sorumlu tutar. Onun (yeminin) keffareti ailenizdekilere
yedirdiklerinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak ya
da onları giydirmek veya bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır.
(Bunlara imkan) Bulamayan (için) üç gün oruç (vardır.) Bu
yemin ettiğinizde (bozduğunuz) yeminlerinizin keffaretidir.
Yeminlerinizi koruyunuz. Allah size ayetlerini böyle açıklar
umulur ki şükredersiniz. (5/89)
Takva sahiplerine vadedilen
cennet; onun altından ırmaklar akar, yemişleri ve gölgelikleri
süreklidir. Bu korkup-sakınanların (mutlu) sonudur, inkâr
edenlerin sonu ise ateştir. (13/35)
Rabbinin izniyle her zaman
yemişini verir. Allah insanlar için örnekler verir; umulur
ki onlar öğüt alır-düşünürler. (14/25)
İki bağ da yemişlerini
vermiş, ondan (verim bakımından) hiçbir şeyi noksan bırakmamış
ve aralarında bir ırmak fışkırtmıştık. (18/33)
Böylelikle, bununla size
hurmalıklardan, üzümlüklerden bahçeler-bağlar geliştirdik,
içlerinde çok sayıda yemişler vardır; sizler onlardan yemektesiniz.
(23/19)
Ancak onlar yüz çevirdiler,
böylece biz de onlara Arim selini gönderdik. Ve onların
iki bahçesini, buruk yemişli, acı ılgınlı ve içinde az bir
şey de sedir ağacı olan iki bahçeye dönüştürdük. (34/16)
Böylece onları, Allah'ın
izniyle yenilgiye uğrattılar. Davud Calut'u öldürdü. Allah
da ona mülk ve hikmet verdi; ona dilediğinden öğretti. Eğer
Allah'ın, insanların bir kısmı ile bir kısmını def'i (engellemesi)
olmasaydı, yeryüzü mutlaka fesada uğrardı. Ancak Allah,
alemlere karşı büyük fazl (ve ihsan) sahibidir. (2/251)
İnkâr edenlere de ki:
"Yakında yenilgiye uğratılacaksınız ve toplanıp cehenneme
sürüleceksiniz." Ne kötü yataktır o. (3/12)
Eğer Allah size yardım
ederse, artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur ve eğer sizi
'yapayalnız ve yardımsız' bırakacak olursa, ondan sonra
size yardım edecek kimdir? Öyleyse mü'minler, yalnızca Allah'a
tevekkül etsinler. (3/160)
Rum (orduları) yenilgiye
uğradı. (30/2)
Yakın bir yerde. Ama onlar,
yenilgilerinden sonra yeneceklerdir. (30/3)
Kendilerine: "Yeryüzünde
fesat çıkarmayın" denildiğinde: "Biz sadece ıslah edicileriz"
derler. (2/11)
O, sizin için yeryüzünü
bir döşek, gökyüzünü bir bina kıldı. Ve gökten yağmur indirerek
bununla sizin için (çeşitli) ürünlerden rızık çıkardı. Öyleyse
(bütün bunları) bile bile Allah'a eşler koşmayın. (2/22)
Ki (bunlar) Allah'ın ahdini,
onu kesin olarak onayladıktan sonra bozarlar, Allah'ın kendisiyle
birleştirilmesini emrettiği şeyi keserler ve yeryüzünde
bozgunculuk çıkarırlar. Kayba uğrayanlar, işte bunlardır.
(2/27)
Hani Rabbin, Meleklere:
"Muhakkak ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim" demişti.
Onlar da: "Biz seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis
ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak
birini mi var edeceksin?" dediler. (Allah:) "Şüphesiz sizin
bilmediğinizi ben bilirim" dedi. (2/30)
Fakat Şeytan, oradan ikisinin
ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları (durum)dan
çıkardı. Biz de: "Kiminiz kiminize düşman olarak inin, sizin
için yeryüzünde belli bir vakte kadar bir yerleşim ve meta
vardır" dedik. (2/36)
(Yine) Hatırlayın; Musa
kavmi için su aramıştı, o zaman biz ona: "Asanı taşa vur"
demiştik de ondan oniki pınar fışkırmıştı, böylece herkes
içeceği yeri bilmişti. Allah'ın verdiği rızıktan yiyin,
için ve yeryüzünde bozgunculuk (fesad) yaparak karışıklık
çıkarmayın. (2/60)
Şüphesiz, göklerin ve
yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün ard arda gelişinde,
insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın
yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği
suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde,
gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde
düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır. (2/164)
Ey insanlar, yeryüzünde
olan şeyleri helal ve temiz olarak yiyin ve şeytanın adımlarını
izlemeyin. Gerçekte o, sizin için apaçık bir düşmandır.
(2/168)
O, iş başına geçti mi
(ya da sırtını çevirip gitti mi) yeryüzünde bozgunculuk
çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah
ise, bozgunculuğu sevmez. (2/205)
Böylece onları, Allah'ın
izniyle yenilgiye uğrattılar. Davud Calut'u öldürdü. Allah
da ona mülk ve hikmet verdi; ona dilediğinden öğretti. Eğer
Allah'ın, insanların bir kısmı ile bir kısmını def'i (engellemesi)
olmasaydı, yeryüzü mutlaka fesada uğrardı. Ancak Allah,
alemlere karşı büyük fazl (ve ihsan) sahibidir. (2/251)
(Sadakalar) Kendilerini
Allah yolunda adayan fakirler içindir ki, onlar, yeryüzünde
dolaşmaya güç yetiremezler. İffetlerinden dolayı bilmeyen
onları zengin sanır. (Ama) Sen onları yüzlerinden tanırsın.
Yüzsüzlük ederek insanlardan istemezler. Hayırdan her ne
infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir. (2/273)
Şüphesiz küfredip kafir
olarak ölenler, bunların hiçbirisinden, yeryüzü dolusu altını
olsa -bunu fidye olarak verse de- kesin olarak kabul edilmez.
Onlar için acı bir azab vardır ve onların yardımcıları yoktur.
(3/91)
Gerçek şu ki, sizden önce
nice sünnetler gelip-geçmiştir. Bundan dolayı yeryüzünde
gezip-dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonuç nasıl
oldu bir görün. (3/137)
Ey iman edenler, inkâr
edenler ile yeryüzünde gezip dolaşırken veya savaşta bulundukları
sırada (ölen) kardeşleri için: "Yanımızda olsalardı, ölmezlerdi,
öldürülmezlerdi" diyenler gibi olmayın. Allah, bunu onların
kalplerinde onulmaz bir hasret olarak kıldı. Dirilten ve
öldüren Allah'tır. Allah, yaptıklarınızı görendir. (3/156)
Melekler kendi nefislerine
zulmedenlerin hayatına son verecekleri zaman derler ki:
"Nerde idiniz?" Onlar: "Biz, yeryüzünde zayıf bırakılmışlar
(müstaz'aflar) idik." derler. (Melekler de:) "Hicret etmeniz
için Allah'ın arzı geniş değil miydi?" derler. İşte onların
barınma yeri cehennemdir. Ne kötü yataktır o?21 (4/97)
Allah yolunda hicret eden,
yeryüzünde barınacak çok yer de bulur, genişlik (ve bolluk)
da. Allah'a ve Resûlü'ne hicret etmek üzere evinden çıkan,
sonra kendisine ölüm gelen kişinin ecri şüphesiz Allah'a
düşmüştür. Allah, bağışlayıcıdır, esirgeyicidir. (4/100)
Yeryüzünde adım attığınızda
(yolculuğa ya da savaşa çıktığınızda), kafirlerin size bir
kötülük yapmalarından korkarsanız, namazı kısaltmanızda
sizin için bir sakınca yoktur. Şüphesiz kafirler, sizin
apaçık düşmanlarınızdır. (4/101)
Andolsun, "Şüphesiz, Allah
Meryem oğlu Mesih'tir." diyenler küfre düşmüştür. De ki:
"O, eğer Meryem oğlu Mesih'i, onun annesini ve yeryüzündekilerin
tümünü helak (yok) etmek isterse, Allah'tan (bunu önlemeye)
kim birşeye malik olabilir? Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin
tümünün mülkü Allah'ındır; dilediğini yaratır. Allah herşeye
güç yetirendir. (5/17)
(Allah) Dedi: "Artık orası
kendilerine kırk yıl haram kılınmıştır. Onlar yeryüzünde
'şaşkınca dönüp duracaklar.' Sen de o fasıklar topluluğuna
üzülme." (5/26)
Bu nedenle, İsrailoğullarına
şunu yazdık: Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki
bir fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse,
sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu (öldürülmesine
engel olarak) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi
olur. Andolsun, elçilerimiz onlara apaçık belgelerle gelmişlerdir.
Sonra bunun ardından onlardan bir çoğu yeryüzünde ölçüyü
taşıranlardır. (5/32)
Allah'a ve Resûlü'ne karşı
savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuğa çalışanların
cezası, ancak öldürülmeleri, asılmaları ya da elleriyle
ayaklarının çaprazca kesilmesi veya (bulundukları) yerden
sürülmeleridir. Bu, dünyadaki aşağılanmalarıdır, ahirette
onlar için büyük bir azab vardır. (5/33)
Gerçek şu ki, inkâr edenler,
yeryüzünde olanların tümü ve bununla birlikte bir katı daha
onların olsa, bununla da kıyamet gününün azabından (kurtulmak
için) fidye vermeye kalkışsalar, yine onlardan kabul edilmez.
Onlar için acı bir azab vardır. (5/36)
Yahudiler: "Allah'ın eli
sıkıdır" dediler. Onların elleri bağlandı ve söylediklerinden
dolayı lanetlendiler. Hayır; O'nun iki eli açıktır, nasıl
dilerse infak eder. Andolsun, Rabbinden sana indirilen,
onlardan çoğunun taşkınlıklarını ve inkârlarını arttıracaktır.
Biz de onların arasına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık
ve kin salıverdik. Onlar ne zaman savaş amacıyla bir ateş
alevlendirdilerse Allah onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuğa
çalışırlar. Allah ise bozguncuları sevmez. (5/64)
Kendilerinden önce nice
nesilleri yıkıma uğrattığımızı görmüyorlar mı? Biz, sizi
yerleşik kılmadığımız bir biçimde onları yeryüzünde (büyük
bir güç ve servetle) yerleşik kıldık; gökten üzerlerine
sağanak (bol yağmurlar) yağdırdık, nehirleri de altlarından
akar yaptık. Ama günahları nedeniyle biz onları yıkıma uğrattık
ve arkalarından başka nesiller (inşa edip) var ettik. (6/6)
De ki: "Yeryüzünde gezip
dolaşın, sonra yalanlayanların sonu nasıl oldu, bir görün."
(6/11)
Yeryüzünde hiçbir canlı
ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler
olmasın. Biz Kitap'ta hiçbir şeyi noksan bırakmadık, sonra
onlar Rablerine toplanacaklardır. (6/38)
Yeryüzünde olanların çoğunluğuna
uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar.
Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminle
yalan söylerler.' (6/116)
O sizi yeryüzünün halifeleri
kıldı ve size verdikleriyle sizi denemek için kiminizi kiminize
göre derecelerle yükseltti. Şüphesiz senin Rabbin, sonuçlandırması
pek çabuk olandır ve şüphesiz O, bağışlayandır, esirgeyendir.
(6/165)
Andolsun, sizi yeryüzünde
yerleşik kıldık ve orda size geçimlikler yarattık. Ne az
şükrediyorsunuz? (7/10)
(Allah) Dedi ki: "Kiminiz
kiminize düşman olarak inin. Yeryüzünde belli bir vakte
kadar sizin için bir yerleşim ve meta (geçim) vardır." (7/24)
Düzene konulması (ıslah)ından
sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın; O'na korkarak
ve umut taşıyarak dua edin. Doğrusu Allah'ın rahmeti iyilik
yapanlara pek yakındır. (7/56)
(Allah'ın) Ad (kavminden)
sonra sizi halifeler kıldığını ve sizi yeryüzünde (güç ve
servetle) yerleştirdiğini hatırlayın. Ki onun düzlüklerinde
köşkler kuruyor, dağlardan evler yontuyordunuz. Şu halde
Allah'ın nimetlerini hatırlayın, yeryüzünde bozguncular
olarak karışıklık çıkarmayın." (7/74)
Medyen (toplumuna da)
kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik. Şuayb onlara:) Dedi ki: "Ey
kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız
yoktur. Size Rabbinizden apaçık bir belge (mucize) gelmiştir.
Ölçüyü ve tartıyı tam tutun, insanların (hakları olan mallarını)
eşyasını değerinden düşürüp-eksiltmeyin ve düzene (ıslaha)
konulmasından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın.
Bu sizin için daha hayırlıdır, eğer inanıyorsanız." (7/85)
(Bütün bunlar,) Sakinlerinden
sonra yeryüzüne mirasçı olanları doğruya erdirme(ye veya
ortaya çıkarmaya yetmez) mi? Eğer biz dilemiş olsaydık onlara
günahları nedeniyle bir musibet isabet ettirirdik; ve kalplerine
damgalar vururduk da onlar böylelikle işitmeyenler olurlardı.
(7/100)
Dediler ki: "Sen bize
gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyete uğratıldık."
(Musa:) "Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helak edecek ve
sizleri yeryüzünde halifeler (egemenler) kılacak, böylece
nasıl davranacağınızı gözleyecek" dedi. (7/129)
Yeryüzünde haksız yere
büyüklük taslayanları ayetlerimden engelleyeceğim. Onlar
her ayeti görseler bile ona inanmazlar; dosdoğru yolu (rüşd
yolunu) da görseler, yol olarak benimsemezler, azgınlık
yolunu, gördüklerinde ise onu yol olarak benimserler. Bu,
onların ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan gafil olmaları
dolayısıyladır. (7/146)
Onları yeryüzünde ayrı
ayrı topluluklar olarak paramparça dağıttık. Kimileri salih
(davranışlarda) bulunuyor, kimileri de bunların dışında
olan aşağılıklardır. Onları iyiliklerle ve kötülüklerle
imtihan ettik, ki dönsünler. (7/168)
Hatırlayın; hani sizler
sayıca azdınız ve yeryüzünde zayıf bırakılmıştınız, insanların
sizi kapıp-yakalamasından korkuyordunuz. İşte O, sizi (yerleşik
kılıp) barındırandı, sizi yardımıyla destekledi ve size
temiz şeylerden rızıklar verdi. Ki şükredesiniz. (8/26)
Ve onların kalblerini
uzlaştırdı. Sen, yeryüzündekilerin tümünü harcasaydın bile,
onların kalblerini uzlaştıramazdın. Ama Allah, aralarını
bulup onları uzlaştırdı. Çünkü O, üstün ve güçlü olandır,
hüküm ve hikmet sahibidir. (8/63)
hiçbir peygambere, yeryüzünde
kesin bir zafer kazanıncaya kadar esir alması yakışmaz.
Siz dünyanın geçici yararını istiyorsunuz. Oysa Allah (size)
ahireti istemektedir. Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve
hikmet sahibidir. (8/67)
İnkâr edenler birbirlerinin
velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım
etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük
bir bozgunculuk (fesat) olur. (8/73)
Bundan böyle yeryüzünde
(size tanınmış bir süre olarak) dört ay dolaşın. Ve bilin
ki Allah'ı aciz bırakacak değilsiniz. Gerçekten Allah, inkâr
edenleri hor ve aşağılık kılıcıdır. (9/2)
Allah'a and içiyorlar
ki (o inkâr sözünü) söylemediler. Oysa andolsun, onlar inkâr
sözünü söylemişlerdir ve İslamlıklarından sonra inkâra sapmışlardır
ve erişemedikleri bir şeye yeltenmişlerdir. Oysa intikama
kalkışmalarının, kendilerini Allah'ın ve elçisinin bol ihsanından
zengin kılmasından başka (bir nedeni) yoktu. Eğer tevbe
ederlerse kendileri için hayırlı olur, eğer yüz çevirirlerse
Allah onları dünyada da, ahirette de acı bir azabla azablandırır.
Onlar için yeryüzünde bir koruyucu-dost ve bir yardımcı
yoktur. (9/74)
(Savaştan) Geri bırakılan
üç (kişiyi) de (bağışladı). Öyle ki, bütün genişliğine rağmen
yeryüzü onlara dar gelmişti, nefisleri de kendilerine dar
(sıkıntılı) gelmişti ve O'nun dışında (yine) Allah'tan başka
bir sığınacak olmadığını iyice anladılar. Sonra tevbe etsinler
diye onların tevbesini kabul etti. Şüphesiz Allah, (yalnızca)
O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir. (9/118)
Sonra, nasıl yapıp-davranacaksınız
diye gözlemek için, onların ardından sizi yeryüzünde halifeler
kıldık. (10/14)
Ama (Allah) onları kurtarınca,
hemen haksız yere, yeryüzünde taşkınlığa koyulurlar. Ey
insanlar, sizin taşkınlığınız, ancak kendi aleyhinizedir;
(bu) dünya hayatının geçici metaıdır. Sonra dönüşünüz bizedir,
biz de yaptıklarınızı size haber vereceğiz. (10/23)
Dünya hayatının örneği,
ancak gökten indirdiğimiz, onunla insanların ve hayvanların
yediği yeryüzünün bitkisi karışmış olan bir su gibidir.
Öyle ki yer, güzelliğini takınıp süslendiği ve ahalisi gerçekten
ona güç yetirdiklerini sanmışlarken (işte tam bu sırada)
gece veya gündüz ona emrimiz gelmiştir de, dün sanki hiçbir
zenginliği yokmuş gibi, onu kökünden biçilip atılmış bir
durumda kılmışız. Düşünen bir topluluk için biz ayetleri
böyle birer birer açıklarız. (10/24)
Zulmeden her nefis, yeryüzündekilerin
tümüne sahip olsa bunu (azaba karşılık) mutlaka fidye olarak
verirdi. Onlar azabı görünce pişmanlıklarını gizlerler,
oysa onlar haksızlığa uğratılmadan aralarında adaletle hükmedilmiştir.
(10/54)
Onlar: "Siz ikiniz, bizi
atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)dan çevirmek ve yeryüzünde
büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz? Biz, sizin ikinize
inanacak değiliz" dediler. (10/78)
Sonunda Musa'ya kendi
kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -Firavun
ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları
korkusuyla- iman eden olmadı. Çünkü Firavun, gerçekten yeryüzünde
büyüklenen bir zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı.
(10/83)
Eğer Rabbin dileseydi,
yeryüzündekilerin tümü, topluca iman ederdi. Öyleyse, onlar
mü'min oluncaya kadar insanları sen mi zorlayacaksın? (10/99)
Yeryüzünde hiçbir canlı
yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın. Onun karar (yerleşik)
yerini de ve geçici bulunduğu yeri de bilir. (Bunların)
Tümü apaçık bir kitapta (yazılı)dır. (11/6)
Bunlar, yeryüzünde (Allah'ı)
aciz bırakacak değildir ve bunların Allah'tan başka velileri
yoktur. Azab onlar için kat kat arttırılır. Bunlar (hakkı)
işitmeye güç yetirmezlerdi ve görmezlerdi de. (11/20)
Ey kavmim, ölçüyü ve tartıyı
-adaleti gözeterek- tam tutun ve insanların eşyasını değerden
düşürüp- eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık
çıkarmayın." (11/85)
Sizden önceki nesillerden
onlardan kurtardığımızdan pek azı dışında yeryüzünde bozgunculuğu
önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi?
Zulmedenler ise, içinde bulundukları refahın peşine düştüler.
Onlar, suçlu-günahkarlardı. (11/116)
Onu satın alan bir Mısır'lı
(aziz,) karısına: "Onun yerini üstün tut (ona güzel bak),
umulur ki bize bir yararı dokunur ya da onu evlat ediniriz"
dedi. Böylelikle biz, Yusuf'u yeryüzünde (Mısır'da) yerleşik
kıldık. Ona sözlerin yorumundan (olan bir bilgiyi) öğrettik.
Allah, emrinde galib olandır, ancak insanların çoğu bilmezler.
(12/21)
İşte böylece biz yeryüzünde
Yusuf'a güç ve imkan (iktidar) verdik. Öyle ki, orada (Mısır'da)
dilediği yerde konakladı. Biz kime dilersek rahmetimizi
nasib ederiz ve iyilik yapanların ecrini kayba uğratmayız.
(12/56)
Biz senden önce, şehirler
halkına kendilerine vahyettiğimiz kimseler dışında (başkalarını
elçi olarak) göndermedik. Hiç yeryüzünde dolaşmıyorlar mı,
ki kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını
görmüş olsunlar? Korkup-sakınanlar için ahiret yurdu elbette
daha hayırlıdır. Siz yine de akıl erdirmeyecek misiniz?
(12/109)
Yeryüzünde birbirine yakın
komşu kıtalar vardır; üzüm bağları, ekinler, çatallı ve
çatalsız hurmalıklar da vardır ki, bunlar aynı su ile sulanır;
ama ürünlerinde (ki verimde ve lezzette) bazısını bazısına
üstün kılıyoruz. Şüphesiz, bunlarda aklını kullanan bir
topluluk için gerçekten ayetler vardır. (13/4)
(Allah) Gökten bir su
indirdi de dereler kendi miktarınca çağlayıp aktı. Sel de
yüze vuran bir köpük yüklendi. Bir süs veya bir meta sağlamak
için ateşte üzerine yakıp-erittikleri şeyler (madenler)de
de bunun gibi bir köpük (artık) vardır. İşte Allah, hak
ile batıla böyle örnekler verir. Köpüğe gelince, o atılır
gider, insanlara yarar sağlayacak şey ise, yeryüzünde kalır.
İşte Allah örnekleri böyle vermektedir. (13/17)
Rablerine icabet edenlere
daha güzeli vardır. O'na icabet etmeyenler ise, yeryüzündekilerin
tümü ve bununla birlikte bir katı daha onların olsa mutlaka
(kurtulmak için) bunu fidye olarak verirlerdi. Sorgulamanın
en kötüsü onlar içindir. Onların barınma yerleri cehennemdir,
ne kötü bir yaratıktır o!.. (13/18)
Allah'a verdikleri sözü,
onu kesin olarak onayladıktan sonra bozanlar, Allah'ın ulaştırılmasını
emrettiği şeyi kesip-koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk
çıkaranlar; işte onlar, lanet onlar içindir ve yurdun kötü
olanı da onlar içindir. (13/25)
Her nefsin bütün kazandıkları
üzerinde gözetici olana mı (baş kaldırılır?) Onlar Allah'a
ortaklar koştular. De ki: "Bunları adlandırın (bakalım).
Yoksa siz yeryüzünde bilmeyeceği bir şeyi O'na haber mi
veriyorsunuz? Yoksa sözün zahirine (veya boş ve süslü olanına)mi
(kanıyorsunuz)? Hayır, inkâr edenlere kendi hileli-düzenleri
süslü-çekici gösterilmiştir ve onlar (doğru) yoldan alıkonulmuşlardır.
Allah, kimi saptırırsa, artık onun için hiçbir yol gösterici
yoktur. (13/33)
Musa demişti ki: "Eğer
siz ve yeryüzündekilerin tümü inkâr edecek olsanız bile
şüphesiz Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, övülmüştür."
(14/8)
Dedi ki: "Rabbim, beni
kışkırttığın şeye karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde
onlara, (sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici
göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım."
(15/39)
Andolsun, biz her ümmete:
"Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının" (diye tebliğ etmesi
için) bir elçi gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Allah
hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu.
Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları
sonucu görün. (16/36)
Yeryüzünde böbürlenerek
yürüme; çünkü sen ne yeri yarabilirsin, ne dağlara boyca
ulaşabilirsin. (17/37)
De ki: "Eğer yeryüzünde
(insan değil de) tatmin bulmuş yürüyen melekler olsaydı,
biz de onlara gökten elçi olarak elbette melek gönderirdik."
(17/95)
Şüphesiz biz, yeryüzü
üzerindeki şeyleri ona bir süs kıldık; onların hangisinin
daha güzel davranışta bulunduğunu deneyelim diye. (18/7)
Onlara, dünya hayatının
örneğini ver; gökten indirdiğimiz suya benzer, onunla yeryüzünün
bitkileri birbirine karıştı, böylece rüzgarların savurduğu
çalı-çırpı oluverdi. Allah, herşeyin üzerinde güç yetirendir.
(18/45)
Gerçekten, biz ona yeryüzünde
sapasağlam bir iktidar verdik ve ona herşeyden bir yol (sebep)
verdik. (18/84)
Dediler ki: "Ey Zu'l-Karneyn,
gerçekten Ye'cuc ve Me'cuc, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlar,
bizimle onlar arasında bir sed inşa etmen için sana vergi
verelim mi?" (18/94)
Elbette, yeryüzünde ve
onun üzerindekilere biz varis olacağız ve onlar bize döndürülecekler.
(19/40)
Ki (Rabbim), yeryüzünü
sizin için bir beşik kıldı, onda sizin için yollar döşedi
ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden
çiftler çıkardık." (20/53)
Yeryüzünde, onları sarsmasın
diye, sabit dağlar yarattık ve doğru gidebilsinler diye
geniş yollar açtık. (21/31)
Ey insanlar, eğer dirilişten
yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, biz sizi topraktan
yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyo),
sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından;
size (kudretimizi) açıkca göstermek için. Dilediğimizi,
adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra
sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına
erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına
son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiçbir şey bilmeme
durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri
çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat
biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır
ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir. (22/5)
Onlar ki, yeryüzünde kendilerini
yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar,
zekatı verirler, ma'rufu emrederler, münkerden sakındırırlar.
Bütün işlerin sonu Allah'a aittir. (22/41)
Görmedin mi, Allah, gökten
su indirdi, böylece yeryüzü yemyeşil donatıldı. Şüphesiz
Allah, lütfedicidir, herşeyden haberdardır. (22/63)
Biz gökten belli bir miktarda
su indirdik ve onu yeryüzünde yerleştirdik; şüphesiz biz
onu (kurutup) giderme gücüne de sahibiz. (23/18)
O, sizi yeryüzünde yaratıp-türetendir
ve hepiniz yalnızca O'na (döndürülüp) toplanacaksınız. (23/79)
De ki: "Eğer biliyorsanız
(söyleyin:) Yeryüzü ve onun içinde olanlar kimindir?" (23/84)
Dedi ki: "Yıl sayısı olarak
yeryüzünde ne kadar kaldınız?" (23/112)
Allah, içinizden iman
edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç
şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi'
kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak,
kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik
kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe
çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana
hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkâr ederse,
işte onlar fasıktır. (24/55)
İnkâra sapanların, yeryüzünde
(Allah'ı) aciz bırakacaklarını sanma. Onların son barınma
yerleri ateştir. Ne kötü bir dönüştür o. (24/57)
O Rahman'ın kulları, yeryüzü
üzerinde alçak gönüllü olarak yürürler ve cahiller kendileriyle
muhatap oldukları zaman "Selam" derler. (25/63)
Yeryüzünde bir bakmadılar
mı ki, biz onda her güzel (kerim) çiftten nice ürünler bitirdik.
(26/7)
Ki onlar, yeryüzünde bozgunculuk
çıkarıyor ve dirlik-düzenlik kurmuyorlar (ıslah etmiyorlar)."
(26/152)
İnsanların eşyasını değerden
düşürüp-eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık
çıkarmayın." (26/183)
Şehirde dokuzlu bir çete
vardı, yeryüzünde bozgun çıkarıyorlar ve dirlik-düzenlik
bırakmıyorlardı. (27/48)
Ya da yeryüzünü bir karar
yeri kılan, onun arasında ırmaklar var eden ve ona (yeryüzü
için) sarsılmaz dağlar yaratan ve iki deniz arasında bir
ara-engel (haciz) koyan mı? Allah ile beraber başka bir
ilah mı? Hayır onların çoğu bilmiyorlar. (27/61)
Ya da sıkıntı ve ihtiyaç
içinde olana, kendisine dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü
açıp gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah
ile beraber başka bir ilah mı? Ne az öğüt-alıp düşünüyorsunuz.
(27/62)
De ki: "Yeryüzünde gezip
dolaşın da, suçlu-günahkarların nasıl bir sona uğradıklarını
görün" (27/69)
Gerçek şu ki, Firavun
yeryüzünde (Mısır'da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım
fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten
düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri
bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı. (28/4)
Biz ise, yeryüzünde güçten
düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve
mirasçılar kılmak istiyoruz. (28/5)
Ve (istiyoruz ki) onları
yeryüzünde 'iktidar sahipleri olarak yerleşik kılalım',
Firavun'a, Haman'a ve askerlerine, onlardan sakındıkları
şeyi gösterelim. (28/6)
Sonunda ikisinin de düşmanı
olan (adam)ı yakalamak isterken (adam ona) dedi ki: "Ey
Musa dün birini öldürdüğün gibi, bugün de beni mi öldürmek
istiyorsun? Sen yeryüzünde yalnızca bir zorba olmak istiyorsun,
ıslah edicilerden olmak istemiyorsun." (28/19)
O ve askerleri, yeryüzünde
haksız yere büyüklendiler ve gerçekten bize döndürülmeyeceklerini
sandılar. (28/39)
Allah'ın sana verdiğiyle
ahiret yurdunu ara, dünyadan da kendi payını (nasibini)
unutma. Allah'ın sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsanda
bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama. Çünkü Allah, bozgunculuk
yapanları sevmez." (28/77)
İşte ahiret yurdu; biz
onu, yeryüzünde büyüklenmeyenlere ve bozgunculuk yapmak
istemeyenlere (armağan) kılarız. (Güzel) Sonuç takva sahiplerinindir.
(28/83)
De ki: "Yeryüzünde gezip
dolaşın da, böylelikle yaratmaya nasıl başladığına bir bakın,
sonra Allah ahiret yaratmasını (veya son yaratmayı) da inşa
edip yaratacaktır. Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir.
(29/20)
Medyen'e de kardeşleri
Şuayb'ı (gönderdik) Böylece dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a
kulluk edin ve ahiret gününü umud edin ve yeryüzünde bozguncular
olarak karışıklık çıkarmayın." (29/36)
Karun'u, Firavun'u ve
Haman'ı da (yıkıma uğrattık). Andolsun, Musa onlara apaçık
delillerle gelmişti, ancak yeryüzünde büyüklendiler. Oysa
onlar (azabtan kurtulup) geçecek değillerdi. (29/39)
Andolsun onlara: "Gökten
su indirip de ölümünden sonra yeryüzünü dirilten kimdir?"
diye soracak olursan, şüphesiz: "Allah" diyecekler. De ki:
"Hamd Allah'ındır." Hayır, onların çoğu akletmiyorlar. (29/63)
Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar
mı? Böylece kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını
görsünler. Onlar, güç bakımından kendilerinden daha üstün
idiler, toprağı alt-üst etmişler (ekmişler, madenler, sular
arayıp çıkarmışlar) ve onu, kendilerinin imar ettiğinden
daha çok imar etmişlerdi. Elçileri de, onlara açık delillerle
gelmişti. Demek ki Allah onlara zulmetmiyordu, ancak onlar
kendi nefislerine zulmediyorlardı. (30/9)
De ki: "Yeryüzünde gezip
dolaşın, böylece daha öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını
görün. Onların çoğu müşrik kimselerdi." (30/42)
Şimdi Allah'ın rahmetinin
eserlerine bak; ölümünden sonra yeryüzünü nasıl diriltmektedir?
Şüphesiz O, ölüleri de gerçekten diriltecektir. O, herşeye
güç yetirendir. (30/50)
İnsanlara yanağını çevirip
(büyüklenme) ve böbürlenmiş olarak yeryüzünde yürüme. Çünkü
Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez." (31/18)
Eğer yeryüzündeki ağaçların
tümü kalem ve deniz de -onun ardından yedi deniz daha eklenerek-
(mürekkep) olsa, yine de Allah'ın kelimeleri (yazmakla)
tükenmez. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet
sahibidir. (31/27)
Yeryüzünde sizi halifeler
kılan O'dur. Öyleyse kim inkâr ederse, artık inkârı kendi
aleyhinedir. Rableri katında kafir olanlara kendi inkârları
gazabtan başkasını arttırmaz ve kafir olanlara kendi inkârları
kayıptan başkasını arttırmaz. (35/39)
(Hem de) Yeryüzünde büyüklük
taslayarak ve kötülüğü tasarlayıp düzenleyerek. Oysa hileli
düzen, kendi sahibinden başkasını sarıp-kuşatmaz. Artık
onlar öncekilerin sünnetinden başkasını mı gözlemektedirler?
Sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın
ve sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın.
(35/43)
Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar
mı ki, kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını
görsünler; üstelik onlar kuvvet bakımından kendilerinden
daha güçlüydüler. Göklerde ve yerde Allah'ı aciz bırakacak
hiçbir şey yoktur. Şüphesiz O, bilendir, güç yetirendir.
(35/44)
Ey Davud, gerçek şu ki,
Biz seni yeryüzünde bir halife kıldık. Öyleyse insanlar
arasında hak ile hükmet, istek ve tutkulara (hevaya) uyma;
sonra seni Allah'ın yolundan saptırır. Şüphesiz Allah'ın
yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarından dolayı şiddetli
bir azab vardır." (38/26)
Biz gökyüzünü, yeryüzünü
ve ikisi arasında bulunan şeyleri batıl olarak yaratmadık.
Bu, inkâr edenlerin zannıdır. Ateşten (görecekleri azabtan)
dolayı vay o inkâr edenlere. (38/27)
Yoksa Biz, iman edip salih
amellerde bulunanları yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar
gibi (bir) mi tutacağız? Ya da muttakileri facirler gibi
(bir) mi tutacağız? (38/28)
Eğer yeryüzünde olanların
tümü ve bununla birlikte bir katı daha zalimlerin olmuş
olsaydı, kıyamet günü o kötü azabtan (kurtulmak amacıyla)
gerçekten bunları fidye olarak verirlerdi. Oysa, onların
hiç hesaba katmadıkları şeyler, Allah'tan kendileri için
açığa çıkmıştır. (39/47)
Onlar, yeryüzünde gezip-dolaşmıyorlar
mı ki, böylece kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona
uğradıklarını bir görsünler. Onlar, kuvvet ve yeryüzündeki
eserleri bakımından kendilerinden daha üstün idiler. Fakat
Allah, onları günahları dolayısıyla (azabla) yakalayıverdi.
Onları Allah'tan koruyacak kimse olmadı. (40/21)
Firavun dedi ki: "Bırakın
beni, Musa'yı öldüreyim de o (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarsın.
Çünkü ben, sizin dininizi değiştirmesinden ya da yeryüzünde
fesat çıkarmasından korkuyorum." (40/26)
Ey Kavmim, bugün mülk
sizindir, yeryüzünde hüküm sahibi kimselersiniz. Fakat bize
Allah'tan dayanılmaz bir azab gelecek olursa bize kim yardımcı
olabilecek?" Firavun dedi ki: "Ben, size yalnızca gördüğümü
(kendi görüşümü) gösteriyorum ve ben sizi doğru yoldan da
başkasına yöneltmiyorum." (40/29)
Allah, yeryüzünü sizin
için bir karar, gökyüzünü bir bina kıldı; sizi suretlendirdi,
suretinizi de en güzel (bir biçim ve incelikte) kıldı ve
size güzel-temiz şeylerden rızık verdi. İşte sizin Rabbiniz
Allah budur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir. (40/64)
İşte bu, sizin yeryüzünde
haksız yere şımarıp-azmanız ve azgınca ölçüyü taşırmanız
dolayısıyladır. (40/75)
Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar
mı ki, kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını
bir görsünler. Onlar, kendilerinden (sayıca) daha çoktu
ve yeryüzünde kuvvet ve eserler bakımından daha üstündüler.
Fakat kazandıkları şeyler, (azaba karşı) onlara hiçbir şey
sağlayamadı. (40/82)
Ad (kavmin)e gelince;
onlar yeryüzünde haksız yere büyüklendiler ve dediler ki:
"Kuvvet bakımından bizden daha üstünü kimmiş?" Onlar, gerçekten
kendilerini yaratan Allah'ı görmediler mi? O, kuvvet bakımından
kendilerinden daha üstündür. Oysa onlar, bizim ayetlerimizi
(bilerek) inkar ediyorlardı. (41/15)
O'nun ayetlerinden biri
de, senin gerçekten yeryüzünü huşu içinde (solmuş, boynu
bükülmüş ve kupkuru) görmendir. Ama Biz onun üzerine suyu
indirdiğimiz zaman, deprenir ve kabarır. Şüphesiz onu dirilten,
ölüleri de elbette dirilticidir. Çünkü O, herşeye güç yetirendir.
(41/39)
Eğer Allah, kulları için
rızkı (sınırsızca) geniş tutup-yaysaydı, gerçekten yeryüzünde
azarlardı. Ancak O, dilediği miktar ile indirir. Çünkü O,
kullarından haberi olandır, görendir. (42/27)
Siz yeryüzünde (O'nu)
aciz bırakacak değilsiniz. Ve sizin Allah'ın dışında ne
bir veliniz vardır, ne bir yardımcınız. (42/31)
Yol, ancak insanlara zulmeden
ve yeryüzünde haksız yere 'tecavüz ve haksızlıkta bulunanların'
aleyhinedir. İşte bunlara acıklı bir azab vardır. (42/42)
Eğer biz dilemiş olsaydık,
elbette sizden melekler kılardık; yeryüzünde (size) halef
(yerinize geçenler) olurlardı. (43/60)
Gece ile gündüzün ardarda
gelişinde (veya aykırılığında), Allah'ın gökten rızık indirip
ölümünden sonra yeryüzünü diriltmesinde ve rüzgarları (belli
bir düzen içinde) yönetmesinde aklını kullanan bir kavim
için ayetler vardır. (45/5)
İnkâr edenler ateşe sunulacakları
gün, (onlara şöyle denir:) "Siz dünya hayatınızda bütün
'güzellikleriniz ve zevklerinizi tüketip-yok ettiniz, onlarla
yaşayıp-zevk sürdünüz. İşte yeryüzünde haksız yere büyüklenmeniz
(istikbarınız) ve fasıklıkta bulunmanızdan dolayı, bugün
alçaltıcı bir azab ile cezalandırılacaksınız." (46/20)
Kim Allah'a davet edene
icabet etmezse, artık o, yeryüzünde (Allah'ı aciz bırakacak
değildir ve onun O'ndan başka) velileri yoktur. İşte onlar,
apaçık bir sapıklık içindedirler." (46/32)
Onlar, yeryüzünde gezip
dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden öncekilerin nasıl bir
sona uğradıklarını görsünler. Allah, onları yerle bir etti.
O kafirler için de bunun bir benzeri vardır. (47/10)
Demek, 'iş başına gelip
yönetimi ele alırsanız' hemen yeryüzünde fesad (bozgunculuk)
çıkaracak ve akrabalık bağlarınızı koparıp parçalayacaksınız,
öyle mi? (47/22)
Yeryüzünde kesin bir bilgiyle
inanacak olanlar için ayetler vardır. (51/20)
Bilin ki gerçekten Allah,
ölümünden sonra yeryüzüne hayat verir. Şüphesiz Biz, umulur
ki aklınızı kullanırsınız diye size ayetleri açıkladık.
(57/17)
Yeryüzünde olan ve sizin
nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur
ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın.
Şüphesiz bu, Allah'a göre pek kolaydır. (57/22)
Artık namazı kılınca,
yeryüzünde dağılın. Allah'ın fazlını isteyip-arayın ve Allah'ı
çokca zikredin; umulur ki felaha (kurtuluşa ve umduklarınıza)
kavuşmuş olursunuz. (62/10)
Sizin için, yeryüzüne
boyun eğdiren O'dur. Şu halde onun omuzlarında yürüyün ve
O'nun rızkından yiyin. Sonunda gidiş O'nadır. (67/15)
De ki: "Sizi yeryüzünde
üretip-türeten O'dur. Siz O'na toplanıp götürüleceksiniz."
(67/24)
Yeryüzü ve dağlar yerlerinden
oynatılıp kaldırılacağı, ardından tek bir çarpma ile birbirlerine
çarpılıp parça parça olacağı zaman. (69/14)
Yeryüzünde bulunanların
tümünü (verse de); sonra bir kurtulsa. (70/14)
Nuh "Rabbim, yeryüzünde
kafirlerden yurt edinen hiç kimseyi bırakma." dedi. (71/26)
Doğrusu bilmiyoruz; yeryüzünde
olanlara bir kötülük mü istendi, yoksa Rableri kendileri
için (doğruya iletici) bir hayır mı diledi?" (72/10)
Biz şüphesiz, Allah'ı
yeryüzünde asla aciz bırakamıyacağımızı, kaçmak suretiyle
de O'nu hiçbir şekilde aciz bırakamıyacağımızı anladık."
(72/12)
(Öyle) Bir gün ki, yeryüzü
ve dağlar titremeye-tutulur ve dağlar göçüveren bir kum
yığını olur. (73/14)
Gerçekten Rabbin, senin
gecenin üçte ikisinden biraz eksiğinde, yarısında ve üçte
birinde (namaz için) kalktığını bilir; seninle birlikte
olanlardan bir topluluğun da (böyle yaptığını bilir). Geceyi
ve gündüzü Allah takdir eder. Sizin bunu sayamıyacağınızı
bildi, böylece tevbenizi (O'na dönüşünüzü) kabul etti. Şu
halde Kur'an'dan kolay geleni okuyun. Allah sizden hastalar
olduğunu, başkalarının Allah'ın fazlından aramak için yeryüzünde
gezip-dolaşacaklarını ve diğerlerinin Allah yolunda çarpışacaklarını
bilmiştir. Öyleyse ondan (Kur'an'dan) kolay geleni okuyun.
Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve Allah'a güzel bir
borç verin. Hayır olarak kendi nefisleriniz için önceden
takdim ettiğiniz şeyleri daha hayırlı ve daha büyük bir
ecir (karşılık) olarak Allah katında bulursunuz. Allah'tan
mağfiret dileyin. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok
esirgeyendir. (73/20)
Biz yeryüzünü bir toplanma
yeri kılmadık mı? (77/25)
Biz, yeryüzünü bir döşek
kılmadık mı? (78/6)
Bundan sonra yeryüzünü
serip döşedi. (79/30)
Onlardan bir grup da hani
şöyle demişti: "Ey Yesrib (Medine) halkı, artık sizin için
(burada) kalacak yer yok, şu halde dönün." Onlardan bir
topluluk da: "Gerçekten evlerimiz açıktır" diye Peygamberden
izin istiyordu; oysa onlar(ın evleri) açık değildi. Onlar
yalnızca kaçmak istiyorlardı. (33/13)
O, gökten su indirendir.
Bununla herşeyin bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik
çıkardık, ondan birbiri üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz.
Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar,
-birbirine benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden, zeytinden
ve nardan bahçeler (kılıyoruz.) Meyvesine, ürün verdiğinde
ve olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. Şüphesiz inanacak
bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır. (6/99)
Hükümdar:" Ben (rüyamda)
yedi besili inek görüyorum, onları yedi zayıf inek yiyor;
bir de yedi yeşil başak ve diğerleri ise kupkuru. Ey önde
gelen (kahin-bilginler,) eğer rüya yorumluyorsanız benim
bu rüyamı çözüverin" dedi. (12/43)
(Zindana gidip:) "Yusuf,
ey doğru (sözlü insan).. Yedi besili ineği yedi zayıf (ineğin)
yediği ve yedi yeşil başakla diğerleri kuru olan (rüya)
konusunda bize fetva ver. Umarım ki insanlara da (senin
söylediklerinle) dönerim, belki onlar (bunun anlamını) öğrenmiş
olurlar." (12/46)
Onlar; altından ırmaklar
akan Adn cennetleri onlarındır, orada altın bileziklerle
süslenirler, hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan yeşil
elbiseler giyerler ve tahtlar üzerinde kurulup-dayanırlar.
(Bu,) Ne güzel sevap ve ne güzel destek. (18/31)
Ki O, size yeşil ağaçtan
bir ateş kılandır; siz de ondan yakıyorsunuz. (36/80)
Yeşil yastıklara ve çarpıcı
güzellikteki döşeklere yaslanırlar. (55/76)
Onların üzerinde hafif
ipek ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler vardır. Gümüşten
bileziklerle bezenmişlerdir. Rableri onlara tertemiz bir
şarab içirmiştir. (76/21)
Hani İsrailoğullarından,
"Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, anneye-babaya, yakınlara,
yetimlere ve yoksullara iyilikle davranın, insanlara güzel
söz söyleyin, namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin" diye
misak almıştık. Sonra siz, pek azınız hariç, döndünüz ve
(hâlâ) yüz çeviriyorsunuz. (2/83)
Yüzlerinizi doğuya ve
batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a,
ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden;
mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara,
yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri
için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde
ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın
kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır).
İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.
(2/177)
Sana neyi infak edeceklerini
sorarlar. De ki: "Hayır olarak infak edeceğiniz şey, anne-babaya,
yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışadır. Hayır
olarak her ne yaparsanız, Allah onu şüphesiz bilir." (2/215)
Hem dünya (konusun)da,
hem ahiret (konusunda). Ve sana yetimleri sorarlar. De ki:
"Onları ıslah etmek (yararlı kılmak) hayırlıdır. Eğer onları
aranıza katarsanız, artık onlar sizin kardeşlerinizdir.
Allah bozgun (fesad) çıkaranı ıslah ediciden bilir (ayırdeder).
Eğer Allah dileseydi size güçlük çıkarırdı. Şüphesiz Allah
güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir." (2/220)
Yetimlere mallarını verin
ve murdar olanla temiz olanı değiştirmeyin. Onların mallarını
mallarınıza katarak yemeyin. Çünkü bu, büyük bir suçtur.
(4/2)
Eğer yetim (kız)lar konusunda
adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız, bu durumda,
(onlarla değil) size helal olan (başka) kadınlardan ikişer,
üçer, dörder olmak üzere nikahlayın. Şayet adaleti sağlayamayacağınızdan
korkarsanız, o zaman bir (eş) ya da sağ ellerinizin malik
olduğu (cariye) ile (yetinin). Bu sapmamanıza daha yakındır.
(4/3)
Yetimleri, nikaha erişecekleri
çağa kadar deneyin; şayet kendilerinde bir (rüşd) olgunlaşma
gördünüz mü, hemen onlara mallarını verin. Büyüyecekler
diye israf ile çarçabuk yemeyin. Zengin olan iffetli olmaya
çalışsın, yoksul olan da artık maruf (ihtiyaca ve örfe uygun)
bir şekilde yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman,
onlara karşı şahid bulundurun. Hesap görücü olarak Allah
yeter. (4/6)
(Mirası) Bölüşme sırasında
yakınlar, yetimler ve yoksullar da hazır olursa, onları
ondan rızıklandırın ve onlara güzel (maruf) söz söyleyin.
(4/8)
Gerçekten, yetimlerin
mallarını zulmederek yiyenler, karınlarına ancak ateş doldurmuş
olurlar. Onlar, çılgın bir ateşe gireceklerdir. (4/10)
Allah'a ibadet edin ve
O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya,
yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki
arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına
güzellikle davranın. Çünkü, Allah, her büyüklük taslayıp
böbürleneni sevmez. (4/36)
Kadınlar konusunda senden
fetva isterler. De ki: "Onlara ilişkin fetvayı size Allah
veriyor. (Bu fetva,) Kendilerine yazılan (hakları veya miras)ı
vermediğiniz ve kendilerini nikahlamayı istediğiniz yetim
kadınlar ve zayıf çocuklar (hakkında) ile yetimlere karşı
adaleti ayakta tutmanız konusunda size Kitap'ta okunmakta
olanlardır. Hayır adına her ne yaparsanız, şüphesiz Allah
onu bilir. (4/127)
Yetimin malına, o erginlik
çağına erişinceye kadar -o en güzel (şeklin) dışında- yaklaşmayın.
Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yapın. hiçbir nefse, gücünün
kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz. Söylediğiniz
zaman -yakınınız dahi olsa- adil olun. Allah'ın ahdine vefa
gösterin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur
ki öğüt alıp-düşünürsünüz." (6/152)
Bilin ki, 'ganimet olarak
ele geçirdiğiniz' şeylerin beşte biri, muhakkak Allah'ın,
Resûlün, yakınların, yetimlerin, yoksulların ve yolcunundur.
Eğer Allah'a, hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün,
iki ordunun karşı karşıya geldiği günde (Bedir'de) kulumuza
indirdiğimize iman ediyorsanız (ganimeti böyle bölüşün).
Allah, herşeye güç yetirendir. (8/41)
Erginlik çağına erişinceye
kadar, -o da en güzel bir tarz olması- dışında yetimin malına
yaklaşmayın. Ahde vefa gösterin. Çünkü ahid bir sorumluluktur.
(17/34)
Allah'ın o (fethedilen)
şehir halkından Resûlü'ne verdiği fey, Allah'a, Resûl'e,
(ve Resûl'e) yakın akrabalığı olanlara, yetimlere, yoksullara
ve yolda kalmışlara aittir. Öyle ki (bu mallar ve servet)
sizden zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir devlet
olmasın. Resûl size ne verirse artık onu alın, sizi neden
sakındırırsa artık ondan sakının ve Allah'tan korkun. Şüphesiz
Allah, cezası (ikâbı) pek şiddetli olandır. (59/7)
Kendileri, ona duydukları
sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler.
(76/8)
Hayır; aksine, siz yetime
ikram etmiyorsunuz. (89/17)
Ya da açlık gününde doyurmaktır,
Yakın olan bir yetimi, Veya sürünen bir yoksulu. (90/14,
15, 16)
Bir yetim iken, seni bulup
da barındırmadı mı? (93/6)
Öyleyse, sakın yetimi
üzüp-kahretme. (93/9)
İşte yetimi itip-kakan, (107/2)
|