kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Ve dediler ki: Kendi ilahlarınızı
bırakmayın; bırakmayın ne Vedd'i, ne Suva'ı, ne Yeğus'u,
ne Ye'uk'u ve ne de Nesr'i." (71/23)
Böylece, onu attı; (bir
de ne görsün) o hemen hızla koşan (kocaman) bir yılan (oluvermiş).
(20/20)
Asanı bırak;" (Bıraktı
ve) onun çevik bir yılan gibi hareket etttiğini görünce,
geriye doğru kaçtı ve arkasına bakmadı. "Ey Musa, korkma;
şüphesiz Ben(im); Benim yanımda gönderilen (elçiler) korkmaz."
(27/10)
Asanı bırak." (Attıktan
hemen sonra) onun şimdi bir yılan gibi hareket ettiğini
görünce, arkasına dönüp bakmaksızın kaçmaya başladı. "Ey
Musa, dön ve korkuya kapılma. Şüphesiz güvendesin." (28/31)
Ya da (bunlar) karanlıklar,
gök gürültüsü ve şimşek(ler)le yüklü, 'gökten şiddetli bir
yağmur fırtınasına tutulmuş gibidirler ki, yıldırımların
saldığı dehşetle'; ölüm korkusundan parmaklarıyla kulaklarını
tıkarlar. Oysa Allah kafirleri çepeçevre kuşatıcıdır. (2/19)
Ve demiştiniz ki: "Ey
Musa, biz Allah'ı apaçık görünceye kadar sana inanmayız."
Bunun üzerine yıldırım sizi (kendinizden) almıştı. Ve siz
bakıp duruyordunuz. (2/55)
Kitap Ehli, senden kendilerine
gökten bir kitap indirmeni istiyor. Musa'dan bundan daha
büyüğünü istemişlerdi. Demişlerdi ki: "Bize Allah'ı açıkça
göster." Böylece zulümlerinden dolayı onlara yıldırım çarpmıştı.
Ardından kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, buzağıyı
(ilah) edinmişlerdi. Yine bundan dolayı onları affettik
ve Musa'ya apaçık olan ispatlayıcı bir delil verdik. (4/153)
Gök gürültüsü O'nu hamd
ile, melekler de O'na olan korkularından tesbih ederler..
O, yıldırımları gönderip bununla dilediğine çarpar; onlar
ise Allah hakkında çekişip-tartışırlar. O, gücü (ve cezası)
pek çetin olandır. (13/13)
Bu durumda eğer onlar
yüz çevirirlerse, artık de ki: "Ben sizi, Ad ve Semud (kavimlerinin)
yıldırımına benzer bir yıldırımla uyardım." (41/13)
Semud'a gelince; Biz onlara
doğru yolu gösterdik, fakat onlar körlüğü hidayete tercih
ettiler. Böylece kazandıkları şeyler yüzünden onları alçaltıcı
azabın yıldırımı yakalayıverdi. (41/17)
Ancak Rablerinin emrine
baş kaldırdılar; böylece bakıp-dururlarken, onları yıldırım
çarpıp-yakaladı. (51/44)
Gece, üstünü örtüp bürüyünce
bir yıldız görmüş ve demişti ki: "Bu benim rabbimdir." Fakat
(yıldız) kayboluverince: "Ben kaybolup-gidenleri sevmem"
demişti. (6/76)
O, karanın ve denizin
karanlıklarından yolunuzu bulmanız için size yıldızları
var edendir. Bilebilen bir topluluk için biz ayetleri birer
birer (bölüm bölüm) açıkladık. (6/97)
Gerçekten sizin Rabbiniz,
altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden
Allah'tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle
örten, güneşe, aya ve yıldızlara kendi buyruğuyla baş eğdirendir.
Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O'nundur.
Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir. (7/54)
Hani Yusuf babasına: "Babacığım,
gerçekten ben (rüyamda) onbir yıldız, güneşi ve ayı gördüm;
bana secde etmektelerken gördüm" demişti. (12/4)
Geceyi, gündüzü, güneşi
ve ayı sizin emrinize verdi; yıldızlar da O'nun emriyle
emre hazır kılınmıştır. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilen
bir topluluk için ayetler vardır. (16/12)
Ve (başka) işaretler de
(yarattı); onlar yıldız(lar)la da doğru yolu bulabilirler.
(16/16)
Gerçekten iman edenler,
Yahudiler, yıldıza tapanlar (Sabii), Hıristiyanlar, ateşe
tapanlar (Mecusi) ve şirk koşanlar; şüphesiz Allah, kıyamet
günü aralarını ayıracaktır. Doğrusu Allah, herşeyin üzerinde
şahid olandır. (22/17)
Görmedin mi ki, gerçekten,
göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar,
ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu Allah'a secde
etmektedirler. Birçoğu üzerine azab hak olmuştur. Allah
kimi aşağılık kılarsa, artık onun için bir yüceltici yoktur.
Şüphesiz Allah, dilediğini yapar. (22/18)
Allah, göklerin ve yerin
nurudur. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir
kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki
incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan
kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki)
neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur
üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip-iletir.
Allah insanlar için örnekler verir. Allah, herşeyi bilendir.
(24/35)
Şüphesiz biz dünya göğünü
'çekici bir süsle', yıldızlarla süsleyip-donattık. (37/6)
Sonra yıldızlara bir göz
attı. (37/88)
Gecenin bir bölümünde
ve yıldızların batışının ardında da O'nu tesbih et. (52/49)
Battığı zaman yıldıza
andolsun; (53/1)
Hayır, yıldızların yer
(mevki)lerine yemin ederim. (56/75)
Yıldızlar 'örtülüp (ışıkları)
silindiği' zaman, (77/8)
Yıldızlar, bulanıklaşıp-döküldüğü
zaman, (81/2)
Yıldızlar, dağılıp-yayıldığı
zaman, (82/2)
(Karanlığı) Delen yıldızdır.
(86/3)
Emzirmeyi tamamlamak isteyenler
için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların
(annelerin) yiyeceği, giyeceği bilinen (örf)e uygun olarak,
çocuk kendisinin olana (babaya) aittir. Kimseye güç yetireceğinin
dışında (yük ve sorumluluk) teklif edilmez. Anne, çocuğu,
çocuk kendisinin olan baba da çocuğu dolayısıyla zarara
uğratılmasın; mirasçı üzerinde (ki sorumluluk ve görev)
de bunun gibidir. Eğer (anne ve baba) aralarında rıza ile
ve danışarak (çocuğu iki yıl tamamlanmadan) sütten ayırmayı
isterlerse, ikisi için de bir güçlük yoktur. Ve eğer çocuklarınızı
(bir süt anneye) emzirtmek isterseniz, vereceğinizi örfe
uygun olarak ödedikten sonra size bir sorumluluk yoktur.
Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı
görendir. (2/233)
Ya da altı üstüne gelmiş,
ıssız duran bir şehre uğrayan gibisini (görmedin mi?) Demişti
ki: "Allah, burasını ölümünden sonra nasıl diriltecekmiş?"
Bunun üzerine Allah, onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra onu
diriltti. (Ve ona) Dedi ki: "Ne kadar kaldın?" O: "Bir gün
veya bir günden az kaldım" dedi. (Allah ona:) "Hayır, yüz
yıl kaldın, böyleyken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz
bozulmamış; eşeğine de bir bak; (bunu yapmamız) seni insanlara
ibret-belgesi kılmamız içindir. Kemiklere de bir bak nasıl
bir araya getiriyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz?"
dedi. O, kendisine (bunlar) apaçık belli olduktan sonra
dedi ki: "(Artık şimdi) Biliyorum ki gerçekten Allah, herşeye
güç yetirendir." (2/259)
Bunun üzerine Rabbi onu
güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi
yetiştirdi. Zekeriya'yı ondan sorumlu kıldı. Zekeriya her
ne zaman mihraba girdiyse, yanında bir yiyecek buldu: "Meryem,
bu sana nereden geldi?" deyince, "Bu, Allah katındandır.
Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verendir" dedi.
(3/37)
Tevrat indirilmeden evvel,
İsrail'in kendine haram kıldıklarından başka, İsrailoğullarına
bütün yiyecekler helal idi. De ki: "Şu halde eğer doğruysanız,
Tevrat'ı getirin de onu okuyun". (3/93)
Allah bize ateşin yiyeceği
bir kurban getirmedikçe hiçbir elçiye inanmamamız konusunda
and verdi," diyenlere de ki: "Şüphesiz, benden önce nice
elçiler, apaçık belgeler ve söylediklerinizle geldi; eğer,
siz doğru idiyseniz, o halde onları ne diye öldürdünüz?"
(3/183)
Ve eğer onlar Tevrat'ı,
İncil'i ve kendilerine Rablerinden indirileni (Kur'an'ı)
ayakta tutsalardı, elbette üstlerinden ve ayaklarının altından
(sayısız nimeti) yiyeceklerdi. İçlerinde aşırı olmayan (mutedil)
bir ümmet vardır. Onlardan çoğunun yaptıkları ise ne kötüdür!
(5/66)
De ki: "Bana vahyolunanlar
içinde, yiyen bir kimsenin yiyeceği (şeyler) için, ölü eti,
dökülen kan, domuz eti -ki bu gerçekten murdardır- ya da
Allah'tan başkası adına kesilmiş bir fısk dışında, haram
kılınmış bir şey bulmuyorum. Kim kaçınılmaz bir ihtiyaçla
karşı karşıya kalırsa, -saldırmamak ve haddi aşmamak şartıyla-
(bu sayılanlardan ölmeyecek kadar yiyebilir). Şüphesiz senin
Rabbin bağışlayandır, esirgeyendir. (6/145)
Dediler ki: "Ey Babamız,
gerçek şu ki, biz gittik, yarışıyorduk. Yusuf'u da yiyeceklerimizin
(veya eşyamızın) yanında bırakmıştık. Fakat onu kurt yemiş.
Ne var ki biz doğruyu söylesek bile sen bize inanacak değilsin."
(12/17)
Ey zindan arkadaşlarım,
ikinizden biri efendisine şarap içirecek, diğeri ise asılacak,
kuş onun başından yiyecek. İşte hakkında fetva istemekte
olduğunuz iş (artık) olup bitmiştir." (12/41)
Böylece, aralarında bir
sorgulama yapsınlar diye onları dirilttik (uyandırdık).
İçlerinden bir sözcü dedi ki: "Ne kadar kaldınız?" Dediler
ki: "Bir gün veya günün bir (kaç saatlik) kısmı kadar kaldık."
Dediler ki: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir;
şimdi birinizi bu paranızla şehre gönderin de, hangi yiyecek
temizse baksın, size ondan bir rızık getirsin; ancak oldukça
nazik davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin." (18/19)
Artık gerçekten, ondan
yiyecekler böylelikle karınlarını ondan dolduracaklar. (37/66)
Orda sizin için birçok
meyveler vardır; onlardan yiyeceksiniz." (43/73)
Şüphesiz zakkum olan bir
ağaçtan yiyeceksiniz. (56/52)
Onlar için (zehirli olan)
dari' dikeninden başka bir yiyecek yoktur. (88/6)
Siz (ise şöyle) demiştiniz:
"Ey Musa, biz bir çeşit yemeğe katlanmayacağız, Rabbine
yalvar da, bize yerin bitirdiklerinden bakla, acur, sarmısak,
mercimek ve soğan çıkarsın." (O zaman Musa:) "Hayırlı olanı,
şu değersiz, şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? (Öyleyse)
Mısır'a inin, çünkü (orada) kendiniz için istediğiniz vardır"
demişti. Onların üzerine horluk ve yoksulluk (damgası) vuruldu
ve Allah'tan bir gazaba uğradılar. Bu, kuşkusuz, Allah'ın
ayetlerini tanımazlıkları ve peygamberleri haksız yere öldürmelerindendi.
(Yine) bu, isyan etmelerinden ve sınırı çiğnemelerindendi.
(2/61)
Hani İsrailoğullarından,
"Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, anneye-babaya, yakınlara,
yetimlere ve yoksullara iyilikle davranın, insanlara güzel
söz söyleyin, namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin" diye
misak almıştık. Sonra siz, pek azınız hariç, döndünüz ve
(hâlâ) yüz çeviriyorsunuz. (2/83)
Yüzlerinizi doğuya ve
batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a,
ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden;
mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara,
yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri
için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde
ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın
kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır).
İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.
(2/177)
(Oruç) Sayılı günlerdir.
Artık sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı
günler sayısınca başka günlerde (tutsun). Zor dayanabilenlerin
üzerinde bir yoksulu doyuracak kadar fidye (vardır). Kim
gönülden bir hayır yaparsa bu da kendisi için hayırlıdır.
Oruç tutmanız, -eğer bilirseniz- sizin için daha hayırlıdır.
(2/184)
Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin
hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?
Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı
ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki
mü'minlerle; "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyordu. Dikkat
edin. Şüphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır. (2/214)
Sana neyi infak edeceklerini
sorarlar. De ki: "Hayır olarak infak edeceğiniz şey, anne-babaya,
yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışadır. Hayır
olarak her ne yaparsanız, Allah onu şüphesiz bilir." (2/215)
Yetimleri, nikaha erişecekleri
çağa kadar deneyin; şayet kendilerinde bir (rüşd) olgunlaşma
gördünüz mü, hemen onlara mallarını verin. Büyüyecekler
diye israf ile çarçabuk yemeyin. Zengin olan iffetli olmaya
çalışsın, yoksul olan da artık maruf (ihtiyaca ve örfe uygun)
bir şekilde yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman,
onlara karşı şahid bulundurun. Hesap görücü olarak Allah
yeter. (4/6)
(Mirası) Bölüşme sırasında
yakınlar, yetimler ve yoksullar da hazır olursa, onları
ondan rızıklandırın ve onlara güzel (maruf) söz söyleyin.
(4/8)
Allah'a ibadet edin ve
O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya,
yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki
arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına
güzellikle davranın. Çünkü, Allah, her büyüklük taslayıp
böbürleneni sevmez. (4/36)
Allah sizi, yeminlerinizdeki
'rastgele söylemelerinizden, boş sözlerden' dolayı sorumlu
tutmaz, ancak yeminlerinizle bağladığınız sözlerden dolayı
sizi sorumlu tutar. Onun (yeminin) keffareti, ailenizdekilere
yedirdiklerinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak ya
da onları giydirmek veya bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır.
(Bunlara imkan) Bulamayan (için) üç gün oruç (vardır.) Bu,
yemin ettiğinizde (bozduğunuz) yeminlerinizin keffaretidir.
Yeminlerinizi koruyunuz. Allah, size ayetlerini böyle açıklar,
umulur ki şükredersiniz. (5/89)
De ki: "Gelin size Rabbinizin
neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak
koşmayın, anne-babaya iyilik edin, yoksulluk-endişesiyle
çocuklarınızı öldürmeyin. -Sizin de, onların da rızıklarını
biz vermekteyiz- Çirkin-kötülüklerin açığına ve gizli olanına
yaklaşmayın. Hakka dayalı olma dışında, Allah'ın (öldürülmesini)
haram kıldığı kimseyi öldürmeyin. İşte bunlarla size tavsiye
(emr) etti; umulur ki akıl erdirirsiniz." (6/151)
Bilin ki, 'ganimet olarak
ele geçirdiğiniz' şeylerin beşte biri, muhakkak Allah'ın,
Resûlün, yakınların, yetimlerin, yoksulların ve yolcunundur.
Eğer Allah'a, hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün,
iki ordunun karşı karşıya geldiği günde (Bedir'de) kulumuza
indirdiğimize iman ediyorsanız (ganimeti böyle bölüşün).
Allah, herşeye güç yetirendir. (8/41)
Akrabaya hakkını ver,
yoksula ve yolda kalmışa da. İsraf ederek saçıp-savurma.
(17/26)
Yoksulluk endişesiyle
çocuklarınızı öldürmeyin; onlara ve size biz rızık veririz.
Şüphesiz, onları öldürmek büyük bir hata (suç ve günah)dır.
(17/31)
Gemi, denizde çalışan
yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) ilerilerinde,
her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı." (18/79)
Kendileri için birtakım
yararlara şahid olsunlar ve kendilerine rızık olarak verdiği
(kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde (kurban adarken)
Allah'ın adını ansınlar. Artık bunlardan yiyin ve zorluk
çeken yoksulu da doyurun. (22/28)
Sizden, faziletli ve varlıklı
olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere
vermekte eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hoşgörsünler.
Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır,
esirgeyendir. (24/22)
Öyleyse yakınlara hakkını
ver, yoksula da, yolcuya da. Allah'ın yüzünü (rızasını)
isteyenler için bu daha hayırlıdır ve felaha erenler onlardır.
(30/38)
Onların mallarında dilenip-isteyen
(ve iffetinden dolayı istemeyip de) yoksul olan için de
bir hak vardı. (51/19)
Ancak buna (imkan) bulamayanlar
(için de) birbirleriyle temas etmeden önce, kesintisiz iki
ay oruç (yüklenmiştir); buna güç yetiremeyenler altmış yoksulu
doyursun. Bu (kolaylık), Allah'a ve O'nun Resûlü'ne iman
etmeniz dolayısıyladır. Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır. Kafirler
içinse acı bir azab vardır. (58/4)
Allah'ın o (fethedilen)
şehir halkından Resûlü'ne verdiği fey, Allah'a, Resûl'e,
(ve Resûl'e) yakın akrabalığı olanlara, yetimlere, yoksullara
ve yolda kalmışlara aittir. Öyle ki (bu mallar ve servet)
sizden zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir devlet
olmasın. Resûl size ne verirse artık onu alın, sizi neden
sakındırırsa artık ondan sakının ve Allah'tan korkun. Şüphesiz
Allah, cezası (ikâbı) pek şiddetli olandır. (59/7)
Bugün sakın oraya hiçbir
yoksul girip de karşınıza çıkmasın." (68/24)
Yoksula yemek vermeye
destekçi olmazdı." (69/34)
Yoksul ve yoksun olan(lar)için.
(70/25)
Yoksula yedirmezdik."
(74/44)
Kendileri, ona duydukları
sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler.
(76/8)
Yoksula yedirmek için
birbirinizi teşvik etmiyorsunuz. (89/18)
Veya sürünen bir yoksulu.
(90/16)
Bir yoksul iken seni bulup
zengin etmedi mi? (93/8)
Yoksulu doyurmayı teşvik
etmeyen odur. (107/3)
(Oruç) Sayılı günlerdir.
Artık sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı
günler sayısınca başka günlerde (tutsun). Zor dayanabilenlerin
üzerinde bir yoksulu doyuracak kadar fidye (vardır). Kim
gönülden bir hayır yaparsa bu da kendisi için hayırlıdır.
Oruç tutmanız, -eğer bilirseniz- sizin için daha hayırlıdır.
(2/184)
Eğer yolculukta iseniz
ve katip bulamazsanız, bu durumda alınan rehin (yeter).
Şu durumda eğer birbirinize güveniyorsanız, kendisine güven
duyulan, Rabbi olan Allah'tan sakınsın da emanetini ödesin.
Şahidliği gizlemeyin. Kim onu gizlerse, artık şüphesiz,
onun kalbi günahkardır. Allah, yaptıklarınızı bilendir.
(2/283)
Ey iman edenler, sarhoş
iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta
olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın.
Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan
(hacet yerinden) gelmişseniz yahud kadınlara dokunmuş da
su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm
edin, (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz,
Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (4/43)
Ey iman edenler, namaza
kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi
yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı
da (yıkayın.) Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer
hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan
(hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız
da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm
edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah
size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki
nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz. (5/6)
Ey iman edenler, sizden
birinize ölüm gelip çattığı zaman, vasiyet hazırlanışında,
aranızda içinizden adaletli iki kişiyi (şahid tutun.) Veya
yolculukta olup size ölüm musibeti gelip çatarsa, sizden
olmayan başka iki kişiyi (şahid tutun. İkisini) Şayet kuşkulanacak
olursanız namazdan sonra alıkoyarsınız, onlar da (size):
"Akraba dahi olsa onu (yeminimizi) hiçbir değere değiştirmeyeceğiz
ve Allah'ın şahidliğini gizlemeyeceğiz. Aksi takdirde biz
elbette günahkarlardan oluruz." diye Allah adına yemin etsinler.
(5/106)
Bilin ki, 'ganimet olarak
ele geçirdiğiniz' şeylerin beşte biri, muhakkak Allah'ın,
Resûlün, yakınların, yetimlerin, yoksulların ve yolcunundur.
Eğer Allah'a, hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün,
iki ordunun karşı karşıya geldiği günde (Bedir'de) kulumuza
indirdiğimize iman ediyorsanız (ganimeti böyle bölüşün).
Allah, herşeye güç yetirendir. (8/41)
İçlerinden bir sözcü dedi
ki: "Eğer (mutlaka bir şey) yapacaksanız, öldürmeyin Yusuf'u,
onu kuyunun derinliklerine bırakıverin de bir yolcu kafilesi
alsın." (12/10)
Bir yolcu-kafilesi geldi,
sucularını (kuyuya su almak için) gönderdiler. O da kovasını
sarkıttı. "Hey müjde... Bu bir çocuk." dedi. Ve onu (kuyudan
çıkarıp) 'ticaret konusu bir mal' olarak sakladılar. Oysa
Allah, yapmakta olduklarını bilendi. (12/19)
Öyleyse yakınlara hakkını
ver, yoksula da, yolcuya da. Allah'ın yüzünü (rızasını)
isteyenler için bu daha hayırlıdır ve felaha erenler onlardır.
(30/38)
Yaz ve kış yolculuğunda
onları (güvenliğe kavuşturduğu ya da başkalarıyla) ısındırıp
yakınlaştırdığı için, (106/2)
Üzümler, yoncalar, (80/28)
(Allah'ın) Ad (kavminden)
sonra sizi halifeler kıldığını ve sizi yeryüzünde (güç ve
servetle) yerleştirdiğini hatırlayın. Ki onun düzlüklerinde
köşkler kuruyor, dağlardan evler yontuyordunuz. Şu halde
Allah'ın nimetlerini hatırlayın, yeryüzünde bozguncular
olarak karışıklık çıkarmayın." (7/74)
Dağlardan güvenli evler
yontuyorlardı. (15/82)
Dağlardan ustalıkla zevkli
evler yontuyorsunuz." (26/149)
Dedi ki: "Yontmakta olduğunuz
şeylere mi tapıyorsunuz?" (37/95)
Medine halkına ve çevresindeki
bedevilere, Allah'ın elçisinden geri kalmaları, kendi nefislerini
onun nefsine tercih etmeleri yakışmaz. Bu, gerçekten onların
Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk, 'dayanılmaz bir
açlık' (çekmeleri), kâfirleri 'kin ve öfkeyle ayaklandıracak'
bir yere ayak basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları
karşılığında, mutlaka onlara bununla salih bir amel yazılmış
olması nedeniyledir. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların ecrini
kaybetmez. (9/120)
Orda onlara hiçbir yorgunluk
dokunmaz ve onlar ordan çıkarılacak değildirler. (15/48)
Göklerde ve yerde kim
varsa O'nundur. O'nun yanında olanlar, O'na ibadet etmekte
büyüklüğe kapılmazlar ve yorgunluk duymazlar. (21/19)
İnsanlar içinde haccı
duyur; gerek yaya, gerekse uzak yollardan (derin vadilerden)
gelen yorgun düşmüş develer üstünde sana gelsinler." (22/27)
Ki O, bizi kendi fazlından
(ebedi olarak) kalınacak bir yurda yerleştirdi; burada bize
bir yorgunluk dokunmaz ve burada bize bir bıkkınlık da dokunmaz."
(35/35)
Andolsun, Biz gökleri,
yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık;
Bize hiçbir yorgunluk dokunmadı. (50/38)
Sana Kitabı indiren O'dur.
O'ndan, Kitabın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkem'dir;
diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar,
fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan
müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Allah'tan
başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: "Biz ona inandık,
tümü Rabbimizin katındandır" derler. Temiz akıl sahiplerinden
başkası öğüt alıp-düşünmez. (3/7)
Onlara bir iyilik geldiği
zaman "Bu bizim için" dediler; onlara bir kötülük isabet
ettiğinde (bunu da) Musa ve beraberindekilerin bir uğursuzluğu
olarak yorumlarlardı. Haberiniz olsun, Allah katında asıl
uğursuz olanlar kendileridir; ama onların çoğu bilmezler.
(7/131)
Hayır, onlar ilmini kuşatamadıkları
ve kendilerine henüz yorumu gelmemiş bir şeyi yalanladılar.
Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı. Zulmedenlerin
nasıl bir sonuca uğradıklarına bir bak. (10/39)
Böylece Rabbin seni seçkin
kılacak, sözlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana
öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak'a (nimetini)
tamamladığı gibi senin ve Yakub ailesinin üzerindeki nimetini
tamamlayacaktır. Elbette Rabbin, bilendir, hüküm ve hikmet
sahibidir." (12/6)
Onu satın alan bir Mısır'lı
(aziz,) karısına: "Onun yerini üstün tut (ona güzel bak),
umulur ki bize bir yararı dokunur ya da onu evlat ediniriz"
dedi. Böylelikle biz, Yusuf'u yeryüzünde (Mısır'da) yerleşik
kıldık. Ona sözlerin yorumundan (olan bir bilgiyi) öğrettik.
Allah, emrinde galib olandır, ancak insanların çoğu bilmezler.
(12/21)
Onunla birlikte iki genç
de zindana girmişti. Biri: "Ben (rüyamda) kendimi şarap
sıkıyorken gördüm." dedi. Öbürü: "Ben de kendimi başımın
üstünde ekmek taşıyorken gördüm; kuş da ondan yemekteydi"
dedi. "Bunun yorumundan bize haber ver. Doğrusu biz seni,
iyilik yapanlardan görmekteyiz." (12/36)
Hükümdar:" Ben (rüyamda)
yedi besili inek görüyorum, onları yedi zayıf inek yiyor;
bir de yedi yeşil başak ve diğerleri ise kupkuru. Ey önde
gelen (kahin-bilginler,) eğer rüya yorumluyorsanız benim
bu rüyamı çözüverin" dedi. (12/43)
Dediler ki: "(Bunlar)
Karmakarışık düşlerdir. Biz böyle düşlerin yorumunu bilenler
değiliz." (12/44)
O iki kişiden kurtulmuş
olanı, nice zaman sonra hatırladı ve: "Ben bunun yorumunu
size haber veririm, hemen beni (zindana) gönderin" dedi.
(12/45)
Babasını ve annesini tahta
çıkarıp oturttu; onun için secdeye kapandılar. Dedi ki:
"Ey Babam, bu, daha önceki rüyamın yorumudur. Doğrusu Rabbim
onu gerçek kıldı. Bana iyilik etti, çünkü beni zindandan
çıkardı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra,
(O,) çölden sizi getirdi. Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini
pek ince düzenleyip tedbir edendi. Gerçekten bilen, hüküm
ve hikmet sahibi O'dur." (12/100)
Rabbim, Sen bana mülkten
(bir pay ve onu yönetme imkanını) verdin, sözlerin yorumundan
(bir bilgi) öğrettin. Göklerin ve yerin yaratıcısı, dünyada
ve ahirette benim velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma
son ver ve beni salihlerin arasına kat." (12/101)
Dedi ki: "İşte bu, benimle
senin aranda ayrılma (zamanı)mız. Sana, üzerinde sabır göstermeye
güç yetiremeyeceğin bir yorumu haber vereceğim. (18/78)
Duvar ise, şehirde iki
öksüz çocuğundu, altında onlara ait bir define vardı; babaları
salih biriydi. Rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler
ve kendi definelerini çıkarsınlar; (bu,) Rabbinden bir rahmettir.
Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım.
İşte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin
yorumu." (18/82)
Nuh'a ve ondan sonraki
peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim'e,
İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a,
Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Davud'a da
Zebur verdik. (4/163)
İsmail'i Elyasa'yı Yunus'u
ve Lut'u da (hidayete eriştirdik). Onların hepsini alemlere
üstün kıldık. Babalarından soylarından ve kardeşlerinden
kimini (bunlara kattık); onları da seçtik ve dosdoğru yola
yöneltip-ilettik. (6/86-87)
Ama (azab geldiği sırada)
iman edip imanı kendisine yarar sağlamış -Yunus kavminin
dışında- bir ülke olsaydı ya! Onlar iman ettikleri zaman
dünya hayatında onlardan aşağılatıcı azabı kaldırdık ve
onları belli bir zamana kadar yararlandırdık. (10/98)
Şüphesiz Yunus da gönderilmiş
(elçi)lerdendi. Hani o dolu bir gemiye kaçmıştı. Böylece
kur'aya katılmıştı da kaybedenlerden olmuştu. Derken onu
balık yutmuştu oysa o kınanmıştı. Eğer (Allah'ı çokça) tesbih
edenlerden olmasaydı Onun karnında (insanların) dirilip-kaldırılacakları
güne kadar kalakalmıştı. Sonunda o hasta bir durumdayken
çıplak bir yere (sahile) attık. Ve üzerine sık-geniş yaprakla
(kabağa benzer) türden bir ağaç bitirdik. Onu yüzbin veya
(sayısı) daha da artan (bir topluluk)a (peygamber olarak)
gönderdik. Sonunda ona iman ettiler, biz de onları bir süreye
kadar yararlandırdık. (37/139-148)
Balık sahibi (Yunus'u
da); hani o kızmış vaziyette gitmişti ki; bundan dolayı
kendisini sıkıntıya düşürmeyeceğimizi sanmıştı. (Balığın
karnındaki) Karanlıklar içinde: "Senden başka ilah yoktur
sen yücesin gerçekten ben zulmedenlerden oldum" diye çağrıda
bulunmuştu. Bunun üzerine duasına icabet ettik ve onu üzüntüden
kurtardık. İşte biz iman edenleri böyle kurtarırız. (21/87-88)
Şimdi sen, Rabbinin hükmüne
sabret ve balık sahibi (Yunus) gibi olma; hani o, içi kahır
dolu olarak (Rabbine) çağrıda bulunmuştu. Eğer Rabbinden
bir nimet ona ulaşmasaydı, mutlaka yerilmiş ve çıplak bir
durumda (karaya) atılmış olacaktı. Fakat Rabbi onu seçti
ve onu salih olanlardan kıldı. (68/48-50)
Ve ona İshak'ı ve Yakub'u
armağan ettik, hepsini hidayete eriştirdik; bundan önce
de Nuh'u ve onun soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u,
Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u hidayete ulaştırdık. Biz iyilik
yapanları işte böyle ödüllendiririz. (6/84)
Biz bu Kur'an'ı sana vahyetmemizle,
en güzel kıssaları gerçek bir haber (kıssa) olarak sana
aktarıyoruz, oysa sen, daha önce, bundan haberi olmayanlardandın.
(12/3)
Hani Yusuf babasına: "Babacığım,
gerçekten ben (rüyamda) onbir yıldız, güneşi ve ayı gördüm;
bana secde etmektelerken gördüm" demişti. (12/4)
(Babası) Demişti ki: "Oğlum,
rüyanı kardeşlerine anlatma, yoksa sana bir tuzak kurarlar.
Çünkü şeytan, insan için apaçık bir düşmandır." (12/5)
"Böylece Rabbin seni seçkin
kılacak, sözlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana
öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak'a (nimetini)
tamamladığı gibi senin ve Yakub ailesinin üzerindeki nimetini
tamamlayacaktır. Elbette Rabbin, bilendir, hüküm ve hikmet
sahibidir." (12/6)
Andolsun, Yusuf ve kardeşlerinde
soranlar için ayetler (ibretler) vardır. (12/7)
Onlar şöyle demişti: "Yusuf
ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir; oysa ki biz,
birbirini pekiştiren bir topluluğuz. Gerçekte babamız, açıkça
bir şaşkınlık içindedir." (12/8)
"Öldürün Yusuf'u veya
onu bir yere atıp-bırakın ki babanızın yüzü yalnızca size
(dönük) kalsın. Ondan sonra da salih bir topluluk olursunuz."
(12/9)
İçlerinden bir sözcü dedi
ki: "Eğer (mutlaka bir şey) yapacaksanız, öldürmeyin Yusuf'u,
onu kuyunun derinliklerine bırakıverin de bir yolcu kafilesi
alsın." (12/10)
(Bu karara vardıktan sonra)
"Ey Babamız," dediler. "Sana ne oluyor, Yusuf'a karşı bize
güvenmiyorsun? Oysa gerçekte biz, onun iyiliğini isteyenleriz."
(12/11)
"Sen onu yarın bizimle
gönder, gönlünce gezsin, oynasın. Elbette biz onu koruyup-gözetiriz."
(12/12)
Dedi ki: "Sizin onu götürmeniz
gerçekten beni üzer ve siz ondan habersiz iken onu kurdun
yemesinden korkuyorum." (12/13)
Dediler ki: "Andolsun,
biz, birbirini kollayan bir topluluk iken, kurt onu yerse,
bu durumda şüphesiz kayba uğrayan (aciz) kimseler oluruz."
(12/14)
Nitekim onu götürdükleri
ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca davrandıkları zaman,
biz ona (şöyle) vahyettik: "Andolsun, sen onlara kendileri,
farkında değilken bu yaptıklarını haber vereceksin." (12/15)
Akşam üstü babalarına
ağlar vaziyette geldiler. (12/16)
Dediler ki: "Ey Babamız,
gerçek şu ki, biz gittik, yarışıyorduk. Yusuf'u da yiyeceklerimizin
(veya eşyamızın) yanında bırakmıştık. Fakat onu kurt yemiş.
Ne var ki biz doğruyu söylesek bile sen bize inanacak değilsin."
(12/17)
Ve üzerine yalandan kan
(sürülmüş) olan gömleğini getirdiler. "Hayır" dedi. Nefsiniz,
sizi yanıltıp (böyle) bir işe sürüklemiş. Bundan sonra (bana
düşen) güzel bir sabırdır. Sizin bu düzüp-uydurduklarınıza
karşı (kendisinden) yardım istenecek olan Allah'tır." (12/18)
Bir yolcu-kafilesi geldi,
sucularını (kuyuya su almak için) gönderdiler. O da kovasını
sarkıttı. "Hey müjde... Bu bir çocuk." dedi. Ve onu (kuyudan
çıkarıp) 'ticaret konusu bir mal' olarak sakladılar. Oysa
Allah, yapmakta olduklarını bilendi. (12/19)
Onu ucuz bir fiyata, sayısı
belli (birkaç) dirheme sattılar. Onu pek önemsemediler.
(12/20)
Onu satın alan bir Mısır'lı
(aziz,) karısına: "Onun yerini üstün tut (ona güzel bak),
umulur ki bize bir yararı dokunur ya da onu evlat ediniriz"
dedi. Böylelikle biz, Yusuf'u yeryüzünde (Mısır'da) yerleşik
kıldık. Ona sözlerin yorumundan (olan bir bilgiyi) öğrettik.
Allah, emrinde galib olandır, ancak insanların çoğu bilmezler.
(12/21)
Erginlik çağına erişince,
kendisine hüküm ve ilim verdik. İşte biz, iyilik yapanları
böyle ödüllendiririz. (12/22)
Evinde kalmakta olduğu
kadın, ondan murad almak istedi ve kapıları sımsıkı kapatarak:
"İsteklerim senin içindir, gelsene" dedi. (Yusuf) Dedi ki:
"Allah'a sığınırım. Çünkü o benim efendimdir, yerimi güzel
tutmuştur. Gerçek şu ki, zalimler kurtuluşa ermez." (12/23)
Andolsun kadın onu arzulamıştı,
-eğer Rabbinin (zinayı yasaklayan) kesin kanıt (burhan)ını
görmeseydi- o da (Yusuf da) onu arzulamıştı. Böylelikle
biz ondan kötülüğü ve fuhşu geri çevirmek için (ona delil
gönderdik). Çünkü o, muhlis kullarımızdandı.(12/24)
Kapıya doğru ikisi de
koştular. Kadın onun gömleğini arkadan çekip yırttı. (Tam)
Kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar. Kadın
dedi ki: "Ailene kötülük isteyenin, zindana atılmaktan veya
acı bir azabtan başka cezası ne olabilir?" (12/25)
(Yusuf) Dedi ki: "Onun
kendisi benden murad almak istedi." Kadının yakınlarından
bir şahid şahitlik etti: "Eğer onun gömleği ön taraftan
yırtılmışsa bu durumda kadın doğruyu söylemiştir, kendisi
ise yalan söyleyenlerdendir. (12/26)
Yok eğer onun gömleği
arkadan çekilip-yırtılmışsa, bu durumda kadın yalan söylemiştir
ve kendisi doğruyu söyleyenlerdendir." (12/27)
Onun gömleğinin arkadan
çekilip-yırtıldığını gördüğü zaman (kocası): "Doğrusu, bu
sizin düzeninizden (biri)dir. Gerçekten sizin düzeniniz
büyüktür" dedi. (12/28)
"Yusuf, sen bundan yüz
çevir. Sen de (kadın) günahın dolayısıyla bağışlanma dile.
Doğrusu sen günahkarlardan oldun." Şehirde (birtakım) kadınlar:
"Aziz (Vezir)'in karısı kendi uşağının nefsinden murad almak
istiyormuş. Öyle ki sevgi onun bağrına sinmiş. Biz doğrusu
onu açıkça bir sapıklık içinde görüyoruz." dedi (Kadın)
Onların düzenlerini işitince, onlara (bir davetçi) yolladı,
oturup dayanacakları yerler hazırladı ve her birinin eline
(önlerindeki meyveleri soymaları için) bıçak verdi. (Yusuf'a
da:) "Çık, onlara (görün)" dedi. Böylece onlar onu (olağanüstü
güzellikte) görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde)
büyüttüler, (şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve: "Allah'ı
tenzih ederiz; bu bir beşer değildir. Bu, ancak üstün bir
melektir" dediler. Kadın dedi ki: "Beni kendisiyle kınadığınız
işte budur. Andolsun onun nefsinden ben murad istedim, o
ise (kendini) korudu. Ve andolsun, eğer o kendisine emrettiğimi
yapmayacak olursa, mutlaka zindana atılacak ve elbette küçük
düşürülenlerden olacak." (Yusuf) Dedi ki: "Rabbim, zindan,
bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir.
Kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan, onlara (korkarım)
eğilim gösterir, (böylece) cahillerden olurum." Böylece
Rabbi, duasını kabul etti ve onların hileli düzenlerini
kendisinden uzaklaştırdı. Çünkü O, işitendir, bilendir.
Sonra onlarda (Yusuf'un iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin
ardından, mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak
(görüşü)ağır bastı. Onunla birlikte iki genç de zindana
girmişti. Biri: "Ben (rüyamda) kendimi şarap sıkıyorken
gördüm." dedi. Öbürü: "Ben de kendimi başımın üstünde ekmek
taşıyorken gördüm; kuş da ondan yemekteydi" dedi. "Bunun
yorumundan bize haber ver. Doğrusu biz seni, iyilik yapanlardan
görmekteyiz." Dedi ki: "Size rızıklanacağınız bir yemek
gelecek olsa, ben mutlaka size daha gelmeden önce onun ne
olduğunu haber veririm. Bu, rabbimin bana öğrettiklerindendir.
Doğrusu ben, Allah'a iman etmeyen, ahireti de tanımayanların
ta kendileri olan bir topluluğun dinini terkettim." "Atalarım
İbrahim'in, İshak'ın ve Yakub'un dinine uydum. Allah'a hiçbir
şeyle şirk koşmamız bizim için olacak şey değil. Bu, bize
ve insanlara Allah'ın lütuf ve ihsanındandır, ancak insanların
çoğu şükretmezler." "Ey zindan arkadaşlarım, birbirinden
ayrı (bir sürü) Rabler mi daha hayırlıdır, yoksa kahhar
(kahredici) olan bir tek Allah mı?" "Sizin Allah'tan başka
taptıklarınız, Allah'ın kendileri hakkında hiçbir delil
indirmediği, sizin ve atalarınızın ad olarak adlandırdıklarınızdan
başkası değildir. Hüküm, yalnızca Allah'ındır. O, kendisinden
başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din
işte budur, ancak insanların çoğu bilmezler." "Ey zindan
arkadaşlarım, ikinizden biri efendisine şarap içirecek,
diğeri ise asılacak, kuş onun başından yiyecek. İşte hakkında
fetva istemekte olduğunuz iş (artık) olup bitmiştir." İkisinden
kurtulacağını sandığı kişiye dedi ki: "Efendinin katında
beni hatırla." Fakat şeytan, efendisine hatırlatmayı ona
unutturdu, böylece daha nice yıllar (Yusuf) zindanda kaldı.
Hükümdar:" Ben (rüyamda) yedi besili inek görüyorum, onları
yedi zayıf inek yiyor; bir de yedi yeşil başak ve diğerleri
ise kupkuru. Ey önde gelen (kahin-bilginler,) eğer rüya
yorumluyorsanız benim bu rüyamı çözüverin" dedi. (12/29-43)
Dediler ki: "(Bunlar)
Karmakarışık düşlerdir. Biz böyle düşlerin yorumunu bilenler
değiliz." O iki kişiden kurtulmuş olanı, nice zaman sonra
hatırladı ve: "Ben bunun yorumunu size haber veririm, hemen
beni (zindana) gönderin" dedi. (Zindana gidip:) "Yusuf,
ey doğru (sözlü insan).. Yedi besili ineği yedi zayıf (ineğin)
yediği ve yedi yeşil başakla diğerleri kuru olan (rüya)
konusunda bize fetva ver. Umarım ki insanlara da (senin
söylediklerinle) dönerim, belki onlar (bunun anlamını) öğrenmiş
olurlar." Dedi ki: "Siz yedi yıl, önceleri (ektiğiniz) gibi
ekin ekin, yediğinizin az bir kısmı dışında (kalanını) biçtiklerinizi
başağında bırakın." Sonra bunun arkasından (kuraklığı) zorlu
yedi yıl gelecektir, sakladığınız az bir miktar dışında,
daha önce biriktirdiğinizi yiyip bitirecektir." Sonra bunun
arkasından bir yıl gelecektir ki, insanlar onda bol bol
yağmura kavuşturulacak ve onda sıkıp-sağacaklar." Hükümdar
dedi ki: "Onu bana getirin." Ona elçi geldiğinde (Yusuf:)
"Efendine (Rabbine) dön de ona sor: "Ellerini kesen o kadınların
durumu neydi? Doğrusu benim Rabbim, onların hileli düzenlerini
gerçekten bilendir." (Hükümdar topladığı o kadınlara:) "Yusuf'un
nefsinden murad almak istediğinizde sizin durumunuz neydi?"
dedi. Onlar: "Allah için, haşa" dediler. "Biz ondan hiçbir
kötülük görmedik." Aziz (Vezir)in de karısı dedi ki: "İşte
şu anda gerçek orta yere çıktı; onun nefsinden ben murad
almak istemiştim. O ise gerçekten doğruyu söylenlerdendir."
(Yusuf aracıya şunu söyledi:) "Bu, (itiraf Vezirin) yokluğunda
gerçekten kendisine ihanet etmediğimi ve gerçekten Allah'ın
ihanet edenlerin hileli-düzenlerini başarıya ulaştırmadığını
kendisinin de bilip öğrenmesi içindi." (12/44-52)
"(Yine de) Ben nefsimi
temize çıkaramam. Çünkü gerçekten nefis, -Rabbimin kendisini
esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir. Şüphesiz,
benim Rabbim, bağışlayandır, esirgeyendir." Hükümdar dedi
ki: "Onu bana getirin, onu kendime bağlı kılayım." Onunla
konuştuğunda da (şöyle) dedi: "Sen bugün bizim yanımızda
(artık) önemli bir yer sahibisin, güvenilir (bir danışman-yönetici)sin."
(Yusuf) Dedi ki: "Beni (bu) yerin (ülkenin) hazineleri üzerinde
(bir yönetici) kıl. Çünkü ben, (bunları iyi) bir koruyucuyum,
(yönetim işlerini de) bilenim." İşte böylece biz yeryüzünde
Yusuf'a güç ve imkan (iktidar) verdik. Öyle ki, orada (Mısır'da)
dilediği yerde konakladı. Biz kime dilersek rahmetimizi
nasib ederiz ve iyilik yapanların ecrini kayba uğratmayız.
Ahiretin karşılığı ise, iman edenler ve takvada bulunanlar
için daha hayırlıdır. (Kuraklık başlayınca) Yusuf'un kardeşleri
gelip yanına girdiler, onu tanımadıkları halde kendisi onları
hemen tanıdı. Onların erzak yüklerini hazırlayınca dedi
ki: "Bana babanızdan olan kardeşinizi getirin. Görmüyor
musunuz, ben ölçüyü tam tutarım ve ben konukseverlerin en
hayırlısıyım." "Eğer onu bana getirmeyecek olursanız, artık
benim katımda sizin için bir ölçek (erzak) yoktur ve bana
da yaklaşmayın." Dediler ki: "Onu babasından istemeye çalışacağız
ve herhalde biz bunu yapabileceğiz." Yardımcılarına dedi
ki: "Sermayelerini (erzak bedellerini) yüklerinin içine
koyun. İhtimal ki ailelerine döndüklerinde bunun farkına
varırlar da belki geri dönerler." Böylelikle babalarına
döndükleri zaman, dediler ki: "Ey babamız, ölçek bizden
engellendi. Bu durumda kardeşimizi bizimle gönder de erzağı
alalım. Onu mutlaka koruyacağız." Dedi ki: "Daha önce kardeşi
konusunda size güvendiğimden başka (bir şekilde) onun hakkında
size güvenir miyim? Allah en hayırlı koruyucudur ve O, esirgeyenlerin
esirgeyicisidir." Erzak yüklerini açıp da sermayelerinin
kendilerine geri verilmiş olduğunu gördüklerinde, dediler
ki: "Ey Babamız, daha neyi arıyoruz, işte sermayemiz bize
geri verilmiş; (bununla yine) ailemize erzak getiririz,
kardeşimizi koruruz ve bir deve yükünü de ilave ederiz.
Bu (aldığımız) az bir ölçektir." "Bana etrafınızın çepeçevre
kuşatılması dışında, onu ne olursa olsun mutlaka bana getireceğinize
dair Allah adına kesin bir söz verinceye kadar, onu sizinle
asla gönderemem." dedi. Böylelikle ona kesin bir söz verince
dedi ki: "Allah, söylediklerimize vekildir." Ve dedi ki:
"Ey çocuklarım, tek bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan
girin. Ben size Allah'tan hiçbir şeyi sağlayamam (gideremem).
Hüküm yalnızca Allah'ındır. Ben O'na tevekkül ettim. Tevekkül
edenler de yalnızca O'na tevekkül etmelidirler." (12/53-67)
Babalarının kendilerine
emrettiği yerden (Mısır'a) girdiklerinde, (bu,) -Yakub'un
nefsindeki dileği açığa çıkarması dışında- onlara Allah'tan
gelecek olan hiçbir şeyi (gidermeyi) sağlamadı. Gerçekten
o, kendisine öğrettiğimiz için bir ilim sahibiydi. Ancak
insanların çoğu bilmezler. Yusuf'un yanına girdikleri zaman,
o, kardeşini bağrına bastı; "Ben" dedi. "Senin gerçekten
kardeşinim. Artık onların yaptıklarına üzülme." Erzak yüklerini
kendilerine hazırlayınca da, su kabını kardeşinin yükü içine
bıraktı, sonra bir münadi (şöyle) seslendi: "Ey kafile,
sizler gerçekten hırsızsınız." Onlara doğru yönelerek: "Neyi
kaybettiniz?" dediler. Dediler ki: "Hükümdarın su tasını
kaybettik, kim onu (bulup) getirirse, (ona armağan olarak)
bir deve yükü vardır. Ben de buna kefilim." "Allah adına,
hayret" dediler. "Siz de bilmişsiniz ki, biz (bu) yere bozgunculuk
çıkarmak amacıyla gelmedik ve biz hırsız değiliz." "Öyleyse"
dediler. "Eğer yalan söylüyorsanız (bunun) cezası nedir?"
Dediler ki: "Bunun cezası, (su tası) yükünde bulunanın kendisidir.
İşte biz zulmedenleri böyle cezalandırırız." Böylece (Yusuf)
kardeşinin kabından önce onların kablarını (yoklamaya) başladı,
sonra onu kardeşinin kabından çıkardı. İşte biz Yusuf için
böyle bir plan düzenledik. (Yoksa) Hükümdarın dininde (yürürlükteki
kanuna göre) kardeşini (yanında) alıkoyamazdı. Ancak Allah'ın
dilemesi başka. Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz.
Ve her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır.
Dediler ki: "Şayet çalmış bulunuyorsa, bundan önce onun
kardeşi de çalmıştı." Yusuf bunu kendi içinde saklı tuttu
ve bunu onlara açıklamadı (ve içinden): "Siz daha kötü bir
konumdasınız" dedi. "Sizin düzmekte olduklarınızı Allah
daha iyi bilir." Dediler ki: "Ey Vezir, gerçek şu ki, bunun
yaşlı (ve) büyük bir babası var; onun yerine bizden birisini
alıkoy. Doğrusu biz, seni iyilik yapanlardan görmekteyiz."
Dedi ki: "Eşyamızı kendisinde bulduğumuzun dışında, birisini
alıkoymamızdan Allah'a sığınırız. Yoksa bu durumda kuşkusuz
biz zalim oluruz." Ondan umutlarını kestikleri zaman, (durumu)
kendi aralarında görüşmek üzere bir yana çekildiler. Onların
büyükleri dedi ki: "Babanızın size karşı Allah adına kesin
bir söz aldığını ve daha önce Yusuf konusunda yaptığımız
aşırılığı (işlediğimiz suçu) bilmiyor musunuz? Artık (bundan
böyle) ben, ya babam bana izin verinceye veya Allah bana
ilişkin hüküm verinceye kadar (bu) yerden kesin olarak ayrılamam.
O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır." 12/68-80)
"Dönün babanıza ve deyin
ki: '-Ey babamız, senin oğlun gerçekten hırsızlık etti.
Biz, bildiğimizden başkasına şahitlik etmedik. Biz gaybın
kollayıcıları değiliz." "İçinde (yaşamakta) olduğumuz şehre
sor, hem kendisinde geldiğimiz kervana da. Biz gerçekten
doğruyu söyleyenleriz." (Şehre dönüp durumu babalarına aktarınca
o:) "Hayır" dedi. "Nefsiniz sizi yanıltıp (böyle) bir işe
sürüklemiş. Bundan sonra (bana düşen) güzel bir sabırdır.
Umulur ki Allah (pek yakın bir gelecekte) onların tümünü
bana getirir. Çünkü O, bilenin, hüküm ve hikmet sahibi olanın
kendisidir." Ve onlardan yüz(ünü) çevirdi ve: "Ey Yusuf'a
karşı (artan dayanılmaz) kahrım" dedi ve gözleri üzüntüsünden
(ağardıkça) ağardı. Ki yutkundukça yutkunuyordu." "Allah
adına, hayret" dediler. "Hala Yusuf'u anıp durmaktasın.
Sonunda (ya kahrından) hastalanacaksın ya da helake uğrayanlardan
olacaksın." Dedi ki: "Ben, dayanılmaz kahrımı ve üzüntümü
yalnızca Allah'a şikayet ediyorum. Ben Allah'tan (bir bilgi
olarak) sizin bilmediğinizi de biliyorum." "Oğullarım, gidin
de Yusuf ile kardeşinden (duyarlı bir araştırmayla) bir
haber getirin ve Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü
kafirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden umut
kesmez." Böylece onun (Yusuf'un) huzuruna girdikleri zaman,
dediler ki: "Ey Vezir, bize ve ailemize şiddetli bir darlık
dokundu; önemi olmayan bir sermaye ile geldik. Bize artık
(yine) ölçeği tam olarak ver ve bize ilave bir bağışta bulun.
Şüphesiz Allah, tasaddukta bulunanlara karşılığını verir."
(Yusuf) Dedi ki: "Sizler, cahiller iken Yusuf'a ve kardeşine
neler yaptığınızı biliyor musunuz?" "Sen gerçekten Yusuf
musun, sensin öyle mi?" dediler. "Ben Yusuf'um" dedi. "Ve
bu da kardeşimdir. Doğrusu Allah bize lütufda bulundu. Gerçek
şu ki, kim sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah, iyilikte
bulunanların karşılığını boşa çıkarmaz." Dediler ki: "Allah
adına, hayret, Allah seni gerçekten bize karşı tercih edip-seçmiştir
ve biz de gerçekten hataya düşenler idik." Dedi ki: "Bugün
size karşı sorgulama, kınama yoktur. Sizi Allah bağışlasın.
O, merhametlilerin (en) merhametlisidir." (12/82-92)
"Bu gömleğimle gidin de,
babamın yüzüne sürün. Gözü (yine) görür hale gelir. Bütün
ailenizi de bana getirin." Kafile (Mısır'dan) ayrılmaya
başladığı zaman, babaları dedi ki: "Eğer beni bunamış saymıyorsanız,
inanın Yusuf'un kokusunu (burnumda tüter) buluyorum." "Allah
adına, hayret" dediler. "Sen hala geçmişteki yanlışlığındasın."
Müjdeci gelip de onu (gömleği) onun yüzüne sürdüğü zaman,
gözü görür olarak (sağlığına) dönüverdi. (Yakub) Dedi ki:
"Ben, size bilmediğinizi Allah'tan gerçekten biliyorum demedim
mi?" (Çocukları da:) "Ey babamız, bizim için günahlarımızın
bağışlanmasını dile. Biz gerçekten hataya düşenler idik"
dediler. "İlerde sizin için Rabbimden bağışlanma dilerim.
Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir" dedi. Böylece onlar
(gelip) Yusuf'un yanına girdikleri zaman, anne ve babasını
bağrına bastı ve dedi ki: "Allah'ın dilemesiyle Mısır'a
güvenlik içinde giriniz." Babasını ve annesini tahta çıkarıp
oturttu; onun için secdeye kapandılar. Dedi ki: "Ey Babam,
bu, daha önceki rüyamın yorumudur. Doğrusu Rabbim onu gerçek
kıldı. Bana iyilik etti, çünkü beni zindandan çıkardı. Şeytan
benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra, (O,) çölden
sizi getirdi. Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini pek ince
düzenleyip tedbir edendi. Gerçekten bilen, hüküm ve hikmet
sahibi O'dur." "Rabbim, Sen bana mülkten (bir pay ve onu
yönetme imkanını) verdin, sözlerin yorumundan (bir bilgi)
öğrettin. Göklerin ve yerin yaratıcısı, dünyada ve ahirette
benim velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver
ve beni salihlerin arasına kat." Bu, sana (ey Muhammed)
vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar, (Yusuf'un
kardeşleri) o hileli-düzeni kurarlarken, yapacakları işe
topluca karar verdikleri zaman sen yanlarında değildin.
Sen şiddetle arzu etsen bile, insanların çoğu iman edecek
değildir. Oysa ki sen buna karşı onlardan bir ücret de istemiyorsun.
O, alemler için yalnızca bir 'öğüt ve hatırlatmadır.' (12/93-104)
Andolsun daha önce Yusuf
da size apaçık belgeler getirmişti. O zaman size getirdikleri
hakkında kuşkuya kapılıp durmuştunuz. Sonunda o vefat edince
demiştiniz ki; "Allah ondan sonra kesin olarak bir elçi
göndermez." İşte Allah ölçüyü taşıran şüpheci kimseyi böyle
saptırır. (40/34)
Gerçek olan va'd yaklaşmıştır,
işte o zaman, inkâr edenlerin gözleri yuvalarından fırlayacak:
"Eyvahlar bize, biz bundan tam bir gaflet içindeydik, hayır,
bizler zalim kimselerdik" (diyecekler). (21/97)
Nihayet karınca vadisine
geldiklerinde, bir dişi karınca dedi ki: "Ey karınca topluluğu,
kendi yuvalarınıza girin, Süleyman ve orduları, farkında
olmaksızın sizi kırıp-geçmesin." (27/18)
Bundan sonra kalpleriniz
yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı. Çünkü taşlardan
öyleleri vardır ki, onlardan ırmaklar fışkırır, öyleleri
vardır ki yarılır, ondan sular çıkar, öyleleri vardır ki
Allah korkusuyla yuvarlanır. Allah yaptıklarınızdan gafil
(habersiz) değildir. (2/74)
Binasının temelini, Allah
korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır,
yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup
onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan
kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez.
(9/109)
Allah, size evlerinizi
(içinde) "güvenlik ve huzur bulacağınız yerler" kıldı; ve
size hayvan derilerinden hem göç gününde, hem yerleşme gününde
kolaylıkla taşıyabileceğiniz evler; yünlerinden, yapağılarından
ve kıllarından bir zamana kadar giyimlikler-döşemelikler
ve (ticaret için) bir meta kıldı. (16/80)
Dağlar da (etrafa uçuşmuş)
rengarenk yün gibi olacak. (70/9)
Ve dağların 'etrafa saçılmış'
renkli yünler gibi olacakları (gün), (101/5)
Gerçek şu ki, inkâr edenler,
(insanları) Allah'ın yolundan engellemek için mallarını
harcarlar; bundan böyle de harcayacaklar. Sonra bu, onlara
yürek acısı olacaktır, sonra bozguna uğratılacaklardır.
İnkâr edenler sonunda cehenneme sürülüp toplanacaklardır.
(8/36)
Andolsun, biz Musa'ya
vahyetmiştik: "Kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, onlara
denizde kuru bir yol aç, yetişilmekten korkmadan ve endişeye
kapılmadan." (20/77)
Musa'ya: "Kullarımı gece
yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz" diye vahyettik. (26/52)
Yürüyüşünde orta bir yol
tut, sesinden de (yüksek perdeleri) eksilt. Çünkü, seslerin
en çirkin olanı gerçekten eşeklerin sesidir." (31/19)
(Allah da:) "Öyleyse,
kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, muhakkak takip edileceksiniz."
(diye duasını kabul edip cevap verdi). (44/23)
Ve dağlar (yerlerinden oynatan)
bir yürüyüşle yürür. (52/10)
|