kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Ey iman edenler, belirli
bir süre için borçlandığınız zaman onu yazınız. Aranızdan
bir katip doğru olarak yazsın, katip Allah'ın kendisine
öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın, yazsın. Üzerinde hak
olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah'tan sakınsın,
ondan hiçbir şeyi eksiltmesin. Eğer üzerinde hak olan (borçlu),
düşük akıllı ya da za'f sahibi veya kendisi yazmaya güç
yetiremeyecekse, velisi dosdoğru yazdırsın. Erkeklerinizden
de iki şahid tutun; eğer iki erkek yoksa, şahidlerden rıza
göstereceğiniz bir erkek ve biri şaşırdığında öbürü ona
hatırlatacak iki kadın (da olur). Şahidler çağırıldıkları
zaman kaçınmasınlar. Onu (borcu) az olsun, çok olsun, süresiyle
birlikte yazmaya üşenmeyin. Bu, Allah katında en adil, şahitlik
için en sağlam, şüphelenmemeniz için de en yakın olandır.
Ancak aranızda devredip durduğunuz ve peşin olarak yaptığınız
ticaret başka, bunu yazmamanızda sizin için bir sakınca
yoktur. Alış-veriş ettiğinizde de şahid tutun. Yazana da,
şahide de zarar verilmesin. (Aksini) Yaparsanız, o, kendiniz
için fısk (zulüm ve günah)tır. Allah'tan sakının. Allah
size öğretiyor. Allah herşeyi bilendir. (2/282)
Şimdi, Allah sizden (yükünüzü)
hafifletti ve sizde bir za'f olduğunu bildi. Sizden yüz
sabırlı (kişi) bulunursa, (onların) iki yüzünü bozguna uğratır;
eğer sizden bin (kişi) olursa, Allah'ın izniyle (onların)
iki binini yener. Allah, sabredenlerle beraberdir. (8/66)
Allah, sizi bir za'ftan
yarattı, sonra (bu) za'fın ardından bir kuvvet kıldı, sonra
bu kuvvetin ardından da bir za'f ve yaşlılık verdi. Dilediğini
yaratır. O, bilendir, güç yetirendir. (30/54)
İnkâr edenler dedi ki:
"Biz kesin olarak, ne bu Kur'an'a inanırız, ne ondan önceki
(indirile)ne." Sen o zulmedenleri, Rableri huzurunda tutuklanmış
olarak görsen; sözü (suçlamaları) birbirlerine karşı evirip-çevirir
(birbirlerine yöneltirler). Za'fa uğratılan (müstaz'af)lar,
büyüklük taslayanlara derler ki: "Eğer sizler olmasaydınız,
gerçekten bizler mü'min (kimse)ler olurduk." (34/31)
Büyüklük taslayanlar,
za'fa uğratılan (müstaz'af)lara dediler ki: "Size hidayet
geldikten sonra, sizi biz mi ondan alıkoyduk? Hayır, siz
(zaten) suçlu-günahkarlardınız." (34/32)
Za'fa uğratılanlar da
büyüklük taslayanlara: "Hayır, siz gece ve gündüz hileli
düzenler (kurup) bizim Allah'ı inkar etmemizi ve O'na eşler
koşmamızı bize emrediyordunuz" dediler. Azabı gördüklerinde
pişmanlıklarını saklarlar; biz de inkâr edenlerin boyunlarına
halkalar geçirdik. Onlar, yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı?
(34/33)
Andolsun, siz güçsüz iken
Allah size Bedir'de yardımıyla zafer verdi. Şu halde Allah'tan
sakının, O'na şükredebilesiniz. (3/123)
Allah bunu (yardımı) size
ancak bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla tatmin bulsun
diye yaptı. 'Yardım ve zafer' (nusret) ancak üstün ve güçlü,
hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ın katındandır. (3/126)
hiçbir peygambere, yeryüzünde
kesin bir zafer kazanıncaya kadar esir alması yakışmaz.
Siz dünyanın geçici yararını istiyorsunuz. Oysa Allah (size)
ahireti istemektedir. Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve
hikmet sahibidir. (8/67)
Onlarla çarpışınız. Allah,
onları sizin ellerinizle azablandırsın, hor ve aşağılık
kılsın ve onlara karşı size zafer versin, mü'minler topluluğunun
göğsünü şifaya kavuştursun. (9/14)
De ki: "Siz bizim için
iki güzellikten (şehidlik veya zaferden) birinin dışında
başkasını mı bekliyorsunuz? Oysa biz de, Allah'ın ya kendi
katından veya bizim elimizle size bir azab dokunduracağını
bekliyoruz. Öyleyse siz bekleyedurun, kuşkusuz biz de sizlerle
birlikte bekleyenleriz. (9/52)
Ancak iman edenler, salih
amellerde bulunanlar ve Allah'ı çokça zikredenler ile zulme
uğratıldıktan sonra zafer kazananlar (veya öclerini alanlar)
başka. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini
pek yakında bileceklerdir. (26/227)
İnsanlardan öylesi vardır
ki, "Allah'a iman ettik" der; fakat Allah uğruna eziyet
gördüğü zaman, insanların (kendisine yönelttikleri işkence
ve) fitnesini Allah'ın azabıymış gibi sayar; ama Rabbinden
'bir yardım ve zafer' gelirse, andolsun: "Biz gerçekten
sizlerle birlikteydik" demektedirler. Oysa Allah, alemlerin
sinelerinde olanı daha iyi bilen değil midir? (29/10)
Allah, inkâr edenleri
kin ve öfkeleriyle geri çevirdi, onlar hiçbir hayra varamadılar.
Savaşta Allah (yardımcı ve zafer nasib edici olarak) mü'minlere
yetti. Allah çok güçlüdür, üstün ve galib olandır. (33/25)
Gerçekten onlar, muhakkak
nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır. (37/172)
Allah, takva sahiplerini
(inanarak ve inançlarını uygulayarak) zafere ulaşmaları
dolayısıyla kurtarır. Onlara kötülük dokunmaz ve onlar hüzne
kapılmayacaklardır. (39/61)
Öyleyse, inkâr edenlerle
(savaş sırasında) karşı karşıya geldiğiniz zaman, hemen
boyunlarını vurun; sonunda onları 'iyice bozguna uğratıp
zafer kazanınca da' artık (esirler için) bağı sımsıkı tutun.
Bundan sonra ya bir lütuf olarak (onları bırakın) veya bir
fidye (karşılığı salıverin). Öyle ki savaş ağırlıklarını
bıraksın (sona ersin). İşte böyle; eğer Allah dilemiş olsaydı,
elbette onlardan intikam alırdı. Ancak (savaş,) sizleri
birbirinizle denemesi içindir. Allah yolunda öldürülenlerin
ise; kesin olarak (Allah,) amellerini giderip-boşa çıkarmaz.
(47/4)
Ve Allah, sana 'üstün
ve onurlu' bir zaferle yardım etsin. (48/3)
Onlara karşı size zafer
verdikten sonra, Mekke'nin göbeğinde ellerini sizden ve
sizin de ellerinizi onlardan çeken O'dur. Allah, yaptıklarınızı
hakkıyla görendir. (48/24)
Ve seveceğiniz bir başka
(nimet) daha var: Allah'tan 'yardım ve zafer (nusret)' ve
yakın bir fetih. Mü'minleri müjdele. (61/13)
Nasıl böyle bir konaklanma
mı daha hayırlı yoksa zakkum ağacı mı? (37/62)
Doğrusu biz onu kâfirler
için bir fitne (bir imtihan konusu) kıldık. (37/63)
Şüphesiz o 'çılgınca yanan
ateşin' dibinde bitip çıkar. (37/64)
Onun tomurcukları şeytanların
başları gibidir. (37/65)
Artık gerçekten ondan
yiyecekler böylelikle karınlarını ondan dolduracaklar. (37/66)
Doğrusu o zakkum ağacı;
(44/43)
Günahkar olanın yemeğidir.
(44/44)
Pota gibi; karınlarda
kaynar-durur; (44/45)
Kaynar-suyun kaynaması
gibi. (44/46)
Şüphesiz zakkum olan bir
ağaçtan yiyeceksiniz. (56/52)
Böylece karınları(nızı)
ondan dolduracaksınız. (56/53)
Ve dedik ki: "Ey Adem,
sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden
dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa
zalimlerden olursunuz." (2/35)
Hani Musa ile kırk gece
için sözleşmiştik. Ama sonra siz, onun arkasından buzağıyı
(tanrı) edinmiş ve (böylece) zalimler olmuştunuz. (2/51)
Ama zulmedenler, kendilerine
söylenen sözü bir başkasıyla değiştirdiler. Biz de o zalimlerin
yaptıkları bozgunculuğa karşılık, üzerlerine gökten iğrenç
bir azab indirdik. (2/59)
Andolsun, Musa size apaçık
belgelerle geldi. Sonra siz onun arkasından buzağıyı (tanrı)
edindiniz. İşte siz (böyle) zalimlersiniz. (2/92)
Oysa onlar, önceden ellerinin
takdim ettiklerinden dolayı onu (ölümü) hiçbir zaman kesin
olarak dilemiyeceklerdir. Allah, zalimleri bilendir. (2/95)
Allah'ın mescidlerinde
O'nun isminin anılmasını engelleyen ve bunların yıkılmasına
çaba harcayandan daha zalim kim olabilir? Onların (durumu)
içlerine korkarak girmekten başkası değildir. Onlar için
dünyada bir aşağılanma, ahirette büyük bir azab vardır.
(2/114)
Hani Rabbi, İbrahim'i
birtakım kelimelerle denemişti. O da (istenenleri) tam olarak
yerine getirmişti. (O zaman Allah İbrahim'e): "Seni şüphesiz
insanlara imam kılacağım" dedi. (İbrahim) "Ya soyumdan olanlar?"
deyince (Allah:) "Zalimler benim ahdime erişemez" dedi.
(2/124)
Yoksa siz, gerçekten İbrahim'in,
İsmail'in, İshak'ın, Yakub'un ve torunlarının Yahudi veya
Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: "Siz mi
daha iyi biliyorsunuz, yoksa Allah mı? Allah'tan kendisinde
olan bir şehadeti gizleyenden daha zalim olan kimdir? Allah,
yaptıklarınızdan gafil değildir." (2/140)
Andolsun, kendilerine
kitap verilenlere her ayeti (delili) getirsen, yine onlar
senin kıblene uymaz; sen de onların kıblelerine uyacak değilsin.
Onlardan bir kısmı, bir kısmının kıblesine (bile) uymaz.
Andolsun, eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva
(istek ve tutku)larına uyacak olursan, o zaman gerçekten
zalimlerden olursun. (2/145)
Boşanma iki defadır. (Sonra)
Ya iyilikle tutmak veya güzellikle bırakmak (gerekir). Onlara
(kadınlara) verdiğiniz bir şeyi geri almanız size helal
değildir; ancak ikisinin Allah'ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından
korkmuş olmaları (durumu başka). Eğer ikisinin Allah'ın
sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkarsanız, bu durumda
(kadının) fidye vermesinde ikisi için de günah yoktur. İşte
bunlar, Allah'ın sınırlarıdır; onlara tecavüz etmeyin. Kim
Allah'ın sınırlarına tecavüz ederse, onlar zalimlerin ta
kendileridir. (2/229)
Musa'dan sonra İsrailoğullarının
önde gelenlerini görmedin mi? Hani, peygamberlerinden birine:
"Bize bir melik gönder de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi,
O: "Ya üzerinize savaş yazıldığı halde savaşmayacak olursanız?"
demişti. "Bize ne oluyor ki Allah yolunda savaşmayalım?
Ki biz yurdumuzdan çıkarıldık ve çocuklarımızdan (uzaklaştırıldık.)"
demişlerdi. Ama onlara savaş yazıldığı (öngörüldüğü) zaman,
az bir kısmı hariç yüz çevirdiler. Allah zalimleri bilir.
(2/246)
Allah, kendisine mülk
verdi, diye Rabbi konusunda İbrahim'le tartışmaya gireni
görmedin mi? Hani İbrahim: "Benim Rabbim diriltir ve öldürür"
demişti; o da: "Ben de öldürür ve diriltirim" demişti. (O
zaman) İbrahim: "Şüphe yok, Allah güneşi doğudan getirir,
(hadi) sen de onu batıdan getir" deyince, o inkârcı böylece
afallayıp kalmıştı. Allah, zalimler topluluğunu hidayete
erdirmez. (2/258)
İman edip salih amellerde
bulunanların ecirleri eksiksiz ödenecektir. Allah, zalim
olanları sevmez." (3/57)
Artık bundan sonra kim
Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzerse, işte onlar,
zalim olanlardır. (3/94)
(Allah'ın) Onların tevbelerini
kabul etmesi veya zalim olduklarından dolayı azablandırması
işinden sana bir şey (sorumluluk ve görev) yoktur. (3/128)
Kendisi hakkında hiçbir
delil indirmediği şeyi Allah'a ortak koştuklarından dolayı
küfredenlerin kalplerine korku salacağız. Onların barınma
yerleri ateştir. Zalimlerin konaklama yeri ne kötüdür. (3/151)
Size ne oluyor ki, Allah
yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden
çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize
katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar
ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?
(4/75)
Biz onda, onların üzerine
yazdık: Can'a can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak,
dişe diş ve (bütün) yaralara (karşılık da) kısas vardır.
Ama kim bunu sadaka olarak bağışlarsa o kendisi için bir
keffarettir. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte
onlar, zalim olanlardır. (5/45)
Ey iman edenler, Yahudi
ve Hıristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin
dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır.
Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez. (5/51)
Allah'a karşı yalan uydurup
iftira düzenden veya O'nun ayetlerini yalanlayandan daha
zalim kimdir? Hiç şüphesiz o zalimler kurtuluşa eremezler.
(6/21)
Kesin olarak biliyoruz
ki, onların söyledikleri seni gerçekten üzüyor. Doğrusu
onlar, seni yalanlamıyorlar, ancak zalimler, Allah'ın ayetlerini
inkar ediyorlar. (6/33)
Sabah akşam -O'nun yüzünü
(rızasını) dileyerek- Rablerine dua edenleri kovma. Onların
hesabından senin üzerinde birşey (yükümlülük), senin hesabından
da bir şey (yükümlülük) yoktur ki onları kovman gereksin.
Yoksa zalimlerden olursun. (6/52)
Allah'a karşı yalan uydurup
iftira düzenden veya kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken
"Bana da vahy geldi" diyen ve "Allah'ın indirdiğinin bir
benzerini de ben indireceğim" diyenden daha zalim kimdir?
Sen bu zalimleri, ölümün 'şiddetli sarsıntıları' sırasında
meleklerin ellerini uzatarak onlara: "Canlarınızı (bu kıskıvrak
yakalanıştan) çıkarın, bugün Allah'a karşı haksız olanı
söylediğiniz ve O'nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz çevirmeniz)
dolayısıyla alçaltıcı bir azabla karşılık göreceksiniz"
(dediklerinde) bir görsen... (6/93)
Böylece biz, kazandıkları
dolayısıyla zalimlerin bir kısmını bir kısmının başına geçiririz.
(6/129)
De ki: "Ey kavmim, bütün
yapabileceğinizi yapın; şüphesiz ben de yapıyorum. Bu yurdun
(dünyanın) sonu, kimindir, bilip-öğreneceksiniz. Gerçekten
zalimler kurtuluşa ermeyeceklerdir." (6/135)
Deveden iki, sığırdan
da iki. De ki: "İki erkeği mi haram kıldı? Yoksa iki dişiyi
mi ya da o iki dişinin rahimlerinin, kendisini kapsadığı
(yavruları) mı? Yoksa Allah, bunları sizlere tavsiye ettiği
zaman şahid miydiniz?" hiçbir bilgiye dayanmaksızın insanları
saptırmak için Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden
daha zalim kimdir? Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu
hidayete erdirmez. (6/144)
Ya da: "Kitap bize de
indirilseydi, elbette onlardan daha çok doğru yolda olurduk"
dememeniz (için) işte size Rabbinizden apaçık bir belge,
bir hidayet ve bir rahmet gelmiştir. Allah'ın ayetlerini
yalanlayandan ve (insanları) ondan alıkoyup-çevirenden daha
zalim kimdir? Ayetlerimizden alıkoyup-çevirenlere, bu 'engelleme
ve çevirmelerinden' dolayı pek çetin bir azabla karşılık
vereceğiz. (6/157)
Ve ey Adem, sen ve eşin
cennete yerleş. İkiniz dilediğiniz yerden yiyin; ama şu
ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz. (7/19)
Öyleyse, Allah'a karşı
yalan uydurup iftira düzenden veya ayetlerini yalanlayanlardan
daha zalim kimdir? Kitap'tan kendilerine bir pay erişecek
olanlar bunlardır. Nihayet elçilerimiz, hayatlarına son
vermek üzere kendilerine gittiklerinde onlara diyecekler
ki: "Allah'tan başka taptıklarınız nerede?" "Onlar bizi
(yüzüstü) bırakıp-kayboldular" diyecekler. (Böylelikle)
Bunlar, gerçekten kâfirler olduklarına kendi aleyhlerinde
şehadet ettiler. (7/37)
Cennet halkı, ateş halkına
(şöyle) seslenecekler: "Bize Rabbimizin vadettiğini gerçek
buldunuz mu?" Onlar da: "Evet" derler. Bundan sonra içlerinden
seslenen biri (şöyle) seslenecektir: "Allah'ın laneti zalimlerin
üzerine olsun." (7/44)
Gözleri cehennem halkından
yana çevrilince: "Rabbimiz, bizi zalimler topluluğuyla birlikte
kılma" derler. (7/47)
Musa kavmine oldukça kızgın,
üzgün olarak döndüğünde onlara: "Beni arkamdan, ne kötü
temsil ettiniz? Rabbinizin emrini çabuklaştırdınız, öyle
mi?" dedi. Levhaları bıraktı ve kardeşini başından tutup
kendisine doğru çekiyordu (ki Harun ona:) "Annem oğlu, bu
topluluk beni zayıflattı (hırpalayıp güçsüzleştirdi) ve
neredeyse beni öldürmeye giriştiler. Bari sen düşmanları
sevindirecek bir şey yapma ve beni bu zalimler topluluğuyla
birlikte kılma (sayma)" dedi. (7/150)
Allah'a karşı yalan uydurup
iftira düzenden ve O'nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim
kimdir? Şüphesiz O, suçlu-günahkarları kurtuluşa erdirmez.
(10/17)
Allah'a karşı yalan uydurup
iftira düzenden daha zalim kimdir? İşte bunlar, Rablerine
sunulacaklar ve şahidler: "Rablerine karşı yalan söyleyenler
bunlardır" diyecekler. Haberiniz olsun; Allah'ın laneti
zalimlerin üzerinedir. (11/18)
Ben size Allah'ın hazineleri
yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum. Melek olduğumu
söylemiyorum ve gözlerinizin aşağılık gördüklerine, Allah
kesin olarak bir hayır vermez de demiyorum. Nefislerinde
olanı Allah daha iyi bilir. Bu durumda (bunun aksini yaparsam)
gerçekten o zaman zalimlerdenim (demek)dir." (11/31)
Denildi ki: "Ey yer, suyunu
yut ve ey gök, sen de tut." Su çekildi, iş bitiriliverdi,
(gemi de) Cudi (dağı) üstünde durdu ve zalimler topluluğuna
da: "Uzak olsunlar" denildi. (11/44)
Rabbinin katında 'belli
bir biçime sokulmuş, damgalanmış' olarak. Bunlar zalimlerden
uzak değildir. (11/83)
Evinde kalmakta olduğu
kadın, ondan murad almak istedi ve kapıları sımsıkı kapatarak:
"İsteklerim senin içindir, gelsene" dedi. (Yusuf) Dedi ki:
"Allah'a sığınırım. Çünkü o benim efendimdir, yerimi güzel
tutmuştur. Gerçek şu ki, zalimler kurtuluşa ermez." (12/23)
Dedi ki: "Eşyamızı kendisinde
bulduğumuzun dışında, birisini alıkoymamızdan Allah'a sığınırız.
Yoksa bu durumda kuşkusuz biz zalim oluruz." (12/79)
İş hükme bağlanıp-bitince,
şeytan der ki: "Doğrusu, Allah, size gerçek olan va'di va'detti,
ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim.
Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, yalnızca sizi
çağırdım, siz de bana icabet ettiniz. Öyleyse beni kınamayın,
siz kendinizi kınayın. Ben sizi kurtacak değilim, siz de
beni kurtacak değilsiniz. Doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı
da tanımamıştım. Gerçek şu ki, zalimlere acı bir azab vardır."
(14/22)
Allah, iman edenleri,
dünya hayatında ve ahirette sapasağlam sözle sebat içinde
kılar. Zalimleri de şaşırtıp-saptırır; Allah dilediğini
yapar. (14/27)
Size her istediğiniz şeyi
verdi. Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu
sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki, insan
pek zalimdir, pek nankördür. (14/34)
Eyke halkı da gerçekten
zalim-kimselerdi. (15/78)
Ki melekler, kendi nefislerinin
zalimleri olarak onların canlarını aldıklarında, "Biz hiçbir
kötülük yapmıyorduk" diye teslim olurlar. Hayır, şüphesiz
Allah, sizin neler yaptığınızı bilendir. (16/28)
Biz onların seni dinlediklerinde
ne için dinlediklerini, gizli konuşmalarında da o zalimlerin:
"Siz büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz" dediklerini
çok iyi biliriz. (17/47)
Kur'an'dan mü'minler için
şifa ve rahmet olan şeyleri indiriyoruz. Oysa o, zalimlere
kayıplardan başkasını arttırmaz. (17/82)
Şunlar, bizim kavmimizdir;
O'ndan başkasını ilahlar edindiler, onlara apaçık bir delil
getirmeleri gerekmez miydi? Öyleyse Allah'a karşı yalan
uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir?" (18/15)
Ve de ki: "Hak Rabbinizdendir;
artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. Şüphesiz
biz zalimlere bir ateş hazırlamışız, onun duvarları kendilerini
çepeçevre kuşatmıştır. Eğer onlar yardım isterlerse, katı
bir sıvı gibi yüzleri kavurup-yakan bir su ile yardım edilirler.
Ne kötü bir içkidir o ve ne kötü bir destektir. (18/29)
Kendi nefsinin zalimi
olarak (böylece) bağına girdi (ve): "Bunun sonsuza kadar
kuruyup-yok olacağını sanmıyorum" dedi. (18/35)
Hani meleklere: "Adem'e
secde edin" demiştik; İblis'in dışında (diğerleri) secde
etmişlerdi. O cinlerdendi, böylelikle Rabbinin emrinden
dışarı çıkmıştı. Bu durumda Beni bırakıp onu ve onun soyunu
veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır.
(Bu,) Zalimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir.
(18/50)
Kendisine Rabbinin ayetleri
öğütle hatırlatıldığı zaman, sırt çeviren ve ellerinin önden
gönderdikleri (amelleri)ni unutandan daha zalim kimdir?
Biz gerçekten, kalpleri üzerine onu kavrayıp anlamalarını
engelleyen bir perde (gerdik), kulaklarına bir ağırlık koyduk.
Sen onları hidayete çağırsan bile, onlar sonsuza kadar asla
hidayet bulamazlar. (18/57)
Bize gelecekleri gün,
neler işitecekler, neler görecekler. Ama bugün o zalimler
apaçık bir sapıklık içindedirler. (19/38)
Yazıklar bize" dediler.
"Gerçekten biz, zalimmişiz." (21/14)
Onlardan her kim: "Gerçekten
ben, O'nun dışında bir ilahım" diyecek olsa, bu durumda
biz onu cehennemle cezalandırırız. Zalimleri biz böyle cezalandırırız.
(21/29)
Bizim ilahlarımıza bunu
kim yaptı? Şüphesiz o, zalimlerden biridir" dediler. (21/59)
Bunun üzerine kendi vicdanlarına
başvurdular da; "Gerçek şu ki, zalim olanlar sizlersiniz
(biziz)" dediler. (21/64)
Gerçek olan va'd yaklaşmıştır,
işte o zaman, inkâr edenlerin gözleri yuvalarından fırlayacak:
"Eyvahlar bize, biz bundan tam bir gaflet içindeydik, hayır,
bizler zalim kimselerdik" (diyecekler). (21/97)
Şeytanın (bu tür) katıp
bırakmaları, kalplerinde hastalık olanlara ve kalpleri (her
türlü) duyarlılıktan yoksun bulunanlara (Allah'ın) bir deneme
kılması içindir. Şüphesiz zalimler, (gerçeğin kendisinden)
uzak bir ayrılık içindedirler. (22/53)
Rabbimiz, bizi (ateşin)
içinden çıkar, eğer yine (inkâra) dönersek, artık gerçekten
zalim kimseler oluruz." (23/107)
Bunların kalplerinde hastalık
mı var? Yoksa kuşkuya mı kapıldılar? Yoksa Allah'ın ve elçisinin
kendilerine karşı haksızlık yapacağından mı korkuyorlar?
Hayır, onlar zalim kimselerdir. (24/50)
Böylece oradan korku içinde
(çevreyi) gözetleyerek çıkıp gitti: "Rabbim, zalimler topluluğundan
beni kurtar" dedi. (28/21)
Çok geçmeden, o iki (kadın)dan
biri, (utana utana) yürüyerek ona geldi. "Babam, bizim için
sürüleri sulamana karşılık sana mükafaat vermek üzere seni
davet etmektedir." dedi. Bunun üzerine ona gelip de olup
bitenleri anlatınca o: "Korkma" dedi. "Zalimler topluluğundan
kurtulmuş oldun." (28/25)
Bizim elçilerimiz İbrahim'e
bir müjde ile geldikleri zaman, dediler ki: "Gerçek şu ki,
biz bu ülkenin halkını yıkıma uğratacağız. Çünkü onun halkı
zalim oldular." (29/31)
Allah hakkında yalan uydurup
iftira edenlerden veya kendisine hak geldiği zaman onu yalan
sayandan daha zalim kimdir? İnkâr edenlere cehennem içinde
bir konaklama yeri mi yok? (29/68)
Kendisine Rabbinin ayetleri
hatırlatıldıktan sonra, yüz çevirenden daha zalim kimdir?
Gerçekten biz, suçlu-günahkarlardan intikam alıcılarız.
(32/22)
Gerçek şu ki, biz emanetleri
göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten
kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi.
Çünkü o, çok zalim, çok cahildir. (33/72)
Kıyamet günü o kötü azabtan
kendini yüzü ile kim koruyabilecek? Ve zalimlere "Kazandığınızı
tadın" denmiştir. (39/24)
Allah'a karşı yalan söyleyenden
ve kendisine geldiğinde doğruyu (Kur'an'ı) yalanlayandan
daha zalim kimdir? Kafirler için cehennemde bir konaklama
yeri mi yok? (39/32)
Eğer yeryüzünde olanların
tümü ve bununla birlikte bir katı daha zalimlerin olmuş
olsaydı, kıyamet günü o kötü azabtan (kurtulmak amacıyla)
gerçekten bunları fidye olarak verirlerdi. Oysa, onların
hiç hesaba katmadıkları şeyler, Allah'tan kendileri için
açığa çıkmıştır. (39/47)
Onları, yaklaşmakta olan
güne karşı uyar; o zaman yürekler gırtlaklara dayanır, yutkunur
dururlar. Zalimler için ne koruyucu bir dost, ne sözü yerine
getirebilir bir şefaatçi yoktur. (40/18)
Zalimlere kendi mazeretlerinin
hiçbir yarar sağlamayacağı gün; lanet de onlarındır, yurdun
en kötüsü de. (40/52)
Eğer Allah dileseydi,
onları her halde tek bir ümmet kılardı. Ancak O, dilediğini
kendi rahmetine sokar. Zalimlere gelince; onlar için ne
bir veli vardır, ne bir yardımcı (bulursun). (42/8)
Yoksa onların birtakım
ortakları mı var ki, Allah'ın izin vermediği şeyleri, dinden
kendilerine teşri' ettiler (bir şeriat kıldılar)? Eğer o
fasıl kelimesi olmasaydı, elbette aralarında hüküm (karar)
verilirdi. Gerçekten zalimler için acı bir azap vardır.
(42/21)
(O gün) Zalimleri kazandıkları
dolayısıyla korkuyla titrerlerken görürsün; o (yaptıkları)
da üstlerine çöküvermiştir. İman edip salih amellerde bulunanlar
ise, cennet bahçelerindedirler. Rableri katında her diledikleri
onlarındır. İşte büyük fazl (nimet ve üstünlük) budur. (42/22)
Kötülüğün karşılığı, onun
misli (benzeri) olan kötülüktür. Ama kim affeder ve ıslah
ederse (dirliği kurup-sağlarsa) artık onun ecri Allah'a
aittir. Gerçekten O, zalimleri sevmez. (42/40)
Allah, kimi saptırırsa,
artık bundan sonra onun hiçbir velisi yoktur. Azabı gördükleri
zaman, o zalimleri bir görsen; "Geri dönmeye bir yol var
mı?" derler. (42/44)
Onları görürsün; zilletten
başları önlerine düşmüş bir halde, ona (ateşe) sunulurlarken
göz ucuyla sezdirmeden bakarlar. İman edenler de: "Gerçekten
hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendi nefislerini,
hem yakın akraba (veya yandaş)larını da hüsrana uğratmışlardır"
dediler. Haberiniz olsun; gerçekten zalimler, kalıcı bir
azab içindedirler. (42/45)
Biz onlara zulmetmedik;
ancak onların kendileri zalimlerdir. (43/76)
Çünkü onlar, Allah'tan
(gelecek) hiçbir şeyi senden savamazlar. Şüphesiz zalimler,
birbirlerinin velisidirler. Allah ise, muttakilerin velisidir.
(45/19)
De ki: "Gördünüz mü-haber
verin; eğer (bu Kur'an,) Allah katından ise, siz de onu
inkâr etmişseniz ve İsrailoğullarından bir şahid bunun bir
benzerine şahidlik edip iman etmişse ve siz de büyüklük
taslamışsanız (bunun sonucu ne olacak)? Şüphesiz Allah,
zalim olan bir kavmi hidayete erdirmez. (46/10)
Ey iman edenler, bir kavim
(bir başka) kavimle alay etmesin, belki kendilerinden daha
hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin), belki
kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi (kendi
kendinizi) yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi 'olmadık-kötü
lakablarla' çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir
isimdir. Kim tevbe etmezse, işte onlar, zalim olanların
ta kendileridir. (49/11)
Daha önce Nuh kavmini
de. Çünkü onlar, daha zalim ve daha azgındılar. (53/52)
Sonunda onların akibetleri,
şüphesiz ateşin içinde ikisinin de süresiz olarak kalıcı
olmalarıdır. İşte zalim olanların cezası budur. (59/17)
Allah, ancak din konusunda
sizinle savaşanları, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkaranları
ve sürülüp-çıkarılmanız için arka çıkanları dost edinmenizden
sakındırır. Kim onları dost edinirse, artık onlar zalimlerin
ta kendileridir. (60/9)
İslam'a çağrıldığı halde,
Allah'a karşı yalan uyduranlardan daha zalim kimdir? Allah,
zalim bir kavmi hidayete erdirmez. (61/7)
Oysa onlar, ellerinin
öne takdim ettikleri dolayısıyla bunu hiçbir zaman temenni
edemezler. Allah, zalimleri bilendir. (62/7)
Allah, iman edenlere de
Firavun'un karısını örnek verdi. Hani demişti ki: "Rabbim
bana kendi katında, cennette bir ev yap; beni Firavun'dan
ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan
da kurtar." (66/11)
Dediler ki: "Rabbimiz
seni tesbih eder, yüceltiriz; gerçekten bizler zalim imişiz."
(68/29)
Böylece onlar, çoğu kimseyi
şaşırtıp-saptırdılar. Sen de o zalimlere sapıklıktan başkasını
arttırma." (71/24)
Rabbim, beni, annemi,
babamı, mü'min olarak evime gireni, iman eden erkekleri
ve iman eden kadınları bağışla. Zalimlere yıkımdan başkasını
arttırma." (71/28)
Dilediğini kendi rahmetine
sokar. Zalimlere ise, onlar için acı bir azab hazırlamıştır.
(76/31)
Melekler ve Ruh (Cebrail)
ona süresi elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir.
(70/4)
Gökten yere her işi O
evirip düzene koyar. Sonra (işler), sizin saymakta olduğunuz
bin yıl süreli bir günde yine O'na yükselir. (32/5)
Onlar senden azabı çabuklaştırmanı
istiyorlar; Allah, vadine kesin olarak muhalefet etmez.
Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta
olduklarınızdan bin yıl gibidir. (22/47)
Onlardan bir kısmı ümmidir.
Kitabı bilmezler; (bildikleri) bir sürü asılsız şeylerden
başkası değildir ve yalnızca zannederler. (2/78)
Sonra kederin ardından
üzerinize bir güvenlik (duygusu) indirdi, bir uyuklama ki,
içinizden bir grubu sarıveriyordu. Bir grup da, canları
derdine düşmüştü; Allah'a karşı haksız yere cahiliye zannıyla
zanlara kapılarak: "Bu işten bize ne var ki?" diyorlardı.
De ki: "Şüphesiz işin tümü Allah'ındır." Onlar, sana açıklamadıkları
şeyi içlerinde gizli tutuyorlar, "Bu işten bize bir şey
olsaydı, biz burada öldürülmezdik" diyorlar. De ki: "Evlerinizde
olsaydınız da üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar, yine
devrilecekleri yerlere gidecekti. (Bunu) Allah, sinelerinizdekini
denemek ve kalplerinizde olanı arındırmak için (yaptı).
Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir. (3/154)
Ve: "Biz, Allah'ın Resulü
Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle
de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler
ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi.
Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir
şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna
ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler.
(4/157)
Andolsun, sizi ilk defa
yarattığımız gibi (bugün de) 'teker teker, yapayalnız ve
yalın (bir tarzda)' bize geldiniz ve size lutfettiklerimizi
arkanızda bıraktınız. İçinizden, gerçekten ortaklar olduklarını
sandığınız şefaatçilerinizi şimdi yanınızda görmüyoruz.
Andolsun, aranızdaki (bağlar) parçalanıp-koparılmıştır ve
haklarında zanlar besledikleriniz sizlerden uzaklaşmıştır.
(6/94)
Yeryüzünde olanların çoğunluğuna
uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar.
Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminle
yalan söylerler.' (6/116)
O'nun üretip-türettiği
ekin ve hayvanlardan Allah için bir pay ayırdılar, sonra
kendi zanlarınca: "Bu Allah'ındır, bu da ortaklarımızındır"
dediler. Kendi ortakları için olan (pay), Allah tarafına
geçmez, ama Allah'a aid olan kendi ortaklarının tarafına
(payına) geçer. Ne kötü hüküm veriyorlar? (6/136)
Ve kendi zanlarınca dediler
ki: "Bu hayvanlar ve ekinler dokunulmazdır. Onları bizim
dilediklerimiz dışında başkası yiyemez. (Şu) Hayvanların
da sırtları haram kılınmıştır." Öyle hayvanlar vardır ki,
-O'na iftira etmek suretiyle- üzerlerinde Allah'ın ismini
anmazlar. Yalan yere iftira düzmekte olduklarından dolayı
O, cezalarını verecektir. (6/138)
Şirk koşanlar diyecekler
ki: "Allah dileseydi ne biz şirk koşardık, ne atalarımız
ve hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Onlardan öncekiler de,
bizim zorlu-azabımızı tadıncaya kadar böyle yalanladılar.
De ki: "Sizin yanınızda, bize çıkarabileceğiniz bir ilim
mi var? Siz ancak zanna uymaktasınız ve siz ancak "zan ve
tahminle yalan söylersiniz." (6/148)
Onların çoğunluğu zandan
başkasına uymaz. Gerçekten zan ise, haktan hiçbir şeyi sağlayamaz.
Şühesiz Allah, onların işlemekte olduklarını bilendir. (10/36)
Allah hakkında yalan uydurup
iftira edenlerin kıyamet günü zanları nedir? Şüphesiz Allah,
insanlara karşı büyük ihsan (Fazl) sahibidir, ancak onların
çoğu şükretmezler. (10/60)
Haberiniz olsun; şüphesiz
göklerde kim var, yerde kim var tümü Allah'ındır. Allah'tan
başkasına tapanlar bile, şirk koştukları varlıklara ve güçlere
(gerçekte) uymazlar. Onlar yalnızca bir zanna uyarlar ve
onlar ancak 'zan ve tahminde bulunarak yalan söylemektedirler.'
(10/66)
Onu işittiğiniz zaman,
erkek mü'minler ile kadın mü'minlerin kendi nefisleri adına
hayırlı bir zanda bulunup: "Bu, açıkca uydurulmuş iftira
bir sözdür" demeleri gerekmez miydi? (24/12)
Hani onlar, size hem üstünüzden,
hem alt tarafınızdan gelmişlerdi; gözler kaymış, yürekler
hançereye gelip dayanmıştı ve siz Allah hakkında (birtakım)
zanlarda bulunuyordunuz. (33/10)
Andolsun, İblis, kendileri
hakkında zannını doğrulamış oldu, böylelikle iman eden bir
grup dışında, ona uymuş oldular. (34/20)
Alemlerin Rabbi hakkındaki
zannınız nedir?" (37/87)
Biz gökyüzünü, yeryüzünü
ve ikisi arasında bulunan şeyleri batıl olarak yaratmadık.
Bu, inkâr edenlerin zannıdır. Ateşten (görecekleri azabtan)
dolayı vay o inkâr edenlere. (38/27)
İşte bu sizin zannınız;
Rabbiniz hakkında beslediğiniz-zannınız, sizi bir yıkıma
uğrattı, böylelikle hüsrana uğrayan kimseler olarak sabahladınız."
(41/23)
Dediler ki: "Eğer Rahman
dilemiş olsaydı, biz onlara ibadet etmezdik." Onların bundan
yana hiçbir bilgileri yoktur. Onlar, yalnızca 'zan ve tahminle
yalan söylüyorlar.' (43/20)
Dediler ki: "(Bütün olup
biten,) Bu dünya hayatımızdan başkası değildir, ölürüz ve
diriliriz; bizi "kesintisi olmayan zaman' (dehrin akışın)dan
başkası yıkıma (helake) uğratmıyor." Oysa onların bununla
ilgili hiçbir bilgileri yoktur; yalnızca zannediyorlar.
(45/24)
Gerçekten Allah'ın va'di
haktır, kıyamet-saatinde hiçbir kuşku yoktur" denildiği
zaman, siz: "Kıyamet-saati de neymiş, biz bilmiyoruz; biz
yalnızca bir zan (ve tahmin)da bulunup zannediyoruz; biz,
kesin bir bilgiyle inanmakta olanlar değiliz" demiştiniz.
(45/32)
Bir de; kötü bir zan ile
zanda bulunan münafık erkeklerle münafık kadınları ve müşrik
erkeklerle müşrik kadınları azablandırması için. O kötülük
çemberi, tepelerine insin. Allah, onlara karşı gazablanmış,
onları lanetlemiş ve onlara cehennemi hazırlamıştır. Varacakları
yer ne kötüdür. (48/6)
Hayır, siz Peygamberin
ve mü'minlerin, ailelerine ebedi olarak bir daha dönmeyeceklerini
zannettiniz; bu, kalplerinizde çekici kılındı ve kötü bir
zan ile zanda bulundunuz da, yıkıma uğramış bir topluluk
oldunuz. (48/12)
Ey iman edenler, zandan
çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin
(birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). Kiminiz kiminizin
gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz,
ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz.
Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul
edendir, çok esirgeyendir. (49/12)
Kahrolsun, o 'zan ve tahminle
yalan söyleyenler'; (51/10)
Bu (putlar ise,) sizin
ve atalarınızın (kendi istek ve öngörünüze göre) isimlendirdiğiniz
(keyfi) isimlerden başkası değildir. Allah, onlarla ilgili
'hiçbir delil' indirmemiştir. Onlar, yalnızca zanna ve nefislerinin
(alçak) heva (istek ve tutku) olarak arzu ettiklerine uyuyorlar.
Oysa andolsun, onlara Rablerinden yol gösterici gelmiştir.
(53/23)
Oysa onların bununla ilgili
hiçbir bilgileri yoktur. Onlar, yalnızca zanna uymaktadırlar.
Oysa gerçekte zan, haktan yana hiçbir yarar sağlamaz. (53/28)
Onu tutun da cehennemin
orta yerine sürükleyin. (44/47)
Sonra kaynar suyun azabından
başının üstüne dökün; (44/48)
(Azabı) Tad; çünkü sen
(kendince) üstün onurluydun. (44/49)
Biz o ateşin koruyucularını
meleklerden başkasını kılmadık. Ve onların sayısını inkâr
edenler için yalnızca bir fitne (konusu) yaptık ki kendilerine
kitap verilenler kesin bir bilgiyle inansın iman edenlerin
de imanları artsın; kendilerine kitap verilenler ve iman
edenler (böylece) kuşkuya kapılmasın. Kalplerinde bir hastalık
olanlar ile kafirler de şöyle desin: "Allah bu örnekle neyi
anlatmak istedi?" İşte Allah dilediğini böyle şaşırtıp-saptırır
dilediğini de böyle hidayete erdirir. Rabbinin ordularını
kendisinden başka (hiç kimse) bilmez. Bu ise beşer (insan)
için yalnızca bir öğüttür. (74/31)
Biz de zebanileri çağıracağız.
(96/18)
Eğer seni yalanlarlarsa
senden önce apaçık belgeler Zeburlar ve aydınlık kitapla
gelen elçileri de yalanlamışlardır. (3/184)
Nuh'a ve ondan sonraki
peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. İbrahim'e,
İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a,
Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Davud'a da
Zebur verdik. (4/163)
Rabbin göklerde ve yerde
olan herkesi en iyi bilir. Andolsun biz peygamberlerin bir
kısmını bir kısmına üstün kıldık ve Davud'a da Zebur verdik.
(17/55)
Andolsun biz Zikir'den
sonra Zebur'da da: Hiç şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi
olacaktır diye yazdık. (21/105)
Namazı dosdoğru kılın
zekatı verin ve rüku edenlerle birlikte siz de rüku edin.
(2/43)
Hani İsrailoğullarından
"Allah'tan başkasına kulluk etmeyin anneye-babaya yakınlara
yetimlere ve yoksullara iyilikle davranın insanlara güzel
söz söyleyin namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin" diye
misak almıştık. Sonra siz pek azınız hariç döndünüz ve (hâlâ)
yüz çeviriyorsunuz. (2/83)
Namazı dosdoğru kılın
zekatı verin; önceden kendiniz için hayır olarak neyi takdim
ederseniz onu Allah katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah
yaptıklarınızı görendir. (2/110)
Yüzlerinizi doğuya ve
batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik Allah'a ahiret
gününe meleklere Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala
olan sevgisine rağmen onu yakınlara yetimlere yoksullara
yolda kalmışa isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri
için) veren; namazı dosdoğru kılan zekatı veren ve ahidleştiklerinde
ahidlerine vefa gösterenler ile zorda hastalıkta ve savaşın
kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır).
İşte bunlar doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.
(2/177)
İman edip güzel amellerde
bulunanlar namazı dosdoğru kılanlar ve zekatı verenler;
şüphesiz onların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara
korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (2/277)
Kendilerine; "Elinizi
(savaştan) çekin namazı kılın zekatı verin" denenleri görmedin
mi? Oysa savaş üzerlerine yazıldığında onlardan bir grup
insanlardan Allah'tan korkar gibi- hatta daha da şiddetli
bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar ve: "Rabbimiz ne diye
savaşı üzerimize yazdın bizi yakın bir zamana ertelemeli
değil miydin?" dediler. De ki: "Dünyanın metaı azdır ahiret
ise muttakiler için daha hayırlıdır ve siz 'bir hurma çekirdeğindeki
ip-ince bir iplik kadar' bile haksızlığa uğratılmayacaksİnız."
(4/77)
Ancak onlardan ilimde
derinleşenler ile mü'minler sana indirilene ve senden önce
indirilene inanırlar. Namazı dosdoğru kılanlar zekatı verenler
Allah'a ve ahiret gününe inananlar; işte bunlar Biz bunlara
büyük bir ecir vereceğiz. (4/162)
Andolsun Allah İsrailoğullarından
kesin söz (misak) almıştı. Onlardan oniki güvenilir- gözetleyici
göndermiştik. Ve Allah onlara: "Gerçekten ben sizinle birlikteyim.
Eğer namazı kılar zekatı verir elçilerime inanır onları
savunup-desteklerseniz ve Allah'a güzel bir borç verirseniz
şüphesiz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi gerçekten altından
ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim
inkar ederse cidden dümdüz bir yoldan sapmıştır." (5/12)
Sizin dostunuz (veliniz)
ancak Allah O'nun elçisi rüku' ediciler olarak namaz kılan
ve zekatı veren mü'minlerdir. (5/55)
Bize bu dünyada da ahirette
de iyilik yaz şüphesiz ki biz Sana yöneldik. Dedi ki: "Azabımı
dilediğime isabet ettiririm rahmetim ise herşeyi kuşatmıştır;
onu korkup-sakınanlara zekatı verenlere ve bizim ayetlerimize
iman edenlere yazacağım." (7/156)
Haram aylar (süre tanınmış
dört ay) sıyrılıp-bitince (çıkınca) müşrikleri bulduğunuz
yerde öldürün onları tutuklayın kuşatın ve onların bütün
geçit yerlerini kesip-tutun. Eğer tevbe edip namaz kılarlarsa
ve zekatı verirlerse yollarını açıverin. Gerçekten Allah
bağışlayandır esirgeyendir. (9/5)
Eğer onlar tevbe edip
namazı kılarlarsa ve zekatı verirlerse artık onlar sizin
dinde kardeşlerinizdir. Bilen bir topluluk için ayetleri
böyle birer birer açıklarız. (9/11)
Allah'ın mescidlerini
yalnızca Allah'a ve ahiret gününe iman eden namazı dosdoğru
kılan zekatı veren ve Allah'tan başkasından korkmayanlar
onarabilir. İşte hidayete erenlerden oldukları umulanlar
bunlardır. (9/18)
Sadakalar -Allah'tan bir
farz olarak- yalnızca fakirler düşkünler (zekat) işinde
görevli olanlar kalbleri ısındırılacaklar köleler borçlular
Allah yolunda (olanlar) ve yolda kalmış(lar) içindir. Allah
bilendir hüküm ve hikmet sahibidir.(9/60)
Mü'min erkekler ve mü'min
kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder kötülükten
sakındırırlar namazı dosdoğru kılarlar zekatı verirler ve
Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine
rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz Allah üstün ve güçlüdür
hüküm ve hikmet sahibidir. (9/71)
"Nerede olursam (olayım)
beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe bana namazı
ve zekatı vasiyet (emr) etti." (19/31)
Halkına namazı ve zekatı
emrediyordu ve o Rabbi katında kendisinden razı olunan (bir
insan)dı. (19/55)
Ve onları kendi emrimizle
hidayete yönelten önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri
namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize ibadet
edenlerdi. (21/73)
Onlar ki yeryüzünde kendilerini
yerleştirir iktidar sahibi kılarsak dosdoğru namazı kılarlar
zekatı verirler, ma'rufu emrederler münkerden sakındırırlar.
Bütün işlerin sonu Allah'a aittir. (22/41)
Allah adına gerektiği
gibi cihad edin. O sizleri seçmiş ve din konusunda size
bir güçlük yüklememiştir atanız İbrahim'in dini(nde olduğu
gibi). O (Allah) bundan daha önce de bunda (Kur'an'da) da
sizi "Müslümanlar" olarak isimlendirdi; elçi sizin üzerinize
şahid olsun siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye.
Artık dosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a sarılın
sizin Mevlanız O'dur. İşte ne güzel mevla ve ne güzel yardımcı.
(22/78)
Onlar zekata ilişkin (söz
ve görevlerini mutlaka) yerine getirenlerdir; (23/4)
(Öyle) Adamlar ki ne ticaret
ne alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten dosdoğru namazı
kılmaktan ve zekatı vermekten 'tutkuya kaptırıp alıkoymaz';
onlar kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten
allak bullak olacağı) günden korkarlar. (24/37)
Dosdoğru namazı kılın,
zekatı verin ve elçiye itaat edin. Umulur ki rahmete kavuşturulmuş
olursunuz. (24/56)
Ki onlar namazı dosdoğru
kılarlar, zekatı verirler ve onlar ahirete kesin bilgiyle
iman ederler. (27/3)
İnsanların mallarından
artsın diye verdiğiniz faiz Allah katında artmaz. Ama Allah'ın
yüzünü (rızasını) isteyerek verdiğiniz zekat ise işte (sevablarını
ve gelirlerini) kat kat arttıranlar onlardır. (30/39)
Onlar namazı dosdoğru
kılarlar zekatı verirler. Ve onlar kesin bir bilgiyle ahirete
inanırlar. (31/4)
Evlerinizde vakarla-oturun
(evlerinizi karargah edinin) ilk cahiliye (kadınları)nın
süslerini açığa vurması gibi siz de süslerinizi açığa vurmayın;
namazı dosdoğru kılın zekatı verin Allah'a ve elçisine itaat
edin. Ey Ehl-i Beyt gerçekten Allah sizden kiri (günah ve
çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister. (33/33)
Ki onlar zekatı vermeyenler
ve ahireti inkâr edenlerdir. (41/7)
Gizli konuşmanızdan önce
sadaka vermekten ürktünüz mü? Çünkü yapmadınız Allah sizin
tevbelerinizi kabul etti. Şu halde namazı dosdoğru kılın
zekatı verin ve Allah'a ve O'nun Resûlü'ne itaat edin. Allah
yaptıklarınızdan haberdardır. (58/13)
Gerçekten Rabbin senin
gecenin üçte ikisinden biraz eksiğinde yarısında ve üçte
birinde (namaz için) kalktığını bilir; seninle birlikte
olanlardan bir topluluğun da (böyle yaptığını bilir). Geceyi
ve gündüzü Allah takdir eder. Sizin bunu sayamıyacağınızı
bildi böylece tevbenizi (O'na dönüşünüzü) kabul etti. Şu
halde Kur'an'dan kolay geleni okuyun. Allah sizden hastalar
olduğunu başkalarının Allah'ın fazlından aramak için yeryüzünde
gezip-dolaşacaklarını ve diğerlerinin Allah yolunda çarpışacaklarını
bilmiştir. Öyleyse ondan (Kur'an'dan) kolay geleni okuyun.
Namazı dosdoğru kılın zekatı verin ve Allah'a güzel bir
borç verin. Hayır olarak kendi nefisleriniz için önceden
takdim ettiğiniz şeyleri daha hayırlı ve daha büyük bir
ecir (karşılık) olarak Allah katında bulursunuz. Allah'tan
mağfiret dileyin. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok
esirgeyendir. (73/20)
Oysa onlar dini yalnızca
O'na halis kılan hanifler (Allah'ı birleyenler) olarak sadece
Allah'a kulluk etmek namazı dosdoğru kılmak ve zekatı vermekten
başkasıyla emrolunmadılar. İşte en doğru (dimdik ve sapasağlam)
din budur. (98/5)
Bunun üzerine Rabbi onu
güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi
yetiştirdi. Zekeriya'yı ondan sorumlu kıldı. Zekeriya her
ne zaman mihraba girdiyse, yanında bir yiyecek buldu: "Meryem,
bu sana nereden geldi?" deyince, "Bu, Allah katındandır.
Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verendir" dedi.
Orada Zekeriya Rabbine dua etti: "Rabbim, bana katından
tertemiz bir soy armağan et. Doğrusu Sen, duaları işitensin"
dedi. O mihrapta namaz kılarken, melekler ona seslendi:
"Allah, sana Yahya'yı müjdeler. O, Allah'tan olan bir kelimeyi
(İsa'yı) doğrulayan, efendi, iffetli ve salihlerden bir
peygamberdir." Dedi ki: "Rabbim, bana gerçekten ihtiyarlık
ulaşmışken ve karım da kısırken nasıl bir oğlum olabilir?"
"Böyledir" dedi, "Allah dilediğini yapar." (Zekeriya) "Rabbim,
bana bir alamet (ayet) ver." dedi. "Sana alamet, işaretleşme
dışında, insanlarla üç gün konuşmamandır. Rabbini çokça
zikret ve akşam sabah O'nu tesbih et." dedi. (3/37-41)
Zekeriya'yı Yahya'yı İsa'yı
ve İlyas'ı da (hidayete eriştirdik.) Onların hepsi salihlerdendir.
(6/85)
(Bu) Rabbinin kulu Zekeriya'ya
rahmetinin zikridir. Hani o Rabbine gizlice seslendiği zaman;
Demişti ki: "Rabbim şüphesiz benim kemiklerim gevşedi ve
baş yaşlılık aleviyle tutuştu; ben sana dua etmekle mutsuz
olmadım." "Doğrusu ben arkamdan gelecek yakınlarım adına
korkuya kapıldım benim karım da bir kısır (kadın)dır. Artık
bana kendi katından bir yardımcı armağan et." "Bana mirasçı
olsun. Yakup oğullarına da mirasçı olsun. Rabbim onu (kendisinden)
razı olunan(lardan) kıl." (Allah buyurdu:) "Ey Zekeriya
şüphesiz biz seni adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz;
biz bundan önce ona hiçbir adaş kılmamışız." Dedi ki: "Rabbim
karım kısır (bir kadın) iken benim nasıl oğlum olabilir?
Ben de yaşlılığın son basamağındayım." (Ona gelen melek:)
"İşte böyle" dedi. "Rabbin dedi ki: - Bu benim için kolaydır
daha önce sen hiçbir şey değil iken seni yaratmıştım." Dedi
ki: "Rabbim bana bir alamet (ayet) ver." Dedi ki: "Senin
alametin sapasağlam iken üç tam gece insanlarla konuşmamandır."
Böylelikle (Zekeriya) mescidten kavminin karşısına çıkıp
onlara (şu anlamları) işaret etti: "Sabah akşam tesbih edin."
(19/2-11)
Zekeriya da; hani Rabbine
çağrıda bulunmuştu: "Rabbim beni yalnız başıma bırakma sen
mirasçıların en hayırlısısın." (21/ 89)
Orada onlara bir kadeh
içirilir ki, karışımı zencefildir. (76/17)
Kendilerine el sürmediğiniz,
mehirlerini tesbit etmediğiniz kadınları boşamanızda sizin
için bir sakınca yoktur. Onları yararlandırın, zengin olan
kendi gücü, darda olan da kendi gücü oranında, maruf (meşru
ve örfe uygun) bir şekilde yararlandırsın. (Bu,) iyilik
edenler üzerinde bir haktır. (2/236)
(Sadakalar) Kendilerini
Allah yolunda adayan fakirler içindir ki, onlar, yeryüzünde
dolaşmaya güç yetiremezler. İffetlerinden dolayı bilmeyen
onları zengin sanır. (Ama) Sen onları yüzlerinden tanırsın.
Yüzsüzlük ederek insanlardan istemezler. Hayırdan her ne
infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir. (2/273)
Andolsun; "Gerçek, Allah
fakirdir, biz ise zenginiz" diyenlerin sözlerini Allah işitmiştir.
Onların bu sözlerini ve peygamberleri haksız yere öldürmelerini
yazacağız ve: "Yakıcı olan azabı tadın" diyeceğiz. (3/181)
Yetimleri, nikaha erişecekleri
çağa kadar deneyin; şayet kendilerinde bir (rüşd) olgunlaşma
gördünüz mü, hemen onlara mallarını verin. Büyüyecekler
diye israf ile çarçabuk yemeyin. Zengin olan iffetli olmaya
çalışsın, yoksul olan da artık maruf (ihtiyaca ve örfe uygun)
bir şekilde yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman,
onlara karşı şahid bulundurun. Hesap görücü olarak Allah
yeter. (4/6)
Ey iman edenler, kendiniz,
anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için
şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin
olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır.
Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer
dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz,
şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (4/135)
Ey iman edenler, müşrikler
ancak bir pisliktirler; öyleyse bu yıllarından sonra artık
Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer ihtiyaç içinde kalmaktan
korkarsanız, Allah dilerse sizi kendi fazlından zengin kılar.
Şüphesiz Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/28)
Allah'a and içiyorlar
ki (o inkâr sözünü) söylemediler. Oysa andolsun, onlar inkâr
sözünü söylemişlerdir ve İslamlıklarından sonra inkâra sapmışlardır
ve erişemedikleri bir şeye yeltenmişlerdir. Oysa intikama
kalkışmalarının, kendilerini Allah'ın ve elçisinin bol ihsanından
zengin kılmasından başka (bir nedeni) yoktu. Eğer tevbe
ederlerse kendileri için hayırlı olur, eğer yüz çevirirlerse
Allah onları dünyada da, ahirette de acı bir azabla azablandırır.
Onlar için yeryüzünde bir koruyucu-dost ve bir yardımcı
yoktur. (9/74)
Yol, ancak o kimseler
aleyhinedir ki, zengin oldukları halde (savaşa çıkmamak
için) senden izin isterler ve bunlar geride kalanlarla birlikte
olmayı seçerler. Allah, onların kalplerini mühürlemiştir.
Bundan dolayı onlar, bilmezler. (9/93)
Dünya hayatının örneği,
ancak gökten indirdiğimiz, onunla insanların ve hayvanların
yediği yeryüzünün bitkisi karışmış olan bir su gibidir.
Öyle ki yer, güzelliğini takınıp süslendiği ve ahalisi gerçekten
ona güç yetirdiklerini sanmışlarken (işte tam bu sırada)
gece veya gündüz ona emrimiz gelmiştir de, dün sanki hiçbir
zenginliği yokmuş gibi, onu kökünden biçilip atılmış bir
durumda kılmışız. Düşünen bir topluluk için biz ayetleri
böyle birer birer açıklarız. (10/24)
(İkisinden) Birinin başka
ürün (veren yer)leri de vardı. Böylelikle onunla konuşurken
arkadaşına dedi ki: "Ben, mal bakımından senden daha zenginim,
insan sayısı bakımından da daha güçlüyüm." (18/34)
İçinizde evli olmayanları,
kölelerinizden ve cariyelerinizden salih olanları evlendirin.
Eğer fakir iseler Allah, kendi fazlından onları zengin eder.
Allah geniş (nimet sahibi)dir, bilendir. (24/32)
Nikah (imkanı) bulamayanlar,
Allah onları kendi fazlından zenginleştirinceye kadar iffetli
davransınlar. Sağ ellerinizin malik olduğu (köle ve cariyelerden)
mükatebe isteyenlere -eğer onlarda bir hayır görüyorsanız-
mükatebe yapın. Ve Allah'ın size verdiği malından onlara
verin. Dünya hayatının geçici metaını elde etmek için -ırzlarını
korumak istiyorlarsa- cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim
onları (fuhşa) zorlarsa, şüphesiz, onların (fuhşa) zorlanmalarından
sonra Allah (onları) bağışlayandır, esirgeyendir. (24/33)
Allah'ın o (fethedilen)
şehir halkından Resûlü'ne verdiği fey, Allah'a, Resûl'e,
(ve Resûl'e) yakın akrabalığı olanlara, yetimlere, yoksullara
ve yolda kalmışlara aittir. Öyle ki (bu mallar ve servet)
sizden zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir devlet
olmasın. Resûl size ne verirse artık onu alın, sizi neden
sakındırırsa artık ondan sakının ve Allah'tan korkun. Şüphesiz
Allah, cezası (ikâbı) pek şiddetli olandır. (59/7)
Bir yoksul iken seni bulup
zengin etmedi mi? (93/8)
Biz hangi ülkeye bir uyarıcı
gönderdikse mutlaka oranın 'refah içinde şımaran önde gelenleri':
"Gerçekten biz sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz"
demişlerdir. (34/34)
Ve: "Biz mallar ve evlatlar
bakımından daha çoğunluktayız ve bir azaba uğratılacak da
değiliz" de demişlerdir. (34/35)
De ki: "Şüphesiz benim
Rabbim rızkı dilediğine genişletir-yayar ve kısar da. Ancak
insanların çoğu bilmiyorlar." (34/36)
İşte böyle senden önce
de (herhangi) bir memlekete bir elçi göndermiş olmayalım
mutlaka onun 'refah içinde şımarıp azan önde gelenleri'
(şöyle) demişlerdir: "Gerçekten biz atalarımızı bir ümmet
(din) üzerinde bulduk ve doğrusu biz onların izlerine (eserlerine)
uymuş kimseleriz." (43/23)
Allah kullarından dilediğine
rızkı yayıp-genişletir (ve) kısar da. Şüphesiz Allah herşeyi
bilendir. (29/62)
Gerçek şu ki, Allah zerre
ağırlığı kadar haksızlık yapmaz. (Bu ağırlıkta) Bir iyilik
olursa, onu kat kat kılar ve kendi yanından pek büyük bir
ecir verir. (4/40)
Senin içinde olduğun herhangi
bir durum, onun hakkında Kur'an'dan okuduğun herhangi bir
şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona
(iyice) daldığınızda, biz sizin üzerinizde şahidler durmuş
olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden
uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü
de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın. (10/61)
Onların yaptıkları her
işin önüne geçtik, böylece onu savurulmuş toz zerreleri
kılıverdik. (25/23)
İnkâr edenler, dediler
ki: "Kıyamet-saati bize gelmez." De ki: "Hayır, gaybı bilen
Rabbime andolsun, o muhakkak size gelecektir. Göklerde ve
yerde zerre ağırlığınca hiçbir şey O'ndan uzak (saklı) kalmaz.
Bundan daha küçük olanı da, daha büyük olanı da, istisnasız,
mutlaka apaçık bir kitapta (yazılı)dır." (34/3)
De ki: " Allah'ın dışında
(tanrı diye) öne sürdüklerinizi çağırın. Onların göklerde
ve yerde bir zerre ağırlığınca bile (hiçbir şeye) güçleri
yetmez; onların bu ikisinde hiçbir ortaklığı olmadığı gibi,
O'nun bunlardan hiçbir destekçi olanı da yoktur. (34/22)
Artık kim zerre ağırlığınca
hayır işlerse, onu görür. (99/7)
Artık kim zerre ağırlığınca
bir şer (kötülük) işlerse, onu görür. (99/8)
Peygamber, mü'minler için
kendi nefislerinden daha evladır ve onun zevceleri de onların
anneleridir. Rahim sahipleri (akrabalar) de, Allah'ın Kitabında
birbirlerine öteki mü'minlerden ve muhacirlerden daha yakındır.
Ancak dostlarınıza maruf üzere yapacaklarınız başka; bunlar
Kitapta yazılmış bulunmaktadır. (33/6)
Hani sen, Allah'ın kendisine
nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kişiye:
"Eşini yanında tut ve Allah'tan sakın" diyordun; insanlardan
çekinerek Allah'ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı
tutuyordun; oysa Allah, kendisinden çekinmene çok daha layıktı.
Artık Zeyd, ondan ilişkisini kesince, biz onu seninle evlendirdik;
ki böylelikle evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini
kestikleri (kadınları boşadıkları) zaman, onlarla evlenme
konusunda mü'minler üzerine bir güçlük olmasın. Allah'ın
emri yerine getirilmiştir. (33/37)
O, gökten su indirendir.
Bununla herşeyin bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik
çıkardık, ondan birbiri üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz.
Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar,
-birbirine benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden, zeytinden
ve nardan bahçeler (kılıyoruz.) Meyvesine, ürün verdiğinde
ve olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. Şüphesiz inanacak
bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır. (6/99)
Asmalı ve asmasız bahçeleri,
hurmaları ve tadları farklı ekinleri, zeytinleri ve narları
-birbirine benzer ve benzeşmez- yaratan O'dur. Ürün verdiğinde
ürününden yiyin ve hasad günü hakkını verin; israf etmeyin.
Çünkü O, israf edenleri sevmez. (6/141)
Onunla sizin için ekin,
zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden
bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler
vardır. (16/11)
Allah, göklerin ve yerin
nurudur. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir
kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki
incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan
kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki)
neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur
üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip-iletir.
Allah insanlar için örnekler verir. Allah, herşeyi bilendir.
(24/35)
Zeytinler, hurmalar, (80/29)
İncire ve zeytine andolsun,
(95/1)
|