kURAN- I KERİM FİHRİSTİ

Allah bir adamın kendi
(göğüs) boşluğu içinde iki kalp kılmadı ve kendilerini annelerinize
benzeterek yemin konusu yaptığınız (zıharda bulunduğunuz)
eşlerinizi sizin anneleriniz yapmadı evlatlıklarınızı da
sizin (öz) çocuklarınız saymadı. Bu sizin (yalnızca) ağzınızla
söylemenizdir. Allah ise hakkı söyler ve (doğru olan) yola
yöneltip-iletir. (33/4)
Sizden kadınlarına "zıhar"da
bulunanlar (bilsinler ki, kadınları) onların anneleri değildir.
Anneleri, yalnızca kendilerini doğuranlardır. Şüphesiz onlar,
çirkin ve yalan söylemektedirler. Gerçekten Allah, çok affeden,
çok bağışlayandır. (58/2)
Kadınlarına "zıhar"da
bulunanlar, sonra söylediklerinden geri dönenlerin, birbirleriyle
temas etmeden önce bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaları
gerekir. İşte size bununla öğüt verilmektedir. Allah, yaptıklarınızı
haber alandır. (58/3)
Geniş zırhlar yap, (onları)
düzenli bir biçime sok ve hepiniz salih ameller yapın. Gerçekten
ben, sizin yaptıklarınızı görenim" (diye vahyettik). (34/11)
Eğer korkarsanız, yaya
veya binekte iken kılın. Güvenliğe girdiğinizde ise, yine
Allah'ı, bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği gibi zikredin.
(2/239)
(Zekeriya) "Rabbim, bana
bir alamet (ayet) ver." dedi. "Sana alamet, işaretleşme
dışında, insanlarla üç gün konuşmamandır. Rabbini çokça
zikret ve akşam sabah O'nu tesbih et." dedi. (3/41)
Bunları biz sana ayetlerden
ve hikmetli zikr'den (Kur'an'dan) okuyoruz. (3/58)
Onlar, ayakta iken, otururken,
yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı
konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, sen bunu
boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından
koru." (3/191)
Namazı bitirdiğinizde,
Allah'ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin.
Artık 'güvenliğe kavuşursanız' namazı dosdoğru kılın. Çünkü
namaz, mü'minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır.
(4/103)
Sizi uyarmak için aranızdan
bir adam aracılığıyla Rabbinizden size bir zikr'in gelmesine
mi şaşırdınız? (Allah'ın) Nuh kavminden sonra sizi halifeler
kıldığını ve sizin yaratılışta gelişiminizi arttırdığını
(veya üstün kıldığını) hatırlayın. Öyleyse Allah'ın nimetlerini
hatırlayın, ki kurtuluş bulasınız." (7/69)
(Allah'tan) Sakınanlara
şeytandan bir vesvese eriştiğinde (önce) iyice düşünürler
(Allah'ı zikredip-anarlar), sonra hemen bakarsın ki görüp
bilmişlerdir. (7/201)
Rabbini, sabah akşam,
yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara
yalvara ve için için zikret. Gaflete kapılanlardan olma.
(7/205)
Ey iman edenler, bir toplulukla
karşı karşıya geldiğiniz zaman, dayanıklık gösterin ve Allah'ı
çokca zikredin. Ki kurtuluş (felah) bulasınız. (8/45)
Bunlar, iman edenler ve
kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz
olsun; kalbler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur.
(13/28)
Hiç şüphesiz, zikri (Kur'an'ı)
biz indirdik biz; onun koruyucuları da gerçekten biziz.
(15/9)
(Onları) Apaçık deliller
ve kitaplarla (gönderdik). Sana da zikri (Kur'an'ı) indirdik
ki, insanlara kendileri için indirileni açıklayasın ve onlar
da iyice düşünsünler, diye. (16/44)
Ancak: "Allah dilerse"
(inşallah yapacağım de). Unuttuğun zaman Rabbini zikret
ve de ki: "Umulur ki, Rabbim beni bundan daha yakın bir
başarıya yöneltip-iletir." (18/24)
Sen de sabah akşam O'nun
rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret.
Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan
kaydırma. Kalbini bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz,
kendi 'istek ve tutkularına (hevasına)' uyan ve işinde aşırılığa
gidene itaat etme. (18/28)
Ki onlar, Beni zikretme
(konusun)da gözleri bir perde içindeydi. (Kur'an'ı) dinlemeye
katlanamazlardı. (18/101)
(Bu,) Rabbinin, kulu Zekeriya'ya
rahmetinin zikridir. (19/2)
Kitap'ta Meryem'i de zikret.
Hani o, ailesinden kopup doğu tarafında bir yere çekilmişti.
(19/16)
Kitap'ta İbrahim'i de
zikret. Gerçekten o, doğruyu-söyleyen bir peygamberdi. (19/41)
Kitap'ta Musa'yı da zikret.
Çünkü o, ihlasa erdirilmiş ve gönderilmiş (Resul) bir peygamberdi.
(19/51)
Kitap'ta İsmail'i de zikret.
Çünkü o, va'dinde doğruydu ve gönderilmiş (Resul) bir peygamberdi.
(19/54)
Kitap'ta İdris'i de zikret.
Çünkü o, doğru olan bir peygamberdi. (19/56)
Gerçekten Ben, Ben Allah'ım,
Ben'den başka ilah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve beni
zikretmek için dosdoğru namaz kıl." (20/14)
Ve seni çok zikredelim."
(20/34)
Sen ve kardeşin ayetlerimle
gidin ve beni zikretmede gevşek davranmayın. (20/42)
Kim de benim zikrimden
yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır
ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz." (20/124)
Andolsun, size (bütün
durumlarınızı kapsayan) zikrinizin içinde bulunduğu bir
Kitap indirdik. Yine de akıllanmayacak mısınız? (21/10)
Yoksa O'ndan başka ilahlar
mı edindiler? De ki: "Kesin-kanıt (burhan)ınızı getirin.
İşte benimle birlikte olanların zikri (Kitabı) ve benden
öncekilerin de zikri." Hayır, onların çoğu hakkı bilmiyorlar,
bundan dolayı yüz çeviriyorlar. (21/24)
Siz onları alay konusu
edinmiştiniz; öyle ki, size benim zikrimi unutturdular ve
siz onlara gülüp duruyordunuz." (23/110)
(Bu nur,) Allah'ın, onların
yüceltilmesine ve isminin zikredilmesine izin verdiği evlerdedir;
onların içinde sabah akşam O'nu tesbih ederler. (24/36)
(Öyle) Adamlar ki, ne
ticaret, ne alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru
namazı kılmaktan ve zekatı vermekten 'tutkuya kaptırıp alıkoymaz';
onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten
allak bullak olacağı) günden korkarlar. (24/37)
Derler ki: "Sen yücesin;
senin dışında başka veliler edinmemiz bize yakışmaz, ancak
onları ve atalarını sen meta verip yararlandırdın, öyle
ki (senin) zikri(ni) unuttular ve böylece yıkıma uğrayan
bir kavim oldular." (25/18)
Ancak iman edenler, salih
amellerde bulunanlar ve Allah'ı çokça zikredenler ile zulme
uğratıldıktan sonra zafer kazananlar (veya öclerini alanlar)
başka. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini
pek yakında bileceklerdir. (26/227)
Sana Kitap'tan vahyedileni
oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar
(fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah'ı zikretmek
ise muhakkak en büyük (ibadet)tür. Allah, yaptıklarınızı
bilir. (29/45)
Andolsun, sizin için,
Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler
için Allah'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır. (33/21)
Şüphesiz, Müslüman erkekler
ve Müslüman kadınlar, mü'min erkekler ve mü'min kadınlar,
gönülden (Allah'a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah'a)
itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar,
sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla (Allah'tan)
korkan erkekler ve saygıyla (Allah'tan) korkan kadınlar,
sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan
erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler
ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çokca zikreden
erkekler ve (Allah'ı çokca) zikreden kadınlar; (işte) bunlar
için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır.
(33/35)
Ey iman edenler, Allah'ı
çokça zikredin. (33/41)
Sen ancak, zikre (Kur'an'a)
uyan ve gayb ile Rahman olan (Allah')a (karşı) içi titreyerek
korku duyan kimseyi uyarırsın. İşte böylesini, bir bağışlanma
ve üstün bir ecirle müjdele. (36/11)
Zikir (Kur'an), içimizden
ona mı indirildi?" Hayır, onlar Benim zikrimden bir kuşku
içindedirler. Hayır, onlar henüz Benim azabımı tatmamışlardır.
(38/8)
O da demişti ki: "Gerçekten
ben, mal (veya at) sevgisini Rabbimi zikretmekten dolayı
tercih ettim." Sonunda bu atlar (koştular ve toz) perdesinin
arkasına saklandılar. (38/32)
Bu, bir zikr'dir. Şüphesiz
muttakiler için, elbette varılacak güzel bir yer vardır.
(38/49)
Allah, kimin göğsünü İslam'a
açmışsa, artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir, (öyle) değil
mi? Fakat Allah'ın zikrinden (yana) kalpleri katılaşmış
olanların vay haline. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler.
(39/22)
Allah, müteşabih (benzeşmeli),
ikişerli bir kitap olarak sözün en güzelini indirdi. Rablerine
karşı içleri titreyerek-korkanların O'ndan derileri ürperir.
Sonra onların derileri ve kalpleri Allah'ın zikrine (karşı)
yumuşar-yatışır. İşte bu, Allah'ın yol göstermesidir, onunla
dilediğini hidayete erdirir. Allah, kimi saptırırsa, artık
onun için de bir yol gösterici yoktur. (39/23)
Siz ölçüyü taşıran bir
kavimsiniz diye, şimdi o zikri (öğüt ve hatırlatma dolu
Kur'an'ı) sizden (uzaklaştırıp) bir yana mı bırakalım? (43/5)
Onların sırtlarına binip-doğrulmanız,
sonra doğrulduğunuz zaman, Rabbinizin nimetini zikretmeniz
ve: "Bunlara bizim için boyun eğdiren (Allah) ne yücedir,
yoksa biz bunu (kendi hizmetimize) yanaştıramazdık" demeniz
için. (43/13)
Kim Rahman'ın zikrini
görmezlikten gelirse, biz bir şeytana onun 'üzerini kabukla
bağlattırırız'; artık bu, onun bir yakın dostudur. (43/36)
İman edenler, derler ki:
"(Savaş izni için) Bir sûre indirilmeli değil miydi?" Fakat,
içinde savaş (kıtal) zikri geçen muhkem bir sure indirildiği
zaman, kalplerinde hastalık olanların, üzerine ölüm baygınlığı
çökmüş olanların bakışı gibi sana baktıklarını gördün. Oysa
onlara evla (olan): (47/20)
Şu halde sen, Bizim zikrimize
sırt çeviren ve dünya hayatından başkasını istemeyenden
yüz çevir. (53/29)
Andolsun Biz Kur'an'ı
zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt
alıp-düşünen var mı? (54/17, 54/22, 54/32, 54/40)
Zikr (vahy) içimizden
ona mı bırakıldı? Hayır, o çok yalan söyleyen, kendini beğenmiş
bir şımarıktır." (54/25)
İman edenlerin, Allah'ın
ve haktan inmiş olanın zikri için kalplerinin 'saygı ve
korku ile yumuşaması' zamanı gelmedi mi? Onlar, bundan önce
kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun bir
süre geçmiş, böylece kalpleri de katılaşmış bulunanlar gibi
olmasınlar. Onlardan çoğu fasık olanlardı. (57/16)
Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır;
böylelikle onlara Allah'ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar,
şeytanın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası,
hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (58/19)
Ey iman edenler, cuma
günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah'ı zikretmeye
koşun ve alış-verişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin
için daha hayırlıdır. (62/9)
Artık namazı kılınca,
yeryüzünde dağılın. Allah'ın fazlını isteyip-arayın ve Allah'ı
çokca zikredin; umulur ki felaha (kurtuluşa ve umduklarınıza)
kavuşmuş olursunuz. (62/10)
Ey iman edenler, ne mallarınız,
ne çocuklarınız sizi Allah'ı zikretmekten 'tutkuya kaptırarak-alıkoymasın';
kim böyle yaparsa, artık onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
(63/9)
O inkâr edenler, zikri
(Kur'an'ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle
devireceklerdi. "O, gerçekten bir delidir" diyorlar. (68/51)
Oysa o (Kur'an), alemlere
bir zikr (öğüt, hatırlatma, hüküm ve üstün bir şeref)den
başka bir şey değildir. (68/52)
Ki, kendilerini bununla
denemek için. Kim Rabbinin zikrinden yüz çevirirse, (Allah),
onu 'gittikçe şiddeti artan' bir azaba sürükler. (72/17)
Rabbinin ismini zikret
ve herşeyden kendini çekerek yalnızca O'na yönel. (73/8)
Ve sabah, akşam Rabbinin
adını zikret. (76/25)
Zikr (vahy, öğüt) bırakanlara;
(77/5)
Ve Rabbinin ismini zikredip
namaz kılan. (87/15)
Senin zikrini (şanını)
yüceltmedik mi? (94/4)
Sakınıp rahmete kavuşmanız
için, içinizden sizi uyarıp korkutacak bir adam aracılığı
ile bir zikir (Kitap) gelmesine mi şaştınız?" (7/63)
Biz senden evvel kendilerine
vahyettiğimiz erkeklerden başka (peygamberler) göndermedik.
Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun. (16/43)
Sana geçmişlerin haberlerinden
bir bölümünü böylece aktarıyoruz. Gerçekten, sana katımızdan
bir zikir verdik. (20/99)
Biz senden önce de kendilerine
vahyettiğimiz erkekler dışında elçi göndermedik. Eğer bilmiyorsanız,
o halde zikir ehline sorun. (21/7)
De ki: "Gece ve gündüz
sizi Rahman'dan kim koruyabilir?" Hayır, onlar Rablerini
zikirden yüz çevirenlerdir. (21/42)
Bu, bizim ona indirdiğimiz
mübarek bir zikirdir. Şu halde onu inkar edecek olanlar
siz misiniz? (21/50)
Böylece onun duasına icabet
ettik. Kendisinden o derdi giderdik; ona katımızdan bir
rahmet ve ibadet edenler için bir zikir olmak üzere ailesini
ve onlarla birlikte bir katını daha verdik. (21/84)
Andolsun, biz Zikir'den
sonra Zebur'da da: "Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi
olacaktır" diye yazdık. (21/105)
Çünkü o, gerçekten bana
geldikten sonra beni zikirden (Kur'an'dan) saptırmış oldu.
Şeytan da insanı 'yapayalnız ve yardımsız" bırakandır."
(25/29)
Zikir okuyanlara, (37/3)
Eğer yanımızda öncekilerden
bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı." (37/168)
Sad, Zikir dolu Kur'an'a
andolsun; (38/1)
Zikir (Kur'an), içimizden
ona mı indirildi?" Hayır, onlar Benim zikrimden bir kuşku
içindedirler. Hayır, onlar henüz Benim azabımı tatmamışlardır.
(38/8)
O (Kur'an), alemler için
yalnızca bir zikir (öğüt ve hatırlatma)dir." (38/87)
(Ki o,) Temiz akıl sahipleri
için bir hidayet rehberi ve bir zikirdir. (40/54)
Şüphesiz, kendilerine
zikir gelince onu inkâr edenler (ateşin içine bırakılırlar);
oysa o, aziz (şerefi yüksek, üstün) bir Kitaptır. (41/41)
Ve şüphesiz o (Kur'an),
senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan)
sorulacaksınız. (43/44)
(Bunlar,) 'İçten Allah'a
yönelen' her kul için 'hikmetle bakan bir iç göz' ve bir
zikirdir. (50/8)
Allah, onlar için şiddetli
bir azab hazırlamıştır; öyleyse ey iman eden temiz akıl
sahipleri, Allah'tan korkun. Doğrusu Allah, size bir zikir
(uyaran, hatırlatan ve öğüt veren Kur'an) indirmiştir. (65/10)
O (Kur'an), alemler için
yalnızca bir zikirdir; (81/27)
Her nerede bulunurlarsa
bulunsunlar -Allah'ın ipine ve insanların ipine (ahdine)
sığınanlar başka- onlara zillet (zorluk damgası) vurulmuştur.
Onlar, Allah'tan bir gazaba uğradılar da üzerlerine aşağılanma
(damgası) vuruldu. Bu, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri
ve peygamberleri haksız yere öldürmeleri nedeniyledir. (Yine)
Bu, isyan etmeleri ve haddi aşmaları dolayısıyladır. (3/112)
Şüphesiz, buzağıyı (tanrı)
edinenlere Rablerinden bir gazab ve dünya hayatında bir
zillet yetişecektir. İşte biz, 'yalan düzüp-uyduranları'
böyle cezalandırırız. (7/152)
Güzellik yapanlara daha
güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı
sarar, ne bir zillet, işte onlar cennetin halkıdırlar; orada
süresiz kalacaklardır. (10/26)
Kötülükler kazanmış olanlar
ise; her bir kötülüğün karşılığı, kendi misliyledir. Bunları
bir zillet sarıp kaplar. Onları Allah'tan (kurtaracak) hiçbir
koruyucu yok. Onların yüzleri, sanki bir karanlık gecenin
parçalarına bürünmüş gibidir. İşte bunlar ateşin halkıdırlar;
orada süresiz kalacaklardır. (10/27)
Onları görürsün; zilletten
başları önlerine düşmüş bir halde, ona (ateşe) sunulurlarken
göz ucuyla sezdirmeden bakarlar. İman edenler de: "Gerçekten
hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendi nefislerini,
hem yakın akraba (veya yandaş)larını da hüsrana uğratmışlardır"
dediler. Haberiniz olsun; gerçekten zalimler, kalıcı bir
azab içindedirler. (42/45)
Gözleri 'zillet ve dehşetten
düşmüş olarak', sanki 'yayılan' çekirgeler gibi kabirlerinden
çıkarlar. (54/7)
Hiç şüphesiz Allah'a ve
Resûlü'ne karşı (onların koydukları sınırları tanımayıp
kendileri sınır koymaya kalkışmakla) başkaldıranlar; işte
onlar, en çok zillete düşenler arasında olanlardır. (58/20)
Gözleri 'korkudan ve dehşetten
düşük', kendilerini de zillet sarıp-kuşatmış. Oysa onlar,
(daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi. (68/43)
Gözleri 'korkudan ve dehşetten
düşük' yüzlerini de bir zillet kaplamış; işte bu, kendilerine
vadedilmekte olan (kıyamet ve azab) günüdür. (70/44)
Gözler zillet içinde düşecek.
(79/9)
O gün, öyle yüzler vardır
ki, 'zillet içinde aşağılanmıştır.' (88/2)
Kadınlarınızdan fuhuş
yapanların aleyhinde olmak üzere içinizden dört şahid tutun.
Eğer şehadet ederlerse onları ölüm alıp götürünceye veya
Allah onlara bir yol kılıncaya kadar evlerde alıkoyun. (4/15)
İçinizden özgür mü'min
kadınları nikahlamaya güç yetiremeyenler o zaman sağ ellerinizin
malik olduğu inanmış cariyelerinizden (alsın.) Allah sizin
imanınızı en iyi bilendir. Öyleyse onları fuhuşta bulunmayan
iffetli ve gizlice dostlar edinmemişler olarak velilerinin
izniyle nikahlayın. Onlara ücretlerini (mehirlerini) maruf
(güzel ve örfe uygun) bir şekilde verin. Evlendikten sonra
fuhuş yapacak olurlarsa özgür kadınlar üzerindeki cezanın
yarısı(nı uygulayın.) Bu sizden günaha sapmaktan endişe
edip korkanlar içindir. Sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır.
Allah bağışlayandır esirgeyendir. (4/25)
Zinaya yaklaşmayın gerçekten
o 'çirkin bir hayasızlık' ve kötü bir yoldur. (17/32)
Zina eden kadın ve zina
eden erkeğin her birine yüzer değnek (celde) vurun. Eğer
Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız onlara Allah'ın
dini(ni uygulama) konusunda sizi bir acıma tutmasın; onlara
uygulanan cezaya mü'minlerden bir grup da şahit bulunsun.
(24/2)
Zina eden erkek zina eden
ya da müşrik olan bir kadından başkasını nikahlayamaz; zina
eden kadını da zina eden ya da müşrik olan bir erkekten
başkası nikahlayamaz. Bu mü'minlere haram kılınmıştır. (24/3)
Korunan (iffetli) kadınlara
(zina suçu) atan sonra dört şahid getirmeyenlere de seksen
değnek vurun ve onların şahidliklerini ebedi olarak kabul
etmeyin. Onlar fasık olanlardır. (24/4)
Ancak bundan sonra tevbe
eden ve salihçe davrananlar hariç. Çünkü gerçekten Allah
bağışlayandır esirgeyendir. (,24/5)
Kendi eşlerine (zina suçu)
atan ve kendileri dışında şahidleri bulunmayanlar ise onlardan
da her birinin şahidliği Allah adına dört (kere yemin) ile
kendisinin hiç şüphesiz doğru söyleyenlerden olduğuna şahidlik
etmektir. (24/6)
Beşinci (yemini) ise eğer
yalan söyleyenlerdense Allah'ın lanetinin muhakkak kendi
üzerinde olması(nı kabul etmesi)dir. (24/7)
Onun (kadının) da dört
kere Allah adına (yeminle) onun (kocasının) hiç şüphesiz
yalan söyleyenlerden olduğuna şahidlik etmesi kendisinden
cezayı uzaklaştırır. (24/8)
Beşinci (yemini) ise eğer
o (kocası) doğru söylüyor ise Allah'ın gazabının muhakkak
kendi üzerinde olması(nı kabul etmesi)dır. (24/9)
Ve onlar Allah ile beraber
başka bir ilah'a tapmazlar. Allah'ın haram kıldığı canı
haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa
'ağır bir ceza ile' karşılaşır. (25/68)
Ey peygamberin kadınları
sizden kim açık bir çirkin-utanmazlıkta bulunursa onun azabı
iki kat olarak arttırılır. Bu da Allah'a göre pek kolaydır.
(33/30)
Ey Peygamber mü'min kadınlar
Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak hırsızlık yapmamak zina
etmemek çocuklarını öldürmemek elleri ve ayakları arasında
bir iftira düzüp-uydurmamak (gayri meşru olan bir çocuğu
kocalarına dayandırmamak) ma'ruf (iyi güzel ve yararlı bir
iş) konusunda isyan etmemek üzere sana biat etmek amacıyla
geldikleri zaman onların biatlarını kabul et ve onlar için
Allah'tan mağfiret iste. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır
çok esirgeyendir. (60/12)
Ey Peygamber kadınları
boşadığınız zaman iddetleri süresinde (temizlendiklerinde)
boşayın ve iddeti sayın. Rabbiniz Allah'tan korkun. Onları
evlerinden çıkarmayın onlar da çıkmasınlar; ancak açık 'çirkin
bir hayasızlık' göstermeleri durumu başka. Bunlar Allah'ın
sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını çiğnerse gerçekte
o kendi nefsine zulmetmiş olur. Sen bilmezsin; olabilir
ki Allah bunun arkasından bir iş (durum) oluşturur. (65/1)
Kapıya doğru ikisi de
koştular. Kadın onun gömleğini arkadan çekip yırttı. (Tam)
Kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar. Kadın
dedi ki: "Ailene kötülük isteyenin, zindana atılmaktan veya
acı bir azabtan başka cezası ne olabilir?" (12/25)
Kadın dedi ki: "Beni kendisiyle
kınadığınız işte budur. Andolsun onun nefsinden ben murad
istedim, o ise (kendini) korudu. Ve andolsun, eğer o kendisine
emrettiğimi yapmayacak olursa, mutlaka zindana atılacak
ve elbette küçük düşürülenlerden olacak." (12/32)
(Yusuf) Dedi ki: "Rabbim,
zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana
daha sevimlidir. Kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan,
onlara (korkarım) eğilim gösterir, (böylece) cahillerden
olurum." (12/33)
Sonra onlarda (Yusuf'un
iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından, mutlaka
onu belli bir vakte kadar zindana atmak (görüşü)ağır bastı.
(12/35)
Onunla birlikte iki genç
de zindana girmişti. Biri: "Ben (rüyamda) kendimi şarap
sıkıyorken gördüm." dedi. Öbürü: "Ben de kendimi başımın
üstünde ekmek taşıyorken gördüm; kuş da ondan yemekteydi"
dedi. "Bunun yorumundan bize haber ver. Doğrusu biz seni,
iyilik yapanlardan görmekteyiz." (12/36)
Ey zindan arkadaşlarım,
birbirinden ayrı (bir sürü) Rabler mi daha hayırlıdır, yoksa
kahhar (kahredici) olan bir tek Allah mı?" (12/39)
Ey zindan arkadaşlarım,
ikinizden biri efendisine şarap içirecek, diğeri ise asılacak,
kuş onun başından yiyecek. İşte hakkında fetva istemekte
olduğunuz iş (artık) olup bitmiştir." (12/41)
İkisinden kurtulacağını
sandığı kişiye dedi ki: "Efendinin katında beni hatırla."
Fakat şeytan, efendisine hatırlatmayı ona unutturdu, böylece
daha nice yıllar (Yusuf) zindanda kaldı. (12/42)
Babasını ve annesini tahta
çıkarıp oturttu; onun için secdeye kapandılar. Dedi ki:
"Ey Babam, bu, daha önceki rüyamın yorumudur. Doğrusu Rabbim
onu gerçek kıldı. Bana iyilik etti, çünkü beni zindandan
çıkardı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra,
(O,) çölden sizi getirdi. Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini
pek ince düzenleyip tedbir edendi. Gerçekten bilen, hüküm
ve hikmet sahibi O'dur." (12/100)
Ey Ademoğulları, her mescid
yanında ziynetlerinizi takının. Yiyin, için ve israf etmeyin.
Çünkü O, israf edenleri sevmez. (7/31)
De ki: "Allah'ın kulları
için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kılmıştır?"
De ki: "Bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet
günü ise yalnızca onlarındır." Bilen bir topluluk için ayetleri
böyle birer birer açıklarız. (7/32)
Dediler ki: "Ey Musa,
orda zorba bir kavim vardır, onlar çıkmadıkları sürece biz
oraya kesinlikle girmeyiz. Şayet ordan çıkarlarsa, biz de
muhakkak gireriz. (5/22)
Sonunda Musa'ya kendi
kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -Firavun
ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları
korkusuyla- iman eden olmadı. Çünkü Firavun, gerçekten yeryüzünde
büyüklenen bir zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı.
(10/83)
İşte Ad (halkı): Rablerinin
ayetlerini tanımayıp reddettiler. O'nun elçilerine isyan
ettiler ve her inatçı zorbanın emri ardınca yürüdüler. (11/59)
(Peygamberler) Fetih istediler,
(sonunda) her zorba inatçı bozguna uğrayıp -yok oldu- gitti.
(14/15)
Şüphesiz Allah, adaleti,
ihsanı, yakınlara vermeyi emreder; çirkin utanmazlıklardan
(fahşadan), kötülüklerden ve zorbalıklardan sakındırır.
Size öğüt vermektedir, umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz.
(16/90)
Gemi, denizde çalışan
yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) ilerilerinde,
her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı." (18/79)
Ana ve babasına itaatkardı
ve isyan eden bir zorba değildi. (19/14)
Anneme itati de. Ve beni
mutsuz bir zorba kılmadı." (19/32)
Tutup yakaladığınız zaman
da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?" (26/130)
Sonunda ikisinin de düşmanı
olan (adam)ı yakalamak isterken (adam ona) dedi ki: "Ey
Musa dün birini öldürdüğün gibi, bugün de beni mi öldürmek
istiyorsun? Sen yeryüzünde yalnızca bir zorba olmak istiyorsun,
ıslah edicilerden olmak istemiyorsun." (28/19)
Ki onlar, Allah'ın ayetleri
konusunda kendilerine gelmiş bir delil bulunmaksızın mücadele
edip dururlar. (Bu,) Allah katında da, iman edenler katında
da büyük bir öfke (sebebi)dir. İşte Allah, her mütekebbir
zorbanın kalbini böyle mühürler." (40/35)
Biz bunlardan önce nice
nesiller yıkıma uğrattık ki onlar, zorbaca yakalamak (yakıp-yıkmak,
baskı ve şiddetle yönetmek, sindirmek) bakımından kendilerinden
daha üstündüler; şehirlerde (yerin üstünü altına getirip,
sayısız kazı, inşaat ve araştırmalarla her yanı) delik-deşik
etmişlerdi. (Ama) kaçacak bir yer var mı? (50/36)
Biz onların neler söylediklerini
daha iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin;
şu halde, Benim kesin tehdidimden korkanlara Kur'an ile
öğüt ver. (50/45)
Zorba-saygısız, sonra
da kulağı kesik; (68/13)
Yüzlerinizi doğuya ve
batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a,
ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden;
mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara,
yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri
için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde
ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın
kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır).
İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.
(2/177)
(Oruç) Sayılı günlerdir.
Artık sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı
günler sayısınca başka günlerde (tutsun). Zor dayanabilenlerin
üzerinde bir yoksulu doyuracak kadar fidye (vardır). Kim
gönülden bir hayır yaparsa bu da kendisi için hayırlıdır.
Oruç tutmanız, -eğer bilirseniz- sizin için daha hayırlıdır.
(2/184)
Ramazan ayı... İnsanlar
için hidayet olan ve doğru yolu ve (hak ile batılı birbirinden)
ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kur'an onda indirilmiştir.
Öyleyse sizden kim bu aya şahid olursa artık onu tutsun.
Kim hasta ya da yolculukta olursa, tutmadığı günler sayısınca
diğer günlerde (tutsun). Allah, size kolaylık diler, zorluk
dilemez. (Bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi doğru
yola (hidayete) ulaştırmasına karşılık Allah'ı büyük tanımanız
içindir. Umulur ki şükredersiniz. (2/185)
Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin
hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?
Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı
ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki
mü'minlerle; "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyordu. Dikkat
edin. Şüphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır. (2/214)
Dinde zorlama (ve baskı)
yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır.
Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam
bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir,
bilendir. (2/256)
Eğer (borçlu) zorluk içindeyse,
ona elverişli bir zamana kadar süre (verin). (Borcu) Sadaka
olarak bağışlamanız ise, sizin için daha hayırlıdır; eğer
bilirseniz. (2/280)
Her nerede bulunurlarsa
bulunsunlar -Allah'ın ipine ve insanların ipine (ahdine)
sığınanlar başka- onlara zillet (zorluk damgası) vurulmuştur.
Onlar, Allah'tan bir gazaba uğradılar da üzerlerine aşağılanma
(damgası) vuruldu. Bu, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri
ve peygamberleri haksız yere öldürmeleri nedeniyledir. (Yine)
Bu, isyan etmeleri ve haddi aşmaları dolayısıyladır. (3/112)
Ey iman edenler, sizden
olmayanları sırdaş edinmeyin. Onlar size kötülük ve zarar
vermeye çalışıyor, size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden
hoşlanırlar. Buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur,
sinelerinin gizli tuttukları ise, daha büyüktür. Size ayetlerimizi
açıkladık; belki akıl erdirirsiniz. (3/118)
Ey iman edenler, kadınlara
zorla mirasçı olmaya kalkışmanız helal değildir. Apaçık
olan 'çirkin bir hayasızlık' yapmadıkları sürece, onlara
verdiklerinizin bir kısmını gidermeniz (kendinize almanız)
için onlara baskı yapmanız da (helal değildir.) Onlarla
güzellikle geçinin. Şayet onlardan hoşlanmadınızsa, belki,
bir şey hoşunuza gitmez, ama Allah onda çok hayır kılar.
(4/19)
Artık sen Allah yolunda
savaş, kendinden başkasıyla yükümlü tutulmayacaksın. Mü'minleri
hazırlayıp-teşvik et. Umulur ki Allah, küfredenlerin ağır-baskılarını
geri püskürtür. Allah, 'kahredici baskısıyla' daha zorlu,
acı sonuçlandırmasıyla da daha zorludur. (4/84)
Andolsun, senden önceki
ümmetlere (peygamberler) gönderdik de onları dayanılmaz
zorluk (yoksulluk) ve sıkıntılarla çeviriverdik. Umulur
ki yalvarırlar diye. (6/42)
Onlara, zorlu azabımız
geldiği zaman yalvarmaları gerekmez miydi? Ama onların kalpleri
katılaştı ve şeytan onlara yapmakta olduklarını çekici (süslü)
gösterdi. (6/43)
Şirk koşanlar diyecekler
ki: "Allah dileseydi ne biz şirk koşardık, ne atalarımız
ve hiç bir şeyi de haram kılmazdık." Onlardan öncekiler
de, bizim zorlu-azabımızı tadıncaya kadar böyle yalanladılar.
De ki: "Sizin yanınızda, bize çıkarabileceğiniz bir ilim
mi var? Siz ancak zanna uymaktasınız ve siz ancak "zan ve
tahminle yalan söylersiniz." (6/148)
Biz nice ülkeleri yıkıma
uğrattık. Geceleri uyurlarken ya da gündüzün dinlenirlerken
bizim zorlu azabımız onlara geliverdi. (7/4)
Zorlu azabımız onlara
gelince yakarabildikleri: "Biz gerçekten zulme sapanlardandık"
demelerinden başka olmadı. (7/5)
Biz hangi memlekete bir
peygamber gönderdiysek onun halkı yalvarıp-yakarsınlar diye,
mutlaka onları dayanılmaz bir zorluk (yoksulluk) ve sıkıntıyla
yakalayıvermişiz. (7/94)
O ülkeler halkı, geceleri
uyurken, onlara zorlu azabımızın gelmeyeceğinden güvende
miydiler? (7/97)
Ya da o ülkeler halkı,
kuşluk vakti eğlenceye dalmışken, onlara zorlu-azabımızın
gelmeyeceğinden güvende miydiler? (7/98)
Kendilerine hatırlatılanı
unuttuklarında ise, biz de kötülükten sakındıranları kurtardık.
Zulmedenleri yaptıkları fısk dolayısıyla pek zorlu bir azab
ile yakaladık. (7/165)
Eğer yakın bir yarar ve
orta bir sefer olsaydı, onlar mutlaka seni izlerlerdi. Ama
zorluk onlara uzak geldi. "Eğer güç yetirseydik muhakkak
seninle birlikte (savaşa) çıkardık." diye sana Allah adına
yemin edecekler. Kendi nefislerini helaka sürüklüyorlar.
Allah onların gerçekten yalan söylediklerini biliyor. (9/42)
Şu halde onların malları
ve çocukları seni imrendirmesin; Allah bunlarla ancak onları
dünya hayatında azablandırmak ve canlarının inkar içindeyken
zorlukla çıkmasını ister. (9/55)
Onların malları ve evlatları
seni imrendirmesin; Allah bunlarla, ancak onları dünyada
azablandırmak ve canlarının onlar inkar içindeyken zorluk
içinde çıkmasını istiyor. (9/85)
Eğer Rabbin dileseydi,
yeryüzündekilerin tümü, topluca iman ederdi. Öyleyse, onlar
mü'min oluncaya kadar insanları sen mi zorlayacaksın? (10/99)
Dedi ki: "Ey Kavmim, görüşünüz
nedir söyleyin? Eğer ben Rabbimden apaçık bir belge üzerinde
isem ve Rabbim bana kendi katından bir rahmet vermiş de
(bu,) sizin gözlerinizden saklı tutulmuşsa? Siz bunu istemiyorken
biz sizi buna zorlayacak mıyız?" (11/28)
Elçilerimiz Lut'a geldiği
zaman, onlardan dolayı kaygılandı, göğsünü bir sıkıntı bastı
ve: "Bu, zorlu bir gün" dedi. (11/77)
Sonra bunun arkasından
(kuraklığı) zorlu yedi yıl gelecektir, sakladığınız az bir
miktar dışında, daha önce biriktirdiğinizi yiyip bitirecektir."
(12/48)
Öyle ki elçiler, umutlarını
kesip de, artık onların gerçekten yalanladıklarını sandıkları
bir sırada onlara yardımımız gelmiştir; biz kimi dilersek
o kurtulmuştur. Suçlu-günahkarlar topluluğundan zorlu azabımız
kesin olarak geri çevrilmeyecektir. (12/110)
Dünya hayatında onlar
için bir azab vardır, ahiretin azabı ise daha zorludur.
Onları Allah'tan (kurtaracak) hiç bir koruyucu da yoktur.
(13/34)
İş hükme bağlanıp-bitince,
şeytan der ki: "Doğrusu, Allah, size gerçek olan va'di va'detti,
ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim.
Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, yalnızca sizi
çağırdım, siz de bana icabet ettiniz. Öyleyse beni kınamayın,
siz kendinizi kınayın. Ben sizi kurtacak değilim, siz de
beni kurtacak değilsiniz. Doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı
da tanımamıştım. Gerçek şu ki, zalimlere acı bir azab vardır."
(14/22)
"Şüphesiz, kışkırtılıp-saptırılmışlardan
sana uyanlar dışında, senin benim kullarım üzerinde zorlayıcı
hiç bir gücün yoktur." (15/42)
Allah, sizin için yarattığı
şeylerden gölgeler kıldı. Dağlarda da sizin için barınaklar-siperler
kıldı, sizi sıcaktan koruyacak elbiseler, sizi savaşınızda
(zorluklara karşı) koruyacak giyimlikler de var etti. İşte
O, üzerinizdeki nimetini böyle tamamlamaktadır, umulur ki
teslim olursunuz. (16/81)
Gerçek şu ki, iman edenler
ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) hiç
bir zorlayıcı-gücü yoktur. (16/99)
Kim imanından sonra Allah'a
(karşı) inkara sapıp da, -kalbi imanla tatmin bulmuş olduğu
halde baskı altında zorlanan hariç- inkara göğüs açarsa,
işte onların üstünde Allah'tan bir gazab vardır ve büyük
azab onlarındır. (16/106)
Nitekim o ikiden ilk-vaid
geldiği zaman, oldukça zorlu olan kullarımızı üzerinize
gönderdik de (sizi) evlerin aralarına kadar girip araştırdılar.
Bu yerine getirilmesi gereken bir sözdü. (17/5)
"Benim kullarım; senin
onlar üzerinde hiç bir zorlayıcı gücün (hakimiyetin) yoktur."
Vekil olarak Rabbin yeter. (17/65)
(Musa:) "Beni, unuttuğumdan
dolayı sorgulama ve bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma"
dedi. (18/73)
"Gemi, denizde çalışan
yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) ilerilerinde,
her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı." (18/79)
"Çocuğa gelince, onun
anne ve babası mü'min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine
azgınlık ve inkar zorunu kullanmasından endişe edip-korktuk."
(18/80)
Biz sana bu Kur'an'ı güçlük
çekmen için indirmedik (20/2)
"Gerçekten biz Rabbimize
iman ettik; günahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi kendisine
karşı zorlayarak-sürüklediğin (suçumuzu) bağışlasın. Allah,
daha hayırlıdır ve daha süreklidir." (20/73)
Bizim zorlu-azabımızı
hissettikleri zaman, oradan büyük bir hızla uzaklaşıp kaçıyorlardı.
(21/12)
Ve sizin için ona, zorlu-savaşınızda
sizi korusun diye, '(madeni) giyim-sanatını' öğrettik. Buna
rağmen siz şükredenler misiniz? (21/80)
Kendileri için bir takım
yararlara şahid olsunlar ve kendilerine rızık olarak verdiği
(kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde (kurban adarken)
Allah'ın adını ansınlar. Artık bunlardan yiyin ve zorluk
çeken yoksulu da doyurun. (22/28)
Allah adına gerektiği
gibi cihad edin. O sizleri seçmiş ve din konusunda size
bir güçlük yüklememiştir atanız İbrahim'in dini(nde olduğu
gibi). O (Allah) bundan daha önce de bunda (Kur'an'da) da
sizi "Müslümanlar" olarak isimlendirdi; elçi sizin üzerinize
şahid olsun siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye.
Artık dosdoğru namazı kılın zekatı verin ve Allah'a sarılın
sizin Mevlanız O'dur. İşte ne güzel mevla ve ne güzel yardımcı.
(22/78)
Nikah (imkanı) bulamayanlar,
Allah onları kendi fazlından zenginleştirinceye kadar iffetli
davransınlar. Sağ ellerinizin malik olduğu (köle ve cariyelerden)
mükatebe isteyenlere -eğer onlarda bir hayır görüyorsanız-
mükatebe yapın. Ve Allah'ın size verdiği malından onlara
verin. Dünya hayatının geçici metaını elde etmek için -ırzlarını
korumak istiyorlarsa- cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim
onları (fuhşa) zorlarsa, şüphesiz, onların (fuhşa) zorlanmalarından
sonra Allah (onları) bağışlayandır, esirgeyendir. (24/33)
İşte o gün, gerçek mülk,
Rahman (olan Allah)ındır. İnkar edenler için oldukça zorlu
bir gündür. (25/26)
"Tutup yakaladığınız zaman
da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?" (26/130)
Sonunda ikisinin de düşmanı
olan (adam)ı yakalamak isterken (adam ona) dedi ki: "Ey
Musa dün birini öldürdüğün gibi, bugün de beni mi öldürmek
istiyorsun? Sen yeryüzünde yalnızca bir zorba olmak istiyorsun,
ıslah edicilerden olmak istemiyorsun." (28/19)
(Babaları) Dedi ki: "Doğrusu
ben, sekiz yıl bana hizmet etmene karşılık olmak üzere,
şu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum; şayet
on (yıl)a tamamlayacak olursan, artık o da senden. Ben sana
zorluk çıkarmak istemem; beni de inşaallah salih olanlardan
bulacaksın." (28/27)
Biz insana anne ve babasını
(onlara iyilikle davranmayı) tavsiye ettik. Annesi onu,
zorluk üstüne zorlukla (karnında) taşımıştır. Onun (sütten)
ayrılması, iki yıl içindedir. "Hem bana, hem anne ve babana
şükret, dönüş yalnız banadır." (31/14)
Gerçekten Allah, içinizden
alıkoyanları ve kardeşlerine: "Bize gelin" diyenleri bilir.
Bunlar, pek azı dışında zorlu-savaşlara gelmezler. (33/18)
Oysa onun, kendilerine
karşı hiç bir zorlayıcı-gücü yoktu; ancak biz ahirete iman
edeni, ondan kuşku içinde olandan ayırdetmek için (ona bu
imkanı verdik). Senin Rabbin, her şeyin üzerinde gözetici-koruyucudur.
(34/21)
Şimdi onlara sor: Yaratılış
bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa bizim yarattıklarımız
mı? Doğrusu biz onları, cıvık-yapışkan bir çamurdan yarattık.
(37/11)
"Bizim üzerinizde zorlayıcı
hiç bir gücümüz yoktu; hayır siz (kendiniz) azgın bir kavimdiniz."
(37/30)
"Ki onlar, Allah'ın ayetleri
konusunda kendilerine gelmiş bir delil bulunmaksızın mücadele
edip dururlar. (Bu,) Allah katında da, iman edenler katında
da büyük bir öfke (sebebi)dir. İşte Allah, her mütekebbir
zorbanın kalbini böyle mühürler." (40/35)
Şüphesiz inkar edenler,
Allah'ın yolundan alıkoyanlar ve kendilerine hidayet açıkça
belli olduktan sonra 'elçiye karşı gelip zorluk çıkaranlar',
kesin olarak Allah'a hiç bir şeyle zarar veremezler. (Allah,)
Onların amellerini boşa çıkaracaktır. (47/32)
Bedevilerden geride bırakılanlara
de ki: "Siz yakında zorlu savaşçı olan bir kavme çağrılacaksınız;
onlarla (ya) savaşırsınız ya da (onlar) müslüman olurlar.
Bu durumda eğer itaat ederseniz, Allah, size güzel bir ecir
verir; eğer bundan önce sırt çevirdiğiniz gibi (yine) sırt
çevirirseniz, sizi acı bir azab ile azablandırır." (48/16)
Muhammed, Allah'ın elçisidir.
Ve onunla birlikte olanlar da kafirlere karşı zorlu, kendi
aralarında ise merhametlidirler. Onları, rüku edenler, secde
edenler olarak görürsün; onlar, Allah'tan bir fazl (lütuf
ve ihsan) ve hoşnutluk arayıp-isterler. Belirtileri, secde
izinden yüzlerindedir. İşte onların Tevrat'taki vasıfları
budur: İncil'deki vasıfları ise: Sanki bir ekin; filizini
çıkarmış, derken onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış,
sonra sapları üzerinde doğrulup-boy atmış (ki bu,) ekicilerin
hoşuna gider. (Bu örnek,) Onunla kafirleri öfkelendirmek
içindir. Allah, içlerinden iman edip salih amellerde bulunanlara
bir mağfiret ve büyük bir ecir va'detmiştir. (48/29)
Biz bunlardan önce nice
nesiller yıkıma uğrattık ki onlar, zorbaca yakalamak (yakıp-yıkmak,
baskı ve şiddetle yönetmek, sindirmek) bakımından kendilerinden
daha üstündüler; şehirlerde (yerin üstünü altına getirip,
sayısız kazı, inşaat ve araştırmalarla her yanı) delik-deşik
etmişlerdi. (Ama) kaçacak bir yer var mı? (50/36)
Boyunlarını çağırana doğru
uzatmış olarak koşarlarken, kafirler derler ki: "Bu, zorlu
bir gün." (54/8)
Oysa andolsun, zorlu yakalamamıza
karşı onları uyarmıştı. Fakat onlar, bu uyarıları kuşkuyla
karşılayıp-yalanlamakta direttiler. (54/36)
(Şöyle de sızlanırdınız:)
"Doğrusu biz, ağır bir borç altına girip-zorlandık." (56/66)
İşte o gün, zorlu bir
gündür; (74/9)
"Çünkü biz, asık suratlı,
zorlu bir gün nedeniyle Rabbimizden korkuyoruz." (76/10)
Doğrusu, Rabbinin 'zorlu
yakalayışı' şiddetlidir. (85/12)
Onlara 'zor ve baskı'
kullanacak değilsin. (88/22)
Andolsun, biz insanı bir
zorluk içinde yarattık. (90/4)
En 'zorlu bedbahtları'
ayaklandığında, (91/12)
Biz de ona en zorlu olanı
(azaba uğramasını) kolaylaştıracağız. (92/10)
Demek ki, gerçekten zorlukla
beraber kolaylık vardır. (94/5)
Hani Musa, kavmine: "Ey
kavmim, gerçekten siz, buzağıyı (tanrı) edinmekle kendinize
zulmettiniz. Hemen, kusursuzca yaratan (gerçek ilah)ınıza
tevbe edip nefislerinizi öldürün: bu, yaratıcınız katında
sizin için daha hayırlıdır" demişti. Bunun üzerine (Allah)
tevbelerinizi kabul etti. Şüphesiz O tevbeleri kabul edendir,
esirgeyendir. (2/54)
Bulutları üzerinize gölge
kıldık ve size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size
rızık olarak verdiklerimizin temizinden yiyin (dedik). Onlar
bize zulmetmediler, ancak kendi nefislerine zulmettiler.
(2/57)
Ama zulmedenler, kendilerine
söylenen sözü bir başkasıyla değiştirdiler. Biz de o zalimlerin
yaptıkları bozgunculuğa karşılık, üzerlerine gökten iğrenç
bir azab indirdik. (2/59)
Her nereden çıkarsan,
yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. (Siz de) Her nerede
olursanız yüzünüzü onun yönüne çevirin. Öyle ki, onlardan
zulmedenlerin dışında insanların, size karşı bir delilleri
olmasın. Onlardan korkmayın, Benden korkun, üzerinizdeki
nimetimi tamamlayayım. Umulur ki hidayete erersiniz. (2/150)
İnsanlar içinde, Allah'tan
başkasını 'eş ve ortak' tutanlar vardır ki, onlar (bunları),
Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah'a
olan sevgileri daha güçlüdür. O zulmedenler, azaba uğrayacakları
zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah'ın olduğunu
ve Allah'ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu
bir bilselerdi. (2/165)
Kadınları boşadığınızda,
bekleme sürelerini tamamlamışlarsa, onları ya güzellikle
tutun ya da güzellikle bırakın. Fakat haklarını ihlal edip
zarar vermek için onları (yanınızda) tutmayın. Kim böyle
yaparsa artık o, kendi nefsine zulmetmiş olur. Allah'ın
ayetlerini oyun (konusu) edinmeyin ve Allah'ın size verdiği
nimeti ve size öğüt olarak indirdiği Kitab'ı ve hikmeti
anın. Allah'tan korkup-sakının ve bilin ki, Allah herşeyi
bilendir. (2/231)
Ey iman edenler, hiçbir
alış-verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı
gün gelmezden evvel, size rızık olarak verdiklerimizden
infak edin. Kâfirler... Onlar zulmedenlerdir. (2/254)
Her neyi nafaka olarak
infak eder ve adak olarak neyi adarsanız, muhakkak Allah
onu bilir. Zulmedenlerin yardımcıları yoktur. (2/270)
Şayet böyle yapmazsanız,
Allah'a ve Resulüne karşı savaş açtığınızı bilin. Eğer tevbe
ederseniz, artık sermayeleriniz sizindir. (Böylece) Ne zulmetmiş
olursunuz, ne zulme uğratılmış olursunuz. (2/279)
Kendilerine apaçık belgeler
geldiği ve elçinin hak olduğuna şahid oldukları halde, imanlarından
sonra küfre sapan bir kavmi Allah nasıl hidayete erdirir?
Allah, zulmeden bir kavmi hidayete erdirmez. (3/86)
Onların bu dünya hayatındaki
harcamaları kendi nefislerine zulmetmiş olan bir kavmin
ekinine isabet eden kavurucu soğukluktaki bir rüzgara benzer
ki onu (ekini) helak etmiştir. Allah, onlara zulmetmedi,
fakat onlar kendi nefislerine zulmetmektedirler. (3/117)
Ve 'çirkin bir hayasızlık'
işledikleri ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah'ı
hatırlayıp hemen günahlarından dolayı bağışlanma isteyenlerdir.
Allah'tan başka günahları bağışlayan kimdir? Bir de onlar
yaptıkları (kötü şeylerde) bile bile ısrar etmeyenlerdir.
(3/135)
Eğer bir yara aldıysanız,
o kavme de benzeri bir yara değmiştir. İşte o günleri biz
onları insanlar arasında devrettirip dururuz. Bu, Allah'ın
iman edenleri belirtip-ayırması ve sizden şahidler (veya
şehidler) edinmesi içindir. Allah, zulmedenleri sevmez;
(3/140)
Bu, ellerinizin önden
sunduklarıdır. Allah, gerçekten kullara zulmedici değildir.
(3/182)
Rabbimiz, şüphesiz Sen
kimi ateşe sokarsan, artık onu 'hor ve aşağılık' kılmışsındır;
zulmedenlerin yardımcıları yoktur." (3/192)
Gerçekten, yetimlerin
mallarını zulmederek yiyenler, karınlarına ancak ateş doldurmuş
olurlar. Onlar, çılgın bir ateşe gireceklerdir. (4/10)
Kim haddi aşarak ve zulmederek
böyle yaparsa, biz onu ateşe göndeririz. Bu Allah için pek
kolaydır. (4/30)
Biz elçilerden hiç kimseyi
ancak Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka
bir şeyle göndermedik. Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde
şayet sana gelip Allah'tan bağışlama dileselerdi ve elçi
de onlar için bağışlama dileseydi, elbette Allah'ı tevbeleri
kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı. (4/64)
Melekler kendi nefislerine
zulmedenlerin hayatına son verecekleri zaman derler ki:
"Nerde idiniz?" Onlar: "Biz, yeryüzünde zayıf bırakılmışlar
(müstaz'aflar) idik." derler. (Melekler de:) "Hicret etmeniz
için Allah'ın arzı geniş değil miydi?" derler. İşte onların
barınma yeri cehennemdir. Ne kötü yataktır o? (4/97)
Kim kötülük işler veya
nefsine zulmedip sonra Allah'tan bağışlanma dilerse Allah'ı
bağışlayıcı ve merhamet edici olarak bulur. (4/110)
Allah, zulme uğrayanlar
dışında, kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez. Allah işitendir,
bilendir. (4/148)
Gerçek şu ki, inkâr edenler
ve zulmedenler, Allah onları bağışlayacak değildir, onları
bir yola da iletecek değildir. (4/168)
Şüphesiz kendi günahını
ve benim günahımı yüklenmeni ve böylelikle ateşin halkından
olmanı isterim. Zulmedenlerin cezası budur." (5/29)
Andolsun, "Şüphesiz Allah,
Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler küfre düşmüştür. Oysa Mesih'in
dediği (şudur:) "Ey İsrailoğulları, benim de Rabbim, sizin
de Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. Çünkü O, kendisine
ortak koşana şüphesiz cenneti haram kılmıştır, onun barınma
yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur." (5/72)
Eğer o ikisi aleyhinde
kesin olarak günahı hak ettiklerine ilişkin bilgi sahibi
olunursa, bu durumda haksızlığa uğrayanlardan iki kişi -ki
bunlar buna daha hak sahibidirler- öbürlerinin yerine geçerler
ve: "Bizim şehadetimiz o ikisinin şehadetinden şüphesiz
daha doğrudur. Biz haddi aşmadık, yoksa gerçekten zulmedenlerden
oluruz" diye Allah'a yemin ederler. (5/107)
Böylece zulmeden topluluğun
kökü kurutuldu. Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah'adır. (6/45)
De ki: "Düşündünüz mü
hiç; size Allah'ın azabı apansız ya da açıkdan geliverirse,
zulme sapan kavimden başkası mı yıkıma uğrayacak?" (6/47)
De ki: "Kendisine acele
etmekte olduğunuz şey benim yanımda olsaydı, benimle aranızda
iş elbette bitirilmiş olurdu. Allah zulmedenleri en iyi
bilendir. (6/58)
Ayetlerimiz konusunda
'alaylı tartışmalara dalanlar:' -onlar bir başka söze geçinceye
kadar- onlardan yüz çevir. Şeytan sana unutturacak olursa,
bu durumda hatırlamadan sonra, artık zulmeden toplulukla
beraber oturma. (6/68)
Zorlu azabımız onlara
gelince yakarabildikleri: "Biz gerçekten zulme sapanlardandık"
demelerinden başka olmadı. (7/5)
Kimin tartıları hafif
kalırsa, bunlar da ayetlerimize zulmedegeldiklerinden dolayı
nefislerini hüsrana uğratanlardır. (7/9)
Dediler ki: "Rabbimiz,
biz nefislerimize zulmettik, eğer bizi bağışlamazsan ve
esirgemezsen, gerçekten hüsrana uğrayanlardan olacağız."
(7/23)
Onlar için cehennemden
yataklar ve üstlerine örtüler vardır. Biz zulme sapanları
işte böyle cezalandırırız. (7/41)
(Tura gitmesinin) Ardından
Musa'nın kavmi süs eşyalarından böğürmesi olan bir buzağı
heykelini (tapılacak ilah) edindiler. Onun kendileriyle
konuşmadığını ve onları bir yola da yöneltip-iletmediğini
(hidayete erdirmediğini) görmediler mi? Onu (tanrı) edindiler
de, zulmedenler oldular. (7/148)
Biz onları (İsrailoğullarını)
ayrı ayrı oymaklar olarak on iki topluluk (ümmet) olarak
ayırdık. Kavmi kendisinden su istediğinde Musa'ya: "Asan'la
taşa vur" diye vahyettik. Ondan on iki pınar sızıp-fışkırdı;
böylece her bir insan- topluluğu su içeceği yeri öğrenmiş
oldu. Üzerlerine bulutla gölge çektik ve onlara kudret helvası
ile bıldırcın indirdik. (Sonra da şöyle dedik:) "Size rızık
olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin." Onlar
bize zulmetmedi, ancak kendi nefislerine zulmediyorlardı.
(7/160)
Onlardan zulmedenler,
sözü kendilerine söylenenden başka bir şeyle değiştirdiler.
Biz de bunun üzerine zulmetmeleri dolayısıyla gökten 'iğrenç
bir azab' indirdik. (7/162)
Kendilerine hatırlatılanı
unuttuklarında ise, biz de kötülükten sakındıranları kurtardık.
Zulmedenleri yaptıkları fısk dolayısıyla pek zorlu bir azab
ile yakaladık. (7/165)
Ayetlerimizi yalanlayanlar
ve yalnızca kendi nefislerine zulmedenlerin örneği ne kötüdür.
(7/177)
Ve sizlerden yalnızca
zulmedenlere isabet etmekle kalmayan bir fitneden korkup-sakının.
Bilin ki, gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek
şiddetli olandır. (8/25)
Bu, ellerinizin önceden
takdim ettiği işler yüzündendir. Yoksa şüphesiz Allah kullara
zulmedici değildir. (8/51)
Firavun ailesinin ve onlardan
öncekilerin gidiş tarzı gibi. Onlar, Rablerinin ayetlerini
yalanladılar; biz de günahları dolayısıyla onları helak
ettik. Firavun ordusunu suda boğduk. Onların tümü zulmeden
kimselerdi. (8/54)
Hacılara su dağıtmayı
ve Mescid-i Haram'ı onarmayı, Allah'a ve ahiret gününe iman
eden ve Allah yolunda cihad edenin (yaptıkları) gibi mi
saydınız? (Bunlar) Allah katında bir olmazlar. Allah zulmeden
bir topluluğa hidayet vermez. (9/19)
Ey iman edenler, eğer
imana karşı inkârı sevip-tercih ediyorlarsa, babalarınızı
ve kardeşlerinizi veliler edinmeyin. Sizden kim onları veli
edinirse, işte bunlar zulmeden kimselerdir. (9/23)
Gerçek şu ki, Allah katında
ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı günden beri Allah'ın
kitabında on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte
dosdoğru olan hesab (din) budur. Öyleyse bunlarda kendinize
zulmetmeyin ve onların sizlerle topluca savaşması gibi siz
de müşriklerle topluca savaşmayın. Ve bilin ki Allah, takva
sahipleriyle beraberdir. (9/36)
Sizinle birlikte çıksalardı,
size 'kötülük ve zarardan' başka bir şey ilave etmez ve
aranıza mutlaka fitne sokmak üzere içinizde çaba yürütürlerdi.
İçinizde onlara 'haber taşıyanlar' vardır. Allah, zulmedenleri
bilir. (9/47)
Onlara, kendilerinden
öncekilerin; Nuh, Ad, Semud kavminin, İbrahim kavminin,
Medyen ahalisinin ve yerle bir olan şehirlerin haberi gelmedi
mi? Onlara resulleri apaçık deliller getirmişlerdi. Demek
ki Allah, onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendi nefislerine
zulmediyorlardı. (9/70)
Binasının temelini, Allah
korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır,
yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup
onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan
kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez.
(9/109)
Andolsun, sizden önceki
nesilleri, resulleri kendilerine apaçık deliller getirdiği
halde, zulmettikleri ve iman etmeyecek oldukları için yıkıma
uğrattık. İşte biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğu böyle
cezalandırırız. (10/13)
Hayır, onlar ilmini kuşatamadıkları
ve kendilerine henüz yorumu gelmemiş bir şeyi yalanladılar.
Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı. Zulmedenlerin
nasıl bir sonuca uğradıklarına bir bak. (10/39)
Şüphesiz Allah, insanlara
hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar, kendi nefislerine
zulmediyorlar. (10/44)
Her ümmetin bir resulü
vardır. Onlara resulleri geldiği zaman, aralarında adaletle
hüküm verilir ve onlar zulme uğratılmazlar. (10/47)
Sonra o zulmetmekte olanlara:
"Sürekli azabı tadın" denilecek. Kazandıklarınız dışında,
bir başka şeyle mi cezalandırılacaktınız?" (10/52)
Zulmeden her nefis, yeryüzündekilerin
tümüne sahip olsa bunu (azaba karşılık) mutlaka fidye olarak
verirdi. Onlar azabı görünce pişmanlıklarını gizlerler,
oysa onlar haksızlığa uğratılmadan aralarında adaletle hükmedilmiştir.
(10/54)
Dediler ki: "Biz Allah'a
tevekkül ettik; Rabbimiz, bizi zulmeden bir kavim için bir
fitne (konusu) kılma." (10/85)
Allah'tan başka, sana
yararı da, zararı da olmayan(ilahlar)a tapma. Eğer sen (bunun
aksini) yapacak olursan, bu durumda gerçekten zulmedenlerden
olursun" (diye emrolundum.) (10/106)
Bizim gözetimimiz altında
ve vahyimizle gemiyi imal et. Zulmedenler konusunda bana
hitapta bulunma. Çünkü onlar suda- boğulacaklardır." (11/37)
O zulmedenleri dayanılmaz
bir ses sarıverdi de kendi yurtlarında dizüstü çökmüş olarak
sabahladılar. (11/67)
Emrimiz geldiği zaman,
tarafımızdan bir rahmetle Şuayb'ı ve O'nunla birlikte iman
edenleri kurtardık; o zulmedenleri dayanılmaz bir ses sarıverdi
de kendi yurtlarında dizüstü çökmüş olarak sabahladılar.
(11/94)
Biz onlara zulmetmedik,
ancak onlar kendi nefislerine zulmettiler. Böylece Rabbinin
emri geldiği zaman, Allah'ı bırakıp da taptıkları ilahları,
onlara hiçbir şey sağlayamadı, 'helak ve kayıplarını' arttırmaktan
başka bir işe yaramadı. (11/101)
Zulmedenlere eğilim göstermeyin,
yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka velileriniz
yoktur, sonra yardım göremezsiniz. (11/113)
Sizden önceki nesillerden
onlardan kurtardığımızdan pek azı dışında yeryüzünde bozgunculuğu
önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi?
Zulmedenler ise, içinde bulundukları refahın peşine düştüler.
Onlar, suçlu-günahkarlardı. (11/116)
Halkı, ıslah eden kimseler
iken, senin Rabbin o ülkeleri zulm ile helak edecek değildi.
(11/117)
Dediler ki: "Bunun cezası,
(su tası) yükünde bulunanın kendisidir. İşte biz zulmedenleri
böyle cezalandırırız." (12/75)
İnkâr edenler, resullerine
dediler ki: "Muhakkak (ya) sizi kendi toprağımızdan süreceğiz
veya dinimize geri döneceksiniz." Böylelikle Rableri kendilerine
vahyetti ki: "Şüphesiz biz, zulmedenleri helak edeceğiz.
(14/13)
(Ey Muhammed,) Allah'ı
sakın zulmedenlerin yapmakta olduklarından habersiz sanma,
onları yalnızca gözlerin dehşetle belireceği bir güne ertelemektedir.
(14/42)
Azabın kendilerine geleceği
gün (ile) insanları uyarıp-korkut ki, (o gün) zulmedenler,
şöyle diyecekler: "Bizi yakın bir süreye kadar ertele ki,
Senin çağrına cevap verelim ve elçilere uyalım." Oysa daha
önce, kendiniz için hiç zeval yoktur diye and içenler, sizler
değil miydiniz? (14/44)
Siz, kendi nefislerine
zulmedenlerin yerleştikleri yerlerde oturmuştunuz. Onlara
ne yaptığımız size açıklanmıştı ve size örnekler vermiştik.
(14/45)
(Küfre sapanlar) Kendilerine
meleklerin gelmesinden veya Rabbinin emrinin gelmesinden
başka bir şey mi gözlüyorlar? Onlardan öncekiler de öyle
yapmıştı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi nefislerine
zulmediyorlardı. (16/33)
Zulme uğratıldıktan sonra,
Allah yolunda hicret edenleri dünyada şüphesiz güzel bir
biçimde yerleştireceğiz; ahiret karşılığı ise daha büyüktür.
Bilmiş olsalardı. (16/41)
O zulmedenler, azabı gördüklerinde,
onlara ne (azab) hafifletilecek, ne süre tanınacak. (16/85)
O gün, herkes kendi nefsi
adına mücadele eder ve herkese yaptığının karşılığı eksiksiz
ödenir. Onlar zulme uğratılmazlar. (16/111)
Yahudi olanlara da, bundan
önce sana aktardıklarımızı haram kıldık. Biz onlara zulmetmedik,
ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı. (16/118)
Bizi ayet (mucize)ler
göndermekten, öncekilerin onu yalanlamasından başka bir
şey alıkoymadı. Semud'a dişi deveyi görünür (bir mucize)
olarak gönderdik, fakat onlar bununla (onu boğazlamakla)
zulmetmiş oldular. Oysa biz ayetleri ancak korkutmak için
göndeririz. (17/59)
Görmüyorlar mı; gökleri
ve yeri yaratan Allah, onların benzerini yaratmaya gücü
yeter ve onlar için kendisinde şüphe olmayan bir süre (ecel)
kılmıştır. Zulmedenler ise ancak inkarda ayak direttiler.
(17/99)
(Önlerine) Kitap konulmuştur;
artık suçlu-günahkarların, onda olanlardan dolayı dehşetle-korkuya
kapıldıklarını görürsün. Derler ki: "Eyvahlar bize, bu kitaba
ne oluyor ki, küçük büyük bırakmayıp herşeyi sayıp-döküyor?"
Yapıp-ettiklerini (önlerinde) hazır bulmuşlardır. Rabbin
hiç kimseye zulmetmez. (18/49)
İşte ülkeler (ve onların
halkları), zulmettikleri zaman onları yıkıma uğrattık; ve
yıkımları için bir buluşma zamanı tesbit ettik. (18/59)
Dedi ki: "Kim zulmederse
biz onu azablandıracağız, sonra Rabbine döndürülür, O da
onu görülmemiş bir azabla azablandırır." (18/87)
Ancak tevbe eden, iman
eden ve salih amellerde bulunanlar (onların dışındadır);
işte bunlar, cennete girecekler ve hiçbir şeyle zulme uğratılmayacaklar.
(19/60)
Sonra, takva sahiplerini
kurtarırız ve zulmedenleri diz üstü çökmüş olarak bırakıveririz.
(19/72)
Onların kalpleri tutkuyla
oyalanmadadır. Zulmedenler, gizlice fısıldaştılar: "Bu sizin
benzeriniz olan bir beşer değil mi? Öyleyse, göz göre göre
büyüye mi geleceksiniz?" (21/3)
Biz, zulmeden ülkelerden
nicesini kırıp geçirdik ve bunun ardından bir başka kavmi
meydana getirdik. (21/11)
Andolsun, onlara Rabbinin
azabından 'bir ufak esinti' dokunacak olsa hiç tartışmasız;
"Eyvahlar bize, gerçekten bizler zulme sapanlarmışız" diyecekler.
(21/46)
Balık sahibi (Yunus'u
da); hani o, kızmış vaziyette gitmişti ki; bundan dolayı
kendisini sıkıntıya düşürmeyeceğimizi sanmıştı. (Balığın
karnındaki) Karanlıklar içinde: "Senden başka ilah yoktur,
sen yücesin, gerçekten ben zulmedenlerden oldum" diye çağrıda
bulunmuştu. (21/87)
(Ey insan) Bu, senin ellerinin
önden takdim ettikleridir. Şüphesiz Allah, kullar için zulmedici
değildir. (22/10)
Gerçek şu ki, inkar edip
Allah yolundan ve yerlilerle dışarıdan gelenler için eşit
olarak (haram ve kıble) kıldığımız Mescid-i Haram'dan alıkoyanlara,
orada zulmederek adaletten ayrılanlara acı bir azab taddırırız.
(22/25)
Kendilerine zulmedilmesi
dolayısıyla, onlara karşı savaş açılana (mü'minlere, savaşma)
izni verildi. Şüphesiz Allah, onlara yardım etmeye güç yetirendir.
(22/39)
(Halkı) Zulmediyorken
yıkıma uğrattığımız nice ülkeler vardır ki, şimdi onların
altları üstlerine gelmiş ıpıssız durmakta, kullanılamaz
durumdaki kuyuları (terkedilmiş bulunmakta), yüksek sarayları
(çın çın ötmektedir). (22/45)
Nice ülkeler vardır ki,
(halkı) zulmediyorken Ben ona bir süre tanıdım, sonra yakalayıverdim;
dönüş yalnızca banadır. (22/48)
Onlar, Allah'ı bırakıp
da (Allah'ın) kendisine bir delil indirmediği ve haklarında
(hiçbir) bilgileri olmayan şeylere tapıyorlar. Zulmedenler
için hiçbir yardımcı yoktur. (22/71)
Böylelikle biz ona: "Gözetimimiz
altında ve vahyimizle gemi yap. Nitekim bizim emrimiz gelip
de tandır kızışınca, onun içine her (tür hayvandan) ikişer
çift ile, içlerinden aleyhlerine söz geçmiş (azab gerekmiş)
onlar dışında olan aileni de alıp koy; zulmedenler konusunda
bana muhatap olma, çünkü onlar boğulacaklardır" diye vahyettik.
(23/27)
Böylece sen, beraberinde
olanlarla gemiye bindiğinde o zaman de ki: "Bizi o zulmeden
kavimden kurtaran Allah'a hamdolsun." (23/28)
Derken, hak (ettikleri
cezaya karşılık) olmak üzere, o korkunç çığlık onları yakalayıverdi.
Böylece onları bir süprüntü kılıverdik. Zulmeden kavim için
yıkım olsun. (23/41)
Rabbim, bu durumda beni
zulmeden kavmin içinde bırakma." (23/94)
Ya da kendisine bir hazinenin
bırakılması veya (ürünlerinden) yemekte olduğu bir bahçesi
olması (gerekmez miydi)?" Zulmedenler dedi ki: "Siz olsa
olsa, ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz." (25/8)
İşte (ilahlarınız) sizin
söylediklerinizi yalanladılar; bundan böyle (azabı) ne geri
çevirmeye gücünüz yetebilir, ne de bir yardıma. Sizden kim
zulmederse, ona büyük bir azab taddırırız." (25/19)
Nuh'un kavmi de, elçileri
yalanlandıklarında onları suda boğduk ve insanlar için bir
ayet kıldık. Biz zulmedenlere acıklı bir azab hazırladık.
(25/37)
Hani senin Rabbin, Musa'ya
seslenmişti: "Zulmetmekte olan kavme git;" (26/10)
(Onlara) Hatırlatma (yapılmıştır);
biz zulmedici değiliz. (26/209)
Ancak iman edenler, salih
amellerde bulunanlar ve Allah'ı çokça zikredenler ile zulme
uğratıldıktan sonra zafer kazananlar (veya öclerini alanlar)
başka. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini
pek yakında bileceklerdir. (26/227)
Ancak zulmeden başka;
sonra kötülüğün ardından iyiliğe çevirirse, artık şüphesiz
Ben, bağışlayanım, esirgeyenim." (27/11)
Ona: "Köşke gir" denildi.
Onu görünce derin bir su sandı ve (eteğini çekerek) ayaklarını
açtı. (Süleyman:) Dedi ki: "Gerçekte bu, saydam camdan olma
düzeltilmiş bir köşk-zemindir." Dedi ki: "Rabbim, gerçekten
ben kendime zulmettim; (artık) ben Süleyman'la birlikte
alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum." (27/44)
İşte, zulmetmeleri dolayısıyla
enkaza dönüşmüş ıpıssız evleri. Şüphesiz bilen bir kavim
için bunda bir ayet vardır. (27/52)
Zulmetmelerine karşılık,
söz, kendi aleyhlerine gelmiş bulunmaktadır, artık konuşmazlar.
(27/85)
Dedi ki: "Rabbim, gerçekten,
ben kendi nefsime zulmettim, artık beni bağışla." Böylece
(Allah) onu bağışladı. Şüphesiz. O, bağışlayandır, esirgeyendir.
(28/16)
Musa dedi ki: "Rabbim,
kimin kendisinden bir hidayetle geldiğini ve bu (dünya)
yurdun(un) sonucunun kime ait olacağını daha iyi bilir.
Gerçekten, zulmedenler, felah bulmazlar." (28/37)
Bunun üzerine, onu ve
askerlerini tutup suya attık. Böylelikle zulmedenlerin nasıl
bir sona uğradıklarına bir bak. (28/40)
Buna rağmen sana icabet
etmeyecek olurlarsa, artık bil ki, onlar, gerçekten kendi
heva (istek ve tutku)larına uymaktadırlar. Oysa Allah'tan
bir kılavuz (doğru yol gösterici) olmaksızın, kendi istek
ve tutkularına (hevasına) uyandan daha sapık kimdir? Şüphesiz
Allah, zulmeden bir kavme hidayet vermez. (28/50)
Senin Rabbin, 'ana yerleşim
merkezlerine' onlara ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe
şehirleri yıkıma uğratıcı değildir. Ve biz, halkı zulmeden
şehirlerden başkasını da yıkıma uğratıcı değiliz. (28/59)
Andolsun, biz Nuh'u kendi
kavmine (elçi olarak) gönderdik, içlerinde elli yılı eksik
olmak üzere bin sene yaşadı. Sonunda onlar zulme devam ederlerken
tufan kendilerini yakalayıverdi. (29/14)
İşte biz, onların her
birini kendi günahıyla yakalayıverdik. Böylece onlardan
kiminin üstüne taş fırtınası gönderdik, kimini şiddetli
bir çığlık sarıverdi, kimini yerin dibine geçirdik, kimini
de suda boğduk. Allah onlara zulmedici değildi, ancak onlar
kendi nefislerine zulmediyorlardı. (29/40)
İçlerinde zulmedenleri
hariç olmak üzere, Kitap Ehliyle en güzel olan bir tarzın
dışında mücadele etmeyin. Ve deyin ki: "Bize ve size indirilene
iman ettik; bizim ilahımız da, sizin ilahınız da birdir
ve biz O'na teslim olmuşuz." (29/46)
Hayır, o, kendilerine
ilim verilenlerin göğüslerinde apaçık olan ayetlerdir. Zulmedenlerden
başkası, bizim ayetlerimizi inkar etmez. (29/49)
Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar
mı? Böylece kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını
görsünler. Onlar, güç bakımından kendilerinden daha üstün
idiler, toprağı alt-üst etmişler (ekmişler, madenler, sular
arayıp çıkarmışlar) ve onu, kendilerinin imar ettiğinden
daha çok imar etmişlerdi. Elçileri de, onlara açık delillerle
gelmişti. Demek ki Allah onlara zulmetmiyordu, ancak onlar
kendi nefislerine zulmediyorlardı. (30/9)
Hayır, zulmedenler, hiçbir
bilgiye dayanmaksızın kendi heva (istek ve tutku)larına
uymuşlardır. Allah'ın saptırdığını kim hidayete erdirebilir?
Onların hiçbir yardımcıları yoktur. (30/29)
Artık o gün, zulmedenlerin
ne mazeretleri bir yarar sağlayacak, ne (Allah'tan) hoşnutluk
dilekleri kabul edilecektir. (30/57)
Bu, Allah'ın yaratmasıdır.
Şu halde, O'nun dışında olanların yarattıklarını bana gösterin.
Hayır, zulmedenler, açıkca bir sapıklık içindedirler. (31/11)
Onlar ise: "Rabbimiz,
seferlerimizin arasını aç (şehirlerimiz birbirine çok yakındır)
dediler ve kendi nefislerine zulmetmiş oldular. Böylece
biz de onları efsaneler(e konu olan bir halk) kıldık ve
onları darmadağın edip dağıttık. Şüphesiz bunda, çok sabreden
ve çok şükreden herkes için gerçekten ayetler vardır. (34/19)
İnkâr edenler dedi ki:
"Biz kesin olarak, ne bu Kur'an'a inanırız, ne ondan önceki
(indirile)ne." Sen o zulmedenleri, Rableri huzurunda tutuklanmış
olarak görsen; sözü (suçlamaları) birbirlerine karşı evirip-çevirir
(birbirlerine yöneltirler). Za'fa uğratılan (müstaz'af)lar,
büyüklük taslayanlara derler ki: "Eğer sizler olmasaydınız,
gerçekten bizler mü'min (kimse)ler olurduk." (34/31)
Artık bugün, bir kısmınızın
bir kısmınıza yarar ve zarar sağlamaya gücü yetmez. Biz
de o zulmedenlere deriz ki: "Yalanlamakta olduğunuz ateşin
azabını tadın." (34/42)
Sonra Kitabı kullarımızdan
seçtiklerimize miras kıldık. Artık onlardan kimi kendi nefsine
zulmeder, kimi orta bir yoldadır, kimi de Allah'ın izniyle
hayırlarda yarışır öne geçer. İşte bu, büyük fazlın kendisidir.
(35/32)
De ki: "Siz, Allah'ın
dışında taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Bana haber
verin; yerden neyi yaratmışlardır? Ya da onların göklerde
bir ortaklığı mı var? Yoksa biz onlara bir kitap vermişiz
de onlar bundan (dolayı) apaçık bir belge üzerinde midirler?
Hayır, zulmedenler, birbirlerine aldatmadan başkasını vadetmiyorlar.
(35/40)
İşte bugün hiç kimseye
(hiç) bir şeyle zulmedilmez ve siz de yaptıklarınızdan başkasıyla
karşılık görmezsiniz. (36/54)
Zulmedenleri, eşlerini
ve taptıklarını bir araya getirip toplayın." (37/22)
Ona ve İshak'a bereketler
verdik. İkisinin soyundan, ihsanda bulunan (muhsin olan)
da var, açıkça kendi nefsine zulmeden de. (37/113)
Davud'a girdiklerinde,
o, onlardan ürkmüştü; dediler ki: "Korkma, iki davacıyız,
birimiz diğerimize haksızlıkta bulundu. Şimdi sen aramızda
hak ile hükmet, kararında zulme sapma ve bizi doğru yolun
ortasına yöneltip-ilet." (38/22)
(Davud) Dedi ki: "Andolsun
senin koyununu, kendi koyunlarına (katmak) istemekle sana
zulmetmiştir. Doğrusu, (emek ve mali güçlerini) birleştirip
katan (ortak)lardan çoğu, birbirlerine karşı tecavüz ederler;
ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. Onlar
da ne kadar azdır." Davud, gerçekten bizim onu imtihan ettiğimizi
sandı, böylece Rabbinden bağışlanma diledi ve rüku ederek
yere kapandı ve (bize gönülden) yönelip-döndü. (38/24)
Böylece, kazandıkları
kötülükler(in acı sonucu) onlara isabet etti. Bunlardan
zulmetmiş olanlara da, kazandıkları kötülükler isabet edecektir.
Ve onlar (bunu kendilerine uygulamaktan Allah'ı) aciz bırakabilecekler
değildirler. (39/51)
Kim salih bir amelde bulunursa,
kendi lehinedir, kim de kötülük ederse, o da kendi aleyhinedir.
Senin Rabbin, kullara zulmedici değildir. (41/46)
Kim zulme uğradıktan sonra
nusret bulur (hakkını alır)sa, artık onlar için aleyhlerinde
bir yol yoktur. (42/41)
Yol, ancak insanlara zulmeden
ve yeryüzünde haksız yere 'tecavüz ve haksızlıkta bulunanların'
aleyhinedir. İşte bunlara acıklı bir azab vardır. (42/42)
(Bu söylenmeleriniz,)
Bugün size kesin olarak bir yarar sağlamaz. Çünkü zulmettiniz.
Şüphesiz azabta da ortaksınız. (43/39)
Sonra, içlerinden birtakım
fırkalar ihtilafa düştü. Artık, acı bir günün azabından
vay o zulmetmiş olanlara. (43/65)
Biz onlara zulmetmedik;
ancak onların kendileri zalimlerdir. (43/76)
Allah, gökleri ve yeri
hak olarak yarattı; öyle ki, her nefis kazandıklarıyla karşılık
görsün. Onlara zulmedilmez. (45/22)
Bundan önce de, bir rehber
(imam) ve bir rahmet olarak Musa'nın kitabı var. Bu da,
zulmedenleri uyarmak ve ihsanda bulunanlara bir müjde olmak
üzere (kendinden önceki kitapları) doğrulayıcı ve Arapça
bir dil ile olan bir kitaptır. (46/12)
Her biri için yaptıklarınızdan
dolayı dereceler vardır; öyle ki amelleri kendilerine eksiksizce
ödensin ve onlar zulme de uğratılmazlar. (46/19)
Huzurumda söz değişikliğe
uğratılmaz ve Ben kullara zulmedici değilim." (50/29)
Artık gerçekten, zulmedenler
için, (geçmişteki) arkadaşlarının günahlarına benzer bir
günah vardır. Şu halde acele etmesinler. (51/59)
Şüphesiz zulmedenlere
bundan önce de bir azab vardır; ancak onların çoğu bilmiyorlar.
(52/47)
Ey Peygamber, kadınları
boşadığınız zaman, iddetleri süresinde (temizlendiklerinde)
boşayın ve iddeti sayın. Rabbiniz Allah'tan korkun. Onları
evlerinden çıkarmayın, onlar da çıkmasınlar; ancak açık
'çirkin bir hayasızlık' göstermeleri durumu başka. Bunlar
Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını çiğnerse,
gerçekte o, kendi nefsine zulmetmiş olur. Sen bilmezsin;
olabilir ki Allah, bunun arkasından bir iş (durum) oluşturur.
(65/1)
Ve elbette bizden Müslüman
olanlar da var, zulmedenler de. İşte (Allah'a) teslim olanlar,
artık onlar 'gerçeği ve doğruyu' araştırıp-bulanlardır."
(72/14)
Zulmedenler ise, onlar
da cehennem için odun olmuşlardır. (72/15)
Biz onda onların üzerine
yazdık: Can'a can göze göz buruna burun kulağa kulak dişe
diş ve (bütün) yaralara (karşılık da) kısas vardır. Ama
kim bunu sadaka olarak bağışlarsa o kendisi için bir keffarettir.
Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar zalim olanlardır.
(5/45)
İslam'a çağrıldığı halde
Allah'a karşı yalan uyduranlardan daha zalim kimdir? Allah
zalim bir kavmi hidayete erdirmez. (61/7)
Kendisine Rabbinin ayetleri
hatırlatıldıktan sonra yüz çevirenden daha zalim kimdir?
Gerçekten biz suçlu-günahkarlardan intikam alıcılarız. (32/22)
Kötülüğün karşılığı onun
misli (benzeri) olan kötülüktür. Ama kim affeder ve ıslah
ederse (dirliği kurup-sağlarsa) artık onun ecri Allah'a
aittir. Gerçekten O zalimleri sevmez. (42/40)
Allah'a karşı yalan uydurup
iftira düzenden daha zalim kimdir? İşte bunlar Rablerine
sunulacaklar ve şahidler: "Rablerine karşı yalan söyleyenler
bunlardır" diyecekler. Haberiniz olsun; Allah'ın laneti
zalimlerin üzerinedir. (11/18)
Böylece biz kazandıkları
dolayısıyla zalimlerin bir kısmını bir kısmının başına geçiririz.
(6/129)
Onlar zulüm işlemektelerken
ülkeleri (veya nesilleri) yakaladığı zaman... Rabbinin yakalaması
işte böyledir. Gerçekten O'nun yakalaması pek acı pek şiddetlidir.
(11/102)
Sana (Ey Muhammed) Zu'l-Karneyn
hakkında sorarlar. De ki: "Size ondan 'öğüt ve hatırlatma
olarak' (bazı bilgiler) vereceğim. Gerçekten biz ona yeryüzünde
sapasağlam bir iktidar verdik ve ona herşeyden bir yol (sebep)
verdik. O da bir yol tuttu. Sonunda güneşin battığı yere
kadar ulaştı ve onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu
yanında bir kavim gördü. Dedik ki: "Ey Zu'l-Karneyn (istiyorsan
onları) ya azaba uğratırsın veya içlerinde güzelliği (geçerli
ilke) edinirsin." Dedi ki: "Kim zulmederse biz onu azablandıracağız
sonra Rabbine döndürülür O da onu görülmemiş bir azabla
azablandırır." Kim iman eder ve salih amellerde bulunursa
onun için güzel bir karşılık vardır. Ona buyruğumuzdan kolay
olanını söyleyeceğiz." Sonra (yine) bir yol tuttu. Sonunda
güneşin doğduğu yere kadar ulaştı ve onu (güneşi) kendileri
için bir siper kılmadığımız bir kavim üzerine doğmakta iken
buldu. İşte böyle onun yanında "özü kapsayan bilgi olduğunu"
(veya |