| 
HZ. İSA VE HZ. MEHDİ KONUSUNDAKİ
ŞAHSI MANEVİ YANILGISI -1
Hz. İsa’nın Yeryüzüne İkinci Gelişi
Konusundaki Şahsi Manevi Yanılgısı
Bediüzzaman'ın eserlerinde kullandığı “şahsı manevi”
kavramı konusundaki yanlış anlaşılmaya açıklık kazandıran izahlara
pek çok örnek vermek mümkündür. Ancak bunlardan sadece birkaç tanesi
bile, Hz. İsa’nın ve Hz. Mehdi’nin ahir zamanda beraberlerindeki
mümin topluluklarının şahsı manevisi ile birlikte, onlara önderlik
ederek zuhur edeceklerinin anlaşılması için yeterlidir.
Kuran ayetlerinde Hz. İsa'nın ölmediği ancak Allah Katına alındığı
haber verilmekte ve çeşitli alametlerle yeryüzüne yeniden döneceği
bildirilmektedir. Peygamber Efendimiz (sav) ise, Hz. İsa'nın dünyanın
son dönemlerinde mucizevi bir biçimde yeryüzüne döneceğini, Hıristiyanları
ve Müslümanları ortak bir din ve ahlakta, İslam dini üzerinde birleştirerek
yeryüzüne barış, adalet ve mutluluk getireceğini hadislerinde çok
detaylı olarak haber vermiştir. Kuran’da ve Peygamberimiz (sav)'in
hadislerinde yer alan bu açıklamalar ve işaretler hiçbir şüpheye
yer bırakmayacak kadar açık ve detaylıdır.
Hz. İsa’nın yeryüzüne ikinci kez geleceği konusu Bediüzzaman Said
Nursi’nin de eserlerinde sık sık vurguladığı bir konudur. Ancak
Bediüzzaman’ın bu konuyu anlatırken kullandığı “şahsı manevi” kavramı
günümüzde gerçek anlamından farklı bir şekilde anlaşılabilmekte
ve yanlış yorumlanabilmektedir. Oysa Bediüzzaman’ın Hz. İsa’nın
bir şahsı manevi olarak değil bir şahıs olarak yeryüzüne ikinci
kez geleceği ve Hz. Mehdi ile birlikte tüm yeryüzüne barış ve huzuru
hakim kılacağına dair açıklamaları son derece açıktır.
Her peygamberin ve elçinin çevresinde onun maneviyatının tecellisi
olan bir şahsı manevi oluşur. O elçiye tabi olan, onu örnek alan,
onun tebliğini izleyenlerin oluşturduğu bir kitle ve hareket de,
onun şahsı manevisini oluşturur. Ancak şu çok açıktır ki bir şahıs
olmadan onun şahsı manevisinden de söz edebilmek mümkün değildir.
Her mümin topluluğunun bir önderi olduğu Kuran’da bildirilen Allah’ın
bir adetullahıdır. Dolayısıyla Bediüzzaman Said Nursi de şahsı manevi
terimini kullanırken Kuran’ın adetullahında olduğu şekilde kullanmıştır.
Nitekim Bediüzzaman Said Nursi de kendi talebeleri ve eserleri
için de şahsı manevi tabirini kullanırken, bu şahsı manevinin başında
yine kendisi bulunmaktadır. Risale-i Nur’un şahsı manevisine, eserler
ile onu takip eden talebeler de dahildir, ama nur hareketinin önderi
Bediüzzaman da bu ifadeden ayrı tutulamaz.
Hz. İsa da yeryüzüne tekrar geldiğinde, yine ona yakın kişilerden
oluşan bir cemaati olacak, başlarında da Hz. İsa olacaktır. Şahıs
olmadan şahsı manevisi olması tüm diğer elçilerde olduğu gibi, Hz.
İsa için de söz konusu değildir. Nitekim aşağıda yer alan Bediüzzaman’ın
sözlerinde, bu konunun hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak açıklıkta
olduğu kolaylıkla anlaşılmaktadır.
1... Hazret-i İsa Aleyhisselâm, İsevîlik şahs-ı
manevîsini temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı manevîsini temsil eden
Deccal'ı öldürür... (Mektubat, sf. 6)
Bediüzzaman, bu sözünde İsevilik şahsı manevisinin ne olduğunu
açıklamaktadır. Bu izahlarından anlaşıldığı gibi, şahsı manevilik
şahsı maneviyi temsil etmemektedir. Buradan şu iki sorunun cevabı
çok açık olarak anlaşılmaktadır:
İsevilik şahsı manevisini bir kişi temsil ediyor. Bu kimdir? Hz.
İsa.
Hz. İsa kimi temsil ediyor? İsevilik şahsı manevisini.
Bu soruların cevapları da Bediüzzaman’ın Hz. İsa’dan ve şahsı manevisinden
ayrı kavramlar olarak bahsettiğini açıkça ortaya koymaktadır.
2...ancak hârika ve mu'cizatlı (mucizeler sahibi)
ve umumun makbulü (umumun kabul ettiği) bir zât olabilir ki: O zât,
en ziyade alâkadar ve ekser (birçok) insanların peygamberi olan
Hazret-i İsa Aleyhisselâm'dır..... (Şualar, sf. 463)
Bediüzzaman’ın bu açıklamasında Hz. İsa için bir zat ifadesi kullanılıyor;
İki veya üç değil. Sonra da o zat diye devam edilerek burada bahsedilenin
bir şahsı manevi değil, bir şahıs olarak gelecek olan Hz. İsa olduğu
tekrar vurgulanıyor. Görüldüğü gibi tüm bunlar hep “tekil” ifadelerdir;
ve tümünde de “tek bir şahıstan” bahsedilmektedir, şahsı maneviden
değil.
Said Nursi burada ayrıca Deccal’in yaptıklarını ortadan kaldırabilecek
mucize sahibi bir kişinin gerekliliğinden bahsediyor. Bu, mucize
gösterebilecek tek kişinin de Hz. İsa olduğunu söylüyor. Bir şahsı
manevinin mucize göstermesi mümkün olmayacağı için burada da yine
bir zat olarak Hz. İsa dan bahsedildiği çok açıktır.
3... âlem-i semavatta (gökler aleminde) cism-i
beşerîsiyle (insani cismiyle) bulunan şahs-ı Îsâ Aleyhisselâm, o
din-i hak cereyanının (Hak dinin) başına geçeceğini.... (Mektubat,
sf. 60)
Üstad bu sözünde gök aleminde insani bedeni ile bulunan Hz. İsa’nın
yeryüzüne yeniden geleceğini ve hak dinin başına geçeceğini söylemiştir.
Bediüzzaman’ın burada bir şahsı maneviden bahsetmediği, bir şahıs
ifadesi kullandığı net olarak anlaşılmaktadır. Çünkü “madde olarak
varlığı olan bir kişi”den bahsettiği, “insan” anlamına gelen “beşer”
kelimesinden kolaylıkla anlaşılabilmektedir.
4...bir İsevî cemaatı namı altında ve "Müslüman
İsevîleri" ünvanına lâyık bir cem'iyet, o Deccal komitesini, Hazret-i
İsa Aleyhisselâm'ın riyaseti (liderliği) altında öldürecek...
(Mektubat, sf. 441)
Üstad bu sözünde de Deccal’in sistemine karşı Hz. İsa’nın liderliğinde
bir grup Müslümanın mücadelede bulunacağını bildirmiş; Hz. İsa’dan
ayrı, cemaatinden ayrı bahsetmiştir.
5.... İsa Aleyhisselâm'ı nur-u îman (imanın
ışığı) ile tanıyan ve tâbi' olan cemaat-ı ruhaniye-i mücahidînin
(ruhani mücahidler cemaatinin) kemmiyeti (sayısı).... (Şualar,
sf. 464)
Hz. İsa’nın yine imanın nuru ile tanınacağından bahsetmiştir. Bu
da onun bir şahsı manevi değil, Hz. İsa’nın zatını kastettiğini
göstermektedir.
Ayrıca burada da yine yukarıdaki sözünde olduğu gibi, bir şahsa
yani Hz İsa’nın zatına tabi olacak olan bir cemaatten ve Hz. İsa’dan
ayrı ayrı bahsedilerek bu konuya açıklık getirilmektedir.
6... Hattâ "Hazret-i İsa Aleyhisselâm gelir.
Hazret-i Mehdi'ye namazda iktida eder, tâbi' olur." diye rivayeti,
bu ittifaka (birleşmeye) ve hakikat-ı Kur'aniyenin metbuiyetine
(Kur'an hakikatlerine uyulmasına, tabi olunmasına) ve hâkimiyetine
işaret eder. (Şualar, sf. 587)
Bediüzzaman’ın bu sözünde Hz. İsa’nın Hz. Mehdi ile birlikte namaz
kılacağı anlatılıyor. Pek çok sahih hadiste de yer alan bu ifade,
Hz. İsa ile Hz. Mehdi’nin karşılıklı diyalog içerisinde olacaklarını
ve bizzat dünyevi bedenleri ile müminlerin başında bulunacaklarını
göstermektedir. Bu izah da yine Mehdi’nin ve Hz. İsa’nın birer şahsı
manevi değil birer kişi olarak zuhur edeceklerini açıklayan bir
başka delildir. Hz. İsa, yeryüzüne önceki gelişinde de namaz ibadetini
yerine getirdiği gibi ikinci kez gelişinde de Allah’ın izniyle bu
ibadetine devam edecektir. Kuran’da bu konu şöyle bildirilir:
“(İsa) Dedi ki: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. (Allah)
Bana Kitab'ı verdi ve beni peygamber kıldı. Nerede olursam (olayım,)
beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı
vasiyet (emr) etti." (Meryem Suresi, 30-31)
Peygamberimiz (sav) tarafından ahir zamanda gönderileceği müjdelenmiş
olan, yeryüzündeki fitneleri ortadan kaldıracak, tüm dünyaya barış,
adalet, bolluk, huzur, mutluluk ve refah getirecek çok mübarek ve
değerli bir şahıs olan Hz. Mehdi’nin ortaya çıkışı yüzyıllardır
İslam ümmeti tarafından beklenen müjdeli bir olaydır. Nitekim rivayetlerde
Hz. Mehdi’nin çıkış alameti olarak bildirilen olayların pek çoğunun
ardıardına gerçekleşmesi, bu zuhurun yakın olduğunun açık bir göstergesidir.
Peygamber Efendimiz (sav)’in çok sayıdaki hadisinde, ismiyle, vasıflarıyla
ve yapacağı işlerle ayrıntılı olarak tarif edilen Hz. Mehdi’nin
geleceğine dair Kuran ayetlerinde de işari anlamlarda çeşitli müjdeler
vardır. Tüm bu bilgiler dikkatlice incelendiğinde Mehdiyet konusunun
tartışmaya yer bırakmayacak derecede kesinlik gösterdiği akıl ve
vicdan sahibi her insan tarafından kolaylıkla anlaşılmaktadır.
Bediüzzaman Said Nursi’nin açıklamaları da, Kuran’da yer alan işaretler
ve Peygamberimiz (sav)'in hadisleriyle aynı doğrultudadır. Ancak
Bediüzzaman’ın eserlerinde kullandığı “şahsı manevi” kavramı konusundaki
yanlış anlaşılma Hz. Mehdi için de söz konusudur. Rivayetlerden
ve İslam alimlerinin izahlarından Hz. Mehdi’nin bir şahsı manevi
olmayacağı, fiziksel özelliklerine, karakter ve ahlakına, nesebine
kadar detaylı olarak tarif edilmiş mübarek bir şahıs olacağı, açık
ve net bir biçimde anlaşılmaktadır. Ancak elbette ki Hz. Mehdi’nin
de kendisinden önceki tüm elçiler gibi bir şahsı manevisi olacaktır.
Hatta rivayetlerde bu şahsı manevinin bütün yeryüzünü kaplayacağı
bildirilmiştir. Fakat Hz. Mehdi’nin kendisi de bizzat işin başında
olacaktır. Dolayısıyla Hz. Mehdi’nin şahsı manevisi de ona tabi
olanlarla birlikte başlarında imam olarak kendisidir. Nitekim Bediüzzaman’ın
yazılarında da bu konuyu net olarak açıklayan birçok izah bulunmaktadır.
Bediüzzaman’ın aşağıda yer alan sözlerinde Hz. Mehdi’nin bir şahsı
manevi değil, bir zatı temsil ettiğine dair açıklamaları, hiçbir
ihtilafa yer vermeyecek kadar açık ve nettir.
Bediüzzaman’ın Hz. Mehdi için kullandığı “o zat” ya da “o şahıs”
gibi ifadeler, “şahsı manevi” kavramı konusundaki yanlış anlaşılmalara
açıklık getirmektedir.
1 Hem de o eşhasın (o şahısların) şahs-ı manevîsine
veya temsil ettikleri cemaate ait âsâr-ı azîmeyi (fevkalade eserleri,
izleri) o eşhasın (şahısların) zâtlarında tasavvur ederek öyle tefsir
etmişler ki, o eşhas-ı hârika (harika şahıslar yani Hz İsa ve Hz.
Mehdi) çıktıkları vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil
vermişler. (Sözler, sf. 343-344)
2 Ona karşı Âl-i Beyt-i Nebevînin silsile-i
nuranîsine (Peygamberimizin nurani soyuna) bağlanan, ehl-i velayet
(velilerin) ve ehl-i kemalin (kamil iman sahiplerinin) başına geçecek
Âl-i Beytten Muhammed Mehdi isminde bir zât-ı nuranî (nurlu bir
şahıs), o Süfyan'ın şahs-ı manevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi
(münafıklık akımını) öldürüp dağıtacaktır… (Mektubat, sf.
56-57)
3 …Âhir zamanın o büyük şahsı, Âl-i Beyt'ten
(Peygamberimizin soyundan) olacak. (Şualar, sf. 442)
4 …O zât, o taifenin uzun tedkikatı (o topluluğun
u-zun araştırmaları, incelemeleri) ile yazdıkları eseri kendine
hazır bir program yapacak, onun ile o birinci vazifeyi tam yapmış
olacak. Bu vazifenin istinad ettiği (dayandığı) kuvvet ve manevî
ordusu, yalnız ihlas ve sadakat ve tesanüd (dayanışma) sıfatlarına
tam sahib olan bir kısım şakirdlerdir (öğrencilerdir). Ne kadar
da az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.
(Emirdağ Lâhikası-1, sf. 266-267)
Bediüzzaman bu sözünde “o zat” diyerek hitap ettiği Hz. Mehdi’den
ayrı, cemaatinden ayrı olarak söz etmiştir.
5 … Ben de onlara demiştim: "Ben, kendimi seyyid
(Peygamberimiz’in soyundan) bilemiyorum. Bu zamanda nesiller bilinmiyor.
Halbuki âhir zamanın o büyük şahsı, Âl-i Beyt'ten (Peygamberimiz’in
ailesinden) olacaktır. (Emirdağ Lâhikası-1, sf. 267)
6 O ileride gelecek acib bir şahsın (şaşılan
ve hayret uyandıran şahsın) bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek
bir dümdarı (önceden gelen takipçisi) ve o büyük kumandanın pişdar
bir neferi (öncü bir askeri) olduğumu zannediyorum. (Barla
Lahikası, sf. 162)
Bediüzzamanın bu izahları, Mehdi’nin bir şahsı manevi değil, bir
kişi olduğunun bir delilini oluşturmaktadır. Bediüzzaman buradaki
“acib bir şahıs” ifadesiyle Mehdi’nin bir şahıs olduğunu açıkça
belirtmektedir.
Ayrıca Üstad, Mehdi’nin “kumandanlık vasfına” da dikkat çekmektedir.
Bir şahsı manevinin kumandanlık sıfatı taşıması söz konusu değildir.
Ayrıca Bediüzzaman Said Nursi, Hz. Mehdi’nin üstleneceği bu büyük
görevde kendisinin de “bu acib şahsın” hizmetkarı olabileceğini
ifade ederken Hz. Mehdi’nin bir şahıs olduğunu tekrar vurgulamaktadır.
7 Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında; elbette
en büyük bir müçtehid (içtihad eden büyük İslam alimi), hem en büyük
bir müceddid (her yüzyıl başında dini hakikatleri devrin ihtiyacına
göre ders vermek üzere gönderilen büyük İslam alimi, yenileyen,
yenileyici), hem hâkim, hem mehdi, hem mürşid (doğru yolu gösteren
kişi), hem kutb-u a'zam (Müslümanların kendisine bağlandıkları büyük
evliyalardan, zamanın en büyük mürşidi) olarak bir zât-ı nuranîyi
gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden (Peygamberimizin soyundan)
olacaktır. (Mektubat, sf. 411, 412, 441)
… bir müçtehid
… bir müceddid
… hâkim
… mehdi
… mürşid
… kutb-u a'zam
… bir zât-ı nuranî
-Bediüzzamanın bu sözünde kullandığı yukarıdaki vasıflar, anlamlarından
da anlaşılacağı gibi tek kişiye ait olacak özelliklerdir. Ayrıca
Üstad Hz. Mehdi’nin bir zat-ı nurani olduğundan bahsetmektedir.
Eğer Bediüzzaman Hz. Mehdi’nin bir şahsı manevi olduğunu vurgulamak
isteseydi burada “bir zat-ı nuraniden” değil, “şahsı manevi-i nuraniden”
bahsederdi. Ayrıca burada kullanılan “bir” kelimesi bu konuyu açıklamaktadır.
“Zat” ise zaten yine birlik ifade eden bir kelimedir. Açıkça “bir
zat” ifadesi kullanılmıştır; “iki” ya da “birileri” denmemiştir.
Bediüzzaman’ın Hz. Mehdi ve cemaatinin şahsı manevisinden “ve”
ifadesini kullanarak iki ayrı kavram olarak bahsetmesi, bu konuya
açıklık getiren bir başka delildir.
8 Tâ âhir zamanda, hayatın geniş dairesinde
asıl sahibleri, yâni Mehdi ve şâkirdleri (öğrencileri), Cenâb-ı
Hakkın izniyle gelir, o daireyi genişlendirir ve o tohumlar sünbüllenir.
(Sikke-i Tasdik-i Gaybî, sf. 172) (Kastamonu Lahikası, sf.
72)
Bediüzzaman burada da Hz. Mehdi ve şahsı manevinin ayrı kavramlar
olduğunu açıkça ifade etmektedir. Hz. Mehdi ve şakirtleri olarak
iki ayrı kavramdan bahsetmektedir; Hz. Mehdi’nin zatı ve şakirtleri.
Buradaki “ve” kelimesi bu konuya açıklık getirmektedir. Bu ikisi
birbirinden ayrıdır ve ikisinin biraraya gelmesinden Hz. Mehdi’nin
şahsı manevisi oluşmaktadır.
9 Hem bu üç vezaifi (vazifeleri) birden bir
şahısta, yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması
ve birbirini cerhetmemesi (çürütmemesi) pek uzak, adeta kabil (mümkün)
görülmüyor. Ahir zamanda, Al-i Beyt-i Nebevi’nin (asm) (Peygamberimiz’in
soyunun) cemaat-i nuraniyesini (nurani cemaatini) temsil eden Hazret-i
Mehdi de ve cemaatindeki şahs-ı manevi de ancak içtima edebilir
(toplanabilir). (Kastamonu Lahikası, sf. 139) (Sikke-i Tasdik-i
Gaybi, sf. 186)
Bu sözde de Hz. Mehdi ve cemaatinin şahsı manevisi yine “ve” ifadesiyle
birbirinden ayrılmıştır. Bu izahtan Hz. Mehdi ve şahsı manevinin
iki ayrı kavramı temsil ettiği anlaşılmaktadır. Demek ki Hz. Mehdi
ve şahsı mavnevisi iki ayrı konudur.
10 … Mehdi-i Âl-i Resul'ün temsil ettiği kudsî
cemaatinin şahsı manevîsinin üç vazifesi var. (Emirdağ Lâhikası-1
sf. 265)
Bediüzzaman’ın bu sözünde ise Hz. Mehdi’nin cemaatinin şahsı manevisinin
yerine getireceği üç büyük vazifeden bahsedilmektedir. Bu cemaatin
şahsı manevisini temsil eden, başlarındaki kişi de Hz. Mehdi’dir.
Ama bu görevi, bu kudsi cemaatin şahsı manevisi yerine getirmektedir.
Bediüzzaman’ın bu açıklaması da yine Hz. Mehdi’nin “şahsı manevisi”nin
ve ”zatının” iki ayrı kavram olarak ele alındığını göstermektedir.
Sonuç
Bediüzzaman'ın eserlerinde kullandığı “şahsı manevi” kavramı konusundaki
yanlış anlaşılmaya açıklık kazandıran bu izahlara daha pek çok örnek
vermek mümkündür. Ancak bunlardan sadece birkaç tanesi bile, Hz.
İsa’nın ve Hz. Mehdi’nin ahir zamanda beraberlerindeki mümin topluluklarının
şahsı manevisi ile birlikte, onlara önderlik ederek zuhur edeceklerinin
anlaşılması için yeterlidir.
Bediüzzaman tüm bu sözlerinde “Hz. İsa ve cemaatinin şahsı manevisi”
ve “Hz. Mehdi ve onun cemaatinin şahsı manevisi” olarak iki ayrı
kavramdan bahsetmektedir. Bu “ikisinin biraraya gelmesinden şahsı
manevi kavramının oluştuğunu”, ancak bu mübarek ve kutlu şahısların
şahsı manevileriyle birlikte, bizzat beraberlerindeki müminlere
önderlik edeceklerini açıklamaktadır. Üstad, Hz. Mehdi’nin, kendisinden
önce gelip geçmiş halifeler, emirler, hükümdarlar gibi cismani bir
şahıs olacağını ve Resulullah (sav)’in soyundan gelecek bir zat
olarak zuhur edeceğini sözlerinde pek çok defa açıkça ifade etmiştir.
Buraya kadar anlatılanlardan anlaşıldığı gibi, “şahsı manevi” kavramını,
onun önderi olan, başındaki şahıstan ayrı, müstakil ve bağımsız
değerlendirmek büyük bir hata olur. Kuran’da bahsi geçen tüm mümin
topluluklarının başında bir elçi ya da bir kumandan yer almaktadır.
Ahir zamanda da Kuran ahlakının tüm yeryüzüne hakim olması gibi
dünya tarihinin çok müstesna bir döneminde müminlerin başsız, kendi
halinde bir topluluk olarak kalmaları Kuran’da bildirilen adetullaha
uygun değildir (en doğrusunu Allah bilir).
Hz. İsa ahir zamanda yeryüzüne gelecek, müminlere önderlik edecek
ve Hz. Mehdi ile birlikte İslam’ın nurunun tüm insanları aydınlatmasına
vesile olacaklardır. Hz. Mehdi de bir şahsı manevi olarak değil,
bizzat gelip ahir zamanda Müslümanların başına geçecek, onları Allah’ın
izniyle içine düştükleri sıkıntı ve zorluklardan kurtarıp huzur
adalet nimet ve bolluğa kavuşturacaktır.
“... Hazret-i İsa Aleyhisselâm, İsevîlik şahs-ı manevîsini
temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı manevîsini temsil eden Deccal'ı
öldürür...” (Mektubat, sf. 6)
“...ancak hârika ve mu'cizatlı (mucizeler sahibi)
ve umumun makbulü (umumun kabul ettiği) bir zât olabilir ki: O zât,
en ziyade alâkadar ve ekser (birçok) insanların peygamberi olan
Hazret-i İsa Aleyhisselâm'dır...” (Şualar, sf. 463)
“…Âhir zamanın o büyük şahsı, Âl-i Beyt'ten (Peygamberimizin
soyundan) olacak. (Şualar, sf. 442)
“…Mehdi-i Âl-i Resul'ün temsil ettiği kudsî cemaatinin
şahs-manevîsinin üç vazifesi var. (Emirdağ Lâhikası-1 sf. 265)
“O ileride gelecek acib bir şahsın (şaşılan
ve hayret uyandıran şahsın) bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek
bir dümdarı (önceden gelen takipçisi) ve o büyük kumandanın pişdar
bir neferi (öncü bir askeri) olduğumu zannediyorum.” (Barla Lahikası,
sf. 162)
  
|