Geçtiğimiz yıllarda -bu sene de ikinci bölümüyle-
en çok seyredilen ve beğeni toplayan filmlerden biri olan
Matrix'de (The Matrix), yapay zeka (artificial intelligence)
olarak ifade edilen makinelerin dünyayı ele geçirdiği ve insan
ırkını sadece bir enerji kaynağı olarak kullanarak, insanlara
hayali bir dünya yaşattıkları senaryo edilmektedir. İçinde
bulunduğumuz dönemde ikincisinin yayına girmesiyle birlikte
geniş izleyici kitleleri tarafından izlenen "Matrix", sanal
gerçeklik oluşturan bir bilgisayar programının çok gelişmiş
bir şeklini ifade etmektedir.
"Neo" takma ismiyle anılan filmin başrol oyuncusu,
bu sistemin içinde, büyük bir yazılım şirketinde bir bilgisayar
programcısıdır. Burada yaşadığı ve 20. yüzyılın son yıllarında
geçen hayatının gerçek olduğunu zannetmektedir. Halbuki gerçek
bedeni 2199'lu yıllarda içi sıvı dolu, dışı zarla kaplı kapsül
benzeri bir mekanda tutulmaktadır. Burada kendisine ne gösterilirse
onu görmekte, ne hissettirilirse onu yaşamaktadır. Aslında
bedeni çok farklı bir ortamda ve zamanda olmasına rağmen,
kendisini şehir kalabalığı içinde işine gidip gelen, bilgisayar
programlarıyla uğraşan bir kimse olarak düşünmektedir. Kısacası
"Matrix" denilen yapay bir dünyada, kendini gerçek bir hayat
yaşıyor zannetmektedir.
Gerçeklerin -Neo'nun hayali bir dünyada yaşadığının-
farkında olan "Morpheus" adındaki karakter, film boyunca Neo'ya
gerçekleri anlatmaktadır. Örneğin ona şimdiye kadar gördüğü,
duyduğu, kokladığı, tadını aldığı, hissettiği şeylerin fiziksel
bir gerçekliğinin olmadığını; bunların, beyninin içinde kendisine
gösterilen hayali görüntüler olduğunu delilleriyle açıklamaktadır.
İlerleyen bölümlerde filmin karakterleri arasında geçen, bu
yöndeki konuşmalardan örnekler verilecektir.
Sanal Gerçeklik ve Elektrik
Sinyallerinden Oluşan Dünya
Günümüz teknolojisindeki gelişmeler sayesinde,
"dış dünya" veya "madde" olmadan, algıların çok gerçekçi olarak
yaşanabileceğine dair çeşitli örnekler elde edilmiştir. Özellikle
son yıllarda büyük bir gelişme gösteren "sanal gerçeklik"
kavramı, bu konuda oldukça ikna edici deliller sunmaktadır.
Resimdeki kişi taktığı özel
bir gözlük sayesinde, ayağında kar kayağı, etrafında
da kar olmadığı halde, dağda kayak yaparmışçasına kaslarını
hareket ettirmektedir. Üstelik bu kişi sanal bir ortamla
muhatap olduğunun farkında olmasına rağmen bunu yapmaktadır.
Sanal gerçeklik, en basit şekliyle, bilgisayarda
canlandırılan üç boyutlu görüntülerin, bazı aygıtların yardımıyla
insanlara "gerçek bir dünya" gibi gösterilmesidir. Bugün birçok
alanda farklı amaçlarla kullanılan bu teknolojiye, bu nedenle
"yapay gerçeklik", "sanal dünyalar", "sanal ortamlar" gibi
isimler de verilmektedir. Sanal gerçekliğin en önemli özelliği,
özel aletler kullanan bir kişinin gördüğü görüntüyü gerçek
zannederek, aldanmasıdır. Bu nedenle son yıllarda sanal gerçeklik
ifadesinin İngilizce karşılığının başında "immersive" kelimesi
de kullanılmaktadır ve bu kelimenin anlamı "dalmak, kaptırmak"tır.
(Immersive Virtual Reality: Kaptıran Sanal Gerçeklik)
Sanal dünyanın oluşturulması için gerekli olan
aletlerde kullanılan sistem, beş duyumuz için geçerli olan
sistemle aynıdır. Örneğin, kullanıcının eline taktığı eldivenin
içindeki mekanizmanın etkisiyle, parmak uçlarına bazı sinyaller
verilir ve bu sinyaller beyine iletilir. Beyin bu sinyalleri
yorumladığında bu kişi, çevresinde hiç olmadığı halde ipekli
bir kumaşa veya yüzeyinde birçok girinti ve çıkıntı bulunan,
kabarık desenli bir vazoya dokunduğunu hissedebilmektedir.
Sanal gerçekliğin kullanılmaya başlandığı önemli
alanlardan biri de tıptır. Michigan Üniversitesi'nde geliştirilen
bir teknikle doktor adayları ve özellikle acil servis personeli
yapay bir ameliyathane ortamında eğitilmektedir. Bu uygulamada,
bir odanın zeminine ve duvarlarına ameliyathane ile ilgili
görüntüler, ameliyathanenin ortasına ise bir ameliyat masası
ve bir "hasta"nın görüntüsü yansıtılmaktadır. Doktor adayları
ise üç boyutlu gözlüklerini takarak bu sanal hasta üzerinde
ameliyata başlamaktadırlar. Bir sonraki sayfada yer alan resimlerden
de anlaşılacağı gibi, bu resmi gören bir insan, hangisinin
gerçek hangisinin sanal olduğunu anlayamayacaktır.
Michigan Üniversitesi'nde geliştirilen
bir teknikle doktor adayları ve özellikle acil servis
personeli yapay bir ameliyathane ortamında eğitilmektedir.
Doktor adayları üç boyutlu gözlükler takarak, sanal
hasta üzerinde ameliyat yapmaktadırlar.
Matrix isimli filmde de, filmin iki kahramanı,
bir koltukta yatar vaziyette iken sinir sistemlerine bir bilgisayar
bağlandığında kendilerini bambaşka mekanlarda görmektedirler.
Bir sahnede, uzakdoğu sporları yaparken, bir başka sahnede
ise kendilerini bambaşka kıyafetler içinde çok kalabalık bir
caddede yürürken bulmaktadırlar. Filmin kahramanı Neo, yaşadıklarının
gerçekliği karşısında, bunların bir bilgisayar tarafından
oluşturulan görüntüler olduğuna inanamadığını söylediğinde
ise, bilgisayardaki görüntü dondurulmakta ve bu kişi gerçek
sandığı dünyanın aslında bir görüntü olduğu konusunda ikna
edilmektedir.
Filmin bir sahnesinde, gerçekte başına kablolar bağlanmış
şekilde, kötü giysiler içinde, oldukça eski bir koltukta uzanan
Neo, bilgisayar programı yüklendikten sonra, kendisini bambaşka
kıyafetlerle bambaşka bir yerde bulmaktadır. Kötü görünümlü
giysileri değişmiş, saçı uzamıştır. Bulunduğu simülasyon ortamında,
gerçek halinden tamamen farklı bir görünüme bürünmüştür.
Morpheus : Bu inşaa, bizim yükleme programımız.
Herşeyi yükleyebiliriz. Giysi, donanımlar, silah, eğitim simülasyonları,
ihtiyacımız olan herşeyi.
Neo : Şu anda bir bilgisayar programının
içinde miyiz?
Morpheus : Buna inanmak çok mu zor?
Giysilerin farklı. Kolların ve kafandaki bağlantılar gitmiş.
Saçın değişmiş. Şu andaki görüntün geçici bir benlik resmi.
Dijital benliğinin zihinsel bir projeksiyonu.
Konuşmalarından anlaşıldığı gibi filmdeki Neo adlı
karakter, gördüklerinin hayal olamayacak kadar gerçekçi olmasından
dolayı gerçeği kabullenmek istememektedir. Bunun üzerine gerçeklerin
bilincinde olan Morpheus ile aralarında şöyle bir konuşma
geçer:
Neo : Bu gerçek değil mi? (koltuğu
göstererek)
Morpheus : Gerçek nedir? Gerçeği nasıl
tanımlarsın? Eğer hissedebildiğin, koklayıp, tadıp, görebildiğin
şeylerden söz ediyorsan, gerçek, beyne iletilen elektrik sinyallerinin
yorumlanmasıdır.
Morpheus adıyla anılan bilge kişi tarafından, Neo'ya
gerçek olduğunu düşündüğü dünyanın, aslında simülasyondan
başka bir şey olmadığı gösterilir. Buna, gördüğü her ayrıntı
dahildir. Arabalar, şehir gürültüsü, trafik, gökdelenler,
okyanus, insanlar, kısacası herşey sadece bilgisayar programı
ile zihinde meydana gelen bir canlandırmadan ibarettir. Dikkat
edilecek olursa Morpheus adlı karakter, yukarıdaki sözlerinde,
gerçek zannedilen algıların beyne iletilen elektrik sinyallerinin
yorumu olduğunu bilimsel olarak anlatmaktadır.
Bu konu ile ilgili kitaplarda yer alan açıklamalardan
bir kısmı da şöyledir:
Yaşadığımız dünya ile ilgili tüm bilgilerimiz
bize beş duyumuz aracılığı ile gelir. Yani biz gözümüzün
gördüğü, elimizin dokunduğu, burnumuzun kokladığı, dilimizin
tattığı, kulağımızın duyduğu bir dünyayı tanırız. Doğumumuzdan
itibaren bu duyulara bağlı olduğumuz için "dış dünya"nın,
duyularımızın bize tanıttığından farklı olabileceğini
hiç düşünmemişizdir.
Oysa, bugün birçok bilim dalında yapılan araştırmalar
son derece farklı bir anlayışı beraberinde getirmiş, algılarımız
ve algıladığımız dünya ile ilgili ciddi şüphelerin oluşmasına
neden olmuştur.
Ne kadar gerçekçi olurlarsa
olsunlar, tüm algılarımız zihnimizin birer yorumudur.
Yunusların denizdeki gösterisini izleyen bir kişi aslında
beynindeki üç boyutlu, canlı, renkli görüntüleri izler.
... Bu yeni anlayışın çıkış noktası ise şudur:
Bizim "dış dünya" olarak algıladıklarımız, yalnızca
elektrik sinyallerinin beyinde yarattığı etkilerdir.
Elmanın kırmızılığı, tahtanın sertliği, dahası anneniz, babanız,
aileniz, sahibi olduğunuz bütün mallar, eviniz, işiniz ve
bu kitabın satırları yalnızca ve yalnızca beyninizdeki elektrik
sinyallerinden ibarettir.
... Biz, "görüyorum" derken, aslında gözümüze gelen
uyarıların elektrik sinyaline dönüşerek beynimizde oluşturduğu
"etkiyi" görürüz. Yani "görüyorum" derken, aslında
beynimizdeki elektrik sinyallerini seyrederiz. Hayatımız
boyunca gördüğümüz her görüntü birkaç cm3'lük görme merkezinde
oluşur. Okuduğunuz bu satırlar da, ufka baktığınızda gördüğünüz
uçsuz bucaksız manzara da, bu küçücük yerde meydana gelmektedir.
... Bizim gördüğümüz, dokunduğumuz, duyduğumuz
ve adına "madde", "dünya" ya da "evren" dediğimiz kavramlar,
sadece ve sadece beynimizde oluşan elektrik sinyalleridir.
... Görme olayı oldukça aşamalı
bir biçimde gerçekleşir. Görme sırasında, herhangi bir cisimden
gelen ışık demetleri (fotonlar), gözün önündeki lensin içinden
kırılarak geçer ve gözün arka tarafındaki retinaya ters olarak
düşerler. Buradaki hücreler tarafından elektrik sinyaline
dönüştürülen görme uyarıları, sinirler aracılığı ile, beynin
arka kısmındaki görme merkezi adı verilen küçük bir bölgeye
ulaşırlar. Bu elektrik sinyali bir dizi işlemden sonra beyindeki
bu merkezde görüntü olarak algılanır. Yani görme olayı, gerçekte
beynin arkasındaki küçük, ışığın hiçbir şekilde giremediği,
kapkaranlık bir noktada yaşanır.1
Görüldüğü gibi Matrix filminde işlenen konu, kitaplarda yer
alan bilimsel gerçeklikle aynı paraleldedir. Gerek filmdeki
konuşmalarda gerekse yukarıdaki alıntılarda belirtildiği gibi,
biz sadece, bize beynimizde gösterilen görüntülerle muhatap
oluruz. Ne kadar gerçekçi olurlarsa olsunlar, tüm algılarımız
zihnimizin birer yorumudur. Dolayısıyla seyrettiğimiz, parçası
olduğumuz bu görüntülerin yapay sinyallerle oluşturulup oluşturulmadığından
hiçbir zaman emin olamayız. Diğer bir deyişle gerçekle hayal
arasındaki farkı asla söyleyemeyiz.
Şimdi bu konuya yine filmden parçalara yer vererek biraz daha
detaylı değinelim.
Hayallerle Gerçekler Arasındaki
Ayırt Edilemezlik
Filmden alınan karelerde görüldüğü gibi, filmin
kahramanı Neo'ya gerçekleri gösteren Morpheus, onun bir hayal
dünyasında yaşadığını ve yaşadıklarını gerçek sandığını, bu
sefer televizyondan gösterdiği görüntülerle anlatmaktadır.
Neo'nun, Matrix'in içinde gördüğü gökdelenler, arabalar, modern
görünüm ve diğer tüm detaylar sadece zihninde kendisine seyrettirilen
algılardır. Dünyanın o anki gerçek hali ise bambaşkadır; yıkılmış,
harap olmuş bir gezegendir. Ancak Neo, kendisine anlatılana
kadar, hep gerçek bir dünyada olduğunu düşünmüş ve hayatının
gerçekliğinden hiçbir şüphe duymadan, bu hayali dünyaya aldanarak
senelerce yaşamıştır.
Morpheus : Bu bildiğin dünya, 20. yüzyılın
sonundaki dünya. Şu anda sadece beyin etkileşimli bir simülasyonun
parçası. Buna "Matrix" diyoruz. Bir hayal dünyasında yaşıyordun.
Bu, bugünkü haliyle gerçek dünya... Gerçeğin çölüne hoşgeldin...
Morpheus'un yapmış olduğu bu yorum, yine son dönemde
basılan bazı kitaplarda da yer almaktadır. Söz konusu kitaplarda
geçen yorumlardan bazıları şu şekildedir:
... "Dış dünya"ya hiçbir zaman ulaşamadığımıza
göre, bu dünyanın gerçekten var olduğunu nasıl bilebiliriz?
Elbette ki bilemeyiz. Aksine, her nesne yalnızca
algıların bir toplamı olduğuna, algılar da yalnız zihinde
var olduklarına göre, bizim için var olan algılar dünyasıdır.
Tanıdığımız tek dünya, zihnimizin içinde olan, orada çizilen,
seslendirilen ve renklendirilen, kısacası zihnimizde meydana
gelen bir dünyadır ve bizim varlığından emin olabileceğimiz
tek dünya da budur.
Beynimizde seyrettiğimiz algıların maddesel
karşılıkları olduğunu ise asla ispatlayamayız. Bu algılar
pekala "yapay" bir kaynaktan da geliyor olabilirler.
Bunu şöyle bir örnekle zihnimizde canlandırabiliriz:
Önce, beyninizi vücudunuzun dışına çıkarıp, cam
bir kübün içinde suni olarak yaşattığımızı varsayalım. Bir
de bunun yanına, her türlü elektrik sinyalinin üretilebildiği
bir bilgisayar yerleştirelim. Sonra, herhangi bir ortama ait
görüntü, ses, koku gibi verilerin elektrik sinyallerini yapay
olarak bu bilgisayarda üretelim ve kaydedelim. Bu bilgisayarı
elektrik kablolarıyla beyninizdeki algı merkezlerine bağlayalım
ve burada kayıtlı olan sinyalleri beyninize gönderelim. Bu
sinyalleri algıladıkça beyniniz (bir başka deyimle "siz"),
bunların karşılığı olan ortamı görecek ve yaşayacaktır.
Bu bilgisayardan beyninize, kendi görüntünüze ait
elektrik sinyalleri de gönderebiliriz. Örneğin bir masada
otururken algıladığınız bütün görme, işitme, dokunma gibi
duyuların elektriksel karşılıklarını beyninize gönderdiğimizde,
beyniniz kendisini bürosunda oturmakta olan bir iş adamı sanacaktır.
Bilgisayardan gelen uyarılar devam
ettikçe de bu hayali dünya devam edecektir. Yalnızca bir beyinden
ibaret olduğunu ise hiçbir şekilde anlayamayacaktır. Çünkü
beynin içinde bir dünya oluşması için beyindeki ilgili merkezlere
gerekli uyarıların ulaşması yeterlidir. Bu uyarılar yapay
bir kaynaktan, örneğin bir kayıt cihazından ya da daha farklı
bir algı kaynağından geliyor olabilir.2
Algılarımızın Gerçekçi Olması
Dış Dünyada Maddesel Karşılıkları Olduğunu Kanıtlamaz
Algılarımızın maddesel bir karşılığı olduğunu hiçbir
zaman ispatlayamayız. Çünkü beynimizde algıların oluşması
için dış dünyaya ihtiyacımız yoktur. Bugün -kitabın başında
da değindiğimiz gibi- simülatörler gibi birçok teknolojik
gelişme bu gerçeğin en önemli delilleridir. Filmin kahramanı
Neo da, eğitim amaçlı girdiği simülasyon ortamını son derece
gerçekçi bulmaktadır. Öyle ki dövüş esnasında gösterilecek
başarının kasların gücüne bağlı olduğunu ve o ortamda gerçekten
havayı soluyarak yaşadığını düşünmektedir. Halbuki gerçek
bedeni bir koltukta bilgisayar sistemine bağlı olarak uzanmaktadır.
Tank : Savaş eğitimine ne dersin?
Neo : "Jujitsu". Jujitsu mu öğreneceğim?
Yükleme tamamlandıktan sonra...
Neo : Kung Fu biliyorum.
Morpheus : Göster bana.
Morpheus : Bu bir dövüş programı. Matrix'in
programlanmış gerçeğine benziyor. Aynı temel kuralları var.
Yerçekimi gibi. Bu kurallar bir bilgisayar sisteminin kurallarından
farksız. Bazı kurallar değişebilir. Bazıları da esnetilebilir.
Günümüzde de filmdekine benzer bir teknoloji kullanılarak
kişilere, çok farklı mekanlarda yaşadıkları hissettirilebilmektedir.
Ve bu insanlar gördükleri, duydukları, yaptıkları şeyler gerçekmişçesine
tepkiler verebilmektedirler. Bazen bir oda büyüklüğündeki
bir kübün tüm duvarlarına ve zeminine stereo görüntüler yansıtılır
ve bu odaya giren kişiler, taktıkları stereo gözlüklerle,
odada dolaşıp kendilerini bambaşka mekanlarda, örneğin bir
şelale kenarında, bir dağın zirvesinde, denizin ortasındaki
bir geminin güvertesinde görebilirler. Başa takılan kasklar
üç boyutlu, derinlik ve mekan algısı olan görüntüler oluştururlar.
Görüntüler insan boyutları ile orantılı olarak verilir ve
eldiven gibi bazı aletlerle dokunma hissi sağlanır. Böylece
bu aletleri kullanan kişi, gördüğü sanal dünyadaki eşyalara
dokunabilir, onların yerlerini değiştirebilir. Bu mekanlarda
insanın gördüğü görüntüdeki sesler de son derece inandırıcıdır.
Ses her yönden, farklı derinliklere sahip olarak verilebilmektedir.
Bazı uygulamalarda, dünyanın çok farklı yerlerindeki birkaç
kişiye aynı sanal ortam gösterilebilmektedir. Böylece örneğin
dünyanın farklı ülkelerinden, hatta farklı kıtalarından üç
insan, kendilerini diğerleri ile birlikte bir sürat motoruna
binerken ya da bir toplantı sonunda fikir alışverişinde bulunurken
görebilirler.
Bu örnekler göstermektedir ki, bizim kendimizi
bir mekanda görebilmemiz için dış dünyanın var olması şart
değildir. Bizim dünya hakkında algıladığımız tüm hisler, görüntüler,
tadlar ve kokular yapay bir kaynaktan da gelse, gerçekten
var olsa da bizim bunu birbirinden ayırt etmemiz mümkün değildir.
Biz her durumda yalnızca zihnimizin içinde yaşarız ve asla
dışarıdaki maddenin aslına ulaşamayız.
Görüntüdeki Kalite, Detaylardaki
Zenginlik Sizi Aldatmasın!
Filmin yine bir başka sahnesinde, simülasyon ortamında
Neo'ya Matrix adındaki sanal dünya tanıtılır. Herşey gerçeğe
son derece uygundur. Neo, sokakta yürüyen insanların trafik
ışıklarında durduklarını, sonra da yeşil yanınca yürümeye
devam ettiklerini görür. Hatta kalabalık içinden birinin omzuna
çarptığını, vücudunun sarsıldığını hisseder.
Morpheus : Matrix bir sistemdir Neo...
İçeride, etrafına baktığında ne görüyorsun? İş adamları, öğretmenler,
avukatlar, marangozlar. Kurtarmaya çalıştığımız insanların
zihinleri. Onları kurtarana dek, sistemin bir parçası olarak
kalacaklar... Anlamalısın, bu insanların çoğu sistemden çıkmaya
hazır değiller. İçlerinden çoğu sisteme o kadar umutsuzca
bağlı ki onu korumak için savaşacaklar…
Neo'nun gerçekmişçesine etrafa bakındığı bir anda, Morpheus
"durdur" emri verir ve bir anda etraflarındaki görüntü olduğu
şekliyle donar. İnsanlar oldukları halleriyle kalakalırlar,
havuzun akmakta olan suyu durur, kuş havada bulunduğu noktada
asılı kalır. Bu görüntü üzerinde bir tek Morpheus ve Neo konuşmalarına
devam etmektedirler. Neo çok şaşırır, fakat o zaman etrafındaki
herşeyin yaşadığı hayalin bir parçası olduğunu, gerçekliğinin
olmadığını daha iyi kavrar.
Morpheus : Durdur.
Neo : Bu Matrix değil mi?
Morpheus : Sana bir şey öğretmek için
tasarlanmış bir program.
Bu filmde yaşanan olayların insan yaşantısında
da benzer şekilde olmadığını ispat etmek mümkün değildir.
Bir kişi ne kadar inandırıcı detaylarla dolu bir mekanda olsa
da bunları sadece kendi zihninde yaşamaktadır. Kendi dışında
bu olayların, mekanların, kişilerin asılları varsa da bunlara
ulaşamaz. Aşağıdaki alıntılarda bu konuyu açıklayan diğer
izahları da bulabilirsiniz :
İnsan,
bir nevi ekranda 3 boyutlu, son derece net, son derece
gerçekçi bir film seyretmektedir. Bu ekrana adeta yapışık
olduğundan bir türlü filmden sıyrılıp, içinde bulunduğu
durumu göremez.3
...
madde dünyası olsa da olmasa da, insan sadece beynindeki
algılar dünyasını izler. Maddelerin asılları ile hiçbir
zaman karşılaşamaz. Dahası, her insana kopyasını görüyor
olmak yetmektedir. Örneğin, rengarenk çiçeklerle bezenmiş
bir bahçeyi gezen bir insan, gerçekte bu bahçenin aslını
değil, beynindeki kopyasını görür. Ancak, bu bahçe o kadar
gerçekçidir ki, her insan bu hayalinde oluşan bahçeden
gerçekmiş gibi aynı zevki alır. Hatta bugüne kadar milyarlarca
insan, bu bahçe gibi gördüğü herşeyin aslını gördüğünü
sanmıştır4
Allah,
kusursuz ve saymakla bitmeyecek kadar çok detaya sahip
olan evreni, her an, eksiksiz olarak yaratmaktadır. Üstelik
bu yaratış o kadar kusursuzdur ki, yeryüzünde bugüne kadar
var olmuş milyarlarca insan, bu evrenin ve gördükleri
herşeyin bir hayal olduğunu anlayamamışlar, hep maddenin
aslı ile muhatap olduklarını sanmışlardır.5
Bazı insanların otobandan hızla geçen bir otobüsü veya
bu otobüsün sebep olduğu bir kazayı, maddenin fiziksel
varlığı ile muhatap olduklarının çarpıcı bir delili sanmalarının
nedeni, görüntünün insanı aldatacak kadar gerçekçi görülmesi
ve hissedilmesidir. Mekan görüntülerindeki, örneğin otobandaki
derinlik ve perspektifin kusursuzluğu, mekanda görülen
cisimlerin renk, şekil, gölge olarak mükemmelliği, ses,
koku ve sertlik hislerinin çok net olması ve görüntünün
içinde bir mantık bütünlüğü bulunması kimilerini yanıltabilmektedir.
Ve bazı insanlar bu olaylar neticesinde bunların algı
olduğunu unutabilmektedir. Ama zihinde meydana gelen algılar
ne kadar eksiksiz ve mükemmel olursa olsun, bunların birer
algı olduğu gerçeği değişmeyecektir.6
Fizik Kanunları da Algılarımızın
Bir Yorumudur
Morpheus, Neo'nun maddenin aslına ilişkin gerçekleri
kavraması için pek çok yöntem denemekte ve ona pek çok delil
sunmaktadır. Bir önceki bölümde eğitimin bir parçası olarak,
Matrix adlı sistemin bir kopyasında görüntünün dondurulduğunu,
böylece gerçek gibi görünen herşeyin aslında sanal bir gerçeklik
olduğunu gösterdiğini anlatmıştık. Neo'nun buradaki eğitimi,
şu konuşmalarla devam eder:
Neo : Onlar ne?
Morpheus : Duyusal programlar. Sisteme
bağlı kalarak her türlü yazılıma girip, çıkabilirler. Sistemden
çıkarmadığımız herkes potansiyel bir ajandır. Matrix'in içinde
neredeyse herkes bir ajan ya da değil. Onlardan saklanarak
ve kaçarak hayatta kaldık ama onlar kapı bekçileri. Tüm kapıları
tutmuşlar. Anahtarlar onlarda. Er ya da geç, birisinin onlarla
savaşması gerekecek.
Neo : Birisi mi?
Morpheus : Sana yalan söylemeyeceğim.
Bir ajana karşı gelip, onunla savaşan herkes, canından oldu.
Onların yapamadıklarını sen yapacaksın.
Neo : Neden?
Morpheus : Bir duvarın içinden yumruk
atan ajanlar gördüm. İnsanlar onlara bir şarjör boşalttı;
ancak sadece havayı vurdular. Güçleri ve hızları, kurallara
dayalı bir dünyaya bağlı. Bu yüzden senin kadar hızlı ve güçlü
olamazlar.
Neo : Ne söylemeye çalışıyorsun? Kurşunlardan
kaçabileceğimi mi?
Morpheus : Hayır Neo. Demek istediğim
şu: Hazır olduğunda buna gerek kalmayacak.
Yukarıdaki konuşmalarda da Morpheus, Neo'ya sürekli
olarak fizik kurallarıyla düşünmemesini öğütlemektedir. Matrix
adlı sistemde "ajan" olarak tanınan güvenlik görevlileri,
sistemdeki sanal karakterlerin bedenlerini kullanarak herşeye
hakim olabilmektedirler. Ancak bu sistemin zihinlere gösterilen
yapay bir dünya olmasından ötürü, Neo'nun en imkansız gibi
görünen şeyleri de başarabileceği anlatılmaktadır.
İleriki sahnelerde ise filmdeki karakterlerin gerektiğinde
insanüstü bir performans sergileyebildikleri görülmektedir.
Bunu son derece gerçekçi bir şekilde yaşamaktadırlar. Ancak
bu, aslında bilgisayar tarafından beyinde yaşatılan hayallerden
ibarettir. Filmin kahramanı Neo bu heyecan verici olayları
yaşadığını zannederken, aslında koltuğunda oturmaktadır.
Diğer taraftan Morpheus, Neo'nun zihnini, yaşamı
boyunca edindiği önyargılardan, aldığı telkinlerden kurtarmaya
-filmdeki ifadesiyle zihnini özgürleştirmeye- çalışmaktadır.
Bu amaçla her iki oyuncu da bir atlama programına bağlanırlar.
Burada Morpheus, birbirinden uzak ve son derece yüksek binalar
arasında adeta uçuyormuş gibi atlar ve Neo'nun da zihnini
özgürleştirdiği (yani önyargılarından kurtulduğu) takdirde
bunu başarabileceğini söyler. Ancak Neo bir bilgisayar programında
olduğunu bildiği halde, kendini fizik kurallarına bağlı düşünmekten
alıkoyamamaktadır. Diğer bir deyişle gerçek olmayan bir ortamı,
çok fazla önemseyerek atlarken düşeceğinin korkusunu yaşamaktadır.
Sol sayfadaki karelerde de Neo'nun bu yüksek binalar arasında
atlamayı denerken, atlayamayacağına dair tereddüt ve korku
duymasıyla birlikte beton zemine düşüşü görülmektedir.
Filmde bilimkurgu unsurlar olmakla birlikte, verilen
mesajlar son derece düşündürücüdür. Örneğin maddenin ve mekanın
hayal olduğunu anlayan bir kişi, diğer insanların bilmediği
çok önemli bir sırrı daha kavrar: Dünyada geçerli olan sebep-sonuç
ilişkileri, maddenin fiziksel özelliklerinin sonucunda veya
insanlar arasındaki ilişkilerin neticesinde oluşmamaktadır.
Madde bir algı olduğuna göre fiziksel bir etkiye sahip olamaz.
Her fiziksel etki, ayrı ayrı olarak yaratılır. Örneğin atılan
bir taş camı kırmaz; taşın atılması ve camın kırılması görüntüleri
ayrı ayrı yaratılır. Gemileri suda yüzdüren "suyun kaldırma
kuvveti" veya kuşları havada tutan "havanın kaldırma kuvveti"
de birer algı olarak yaratılır. Dolayısıyla aslında bu gibi
"kuvvetler"in hepsi, gerçekte bunları yaratan Allah'a aittir.
Nitekim filmde de bu gerçekleri öğrenen başrol
oyuncusu, bilgisayara bağlı bir koltukta uzanırken, Matrix
olarak anılan sanal dünyaya girdiğinde, fizik kanunlarının
dışında hareketler yapabildiğini görür. Örneğin yandaki karelerde
görüldüğü gibi kendini kurşunlara hedef olmayacak kadar olağandışı
bir hızla hareket ederken bulmaktadır. Üstelik herşey öylesine
gerçekçidir ki, aktör gözünü koltukta açtığında hala büyük
bir şaşkınlık yaşamaktadır. Bu da bir ortamı insanlara yaşatmak
için dışarıdaki somut gerçekliğe ihtiyaç olmadığının çok önemli
bir kanıtıdır.
Maddenin aslı konusunu ele alan eserlerde de fizik
kurallarının zihinde meydana geldiği şöyle anlatılmaktadır:
Allah, bize yaşadığımız görüntüleri,
bir sebep sonuç ilişkisi içinde, bazı kanunlara bağlıymış
gibi gösterir. Örneğin, gece ile gündüz, bizim beynimizde
oluşan görüntülerdir. Ve biz gece ile gündüzün Güneş'e
ve Dünya'nın hareketlerine bağlı olarak değiştiğini algılarız.
Örneğin beynimizin içindeki görüntüde Güneş en tepedeyken,
öğle saati olduğunu biliriz ve Güneş batarken de havanın
karardığına şahit oluruz. Allah, evrene ait algıları yaratırken,
bu sebep sonuç ilişkisi ile birlikte yaratmıştır. Hiçbir
zaman Güneş battığı halde gündüzü yaşamayız. Beynimizin
içindeki hayalde, elimizden bıraktığımız bir kalem hep
yere düşmektedir. Buna neden olan sebep sonuç ilişkisinin
araştırılması neticesinde "yerçekimi kanununu" buluruz.
Allah, ruhumuza izlettirdiği görüntüleri belli sebeplere
ve kanunlara bağlıymış gibi göstermektedir. Bu sebeplerin
ve kanunların yaratılmasının bir nedeni, hayatın imtihan
için yaratılmış olmasıdır. Allah tüm bu algıları, hiçbir
kanuna ve sebebe ihtiyaç duymadan yaratmaya güç yetirendir.
Örneğin Allah, tohum olmadan bir gülü yaratabilir, bulut
olmadan yağmur yağdırabilir ya da Güneş olmadan gölgeyi,
geceyi ve gündüzü yaratabilir. Allah Furkan Suresi'nin
45-47. ayetlerinde önce gölgeyi yarattığını, sonra da
Güneş'i ona delil kıldığını bildirmektedir. Rüyalarımız
bu yaratılışı daha iyi kavrayabilmemiz için iyi bir örnektir.
Rüyamızda Güneş'in maddesel bir karşılığı olmadığı halde,
Güneş'in verdiği ışığı, ısıyı, aydınlığı aynı gerçek hayattaki
gibi hissederiz. Bu yönleriyle rüyalar, Allah'ın, Güneş
olmadan da Güneş'e ait hisleri zihnimizde yaratabileceğinin
göstergelerinden biridir. Ancak Allah yarattığı imtihan
ortamında insanlar için herşeyin bir sebebini de yaratmıştır.
Gündüzün sebebi Güneş'tir, yağmurun sebebi ise buluttur.
Bunların tümü, beynimizde Allah'ın ayrı ayrı var ettiği
görüntülerdir. Bir sebebin sonuçtan önce yaratılması ile
de, Allah, bu imtihan ortamında herşeyin belli kanunlarla
işlediğini düşünmemizi ve bu şekilde bilimsel araştırma
yapmamızı sağlamaktadır.
... Allah, yarattığı görüntüleri belli sebeplere
bağlıymış gibi gösterir. Örneğin bir elma dalından koptuğunda
hep yere düşer, hiçbir zaman göğe doğru yükselmez veya havada
asılı kalmaz. Allah'ın yarattığı bu sebeplerin ve kanunların
araştırılması ise bilimin konularını oluşturur...
... Allah, sebep olmadan da sonucu
yaratmaya güç yetirendir. Örneğin rüyasında Güneş olmadığı
halde Güneş'in ışıklarıyla ısındığını hisseden bir insan bunun
bir delilidir.7
Beynimizin İçindeki Görüntülerin
Dışına Çıkamayız
Doğumumuzdan itibaren beş duyumuza bağlı olduğumuz
için "dış dünya"nın, duyularımızın bize tanıttığından farklı
olabileceğini hiç düşünmemişizdir.
İnsanın hayatına dair bildiği herşey gözleriyle
gördükleri, kulaklarıyla duydukları, elleriyle dokunduklarından,
kısacası duyu organlarıyla algıladıklarından oluşur. Yani
insan daima kendi "kişisel dünyasında" yaşar. Uzaydaki yıldızlar,
üzerinde yaşadığımız dünya, dünyayı dolduran milyarlarca insan,
çevremizde gördüğümüz her canlı, evimiz, evimizin içindeki
eşyalarımız, şu an üzerinde oturduğumuz koltuk, elimizde tuttuğumuz
kitap ve daha milyonlarca detayla şimdiye kadar binlerce kez
karşılaşmışızdır. Ancak bunların hepsi, yine bizim "kişisel
dünyamıza" ait hislerdir. Hiçbir insan, şimdiye kadar kendi
seyrettiği bu dünyanın dışına çıkamamıştır. İnsan ne yaparsa
yapsın, tüm yaşantısının ve bedeninin bir hayal olduğu, bunların
asılları ile muhatap olmadığı gerçeğini değiştiremeyecektir...
Yanda filmden gördüğünüz kareler, Neo'nun, Matrix'in
ne olduğunu öğrenmek için Morpheus'la yaptığı görüşmeye aittir.
Morpheus bu konuşma esnasında, Neo'ya Matrix'in ne olduğunu
tarif ederken, bu sistemden "gerçeği görmesini engelleyen
bir perde" olarak bahsetmektedir:
Morpheus : Neden burada olduğunu anlatayım.
Bir şey bildiğin için buradasın. Bildiğini açıklayamıyorsun.
Ama hissediyorsun. Hayatın boyunca hissettin. Dünyada ters
giden bir şeyler var. Ne olduğunu anlamıyorsun, ama orada
beyninde kıymık gibi seni çıldırtan birşey. Seni bana getiren
şey bu duyguydu. Neden söz ettiğimi biliyor musun?
Neo : Matrix mi?
Morpheus : Ne olduğunu öğrenmek ister
misin? Matrix her yerde. Etrafımızda. Şu anda, bu odada. Pencereden
dışarı baktığında görürsün ya da televizyonu açtığında. İşe
gittiğinde hissedersin... Vergi öderken. Gerçeği görmemen
için dünya, bir perde gibi önüne çekilmiş sanki.
Filmin kahramanı Neo, gerçeği öğrenmek üzere, bulunduğu
kapsülden çıkarılıp uyandırılana kadar, kendisine gösterilen
hayali dünyanın farkında değildir. Çünkü hayatının her anında
bu sistemle iç içe yaşamış ve çevresindeki tüm insanlardan
bu hayatın gerçek olduğu telkinini almıştır. Bu nedenle Neo'nun
ikna edilmesi, o ana kadar gerçek zannederek yaşadığı hayatının
bir hayalden ibaret olduğunu kavraması vakit almıştır.
Bu durum günümüzde maddenin aslı konusunda bilgilendirilen
bir kısım kimseler için de geçerlidir. Maddenin mutlak varlığına
inanan ve gördüklerinin dış dünyadaki asılları ile muhatap
olduğuna emin olan kimseler birtakım mantıksız itirazlara
yönelmektedirler. Ancak burada anlatılanlar, -kim ne kadar
itiraz ederse etsin- tıpkı bir fizik kanunu veya bir kimya
formülü kadar kesin gerçeklerdir.
Matrix filminin yukarıdaki görüntüleri ile benzerlik
içinde olan bazı alıntılar da şöyledir:
Dünyada yaşadığımız hayatın birer parçası olan tüm olaylar,
insanlar, binalar, şehirler, arabalar, mevkiler, kısacası
hayatımız boyunca gördüğümüz, tuttuğumuz, dokunduğumuz,
kokladığımız, tattığımız, dinlediğimiz herşey, gerçekte
beynimizde oluşan görüntü ve hislerdir.
Biz, bize verilen telkinle bunların,
beynimizin dışındaki bir dünyada sabit olduklarını, her birinin
maddesel varlıklar olduklarını ve bizim bu nedenle bunların
asıllarını gördüğümüzü, hissettiğimizi zannederiz. Oysa, biz
hiçbir varlığın aslını asla göremeyiz ve bu varlıkların asıllarına
asla dokunamayız. Kısacası bizim hayatımız boyunca madde sandığımız
herşey aslında bir hayal olarak beynimizde meydana gelen görüntülerden
oluşmaktadır.8
... Eğer dikkatlice düşünürseniz,
gören, işiten, dokunan, düşünen ve şu anda bu kitabı okuyan
akıllı varlığın, sadece bir ruh olduğunu ve sanki bir tür
perde üzerinde "madde" denen algıları seyrettiğini hissedebilirsiniz.
Bunu kavrayan insan, insanlığın büyük bölümünü aldatan maddi
dünya boyutundan uzaklaşıp, gerçek varlık boyutuna girmiş
olur.9
Gören Gözlerimiz Değildir,
Görüntü Beynimizde Oluşur
Daha önce de belirttiğimiz gibi, hayatımız boyunca
aldığımız telkinle, tüm dünyayı gözlerimizle gördüğümüzü zannederiz.
Hatta "gözlerimiz dünyaya açılan pencerelerimizdir" diye biliriz.
Oysa, görmenin bilimsel açıklamasına göre gerçek böyle değildir;
çünkü biz gözlerimizle görmeyiz. Gözlerimiz ve gözlerimize
bağlı olan milyonlarca sinir hücremiz, sadece "görme olayının"
gerçekleşmesi için beyne mesaj ileten kablo görevine sahiptirler.
Matrix adlı filmde de başrol oyuncusu, gerçekte
kablolarla makineye bağlı olduğu ve gözleri kapalı olarak
bir koltukta yattığı halde, çok canlı bir hayat yaşadığı hissine
kapılmaktadır. Ancak o ana kadar gördüğü tüm rengarenk, aydınlık,
canlı görüntüler, kendisine fiziksel bir gözün varlığına ihtiyaç
duymadan gösterilmiştir. Aynı şekilde koştuğunu, hareket ettiğini,
kavga ettiğini zannettiği görüntüleri de, kaslarını kullanmadan
bir koltukta yatarken sadece izlemiştir.
Filmin kahramanı gerçek hayata dönüp gerçek zannettiği
şeyleri, aslında hayali bir dünyanın içinde yaşadığını anladığında
ise çok şaşırmıştır. O güne kadar cam bir fanusun içinde,
beynine verilen elektrik sinyallerinden oluşan hayali bir
dünyada yaşadığı halde, kendisini bir bilgisayar programcısı
zannetmekte ve yandaki resimde görülen mekanda uyumaktadır.
Yani hayatı sandığı herşey gerçekte bir hayaldir.
Neo : Ne yapıyorsun?
Morpheus : Kasların çöktü onları yeniden
çalıştırıyoruz.
Neo : Gözlerim neden acıyor?
Morpheus : Onları hiç kullanmadın.
Dinlen Neo. Yanıtlar geliyor.
Yukarıdaki konuşmalardan anlaşıldığı üzere, Neo
gözlerini ya da vücut kaslarını kullanmadan beynine iletilen
yapay sinyallerle gerçek bir hayat yaşadığı izlenimi edinmiştir.
Gözlerini hiç kullanmadığı halde son derece renkli, aydınlık
ve canlı bir dünya ile muhatap olmuş; aynı şekilde kaslarını
kullanmadığı halde hayatı boyunca kendini hareket halinde
hissetmiştir.
Buradaki durum her insan için de benzerdir. Örneğin
bir kişi markette alışveriş yapan insanlara baktığında, bu
insanları ve marketi gözleriyle görmez; çünkü bu manzaraya
ait görüntü gözünün önünde değil, beyninin arka tarafında
oluşur. Dolayısıyla göze ihtiyaç duymaksızın, beyninin ilgili
bölgesine gönderilen yapay sinyallerle de aynı görüntüyü görmesi
mümkün olabilecektir.
Filmin yukarıdaki kareleri ile paralel olarak,
son dönemde yayınlanan diğer kitaplarda yer alan ifadelerden
bir kısmı şöyledir:
Odanızın penceresinden
dışarıdaki manzarayı seyrettiğinizde, hayatınız boyunca
aldığınız telkinden dolayı, bu manzarayı gözlerinizle
gördüğünüzü zannedersiniz. Oysa gerçek böyle değildir.
Çünkü siz gözlerinizle dışarıdaki bir manzarayı görmezsiniz.
Siz, beyninizin içinde oluşan manzaraya ait görüntüyü
görürsünüz. Bu bir tahmin ya da bir felsefe değil, bilimsel
bir gerçektir.10
Bilindiği gibi, gözümüzdeki hücrelerden
gelen elektrik sinyalleri, beynimizde görüntüye çevrilir.
Örneğin, beyin, görme merkezine gelen bazı elektrik sinyallerini
bir ayçiçeği tarlası olarak yorumlar. Öyle ise gören göz
değildir.
Peki, gören gözlerimiz değilse, beynin arka kısmında,
kapkaranlık bir mekanda, bir göze, retinaya, merceğe,
göz sinirlerine, göz bebeğine ihtiyaç duymadan, elektrik
sinyallerini rengarenk bir ayçiçeği tarlası olarak gören,
bu gördüğü manzaradan zevk alan kimdir?
... beynin içinde oluşan bu görüntüleri, bir televizyon
ekranından izler gibi izleyen, izledikleri ile sevinen, üzülen,
heyecanlanan, hoşnutluk duyan, telaşlanan, merak eden kimdir?
Tüm gördüklerini ve hissettiklerini yorumlayacak bilinç kime
aittir?
... Hayatı boyunca, kapkaranlık, sessiz kafatasının
içinde kendisine gösterilen görüntüleri izleyen, düşünen,
sonuç çıkaran, karar veren bilinç sahibi varlık kimdir?
Bütün bunları algılayan, bilinci meydana getiren
varlığın, şuursuz atomların oluşturduğu, su, yağ protein gibi
maddelerden meydana gelen beyin olamayacağı açıktır. Beynin
ötesinde, çok daha farklı bir varlık olmalıdır.
... Beyninin içindeki görüntüyü
"görüyorum" diyen, beyninin içinde duyduğu sesleri "duyuyorum"
diyen, kendi varlığının şuurunda olan ve "ben benim" diyen
bu varlık Allah'ın insana vermiş olduğu ruhtur.11
Tüm Lezzetler Beyinde Oluşur
Tat alma algısı da diğer duyu organlarına benzer
şekilde açıklanabilir. İnsan dilinin ön tarafında dört farklı
tip kimyasal alıcı vardır; bunlar tuzlu, şekerli, ekşi ve
acı tatlarına karşılık gelir. Tat alıcılarımız bir dizi işlemden
sonra bu algıları elektrik sinyallerine dönüştürür ve beyne
iletirler. Ve bu sinyaller de beyin tarafından tat olarak
algılanır. Bir pastayı, peyniri, portakalı ya da sevdiğiniz
bir yemeği yediğinizde aldığınız tat, gerçekte elektrik sinyallerinin
beyin tarafından yorumlanmasıdır.
Matrix filminde de bu gerçek yemek masasındaki konuşmalar
esnasında şöyle yorumlanmıştır:
Tank : Haydi dostum. Şampiyonların
kahvaltısı. (Neo'ya lapa benzeri bir yemek ikram ediliyor.)
Mouse : Gözlerini kapatırsan yumurta
yediğin izlenimine kapılırsın... Bana neyi hatırlattı biliyor
musun? Leziz buğday. Hiç leziz buğday yedin mi?
Switch : Hayır, ama aslında sen de
yemedin.
Mouse : Demek istediğim de bu. Makinelerin
leziz buğdayın tadını nereden bildiğini merak ediyorsundur.
Belki yanlış yaptılar. Belki leziz buğdayın tadı yulaf ezmesi
ya da ton balığı gibiydi. Bu durumda insanın aklına çok şey
takılıyor. Örneğin tavuk, belki tavuğun tadına karar veremediler,
bu yüzden tavuk etinde herşeyin tadı var.
Dozer : Yediğim şey sentetik aminoasitler,
vitaminler, minerallerle birleştirilmiş. Vücudun ihtiyacı
olan herşey.
Filmin bir başka sahnesinde ise, gerçekleri -Matrix
adlı sistemin kendilerine hayali bir dünya yaşattığını- bilen
karakterlerden biri, yediği yemeği şöyle tarif etmektedir:
Mr. Reagan : Biliyor musunuz bu bifteğin
var olmadığını biliyorum. Bunu ağzıma koyduğumda Matrix'in
beynime bunun sulu ve lezzetli olduğunu söylediğini biliyorum...
Yukarıdaki karelerde açıklama yapan kişi, tüm hayatının
kendisine bir bilgisayar programı tarafından gerçekmiş gibi
gösterildiğini bilmektedir. Bu nedenle yediği bifteğin lezzetinin
gerçekte var olmadığını, bunu sadece beyninde algıladığını
söylemekte, ancak yine de bu lezzetten gerçekmiş gibi zevk
aldığını belirtmektedir. Bu konuşmalara ilişkin son zamanlarda
konu ile ilgili yayınlanan eserlerde yer verilen açıklamalardan
bir kısmı şöyledir:
Bizim gördüğümüz,
dokunduğumuz, duyduğumuz ve adına "madde", "dünya" ya
da "evren" dediğimiz kavramlar, sadece ve sadece beynimizde
oluşan elektrik sinyalleridir. Örneğin meyve yiyen biri,
aslında meyvenin beynindeki algısıyla muhataptır, aslıyla
değil. Kişinin "meyve" diye nitelendirdiği şey, meyvenin
biçimi, tadı, kokusu ve sertliğine ait elektriksel bilginin
beyinde algılanmasından ibarettir. Eğer beyne giden görme
sinirini keserseniz, meyve görüntüsü de bir anda yok olur.
Veya burundaki algılayıcılardan beyne uzanan sinirdeki
bir kopukluk, koku algınızı tamamen ortadan kaldırır.
Çünkü meyve, birtakım elektrik sinyallerini beynin yorumlamasından
başka bir şey değildir.12
Çilek suyu içen bir kişinin
beynine giden tat alma sinirleri kesilse, içtiği
meyve suyunun tadını tamamen yitirecektir.
Beyninizde oluşan bir pasta görüntüsüne
beyninizde oluşan şeker tadı eklenir ve pasta hakkında
herşey sevdiğiniz hale gelir. Siz iştahla pastanızı
yediğinizde aldığınız tat, aslında elektrik sinyallerinin
beyninizde meydana getirdiği bir etkiden başka bir şey
değildir. Beyniniz dışarıdan gelen uyarıları
nasıl yorumlarsa siz ancak onu bilirsiniz. Yoksa dışarıdaki
nesneye asla ulaşamazsınız; örneğin çikolatanın kendisini
göremez, koklayamaz ve tadamazsınız. Ya da beyninize giden
tat alma sinirleri kesilse, o an yediğiniz herhangi bir
şeyin tadının beyninize ulaşması mümkün olmaz, tat duyunuzu
tamamen yitirirsiniz. Aldığınız tatların olağanüstü gerçekçi
olması üstelik bunlara ait görüntüleri de seyrediyor olmanız
sizi kesinlikle aldatmasın. Konunun bilimsel açıklaması
bu şekildedir.
Aynı şekilde, bugüne kadar hiçbir
insan nanenin aslının tadına bakmamıştır. Nane olarak algıladığı
tat, beyninde oluşan bir algıdır sadece. Çünkü nanenin aslına
ne dokunabilir, ne onun aslını görebilir, ne aslının kokusunu
veya tadını alabilir. Sonuç olarak, biz hayatımız
boyunca bize gösterilen kopya algılarla yaşarız. Ancak bu
kopyalar o kadar gerçekçidir ki, hiçbir zaman kopyalarını
yaşadığımızı fark etmeyiz. 13
Bir çikolatayı
ya da sevdiğiniz bir meyveyi yediğinizde aldığınız tat,
elektrik sinyallerinin beyin tarafından yorumlanmasıdır.
Dışarıdaki nesneye ise asla ulaşamazsınız; çikolatanın
kendisini göremez, koklayamaz ve tadamazsınız.
Örneğin, beyninize giden tad alma sinirleri kesilse, o
an yediğiniz herhangi birşeyin tadının beyninize ulaşması
mümkün olmaz; tad duyunuzu tamamen yitirirsiniz. Bu noktada
karşımıza bir gerçek daha çıkar: Bir yiyeceği tattığımızda
bir başkasının o yiyecekten aldığı tadın veya bir sesi
duyduğumuzda başka birisinin duyduğu sesin bizim algıladıklarımız
ile aynı olduğundan emin olmamız mümkün değildir. 14
Tüm Kokular da Beynin İçinde
Oluşur
Algıladığınız kokular da aslında uzak bir mesafeden
size ulaşmaz. Koku alma merkezinizde oluşan etkileri, dışarıdaki
maddelerin kokusu zannedersiniz. Oysa bir gülün görüntüsü
nasıl ki görme merkezinizin içindeyse, o gülün kokusu da aynı
şekilde koku alma merkezinizin içindedir. Dışarıda ne gülün
ne de ona ait bir kokunun varlığını bilemezsiniz. Çünkü algılarımızın
bize tanıttığı dış dünya aslında beynimize ulaşan "elektrik
sinyalleri bütünü"nden başka bir şey değildir. Beynimiz hayatımız
boyunca bu sinyalleri değerlendirir. Biz de maddenin "dışarıdaki"
aslı ile muhatap olduğumuzu sanarak yanıldığımızın farkında
olmadan bir ömür süreriz.
Matrix filminin bir sahnesinde de kokunun gerçekliğinden
şüphe edilmekte, fakat bir yandan da algıdaki inandırıcılığa
dikkat çekilmektedir.
Ajan : Ben buradan nefret ediyorum.
Bu hayvanat bahçesinden, bu hapishaneden, bu gerçeklikten
ya da her ne diyorsanız. Artık dayanamayacağım. En çok da
koku, böyle bir şey varsa. Bunu fazlasıyla hissediyorum.
Filmdeki Matrix adlı bilgisayar sisteminde, "güvenlik
sorumlusu ajan" karakterinin yukarıdaki ifadelerinden de anlaşıldığı
gibi, diğer tüm algılarımız gibi kokunun da aslı olup olmadığını
anlamamız mümkün değildir. Bu konu, piyasada bulunan kitaplarda
şu şekilde açıklanmaktadır:
"Vanilya kokusu, gül kokusu gibi uçucu
moleküller, burnun epitelyum denilen bölgesindeki titrek
tüylerde bulunan alıcılara gelirler ve bu alıcılarda etkileşime
girerler. Bu etkileşim beynimize elektrik sinyali olarak
iletilir ve koku olarak algılanır. Sonuçta bizim güzel ya
da çirkin diye adlandırdığımız kokuların hepsi uçucu moleküllerin
etkileşimlerinin elektrik sinyaline dönüştürüldükten sonra,
beyindeki algılanış biçiminden başka bir şey değildir. Bir
parfümü, bir çiçeği, sevdiğiniz bir yemeği, deniz kokusunu,
hoşunuza giden ya da gitmeyen her türlü kokuyu beyninizde
algılarsınız. Fakat koku molekülleri beyne hiçbir zaman
ulaşamazlar. Ses ve görüntüde olduğu gibi beyninize ulaşan
yalnızca elektrik sinyalleridir. Sonuç olarak, doğduğunuz
andan itibaren dışarıdaki nesnelere ait olarak bildiğiniz
kokular duyu organlarınız aracılığı ile hissettiğiniz elektrik
uyarılarıdır." 15
... bir görüntünün zihnimizde oluşması
için, dışarıda bir kaynak olmasına ihtiyaç yoktur. Aynı
durum koku algısı için geçerlidir. Nasıl ki rüyanızda veya
hayalinizde olmayan bir kokuyu duyabiliyorsanız, gerçek
hayatta da kokusunu duyduğunuz nesnelerin dışınızda mevcut
olup olmadıklarından emin olamazsınız. Dışınızda bu nesnelerin
var olduğunu düşünseniz de, asla onların asılları ile muhatap
olamazsınız.16
Şu Anda Bir Rüyada Olmadığınızı
Nasıl İspatlarsınız?
İnsanlar rüyalarından uyandıklarında o ana kadar
görmüş olduklarının hayal olduğunu anlarlar, ama "uyanma"
görüntüsüyle başlayan ve adına "gerçek hayat" dedikleri hayatın
bir hayal olabileceğinden nedense hiç kuşkulanmazlar. Oysa,
"gerçek hayatımız" dediğimiz görüntüleri algılayış şeklimiz,
rüyalarımızı algılayış şeklimizle tamamen aynıdır. Her ikisini
de zihnimizde görürüz. Ve rüyalarımızdan uyandırılmadığımız
sürece, onların bir hayal olduğunu anlamayız. Ancak uyandığımız
zaman "demek ki gördüklerim bir rüyaymış" deriz.
Öyle ise şu anda gördüklerimizin bir rüya olmadığını
nasıl ispatlayabiliriz? Sadece henüz uyandırılmamış olduğumuz
için, içinde bulunduğumuz anı gerçek zannediyor olamaz mıyız?
Her gece gördüğümüz rüyalardan daha uzun süren bu rüyadan
bir gün uyandırıldığımızda, bu gerçekle karşılaşacak olmamız
pekala mümkündür. Ve bunun aksini ispatlayabileceğimiz hiçbir
delilimiz yoktur.
Rüyada "elinizle tutar, gözünüzle görürsünüz",
ama gerçekte ne eliniz vardır ne gözünüz, ne de görülüp-tutulacak
bir şey. Bütün bunları beynin dışarısında sağlayan hiçbir
maddi gerçeklik yoktur. Açıkça aldanırsınız. Peki gerçek yaşamla
rüyayı ayıran nedir? Gerçek yaşamın sürekli olup, rüyanın
kopuk kopuk olması ya da rüyada farklı sebep-sonuç ilişkilerinin
bulunması mı? Bunlar temelde önemli farklar değildir. Çünkü
sonuçta her iki yaşantı da beynin içinde oluşur. Rüya sırasında
gerçek olmayan bir dünyada rahatlıkla yaşayabiliyorsak, aynı
şey pekala içinde bulunduğumuz dünya için de geçerli olabilir.
Rüyadan uyandığımızda gerçek yaşantı dediğimiz daha uzun bir
rüyaya başlamadığımızdan hiçbir şekilde emin olamayız. Rüyayı
hayal, dünyayı gerçek saymamızın nedeni, sadece alışkanlıklarımız
ve ön yargılarımızdır. Ve bu durum, belki de bir gün, şu anda
yaşadığımızı sandığımız dünya hayatından aynen rüyadan uyandırıldığımız
gibi uyandırılabileceğimizi gösterir.
Matrix adlı filmde de, bu önemli nokta üzerinde
durulmaktadır. Filmin başrol oyuncusu Neo, sık sık rüya ile
gerçek hayat arasında ikileme düşer. Filmin bir sahnesinde
Neo, aynaya baktığında aynadaki kırıklardan dolayı yüzünü
üç parça şeklinde görür. Daha sonra aynadaki kırığın kaybolarak
görüntüsünün düzeldiğini görür. Bunun şaşkınlığıyla etrafındakilere
dönerek onların da bu durumu görüp görmediklerini sorar. Gerçekliğini
kontrol etmek için aynaya dokunduğunda ise, ayna yapışkan
bir hal alır ve vücudunu metalik bir kaplama gibi sarmaya
başlar, hatta bu kaplamanın soğukluğunu dahi hissedebilmektedir.
Tüm bu gördüğü, hissettiği şeylerin gerçek olabileceğine ihtimal
vermediği halde, yaşadıkları vücut dengesini sarsacak derecede
gerçekçidir. Bilge kişi rolündeki Morpheus da Neo'ya, gördüklerinin,
yaşadıklarının gerçekliğine aldanmaması için, gerçek dünya
ile hayal dünya arasındaki farkın ne olduğunu sorar:
Morpheus : Gerçek olduğuna inandığın
bir rüya gördün mü Neo? Ya o rüyadan uyanamazsan? Hayal dünyası
ile gerçek dünya arasındaki farkı nasıl anlardın?
Neo : Bu olamaz!
Morpheus : Ne olamaz? Gerçek mi?
Aşağıda bu konu ile ilgili bazı açıklayıcı örnekler
ve izahlar bulunmaktadır:
Rüyasında yüksek
bir yerden aşağı düşen bir insan da bunu bütün vücudu
ile hisseder. Oysa o anda yatağında hiç kıpırdamadan yatmaktadır.
Ya da, rüyasında ayağı kayıp su birikintisinin içine düştüğünü
gören bir insan, tüm kıyafetlerinin ıslandığını, çıkan
rüzgar nedeniyle üşüdüğünü hissedebilir. Ancak bulunduğu
yerde ne bir su birikintisi, ne de rüzgar yoktur. Hatta
çok sıcak bir odada uyuyor olmasına rağmen ıslaklığı ve
üşümeyi, aynı uyanıkken olduğu gibi yaşar. İnsan aslında
güven içinde evinde uyurken, rüyasında lunaparkta hızla
dönen vagonlara bindiğini görebilir. Vagonların hızını,
zaman zaman ters döndüğünü, esen rüzgarı gerçeğinin aynısı
gibi hissedebilir.17
Rüya ile gerçek hayat arasındaki benzerliğe dikkat
çekilen, filmin bir başka sahnesi şöyledir:
(Kendisinden bilgisayar çipi satın almak için evinin
kapısına gelen müşterilere)
Neo : Hiç rüyada olduğundan ya da uyandığından
kuşkuya düştüğün oldu mu?
Üstteki karede Neo bir türlü uyanıp uyanmadığından
emin olamamaktadır. Uyandığında saatin çaldığını duymakta,
kendisini odasında bulmakta, masasını, bilgisayarını görmektedir;
fakat rüyasında yaşadıkları o kadar gerçekçidir ki, bunların
hayal olduğundan bir türlü emin olamamaktadır. Yaşadığı bu
çelişkinin verdiği şaşkınlıktan ötürü, kendisinden bilgisayar
çipi satın almak için kapısına gelen müşterileri, kendisine
hiç iyi görünmediğini söylerler. Neo da yukarıdaki ifadesiyle
yaşadığı ikilemi kapısına gelen bu kişilerle paylaşmak ister.
Neo'nun yaşadığı bu ikilem aslında son derece doğaldır.
Aslında düşünen her insan böyle bir çelişki içinde olduğunu
fark edebilir.:
Peki rüyanızdan
hiç uyanmadan yaşamaya devam etseniz, rüya içinde yaşadığınızın,
gördüklerinizin hiçbirinin aslı ile muhatap olmadığınızın
farkına varabilir misiniz? Kesinlikle hayır. Uyanıp,
kendinizi yatağınızda uyuyorken bulmadığınız sürece, hiçbir
zaman rüyada olduğunuzu anlayamazsınız ve koskoca bir
ömrü gerçek hayatınızı yaşadığınızı zannederek geçirirsiniz.
Öyle ise, gerçek hayat dediğimiz hayatımızın da bir rüya
olmadığını nasıl ispatlayabiliriz? Bir gün bu gördüğümüz
hayattan çıkıp kendimizi bambaşka bir yerde, bu hayatımıza
dair görüntüleri izlerken bulmayacağımıza dair bir bilgimiz
var mıdır? 18
Matrix filminde, gerçeklerin farkında olan Morpheus,
Neo'ya gördüklerine inanmaması, gerçeği kavramak için araştırması
gerektiğini sık sık öğütlemektedir. Filme ait aşağıdaki satırlarda
da, yine Morpheus, Neo'nun, gördüklerine inanmadan evvel sorgulaması
gerektiğine şöyle dikkat çekmektedir:
Morpheus : Gözlerinden belli. Sende
gördüklerini kabullenen birinin gözleri var. Uyanmayı beklediğin
için. Tuhaf ama bunlar gerçekten pek uzak değil.
İnsanların da içinde yaşadığımız dünyanın gerçek
durumunu sorgulaması gerekmektedir. İnsan, dışında var olduğuna
inandığı dünyanın aslına hiçbir zaman ulaşamayacağı gerçeğinin
farkına varmalı ve bu gerçekten dünyadaki amacı ile ilgili
kesin doğrulara ulaşmalıdır.
Filmde de yoğun olarak vurgulanan, maddeyle muhatap
olamadığımız gerçeği konusunda, açıklayıcı bazı örnekler de
şu şekildedir.:
"... insanlar genelde "dış dünya" kavramının
içine herşeyi dahil etmezler ya da etmek istemezler. Bu
konuda biraz samimi ve cesur düşünecek olursanız, evinizin,
içindeki eşyalarınızın veya antikalarınızın, yazlığınızın,
yeni aldığınız arabanızın, ofisinizin, mücevherlerinizin,
bankadaki hesabınızın, gardırobunuzun, eşinizin, çocuklarınızın,
iş arkadaşlarınızın ve sahip olduğunuz diğer şeylerin
de size gösterilen bu "hayali dış dünyaya" dahil olduğu
gerçeğini fark edersiniz. Etrafınızda gördüğünüz, duyduğunuz,
kokladığınız kısacası beş duyunuzla algıladığınız herşey
bu "hayali dünya"ya aittir; en sevdiğiniz sanatçının sesi,
oturduğunuz iskemlenin sertliği, kokusu hoşunuza giden
bir parfüm, sizi ısıtan Güneş, renkleriyle göz alıcı bir
çiçek, pencerenizin dışında uçan bir kuş, denizin üzerinde
hızla ilerleyen bir sürat motoru, bol ürün veren bahçeniz,
işinizde kullandığınız bilgisayar ya da dünyadaki en kaliteli
müzik setiniz...
Gerçek budur. Çünkü dünya yalnızca
insanı denemek için yaratılan bir görüntüler bütünüdür. İnsanlar
kısa yaşamları boyunca aslında gerçekliği olmayan algılarla
denenirler. 19
Çevrenizdeki mal hırsına kapılmış
insanların en çok nelere değer verdiklerini bir düşünün:
İyi bir ev, lüks eşyalar, gösterişli mücevherler, son
model bir araba, bankalarda yüksek miktarda para, yat...
İşte bu nedenle de bu insanlar, sahip oldukları tüm bu
maddeleri beyinlerindeki bir ekrandan izledikleri ve asıllarıyla
asla karşılaşamayacakları gerçeğinden çok korkarlar.
Oysa kabul etmek istemeseler de beyinlerinde oluşan
bir kopya dünya içinde yaşamaktadırlar. Dışarıdaki dünya ile
muhatap olmaları mümkün değildir. Çünkü sesi, ışığı ve kokuyu
hiçbir şekilde geçirmeyen kafataslarının içine girebilen sadece
bu maddelerden gelen elektriksel bilgilerdir.
... Bir insanın sahip olduğunu
sandığı herşeyi, evi, arabası, ailesi, işi ve tüm dostları
beyninin içinde meydana gelen his ve görüntülerden ibarettir.
Bu gerçeği kavrayan bir insan, herşeyin tek sahibinin, bu
görüntüleri beyninde yaratan Allah olduğunu anlar. Dünya hayatına
hırsla bağlı olan insanlar bu nedenle bu gerçekten çok büyük
bir korku duyarlar.20
Zamansızlık Gerçeği
Zaman, bizim, yaşadığımız olaylar arasında yaptığımız
kıyasa dayalı bir kavramdır. Örneğin, bir kişi arabaya biner.
Sonra kontak anahtarını çevirir ve gaz pedalına basarak arabayı
hareket ettirir. Bir miktar yol aldıktan sonra arabasını kaldırımın
kenarına park eder. Kişi, tüm bu eylemler arasında kıyas yapar;
her biri arasında bir süre geçtiğini düşünür ve böylece zaman
algısını elde eder.
Tüm olaylar bize belli bir sıralama yöntemi ile
gösterildiği için, zamanın hep ileri doğru aktığını düşünürüz.
Örneğin bir yaprak ağaçtan hep aşağı doğru düşer, yukarı doğru
çıkmaz veya yağmur damlaları hep gökyüzünden düşer, damlaların
hiçbir zaman taneler halinde yukarı doğru çıktığını görmeyiz.
Bu durumda bir yaprağın ağacın üzerindeki hali geçmiş iken,
aşağıya düştüğü hali gelecektir. Oysa eğer hafızamızdaki bilgiler,
bir filmin başa sarılması gibi tersine doğru gösterilmeye
başlarsa bizim için gelecek, yani yaprakların aşağıda bulunduğu
hali geçmiş olur, ağacın tepesindeki hali ise gelecek olur.
Bu örnekten anlaşıldığı gibi zaman, algılayana
bağlı olarak değişken bir algıdır. Zamanın izafiyeti yani
değişkenliği o kadar farklıdır ki, bizim için binlerce yıl
süren bir zaman dilimi, bir başka boyutta sadece tek bir saniye
bile sürebilir. Hatta, evrenin başından sonuna kadar geçen
çok büyük bir zaman dilimi, bir başka boyutta, bir saniye
bile değil, ancak bir "an" sürüyor olabilir.
Matrix filminde de tüm algılarla beraber, zamanın
da izafi olduğu vurgulanmakta ve Neo'ya zaman konusunda da
yanıldığı anlatılmaktadır. Aşağıdaki karelerde filmin kahramanı
Neo, 2060 yılında ABD'de yapılmış, hava ve kara taşıtı olarak
kullanılan bir geminin içerisindedir. Daha evvel Matrix'in
içinde giydiği şık kıyafetleri ya da yaşadığı şehrin modern
görünümü artık yoktur. Bunun yerine eskimiş kıyafetler giymekte
ve harap görünümlü bir mekanda bulunmaktadır.
Neo : Morpheus bana ne oldu? Burası
da ne?
Morpheus : Ne değil, ne zaman?
Neo : "Ne zaman" mı?
Morpheus : 1999 yılında olduğumuzu
sanıyorsun ama 2199'a yakınsın. Kaç yılında olduğumuzu tam
olarak söyleyemem, çünkü tam olarak biz de bilmiyoruz. Şimdilik
bunu açıklayabilecek bir şey söyleyemem.
Bir kimseye tüm yaşadıkları gibi zaman algısı da
yapay sinyallerle çok farklı olarak hissettirilebilir. Zamansızlık
gerçeği ile ilgili son dönemde yayınlanan bazı eserlerde rastlayabileceğimiz
izahlardan bir kısmı şöyledir:
Zaman bir algıdan ibaret olduğuna göre de, tümüyle algılayana
bağlı, yani göreceli bir kavramdır.
Zamanın akış hızı, onu ölçerken kullandığımız referanslara
göre değişir. Çünkü insanın bedeninde zamanın akış hızını
mutlak bir doğrulukla gösterecek doğal bir saat yoktur...
Zamanın göreceliği, rüyada çok açık bir biçimde
yaşanır. Rüyada gördüklerimizi saatler sürmüş gibi hissetsek
de, gerçekte herşey birkaç dakika hatta birkaç saniye sürmüştür.
... zamanın izafi (göreceli-rölatif) bir kavram
olduğu, materyalistlerin yüzyıllardır zannettikleri gibi değişmez
ve sabit olmadığı, değişken bir algı biçimi olduğu da bu yüzyılda
ortaya çıkmıştır. Zamanın ve mekanın izafiyeti Einstein'ın
"Rölativite" teorisiyle kanıtlanmış ve bu gerçek bugünkü modern
fiziğin temelini oluşturmuştur.
Sonuç olarak, zaman ve mekan
mutlak olmayan, başlangıçları olan, Allah'ın yoktan var ettiği
kavramlardır. Zamanı ve mekanı yaratan Allah, elbette ki bunlara
tabi değildir. Allah, zamanın her anını zamansızlıkta belirlemiş,
tespit etmiş ve yaratmıştır. 21
İnsanlar zamana
bağımlı oldukları için böyle bir olay onlara uzak gelir,
oysa Allah Katında zaman yoktur, daha önce de belirttiğimiz
gibi geçmiş ve gelecek tek bir andır. Tıpkı bir video
kasetteki karelerin tek bir anda var olması gibi… Biz
bir filmi seyrettikten sonra nasıl ki o filmi geriye doğru
sarıp yeniden seyredebiliyorsak, bizim için geçmiş olayları
Allah'ın dilemesiyle yeniden seyretmemiz mümkündür. Önemli
olan Allah'ın o an bize o olaylara ait algıları tekrar
hissettirmesidir.22
Anılarımız da Aslında Birer
Hayaldir
Filmin başrol oyuncusu Neo, gerçekleri yani şimdiye
kadar gerçek sandığı hayatının bir hayalden ibaret olduğunu
öğrendikten sonra, tekrar Matrix adındaki sanal dünyaya gittiğinde
çevresini hayretle izler. Arabadaki yolculuğu boyunca geçmişine
ait birtakım şeyleri hatırlar; ancak bunların hiçbirinin gerçekte
yaşanmamış olmasından dolayı şaşkınlık duyar. Neo'nun, geçmişine
ait anılar olarak düşündüğü olayların tamamı, hafızasına yapay
olarak verilmiş görüntülerden ibarettir.
Morpheus : İnanılmaz değil mi?
Neo : Allah'ım.
Trınıty : Ne oldu?
Neo : Orada yemek yerdim. Harika makarna
yaparlar. Hayatımla ilgili anılarım var. Hiçbiri olmamış.
Bu konuyla ilgili açıklamalar, çeşitli eserlerde
şu şekilde geçmektedir:
"Biz, bize verilen
telkinden dolayı, geçmiş, şu an ve gelecek gibi bölümlere
ayrılmış zaman dilimlerini yaşadığımızı zannederiz. Oysa,
"geçmiş" gibi bir kavrama sahip olmamızın tek
nedeni, -daha önce de belirttiğimiz gibi- hafızamıza bazı
olayların verilmesidir. Örneğin, ilkokula kaydolduğumuz
an hafızamızda bulunan bir bilgidir ve biz bu nedenle
bunu geçmiş bir olay olarak algılarız. Gelecekle ilgili
olaylar ise hafızamızda bulunmaz. Bu nedenle biz henüz
haberdar olmadığımız bu olayları "yaşanacak", "gelecekte
meydana gelecek" olaylar olarak kabul ederiz. Oysa geçmiş
nasıl bizim için yaşanmış, tecrübe edilmiş, görülmüş olaylar
ise, gelecek de aynı şekilde yaşanmıştır. Ancak bu olaylar
bizim hafızamıza verilmediği için biz bunları bilemeyiz."
23
5 yaşındayken bakkaldan
aldığınız bir gofreti yerken hissettiğiniz şeker tadı,
7 yaşında ilkokula başlayacağınız gün sabah erken saatte
heyecanla uyanmanız, lisedeki coğrafya dersinde içinizde
duyduğunuz sıkıntı, matematik öğretmeninizin tahtaya yazdığı
uzun denklemler, bir yakınınızı kaybettiğiniz trafik kazasında
hissettikleriniz, işinizde kazandığınız bir başarı nedeniyle
yaşadığınız gurur, yıllarca hayal ettiğiniz bir şeyi almaya
giderken duyduğunuz sevinç kısacası yaşadığınız ve hissettiğiniz,
başınızdan geçen tüm bu olaylar aslında aynen durmakta,
yalnızca sizin beyninizde muhafaza edilmemektedir. Muhafaza
edilen de hatıra olarak, anı olarak yani geçmiş gibi hissettirilmektedir.
Şu an var olan o sahneleri beyniniz algılamamaktadır...
İnsanlar akan bir zamana tabi olduklarını düşünür, yaşamlarının
geçmiş, şimdi ve gelecek olmak üzere bölümlere ayrıldığını
sanırlar… Fakat yaratılmış her canlının, her olayın ve
herşeyin aynı bir film şeridini oluşturan kareler gibi,
kare kare sonsuz olarak yaratıldığını ve aynı anda var
edildiğini bilmek bu kavrayışı kolaylaştıracaktır. 24
Bu Gerçeğin Bizi Ulaştırdığı
Olağanüstü Sonuç
İnsan beyninin dışında madde olarak adlandırılan,
görüntüden oluşan ve sağlamlık hissi verilen bir alem vardır.
Ancak siz bu aleme asla duyularınız aracılığı ile ulaşamazsınız.
Her insan beyninde oluşan alemi seyreder, beyninde oluşan
aleme dokunur, beynindeki alemin sesini dinler.
Allah, yarattığı madde alemini, her insana beyninde
bir görüntü olarak izlettirmekte ve bu görüntüye sağlamlık,
sertlik vererek görüntüyü gerçek gibi algılattırmaktadır.
20. yüzyılda bilimsel bulgularla kanıtlanan bu gerçek yüzyıllarca
önce yaşamış olan büyük İslam alimi İmam Rabbani tarafından
etraflıca açıklanmıştır. İmam Rabbani, mektuplarından birinde
şöyle bir izahta bulunmaktadır:
Hâricde ve hakîkatde, Allahü Teâlâdan başka,
mevcûd yokdur. Allahü Teâlâ, kudreti ile, kendi isimlerinin
ve sıfatlarının kemâlini mümkinât sûretlerinin perdesinde
göstermiş, ya'nî eşyâyı, kendi kemâlâtına uygun olarak,
his ve vehm mertebesinde, îcâd etmiş, var etmişdir. Böylece,
eşyâ, vehmde görünmekde, hayâlde devâm etmekdedir. O hâlde
eşyâ, hayâlde göründüğü için vardır. Lâkin Allahü Teâlâ,
bu görünüşe devâm verdiği, yok olmakdan koruduğu eşyanın
yapısına sağlamlık verdiği ve ebedî mu'ameleyi de bunlara
bağlı kıldığı için, vehmdeki varlık ve hayâldeki devâm da,
hakîkî varlık olmuşdur. (İmam-ı Rabbani, İkinci Cilt, 44.
Mektup)
Burada anlatılan, her insanın üzerinde büyük bir
ciddiyetle düşünmesi gereken çok önemli bir hakikattir. Çünkü
bu gerçeği görmezden gelen her insan, ömrü boyunca küçücük
bir noktada oluşan görüntüyü gerçek zannederek yanılmaktadır.
Örneğin beynindeki bir noktada oluşan binaların sahibi olduğunu
zanneden bir adam, bu görüntüden dolayı kibirlenir, şımarır,
bir gün öleceğini unutarak kendisini sonsuz güçlü zanneder.
Veya beynindeki bir noktada oluşan fakir hayat görüntüsü başka
bir insanın ezik, mutsuz ve umutsuz yaşamasına neden olur.
Beyninin içindeki küçücük bir yerde oluşan para görüntüsünü
kaybeden insan hemen perişan olur. Beyninin içindeki araba
görüntüsünün çizildiğini gören bir başkası ise hiddetlenir,
mal hırsından dolayı büyük bir öfke duyar. Oysa, bu kişilerin
her biri rüyasında zengin veya fakir olan, veya rüyasında
arabası çizilen bir insandan farklı bir durumda değildirler.
Çizilen araba, beynimizin içinde oluşan bir araba görüntüsüdür.
Bu arabanın aslını, dışarıdaki gerçek halini hiç kimse, hiçbir
zaman bilemez ve göremez. Bunu ancak beynimizdeki ve dışındaki
alemi yaratan Yüce Allah bilir.
İşte bu gerçeğin farkında olmayan, veya çok açık
olmasına rağmen bu gerçeği kabullenmek istemeyen insanlar,
hayatları boyunca hep yanılgı içinde, gerçekleri görmezden
gelerek yaşarlar. Bu insanların durumu bir sinema filmini
veya tiyatro oyununu gerçek zannederek bu filmin veya oyunun
içinde yaşamak isteyen bir insanın durumu gibidir. Çevresindekiler
bu insanı ne kadar ikna etmeye ve ona gerçekleri göstermeye
çalışsalar da bu insan bunu anlamazlıktan gelir.
Ancak her insanın, hiçbir istisna olmaksızın, bu
gerçeği anlayacağı, kavrayacağı ve kabul edeceği bir an vardır.
İşte bu an her insana ölümle birlikte gelecektir. Ölümle birlikte
insanın beyninde seyrettiği dünya hayatına dair görüntü değişecek,
bunun yerine ölüm anının, hesap gününün ve ahiretin görüntüsü
gelecektir. Allah'ın Kuran'da bildirdiği gibi, ölümle birlikte
insan sanki bir uykudan uyanacak, rüyasından gerçek dünyaya
geçer gibi, gerçek ve sonsuz hayatına geçecek, bu hayatın
da görüntüsü daha net ve gerçek olacaktır. Aynı rüyasındaki
daha bulanık görüntüden uyanıp daha net olan dünya hayatına
geçiş yapan insan gibi. Ayetlerde tüm alemlerin Rabbi olan
Allah bu gerçeği şöyle bildirmektedir:
Demişlerdir ki: "Eyvahlar bize, uykuya-bırakıldığımız
yerden bizi kim diriltip-kaldırdı? Bu, Rahman (olan Allah)ın
va'dettiğidir, (demek ki) gönderilen (elçi)ler doğru söylemiş".
(Yasin Suresi, 52)
Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin;
işte Biz de senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Artık
bugün görüş-gücün keskindir. (Kaf Suresi, 22)
Her sözü güvenilir, ilim ve hikmetiyle örnek olan
Peygamber Efendimiz (sav) de bir hadis-i şeriflerinde "insanlar
uykudadır, ölümle uyanırlar" (İmam Gazali, İslam
Klasikleri 2, Bedir Yayınları, 18 s. 36152) buyurarak bu gerçeğe
dikkat çekmiştir.
Gerçek olan ölümden sonraki hayattır. Dünya hayatı
ise, aynı bir rüya gibi insana beynindeki küçücük bir noktada
izlettirilen bir görüntü alemidir. Bir insanın bu görüntüye
aldanıp, gerçek ve sonsuz hayatını unutması, düşünmemesi ise
büyük bir gaflet ve yanılgıdır. Bu gerçeği dünyada görmeyenler
ahirette büyük bir pişmanlık yaşayacaklardır. Hayatları boyunca
bağlandıkları, gerçek zannederek peşinden sürüklendikleri,
Allah'ı ve ahireti unutarak şirk koştukları insanların, malların,
mevkilerin, ünvanların aslında birer hayal olduğunu, beyinlerindeki
görüntüler olduğunu anlayanlar bu pişmanlıklarını dile getireceklerdir.
Asla yok olmayacağını zannettikleri şeylerin birer birer kaybolduğunu
gördüklerinde büyük hüsrana uğrayacaklardır. Allah, bu insanların
ahiretteki itiraflarını Kuran'da şöyle bildirir:
Sonra onlara denilecek: "Sizin şirk
koştuklarınız nerede? Allah'ın dışında (taptıklarınız)." Dediler
ki: "Bizi bırakıp-kayboluverdiler. Hayır, biz önceleri (meğer)
hiçbir şeye tapar değilmişiz." İşte Allah, kafirleri böyle
şaşırtıp-saptırır. (Mü'min Suresi, 73-74)
… Nihayet elçilerimiz, hayatlarına
son vermek üzere kendilerine gittiklerinde onlara diyecekler
ki: "Allah'tan başka taptıklarınız nerede?" "Onlar bizi bırakıp-kayboldular"
diyecekler. (Böylelikle) Bunlar, gerçekten kâfirler olduklarına
kendi aleyhlerinde şehadet ettiler. (Araf Suresi, 37)
Dünyada bu gerçekleri görmezden gelerek, düşünmeyen
her insan ahirette aynı konuşmayı yapabilir, aynı telafisi
olmayan pişmanlığı yaşayabilir. Allah'ın bir rüya gibi gösterdiği
dünya hayatına kapılıp gidenler, ölümü gerçek ve tek yaşantılarının
sonu zannedenler, ölümle birlikte içinde bulundukları bu gaflet
uykusundan uyanacak, rüyalarından ayrılacaklar ve işte o zaman
asıl gerçeği göreceklerdir. Aklını ve vicdanını kullanan,
samimi ve dikkatli düşünen her insan ise, daha dünyada iken
gerçekleri fark ederek, ahiret hayatı için ciddi bir gayret
içinde olacaktır.
1Harun
Yahya, Evrim Aldatmacası, 2. baskı, Kültür Yayıncılık, s.199-200 2 a.g.e., s. 206-207 3 Harun Yahya, Sonsuzluk Başlamış Durumda,
Kültür Yayıncılık, s.43 4 Harun Yahya, Hayalin Diğer Adı: Madde,
Araştırma Yayıncılık, s.48, 5 a.g.e, s.91 6 a.g.e, s.178-179 7 a.g.e, s.199-203 8 a.g.e, s.8 9 Harun Yahya, Sonsuzluk Başlamış Durumda,
s. 46 10 Harun Yahya, Hayalin Diğer Adı: Madde,
s.10 11 a.g.e, s.79-80 12 Harun Yahya, Evrim Aldatmacası, 2. baskı,
s.203-204 13 Harun Yahya, Hayalin Diğer Adı: Madde,
s. 40 14 Harun Yahya, Evrim Aldatmacası, 2. baskı,
s.203 15 a.g.e, s.202 16 Harun Yahya, Hayalin Diğer Adı: Madde,
s.38 17 a.g.e, s.60-61 18 a.g.e, s.65 19 Harun Yahya, Evrim Aldatmacası, 2. baskı,
s.213-214 20 Harun Yahya, Hayalin Diğer Adı: Madde,
s.103-104, 21 Harun Yahya, Zamansızlık ve Kader Gerçeği,
s.10, Kültür Yayıncılık 22 Harun Yahya, Sonsuzluk Başlamış Durumda,
s.90 23 Harun Yahya, Hayalin Diğer Adı: Madde,
s.139 24 Harun Yahya, Sonsuzluk Başlamış Durumda,
s.74-75
Bu
sitenin hazırlanmasında Adem Yakup'un eserleri kaynak olarak
alınmıştır.