RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI’NDA
HZ. İSA VE HZ. MEHDİ GERÇEĞİ
ŞUALAR KİTABINDAN
ALINTILAR
Bir vechi (sebebi) şudur
ki: SİHİR VE MANYETİZMA
VE İSPİRTİZMA GİBİ İSTİDRACI HARİKALARIYLA (hipnoz
ve ruhlarla bağlantı tarzındaki sahte mucizeleriyle) KENDİNİ
MUHAFAZA EDEN VE HERKESİ TESHİR EDEN (büyüleyen,
aldatan) O DEHŞETLİ DECCAL’İ8 yok
edebilecek, mesleğini değiştirecek; ANCAK HARİKA VE MU'CİZATLI
VE UMUMUN MAKBULÜ (mucizeleri olan ve
herkesin kabul ettiği) BİR ZAT OLABİLİR
Kİ9 O ZAT10 en
ziyade alakadar ve ekser insanların (insanların
çoğunluğunun) Peygamberi olan HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELAM'DIR.10
(Şualar, s. 493)
Bediüzzaman, Mesih Deccal'in birtakım olağanüstü
güçlerle insanları aldatmaya çalışacağını ancak onun bu fitnesinin,
Hz. İsa'nın ikinci kez yeryüzüne gelmesiyle tamamen ortadan
kalkacağını anlatmaktadır:
8)
SİHİR VE MANYETİZMA VE İSPİRTİZMA GİBİ İSTİDRACI
HARİKALARIYLA (HİPNOZ VE RUHLARLA BAĞLANTI TARZINDAKİ
SAHTE MUCİZELERİYLE)... HERKESİ TESHİR EDEN (BÜYÜLEYEN,
ALDATAN) O DEHŞETLİ DECCAL’İ:
Bediüzzaman, Peygamberimiz (sav)'in
hadisleri doğrultusunda Deccal'in birtakım olağanüstü
güçlere sahip olacağına dikkat çekmektedir. Deccal'in
sahte mucizeler göstereceğini bildiren hadislerden
bazıları şu şekildedir:
Fitnesinden birisi
de şudur: O, bir bedeviye: “Söyle
bakayım! Eğer ben SENİN İÇİN ANANI VE BABANI DİRİLTİRSEM
benim senin Rabbin olduğuma şehadet eder misin?” diyecek.
Bedevi de: “Evet,”
diyecek. Bunun üzerine İKİ ŞEYTAN ONUN BABASI VE
ANASI SURETLERİNDE ONA GÖRÜNECEKLER... (Sünen-i İbni
Mace, 4077)
Onun bir fitnesi
de şudur: O, tek bir kişiye musallat kılınarak
O KİŞİYİ ÖLDÜRÜP TESTEREYLE BİÇECEK. Hatta o
kişinin cesedi iki parçaya bölünmüş olarak (ayrı
ayrı yerlere) atılacaktır. Sonra Deccal (orada
bulunanlara):
“Şu (öldürdüğüm) kuluma bakınız. ŞİMDİ BEN ONU
DİRİLTECEĞİM..”
diyecektir. (Sünen-i İbni Mace, 4077)
Hadislerde, Deccal'in yalancı
mucizelerini, fitnelerini insanlara kabul ettirebilmek
için kullanacağı bildirilmektedir. (Allahu Alem)
Zayıf akıllı insanlar bunları adeta birer
“mucize” zannedebilirler. Oysa
mucize Allah'ın veli kullarına lütfettiği bir nimettir.
Deccal'in gösterdiği olağanüstü olaylar ise birer
istidrac yani Allah'ın insanları denemek için yarattığı
ve inkarcılarda görülen yalancı mucizelerdir.
Bediüzzaman, Deccal'in bu aldatıcı
yöntemleri kullanarak insanların çoğunu etkisi
altına alacağını belirtmektedir. Hadislerde de
Deccal'in, hipnotizma ve büyü gösterileri gibi
aldatmacalarla yeterince bilgi sahibi olmayan veya
imanen zayıf olan bazı insanları etkisi altına
alabileceği haber verilmektedir. Özellikle de bütün
Hıristiyan dünyasının Hz. İsa'yı ve Yahudilerin de
Mesihi bekledikleri bir dönemde, Deccal'in gösterdiği
bu yalancı mucizeler ve hileler, pek çok kişinin
Deccal'e aldanmasına neden olabilecektir. Bediüzzaman
buradaki sözüyle, Deccal'in bu özelliğini vurgulayarak,
aynı zamanda onun bir şahsı manevi olmadığını da
ifade etmektedir. Bediüzzaman, Deccal’in insanları
kandırabilecek özellikte, hipnoz ve büyü gibi aldatıcı
yöntemler kullanabilme yeteneğine sahip olduğundan
bahsederek bu durumu açıklığa kavuşturmuştur. Kuşkusuz
Bediüzzaman'ın Deccal konusundaki bu anlatımları
doğrultusunda Deccal'in bir şahıs olduğunu kabul
edip, Hz. İsa ve Hz. Mehdi konusunda verdiği onlarca
delil ve detaya rağmen onların birer şahsı manevi
olabilecekleri ihtimalini öne sürmek çok yanlış bir
yaklaşım olur. Yüksek ilim sahibi bir şahıs olan
Bediüzzaman kuşkusuz ki tüm sözlerini, Müslümanları
en doğru bilgilendirecek şekilde açıklamış, bu konuda
da hiçbir şüpheye yer bırakmayacak bir üslupla “Deccal
gibi Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin de BİRER ŞAHIS olduklarını” ifade
etmiştir.
9) ANCAK HARİKA VE
MU'CİZATLI VE UMUMUN MAKBULÜ (MUCİZELERİ OLAN VE
HERKESİN KABUL ETTİĞİ) BİR ZAT OLABİLİR Kİ:
Bediüzzaman, Mesih
Deccal'in fitnesini ortadan kaldırabilecek kişinin
ise, Allah'ın rahmetiyle, mucizeleri olan ve insanların
çoğunun kendisine tabi olduğu mübarek “BİR ZAT” olacağını
söylemektedir. Sözünün devamında da bu kutlu kişinin
Hz. İsa olduğunu bildirmektedir. Bu son derece açık
ve farklı başka hiçbir düşünceye yer vermeyecek netlikte
bir sözdür: Bediüzzaman açıkça “Hz.
İsa'nın BİR ŞAHIS olduğunu” ifade etmekte,
bu kesin ifadesiyle onun bir şahsı manevi olabileceği
yönündeki tüm düşünceleri kökten reddetmektedir.
Bunun yanı sıra Bediüzzaman
burada kullandığı “HARİKA
VE MUCİZATLI VE UMUMUN MAKBULU BİR ZAT” sözleriyle, Hz.
İsa'nın yine bir şahıs olduğunu ortaya koyan
önemli bazı özelliklerini vurgulamaktadır. Bediüzzaman “Hz.
İsa'nın harikalar ve mucizeler gösterebilen BİR
ZAT olduğunu” belirtmiştir.
Ayrıca “Hz. İsa'nın
insanların büyük bir kısmı tarafından kabul gören
BİR ZAT olduğunu” hatırlatmaktadır.
Kuşkusuz ki üstün bir ilme sahip olan Bediüzzaman
bir şahsı manevinin mucize göstermesinin mümkün
olmayacağını çok iyi bilmektedir. Aynı şekilde
bir şahsı manevinin “umumun makbulü bir
zat” olamayacağını da bilmekte, Hz. İsa'yı
tanıtan tüm bu özellikleri çok bilinçli bir şekilde
kullanarak onun “BİR
ŞAHIS” olarak yeryüzüne ikinci defa
geleceğini tüm Müslümanlara müjdelemektedir.
10) O ZAT... HZ.
İSA ALEYHİSSELAM'DIR:
Bediüzzaman, Peygamberimiz (sav)'in
hadislerinde haber verdiği gibi Deccal'in fitnesini
Hz. İsa'nın ortadan kaldıracağını bildirmektedir:
Allah'ın düşmanı olan MESİH-İ
DECCAL, İSA ALEYHİSSELAM’I GÖRÜNCE, TUZUN
SUDA ERİDİĞİ GİBİ ERİR. Hz. İsa onu
terk edip bıraksa bile helak oluncaya kadar eriyip
gidecektir. Lakin ALLAH ONU BİZZAT İSA
ALEYHİSSELAM’IN ELİYLE YOK EDECEKTİR.
(Müslim, Kitabü’l Fiten: 34)
... DECCAL ORTALIĞA FİTNE
SAÇARKEN CENAB-I HAK, MESİH MERYEM OĞLU İSA'YI
GÖNDERİR... Nefesini idrak eden her
kafir mutlaka yok olur. İsa (a.s) Deccal ile
Lüdd kapısında (Beytül Makdis'e yakın bir belde)
karşılaşır VE ONU YOK EDER.
(Sahih-i Müslim; Büyük Fitne Mesih-i Deccal,
Saim Güngör, s. 104)
... Müteakiben HZ. İSA, DECCAL'İ
ARAR ve nihayet Beytü’l Makdis’e
yakın bir yer olan Bab-ü Lüdd (Lüdd Kapısı) denilen
mevkide yetişerek, ONU YOK EDER.
(Sahih-i Müslim, c. 4/2251-2255; İmam Şarani,
Ölüm, Kıyamet, Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri,
Bedir Yayınevi, s. 491)
Bediüzzaman Şualar adlı eserinde
Hz. İsa için “2.
KEZ” kullandığı “O
ZAT” ifadesiyle, Hz. İsa’nın “BİR
ŞAHIS” olduğunu açıkça belirtmiştir.
Bediüzzaman burada “İki veya üç zat” dememiştir.
Aksine Hz. İsa'dan bahsederken kullandığı tüm sözler
hep “TEKİL” ifadelerdir;
ve tümünde de “TEK BİR ŞAHISTAN” bahsetmektedir.
Bediüzzaman bu açıklamalarıyla bir kez daha Hz.
İsa'nın bir şahsı manevi olmadığını, “MÜBAREK
BİR İNSAN” olduğunu
çok açık ifadelerle ortaya koymuştur.
Hatta HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELAM'IN
NÜZULÜ (yeryüzüne inişi)11 dahi
ve KENDİSİ İSA ALEYHİSSELAM OLDUĞU,12NUR-U
İMANIN DİKKATİYLE (imanın ışığıyla) BİLİNİR;
HERKES BİLEMEZ13 Hatta DECCAL VE SÜFYAN GİBİ EŞHAS-I
MÜDHİŞE (ürkütücü şahıslar) KENDİLERİ
DAHİ KENDİLERİNİ BİLMİYORLAR...14
(Şualar, s. 487)
Bediüzzaman, Hz. İsa'nın ahir zamanda yeryüzüne
ikinci kez geleceğini bildirmekte, ancak bu mübarek zat geldiğinde
herkesin kendisini tanımayacağına dikkat çekmektedir:
11) HAZRET-İ İSA
ALEYHİSSELAM'IN NÜZULÜ (YERYÜZÜNE İNİŞİ):
Bediüzzaman “HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELAM’IN
NÜZULÜ” sözleriyle Hz. İsa'nın,
Allah’ın bir mucizesi olarak ahir zamanda
insani bedeniyle gökyüzünden yeryüzüne ineceğini
anlatmaktadır. Bediüzzaman verdiği bu bilgilerle
Hz. İsa'nın ahir zamanda Hıristiyan toplumunun
başında bir mana ya da manevi bir lider olarak
değil, bizzat hidayet önderi “BİR
ŞAHIS” olarak bulunacağını kesin
ifadelerle açıklamaktadır.
12) KENDİSİ İSA
ALEYHİSSELAM OLDUĞU:
Bediüzzaman bu sözleriyle Hz.
İsa’nın yeryüzüne
ilk indiği zaman, kendisinin de Hz. İsa olduğunu
önceleri bilmeyeceğini, ancak daha sonra farkına
varacağını bildirmiştir. “Böyle bir şuur
ve bilincin bir şahsı manevi için söz konusu olamayacağı” çok
açıktır. “BİLME” ve “ANLAMA” kavramları
ancak “BİR İNSAN” için
geçerli olabilir. Ancak “bir insan kendisinin
kim olduğunu anlayabilir”, içerisinde
bulunduğu durumu fark edebilir. Bediüzzaman da
bu durumu çok iyi bilen bir kimse olarak bu sözleri
kullanmış ve Hz. İsa'nın bir şahsı manevi olmadığını
açıkça ifade etmiştir.
Bediüzzaman'ın bu gerçeği vurguladığı ifadelerinden
biri de “KENDİSİ” kelimesidir.
Bu kelime de yine “ŞAHIS” ifade
eden bir kavramdır ve Bediüzzaman bu yolla “Hz.
İsa'nın maddi varlığı olan mübarek BİR ŞAHIS olarak
geleceğini” tekrar dile getirmektedir.
13) NUR-U İMANIN
DİKKATİYLE
(İMANIN IŞIĞIYLA) BİLİNİR; HERKES BİLEMEZ:
Hz. İsa'nın ikinci kez yeryüzüne
geleceği Kuran'da bildirilmiş ve Peygamberimiz
(sav)'in hadislerinde haber verilmiş bir gerçektir.
Bediüzzaman, çevresindeki insanların, Hz. İsa’nın ahir zamanda beklenen
peygamber olduğunu ancak “İMANLARIYLA
FARK EDEBİLECEKLERİNİ” söylemiştir.
Bu da yine Bediüzzaman’ın Hz. İsa’dan
bir şahsı manevi olarak söz etmediğini açıkça ortaya
koymaktadır. Bediüzzaman burada açıkça insanların
bir şahsı maneviyi değil, “BEKLEDİKLERİ
BİR ŞAHSI” tanımalarından bahsetmektedir.
Bediüzzaman ayrıca “HERKES BİLEMEZ” diyerek
Hz. İsa’yı herkesin tanıyamayacağını bir
kez daha belirtmiş, bahsedilenin bir şahsı manevi
değil, maddi varlığıyla ortaya çıkacak “BİR
İNSAN” olduğunu
tekrar vurgulamıştır. Bediüzzaman’ın da belirttiği
gibi Hz. İsa ikinci kez yeryüzüne geldiğinde de
samimi olarak iman edenler imanlarının vesilesiyle,
Allah’ın izniyle bu mübarek zatı hemen tanıyacak,
onun yardımcısı ve destekçisi olacaklardır.
Bediüzzaman, bu sözleriyle Mesih Deccal ve Süfyan
Deccal gibi, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'ye karşı inkara
dayalı bir mücadele verecek olan ahir zaman şahıslarının
da herkes tarafından teşhis edilemeyeceğine dikkat
çekmektedir. Bediüzzaman burada kullandığı “EŞHAS-I
MÜDHİŞE” sözlerinde geçen “EŞHAS-I” kelimesiyle,
Süfyan ve Deccal'in “BİRER
ŞAHIS” olduğunu belirtmektedir. Bediüzzaman
eserlerinde şahıs anlamına gelen benzer kelimeleri
Hz. İsa ve Hz. Mehdi için de kullanmaktadır. Süfyan
ve Deccal'in şahıs olarak ortaya çıkacağını kabul
edip, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin ise sadece şahsı
manevilerinin olacağını düşünmek son derece çelişkilidir.
Bediüzzaman'ın da bildirdiği gibi, Süfyan Deccal
ve Mesih Deccal nasıl birer şahıs olarak ortaya
çıkıyorlarsa, bunların fitnelerini ortadan kaldıracak
olan Hz. İsa ve Hz. Mehdi de Allah’ın izniyle
ahir zamanda mübarek zatlarıyla ortaya çıkacaklardır.
İSA ALEYHİSSELAM'I NUR-U İMAN İLE (imanın ışığıyla) TANIYAN15 ve TABİ OLAN16CEMAAT-İ
RUHANİYE-İ MÜCAHİDİNİN (mücadele eden
ruhani cemaatinin)17KEMMİYETİ (sayısı),18 Deccal'in
mektepçe ve askerce ilmi ve maddi ordularına
nispeten çok AZ VE KÜÇÜK18 olmasına
işaret ve kinayedir (maksadındadır).
(Şualar, s. 495)
Bediüzzaman bu sözünde,
ikinci kez yeryüzüne geldiğinde, Hz. İsa’yı tanıyacak
ve destekçisi olacak olan topluluğun özelliklerinden bahsetmektedir:
15) İSA ALEYHİSSELAM'I
NUR-U İMAN İLE (İMANIN IŞIĞIYLA) TANIYAN:
Bediüzzaman bu sözünde
bir kez daha Hz. İsa’nın onu destekleyen cemaati tarafından “İMANIN
NURU İLE TANINACAĞI”ndan bahsetmiş,
açıkça Hz. İsa'nın “BİR
ŞAHIS” olduğunu ifade etmiştir. “TANINMA” fiili,
burada “tanınacak bir
kimse olduğunu” ifade etmekte ve Bediüzzaman'ın
manevi bir varlığı değil, bizzat Hz. İsa’yı
kastettiğini ortaya koymaktadır.
Bunun yanı sıra Bediüzzaman
bu sözleriyle Hz. İsa’nın ve onun şahsı manevisinin birbirinden
ayrı kavramlar olduğunu belirtmektedir. Zira Bediüzzaman “Hz.
İsa'yı tanıyan bir topluluk”tan bahsetmekte, ayrıca “Hz.
İsa'nın da bu topluluk tarafından tanınacağını” bildirmektedir.
Bir şahsı manevinin bir şahsı maneviyi tanıması ya
da bir şahsı manevi tarafından tanınması hiçbir açıdan
söz konusu değildir.
Bediüzzaman'ın üzerinde durduğu bu gerçek, şu iki
sorunun cevaplarıyla bir kez daha ortaya çıkmaktadır:
1- Bediüzzaman kimin imanın ışığıyla
tanınacağından bahsetmiştir?
Hz. İsa'nın.
2- Bediüzzaman Hz. İsa'yı kimlerin tanıyacağından bahsetmiştir?
Onu imanlarının nuruyla tanıyan cemaatinin.
16) VE TABİ OLAN:
Bediüzzaman burada Hz. İsa'ya “TABİ
OLAN” bir cemaatin varlığından söz
etmektedir. Bir şahsı manevinin bir şahsı maneviye
tabi olması elbette ki söz konusu değildir. Zira,
bir şahsı maneviye değil, ancak bir şahsa tabi
olunabilir. Bediüzzaman da bu ifadesiyle bu gerçeği
dile getirmiş; Hz. İsa'nın, kendisine uyan, tabi
olan ve onun gösterdiği yolu izleyen cemaatinin,
yani şahsı manevisinin başında “BİR ŞAHIS” olarak
bulunacağını hatırlatmıştır. Hz. İsa ile aynı
dönemde yaşamak, ona tabi olmak, havarileri gibi
Allah yolunda bu mübarek zatın yardımcıları olmak,
bütün Müslümanların talip oldukları büyük bir
şereftir. Hadislerde ve Bediüzzaman'ın sözlerinde
belirtildiği gibi Allah, Hz. Mehdi ve yanındakilere,
Hz. İsa ve ona tabi olan az sayıdaki inananla
aynı safta fikri mücadele yürütmeyi nasip edecektir.
Bediüzzaman eserlerinde bu hak fikri mücadelenin
kendisinden hemen sonraki bir dönemde gerçekleşeceğini
belirterek Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin çıkışının
onun yaşadığı yıllarda henüz gerçekleşmemiş olduğunu
ifade etmiştir.
17) CEMAAT-İ RUHANİYE-İ
MÜCAHİDİNİN (MÜCADELE EDEN RUHANİ CEMAATİNİN):
Bediüzzaman bu sözlerinde Hz. İsa'nın,
kendisini destekleyen, ona inanan ve gösterdiği
yolu izleyen kimselerden oluşan bir cemaati olacağından
bahsetmektedir. Bu cemaat Hz. İsa'nın şahsı manevisini
oluşturmaktadır. Ancak başında da bir lider ve
bu şahsı maneviyi temsil eden şahıs olarak Hz.
İsa bizzat bulunacaktır. Bediüzzaman da bu sözleriyle
Hz. İsa'nın şahsı ile onun şahsı manevisinin birbirinden
iki ayrı kavram olduğunu vurgulamaktadır.
Hz. İsa’nın yüksek maneviyatını anlamak,
ancak bu kutlu zatı algılayabilecek kapasitede
maneviyata sahip insanlara nasip olacaktır. Bu
topluluk Bediüzzaman tarafından "cemaat-i ruhaniye-i
mücahidin" sözleriyle
ifade edilmiştir. Bediüzzaman'ın da belirttiği
gibi bu topluluk, ruhaniyeti, manevi derecesi yüksek
ve Allah yolunda fikri mücadele eden, sürekli gayret
içinde olan bir topluluktur.
18) KEMMİYETİ (SAYISI)...
AZ VE KÜÇÜK:
Bediüzzaman Hz. İsa'nın
bir lider olarak başında bulunduğu topluluğun
sayısının, Allah’ı
inkar eden topluluğa kıyasla daha az ve küçük olduğunu
bildirmektedir. Yüce Allah’ın Kuran’da
bildirdiği gibi, “... Nice küçük topluluk,
daha çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib
gelmiştir.”
(Bakara Suresi, 249) Ahir zamanda da Hz.
İsa ve Hz. Mehdi’ye bağlı sayıları az ama
Allah’a gönülden iman eden, salih müminler –Allah'ın
izniyle- üstün gelecekler, Mesih Deccal'in fitnesini
tam anlamıyla ortadan kaldıracaklardır.
Bediüzzaman bu sözleriyle bir
kez daha Hz. İsa'nın bizzat temsil ettiği cemaatinden
bahsetmekte, bu topluluğun niteliklerini anlatmaktadır.
Ancak yukarıda da açıklandığı gibi, bu mümin topluluğunun
başındaki lider de Hz. İsa’nın şahsıdır. Bediüzzaman
bu yolla Hz. İsa’nın manevi bir kişilik değil,
temsil ettiği şahsı manevinin başında bulunan “BİR
ŞAHIS” olduğunu belirtmektedir.
Hattâ, "HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELAM
GELİR,
HZ. MEHDİ’YE NAMAZDA İKTİDA EDER (uyar), TABİ
OLUR."19 diye
rivayeti BU İTTİFAKA (birleşmeye) VE
HAKİKAT-I
KUR’ANİYE’NİN METBUİYETİNE VEHAKİMİYETİNE (Kuran
hakikatlerine uyulmasına ve
tabi olunmasına) İŞARET EDER.20
(Şualar, s. 493)
Peygamber Efendimiz (sav) bir hadis-i şerifinde
Hz. İsa'nın, Hz. Mehdi'nin arkasında namaz kılacağını bildirmiştir:
İmamları salih
bir insan olan Mehdi olduğu halde, Beytü’l Makdis’e sığınırlar.
Orada imamları kendilerine sabah namazını kıldırmak için
öne geçtiği bir sırada, bir de bakarlar ki, Meryem oğlu
İsa sabah vaktinde inmiştir. Mehdi, Hz. İsa'yı öne geçirmek
için arkaya çekilir. Hz. İsa onun omuzlarına elini koyar
ve ona der ki, "Geç öne namazı kıldır. Zira kamet (farz
namazı kılmak için okunan ezan; namaza başlama işareti)
senin için getirilmiştir."... (Ebu Rafi'den
rivayet edilmiştir; İmam Şarani, Ölüm, Kıyamet, Ahiret
ve Ahir Zaman Alametleri, Bedir Yayınevi, s. 495-496)
Bediüzzaman, Peygamberimiz (sav)'in bu hadisine
dikkat çekmekte, bu olayın Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin çıkışlarının
önemli alametlerinden biri olduğunu hatırlatmaktadır. Bediüzzaman
sözlerinde ayrıca Hz. İsa ve Hz. Mehdi döneminde Allah'ın
izniyle, İslam ahlakının tüm dünyaya hakim olacağını ifade
etmektedir. Bu hakimiyete, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin ittifakıyla
yürütülecek büyük fikri mücadelenin vesile olacağını belirtmektedir.
19) HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELAM GELİR,
HZ. MEHDİ’YE NAMAZDA İKTİDA EDER (UYAR), TÂBİ
OLUR:
Bediüzzaman bu sözünde
Peygamberimiz (sav)'in sahih hadisleri doğrultusunda “HZ.
İSA’NIN, HZ. MEHDİ İLE BİRLİKTE NAMAZ KILACAĞINI” belirtmiştir.
Namaz, Rabbimiz'in insanlar için farz kıldığı bir ibadettir.
Şahsı manevilerin birlikte namaz kılması, namazda imamlık
yapmaları mümkün değildir. Bediüzzaman da bu gerçeğin
kuşkusuz ki çok iyi bilincindedir ve bu sözleriyle,
Hz. İsa’nın
ve Hz. Mehdi'nin “BİRER ŞAHIS” olarak
ortaya çıkacaklarını haber vermektedir. Hz. İsa, yeryüzüne
önceki gelişinde namaz ibadetini yerine getirdiği gibi
ikinci kez gelişinde de Allah’ın izniyle bu ibadetine
devam edecektir. Kuran’da bu konu şöyle bildirilmektedir:
(İsa)
Dedi ki: “Şüphesiz
ben Allah’ın kuluyum. (Allah) Bana Kitabı verdi
ve beni peygamber kıldı. Nerede olursam (olayım,) beni
kutlu kıldı ve HAYAT SÜRDÜĞÜM MÜDDETÇE, BANA NAMAZI
VE ZEKATI VASİYET (EMR) ETTİ.” (Meryem Suresi,
30-31)
Ahir zamanda Hz. İsa ve
Hz. Mehdi'nin mübarek şahısları ortaya çıkacak, Hz.
İsa, Hz. Mehdi'nin imamlığında namaz kılacak, bu
iki mübarek zatın yapacakları büyük fikri mücadele
neticesinde İslam ahlakı yeryüzüne hakim olacaktır.
Bediüzzaman pek çok sahih hadiste yer alan bu konuyu
hatırlatarak, Hz. İsa ile Hz. Mehdi’nin
geldiklerinde karşılıklı diyalog içerisinde olacaklarını
bildirmektedir. Bunun için her iki kutlu şahsın da
aynı dönemde ortaya çıkmaları ve biraraya gelmeleri
gerekmektedir. Ancak Bediüzzaman hayattayken böyle
bir olay gerçekleşmiş değildir. Hz. İsa’nın gelişi
ve Hz. Mehdi'yle birlikte namaz kılmaları tüm dünya
Müslümanları tarafından beklenmektedir.
20) BU İTTİFAKA
(BİRLEŞMEYE) VE
HAKİKAT-I KUR'ANİYENİN METBUİYETİNE VE HÂKİMİYETİNE
(KURAN HAKİKATLERİNE UYULMASINA VE TABİ OLUNMASINA)
İŞARET EDER:
Bediüzzaman, Hz.
İsa ve Hz. Mehdi'nin Kuran ahlakının tüm yeryüzüne
hakim olması için ittifak edeceklerini bildirmiştir.
İki dinin birleşmesinin İslamiyet üzerine olacağını
hadislerle açıklayan Bediüzzaman, Kuran’ın
tabi olunan kitap olacağını, onun hükümlerinin
geçerli ve hakim olacağını bildirmiştir. Bu ittifak
ve bu büyük gelişmeler henüz gerçekleşmemiştir
ve bu tarihi olay da tüm dünya Müslümanları tarafından
büyük bir heyecanla beklenmektedir. Bediüzzaman,
kendisi hayatta iken gerçekleşmemiş olan bu olayların,
Hz. Mehdi'nin önemli özelliklerinden olduğunu belirterek,
Hz. Mehdi'nin kendisinden sonraki bir zamanda geleceğini
ifade etmiştir.
“BÜYÜK
MEHDİ”NİN DÖRT EHEMMİYETLİ VAZİFESİNİN
VE DAHA EVVEL GELİP GEÇEN KÜÇÜK MEHDİLER “BÜYÜK
MEHDİ”NİN BİR KISIM VAZİFELERİNİ BİR CİHETTE (bir
açıdan) İCRA ETTİKLERİNİ (yerine getirdiklerini)21 ve ŞERİAT-I
MUHAMMEDİYE’Yİ
(A.S.M.) (Peygamberimiz (sav)'in yolunu,
Kuran ahlakını) VEHAKİKAT-İ
FURKANİYEYİ (Kuran ahlakının esaslarını,
hakikatlerini) VE SÜNNETİ AHMEDİYEYİ
(A.S.M.) (Peygamberimiz (sav)'in sünnetini)22İHYA
İLE (yeniden canlandırma ile), İLAN
VE İCRA İLE (herkese duyurarak ve uygulayarak),23BAŞKUMANDANLARI
OLAN “BÜYÜK MEHDİ”NİN KEMAL-İ ADALETİNİ (yüce
adaletini) VE HAKKANİYETİNİ (haktan
ve doğruluktan ayrılmayışını, doğruluğunu) DÜNYAYA
GÖSTERMELERİ24 gayet
makul olmakla beraber, gayet lazım ve zaruri
ve hayat-i içtimaiye-i insaniyedeki düsturların
(cemiyet hayatına ait kuralların) muktezasıdır
(gereğidir).
(Şualar, s. 456)
Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin İslam ahlakını
yeniden yaşanır hale getireceğini, Peygamberimiz (sav)'in
sünnetiyle hareket edeceğini, üstün bir adalet anlayışı olacağını
anlatmaktadır:
21) “BÜYÜK
MEHDİ”NİN DÖRT EHEMMİYETLİ VAZİFESİNİN VE
DAHA EVVEL GELİP GEÇEN KÜÇÜK MEHDİLER “BÜYÜK
MEHDİ”NİN BİR KISIM VAZİFELERİNİ BİR CİHETTE
(BİR AÇIDAN) İCRA ETTİKLERİNİ (YERİNE GETİRDİKLERİNİ):
Bediüzzaman yukarıda yer
alan sözlerinde, iki ayrı tür Mehdi olduğunu belirtmiştir.
Bunlardan birini “küçük Mehdiler” olarak
adlandırmış, diğerinin ise ahir zamanda gelecek
olan “BÜYÜK MEHDİ” olduğunu
belirtmiştir. Bediüzzaman “BÜYÜK MEHDİ”nin
çok açıkça görülen ve taklit edilmesi mümkün olmayan
bazı alametleri olduğunu belirtmiştir. Peygamberimiz
(sav)'in sünnetinin yeniden canlandırılması ve
İslam ahlakının tüm dünyada hakim olması, tüm Müslümanlar
arasında İslam birliğinin oluşturulması, Hıristiyanlarla
Müslümanların ittifakının sağlanması, Hz. Mehdi'nin
reddedilmesi mümkün olmayan alametleridir. Bediüzzaman, “küçük
Mehdi” olarak bahsettiği, önceki asırlarda
gelen Müslüman şahısların Hz. Mehdi'nin yapacağı
hizmetlerden bazılarını bir açıdan yerine getirdiklerini,
ancak hiçbirinin bu görevlerin hepsini birarada
yerine getiremediklerini ifade etmiştir. Bediüzzaman
bu sözleriyle, ahir zamanda gelmesi beklenen “Büyük
Mehdi”nin, geçmişte gönderilen Müslüman şahıslarla
karıştırılmaması gerektiğini; “Büyük Mehdi”nin
ancak sayılan tüm görevlerini birarada gerçekleştirmesiyle
tanınacağını” hatırlatmıştır. Peygamberimiz
(sav)'in sünnetinin yeniden canlandırılarak İslam
ahlakının tüm dünyaya hakim kılınması, İslam birliğinin
oluşturulması, Hıristiyan ve Müslüman ittifakının
sağlanması ne Bediüzzaman'ın yaşadığı dönemde ne
de ondan önceki devirlerde gerçekleştirilmemiş
olaylardır. Bediüzzaman da bu gerçeğe dikkat çekerek
Hz. Mehdi'nin kendisinden ilerideki bir tarihte
geleceğini ve bu mübarek insanın, geçmişte İslam’a
hizmet eden diğer Müslüman şahıslardan bu alametleriyle
ayırt edilebileceğini belirtmiştir.
Bunun yanında Bediüzzaman bu açıklamalarıyla “Hz.
Mehdi'nin BİR ŞAHIS olduğunu” da bir
kez daha vurgulamıştır. Ahir zamanın “Büyük
Mehdi”sinden önce gelen tüm İslam büyükleri,
müceddidler ve Bediüzzaman'ın “küçük Mehdi”
olarak adlandırdığı kimseler hep birer şahıs olmuşlardır.
Bediüzzaman, Allah’ın bu adetullahının ahir
zamanda da değişmeyeceğine ve “BÜYÜK
MEHDİ”nin de yine “BİR
ŞAHIS” olacağına dikkat çekmektedir.
22) ŞERİAT-I MUHAMMEDİYE’Yİ
(A.S.M.) (PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN YOLUNU, KURAN
AHLAKINI) VE HAKİKAT-İ FURKANİYEYİ (KURAN AHLAKININ
ESASLARINI, HAKİKATLERİNİ) VE SÜNNETİ AHMEDİYEYİ
(A.S.M.) (PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN SÜNNETİNİ):
Bediüzzaman “ŞERİAT-I
MUHAMMEDİYE’Yİ VE HAKİKAT-İ FURKANİYEYİ
VE SÜNNETİ AHMEDİYEYİ (A.S.M.)” sözleriyle,
pek çok hadiste de bildirildiği gibi, Hz. Mehdi'nin
ahir zamanda Peygamber Efendimiz (sav)'in sünneti
ile amel edeceğini ve dini, bidatlardan arındıracağını
ve İslam dinini özüne döndüreceğini belirtmektedir.
Peygamberimiz (sav)'in bu konuyu bildiren hadislerinden
bazıları şöyledir:
Hz. Mehdi hiçbir
bidatı bırakmayacak. (El-Kavlu’l Muhtasar
Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 43)
Mehdi kaldırmadık bidat bırakmayacaktır.
Ahir zamanda aynı Peygamber (sav) gibi dinin icablarını
yerine getirecektir. (Kıyamet Alametleri, s. 163)
Hz. Mehdi İslam dinini, Asr-ı
Saadet olarak adlandırılan Peygamberimiz (sav)'in
döneminde yaşanan ve Kuran’da
bildirilen şekline döndürecektir. Bu görev İslam
tarihinde diğer İslam alimlerine nasip olmamış, bugüne
kadar böyle bir durum gerçekleşmemiştir. Bediüzzaman
da bu açıklamasıyla, İslam dinini aslına döndürme
görevinin ancak Hz. Mehdi’ye nasip olacağını
ve bunun Hz. Mehdi'nin tanınmasını sağlayacak en
önemli alametlerden olduğunu hatırlatmaktadır.
23) İHYA İLE (YENİDEN
CANLANDIRMA İLE), İLAN VE İCRA İLE (HERKESE DUYURARAK
VE UYGULAYARAK):
Bediüzzaman bu sözlerinde
Hz. Mehdi’nin
izleyeceği yolu anlatmakta, insanları hak dine
davet ederken kullanacağı yöntemleri açıklamaktadır:
Bediüzzaman’ın burada kullandığı “İHYA” kelimesinin
anlamı, “YENİDEN CANLANDIRMA”dır.
Bediüzzaman'ın da belirttiği gibi, Hz. Mehdi ahir
zamanda Kuran’dan uzaklaşmış olan insanların
yeniden Kuran ahlakına göre yaşamalarına vesile olacaktır.
“İLAN” kelimesinin
anlamı ise, “HERKESE DUYURMA”dır.
Bediüzzaman'ın açıklamalarına göre Hz. Mehdi, Kuran’ın
hakikatlerini ve Kuran ahlakını herkesin görebileceği,
ulaşabileceği şekilde duyuracaktır. Kitle iletişim
araçlarını ve teknolojiyi çok iyi kullanacağı anlaşılan
Hz. Mehdi, İslam gerçeklerini çok çeşitli ve hikmetli
yöntemler kullanarak tüm dünyaya açıkça gösterecek
ve ilan edecektir.
“İCRA” kelimesinin
anlamı da, “UYGULAMA”dır.
Bediüzzaman bu sözleriyle de Hz. Mehdi'nin, Kuran
ahlakını tüm dünyada hakim edeceğini ve tüm toplumlarda
yaşanır hale getireceğini belirtmektedir.
Bediüzzaman'ın burada Hz. Mehdi'nin faaliyetleri
hakkında üzerinde durduğu büyük çaplı hizmetler, tüm
dünyanın gözleri önünde gerçekleşecek olaylardır. Bediüzzaman
bunların hiçbirinin kendisi hayatta iken gerçekleşmemiş
olduğuna dikkat çekmekte, ancak bu alemetlerin gerçekleşmesine
vesile olan kişinin Hz. Mehdi olabileceğini belirtmektedir.
Bediüzzaman, dikkat çektiği bu
önemli konuyla birlikte Hz. Mehdi'nin bir şahsı
manevi olmadığını da vurgulamaktadır. Bediüzzaman,
İslam dininin esaslarını, Peygamberimiz (sav)'in
sünnetini “İHYA, İLAN VE İCRA EDECEK
BİR ŞAHSIN” varlığından söz etmektedir.
Tüm bu icraatler “iman, akıl ve vicdan sahibi
kutlu BİR ZATIN yerine getirebileceği” görevlerdir.
Dolayısıyla Bediüzzaman bu açıklamalarıyla “HZ.
MEHDİ'NİN BİR ŞAHSI MANEVİ OLAMAYACAĞI” konusunda
da kesin bir delil daha ortaya koymaktadır.
24)
BAŞKUMANDANLARI OLAN “BÜYÜK
MEHDİ”NİN KEMAL-İ ADALETİNİ (YÜCE ADALETİNİ)
VE HAKKANİYETİNİ (HAKTAN VE DOĞRULUKTAN AYRILMAYIŞINI,
DOĞRULUĞUNU) DÜNYAYA GÖSTERMELERİ):
Peygamber Efendimiz (sav)'den rivayet
edilen birçok hadiste Hz. Mehdi döneminde yeryüzünün
adaletle dolacağı haber verilmektedir:
Kıyametin kopması için zamanda sadece
bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah,
benim Ehli Beytimden (soyumdan) bir zatı gönderecek,
yeryüzü zulümle dolduğu gibi, o yeryüzünü
adaletle dolduracak. (Sünen-i Ebu Davud,
5/92)
Mehdi bendendir, yeryüzü zulüm
ve işkence ile dolduğu gibi onu doğruluk ve adaletle
doldurur. (Sünen-i Ebu Davud, 5/93)
Bu (Emir) de (Hz. Mehdi) insanlar
yeryüzünü daha önce zulüm ile doldurdukları gibi, yeryüzünü
adaletle dolduracaktır. (Sünen-i İbn-i
Mace, 10/348)
Hadislerde belirtilen,
bu adalet ve huzur ortamı çok geniş çapta ve çok
benzersiz olacaktır. Bediüzzaman da “KEMAL-İ ADALETİ” ve “HAKKANİYETİ” sözleriyle,
Hz. Mehdi’nin adaletinin en mükemmel şekilde
olacağını bildirmektedir. Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin
bu vasıflarını dile getirerek öncelikle onun bir
şahsı manevi olmadığını, “ADALET
YAPABİLECEK, HAK VE DOĞRU YOLU İZLEYEBİLECEK BİR
ŞAHIS” olduğunu ifade etmektedir. Bir
şahsı manevinin “adaletli olması ya da hak
yoldan ayrılmama vasfını taşıması” söz konusu
değildir. Bediüzzaman da Hz. Mehdi'nin ahlakındaki
bu “MÜMİN VASIFLARI”na
dikkat çekerek, bu konuya açıklık kazandırmış ve
onun mübarek “BİR İNSAN” olduğunu
hatırlatmıştır.
Bediüzzaman bu sözlerinin
başında ise “Büyük
Mehdi”nin “BAŞKUMANDANLIK” sıfatına
dikkat çekmiştir. Bu, ancak “BİR İNSAN”ın
sahip olabileceği bir özellik ve bir insanın üstlenebileceği
bir görevdir. Çok açıktır ki Bediüzzaman burada bir
şahsı manevinin müminlerin başkumandanı olacağından
bahsetmemekte; “BU GÖREVİ
YERİNE GETİREBİLECEK ÖZELLİKLERE SAHİP BİR ŞAHSI” ifade
etmektedir.
Bediüzzaman “Başkumandanları olan “Büyük
Mehdi”nin kemal-i adaletini ve hakkaniyetini
DÜNYAYA GÖSTERMELERİ” sözleriyle burada
ayrıca Hz. Mehdi'nin yüce adaletinin, haktan ve
doğruluktan ayrılmayışının mükemmelliğine “BÜTÜN
DÜNYANIN ŞAHİT OLACAĞINI” ifade etmektedir.
Tüm insanlar, bu mübarek zatı görüp tanıyacaklar,
Allah’ın adil sıfatının yeryüzündeki tecellilerini
Hz. Mehdi’de göreceklerdir. Hz. Mehdi'nin
büyük fikri mücadelesi neticesinde, belki de tüm
dünyada ilk kez zulüm ve kargaşa tamamen bitecek,
dünya çapında barış, huzur ve adalet olacaktır.
Bediüzzaman bu açıklamalarıyla, Hz. Mehdi'nin geçmiş
dönemlerde gelmediğini, geldiğinde ise Allah’ın
bu gelişmelerle onu insanlara tanıtacağını bildirmektedir.
Ayrıca hem iki Deccal’in
sıfatları ve halleri ayrı ayrı olduğu halde, mutlak
gelen RİVAYETLERDE
İLTİBAS OLUYOR (karıştırılıyor), BİRİ
ÖTEKİZANNEDİLİR.25 HEM
“BÜYÜK MEHDİ”NİNHALLERİ SABIK MEHDİLERE (önceki
Mehdilere) İŞARET EDEN RİVAYETLERE MUTABIK (uygun) ÇIKMIYOR,26 hadis-i
müteşabih (birçok anlama gelebilecek hadis) hükmüne
geçer.
(Şualar, s. 582)
Bediüzzaman, Peygamberimiz
(sav)'in ahir zamanla ilgili hadislerinde bahsi geçen Deccallerin
özelliklerinin ve faaliyetlerinin birbirine benzediğini;
bu sebeple birinin diğeri zannedilebildiğini söylemektedir.
Ancak bu hadislerde “Büyük
Mehdi”ye dair bildirilen özelliklerin, “sabık
Mehdiler” olarak bahsettiği, önceki dönemlerde gelmiş
olan müceddidlerden çok farklı olduğunu belirtmiştir:
Bediüzzaman “İLTİBAS OLUYOR (KARIŞTIRILIYOR)
BİRİ ÖTEKİ ZANNEDİLİR” sözleriyle,
hadislerde bahsi geçen Deccallerin karıştırılabildiğini
hatırlatmıştır. Bediüzzaman ahir zamanda gelecek “Büyük
Mehdi” ile “sabık Mehdiler” arasında
ise böyle bir karıştırmanın söz konusu olamayacağını
belirtmiştir. Bunun sebebinin de “Peygamberimiz
(sav)'in hadislerinde sabık Mehdiler ile ilgili
olarak verilen bilgilerin Büyük Mehdi'nin özellikleri
ile uyuşmaması” olduğunu
ifade etmiştir.
Bediüzzaman bu sözleriyle “BÜYÜK
MEHDİ”nin “geçmiş zamanlarda gelmemiş
olduğunu”, bu mübarek şahsın, “Peygamberimiz
(sav)'in bildirdiği tüm özelliklere birden sahip
olmasıyla tanınacağını” dile
getirmiştir. Zira bir kişinin Mehdi olabilmesi
için Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde bildirilen
özelliklerin tamamını birden üzerinde göstermesi
gerekmektedir. Yoksa bazı alametlerin var zannedilmesiyle,
o kişinin Mehdi olduğunun düşünülmesi doğru değildir.
Hz. Mehdi, Allah'ın izniyle ortaya çıktığı zaman,
Peygamberimiz (sav)'in bildirdiği tüm bu alametleri
üzerinde taşıyacaktır. Peygamberimiz (sav)'in
bildirdiği gibi “seyyid”, yani Peygamberimiz
(sav)'in soyundan olacak, İslam ahlakını tüm
dünyaya hakim kılacak, yeryüzüne benzersiz bir
adalet, huzur, bolluk ve bereket getirecektir.
Bediüzzaman da buradaki sözleriyle bu alametlerin
farklılığına dikkat çekmiş, bu özelliklerle uyuşmayan
şahısların Hz. Mehdi olamayacağını hatırlatmıştır.
Bediüzzaman bu konuyu anlatığı
sözlerinde bir başka konuyu daha vurgulamış, hadislerde
bildirilen Deccallerin, sabık Mehdilerin ve Hz.
Mehdi'nin “manevi kişilikler” değil, “BİRER
ŞAHIS” olduklarını
belirten açıklamalar da yapmıştır. Zira “BİRİ” ve “ÖTEKİ” sözleri
burada “KİŞİ” ifade eden zamirler olarak
kullanılmıştır. Bediüzzaman bu sözleriyle hem “SABIK
MEHDİLERİN” hem de “BÜYÜK
MEHDİ”nin “BİRER ŞAHIS” olduklarını
ifade etmektedir.
26) HEM “BÜYÜK
MEHDİ”NİN HALLERİ SABIK MEHDİLERE (ÖNCEKİ
MEHDİLERE) İŞARET EDEN RİVAYETLERE MUTABIK (UYGUN)
ÇIKMIYOR:
Bediüzzaman eserlerinde
sabık Mehdilerin, ahir zaman Mehdisi’nin üç
büyük görevini yerine getiremedikleri için Büyük
Mehdi olamayacaklarını anlatmıştır. Bunun bir diğer
sebebinin ise yukarıda da açıklandığı gibi, Büyük
Mehdi'nin özelliklerinin Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde
sabık Mehdilere dair bildirdiği özelliklere uymaması
olduğunu belirtmiştir. Bediüzzaman bu açıklamalarıyla
Hz. Mehdi'nin, ortaya çıktığında bu özelliklere sahip
olmasıyla tanınıp teşhis edilebileceğini hatırlatmıştır.
Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde bildirdiği, Hz.
Mehdi'nin ahlakına, fiziksel özelliklerine, soyuna,
mücadelesine, yerine getireceği faaliyetlere ait
alametler görülmediği takdirde ise, bir kişinin Hz.
Mehdi olabileceğinden bahsedilemeyeceğini belirtmiştir.
Dolayısıyla da verdiği bu bilgilerle, hadislerde
bildirilen müjdelerin henüz gerçekleşmediğine ve
Hz. Mehdi'nin geçmiş dönemlerde gelmiş bir şahıs
olmadığına dikkat çekmiştir.
Bediüzzaman bu sözleriyle aynı zamanda Hz. Mehdi'nin
manevi bir varlık olmadığını, “BİR
ŞAHIS” olarak müminlerin başında bulunup,
onlara önderlik edeceğini de açıklamıştır. Şöyle
ki:
1- Bediüzzaman, daha önce gelen Mehdilerin birer
şahıs olduklarını anlatıp ardından da Büyük Mehdi
ile aralarındaki farkı açıklamıştır. Demek ki Büyük
Mehdi de “BİR ŞAHIS”tır.
2- Önceki Mehdiler belirtilen görevleri yerine
getirememişlerdir. Ama bu görevleri Büyük Mehdi
yerine getirecektir. Bu görevlerin yapılabilmesi
ise, bir şahsın var olmasını gerektirmektedir.
Demek ki Büyük Mehdi de “BİR
ŞAHIS” olacaktır.
3- Büyük Mehdi, Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde
tarif ettiği sabık Mehdi'lere dair özelliklere
uymamaktadır. Büyük Mehdi, Peygamberimiz (sav)'in
hadislerinde müjdelediği ahir zaman Mehdisi’nin
özelliklerini taşıyacaktır. Peygamberimiz (sav)'in
hadislerinde, Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi olmadığı
fiziksel özellikleriyle, ahlakıyla tarif edilen
bir şahıs olduğu yüzyıllardır tüm İslam alimleri
tarafından bilinen bir gerçektir. Bediüzzaman da
burada Büyük Mehdi'nin, hadislerde anlatılan sabık
Mehdilerden bu farkına dikkat çekerek, yine “BİR
ŞAHIS”tan
bahsettiğini ifade etmiştir.
Bu açıklamalarda bahsi geçen “sabık Mehdilerin” birer
şahıs oldukları kabullenilirken, Bediüzzaman'ın aynı
açıklamalarında yine bir şahıs olacağını belirttiği “Büyük
Mehdi”nin “bir şahsı manevi” olacağı
düşüncesini öne sürmek elbette ki çelişkilidir. Böyle
bir durumda, rivayetlerde belirtilen ahir zaman Mehdisi’nden
önce gelen tüm Mehdilerin de birer şahsı manevi olması
gerekirdi ki, böyle bir durum olmamıştır. Dolayısıyla
da böyle bir yaklaşım son derece yanlış ve mantıksızdır.
Bediüzzaman'ın da müjdelediği gibi, Peygamberimiz
(sav)'in rivayetlerindeki özelliklere sahip olmasıyla
tanınacak olan Büyük Mehdi, ahir zamanda “BİR
ŞAHIS” olarak ortaya çıkacak ve Allah’ın
izniyle Bediüzzaman'ın belirttiği üç görevi birden
bizzat yerine getirecektir.
BÜYÜK
MEHDİ'NİN ÇOK VAZİFELERİ
VAR27 VE SİYASET ALEMİNDE, DİYANET ALEMİNDE,
SALTANAT ALEMİNDE, MÜCADELE ALEMİNDE ÇOK DAİRELERDE
İCRAATLARI
(işleri) OLDUĞU GİBİ...28
(Şualar, s. 590)
Bediüzzaman, ahir zamanda gelecek olan Hz.
Mehdi'nin;
- Siyaset,
- Diyanet,
- Saltanat
alanlarında büyük görevleri olacağını bildirmekte, ancak
bu görevlerin hepsini birden tam olarak yerine getiren kişinin
Hz. Mehdi olabileceğini ifade etmektedir:
27) BÜYÜK MEHDİ'NİN
ÇOK VAZİFELERİ VAR:
Bediüzzaman “Büyük Mehdi”nin, sabık
Mehdiler olarak adlandırdığı kişilerden en önemli
farklarından birinin, onun yerine getireceği “büyük
görevler” olduğunu bildirmiştir. Bediüzzaman “ÇOK
VAZİFELERİ VAR” diyerek,
yerine getireceği bu görevlerin Hz. Mehdi'yi insanlara
tanıtacak önemli bir alamet olduğunu vurgulamaktadır.
Bediüzzaman, bu görevlerin tamamı birden yerine
getirilmediği takdirde ise, bir kimsenin Hz. Mehdi
olmasının söz konusu olamayacağını hatırlatmaktadır.
28) VE SİYASET
ALEMİNDE, DİYANET ALEMİNDE, SALTANAT ALEMİNDE,
MÜCADELE ALEMİNDE ÇOK DAİRELERDE İCRAATLARI (İŞLERİ)
OLDUĞU GİBİ:
Bediüzzaman bu sözlerinde “ÇOK
VAZİFELERİ VAR” dediği
Hz. Mehdi'nin bu görevlerinin neler olduğunu açıklamaktadır.
Hz. Mehdi’nin, “SİYASET MEHDİSİ, SALTANAT
MEHDİSİ ve DİYANET MEHDİSİ olarak bu üç özelliğe
birden sahip olacağını ve bu üç alanda birden Mehdilik
yapacağını” söylemektedir. Dikkat
edilirse Bediüzzaman bu görevleri
“üç ayrı kişi”nin yerine getireceğinden
bahsetmemiştir. Tam tersine Hz. Mehdi'nin bu “ÜÇ
KONUDA BİRDEN” müminlerin
önderliğini üstleneceğini belirtmiştir. Bu sözleriyle
ayrıca, “Mehdiliği üçe bölmenin, tek bir
tanesinin Mehdilik için yeterli olacağını söylemenin” yanlışlığını
ortaya koymaktadır.
Bediüzzaman verdiği
bu bilgilerle, Hz. Mehdi'nin imkanlarının çok geniş
olacağını ve bu görevlerin tam yapılmasının bu
üç alanda birden güç sahibi olunmasıyla gerçekleştirileceğini
açıklamaktadır. “ÇOK
DAİRELERDE İCRAATLARI OLDUĞU GİBİ” sözleriyle ise, Hz. Mehdi'nin
bu “faaliyetlerinin ve
etki alanının çapının genişliğini” belirtmektedir.
Bediüzzaman yaşadığı süre içerisinde çok büyük bir
iman hizmeti yürütmüş ancak bu üç alanda birden imkan
ve yetkilere sahip olmamıştır. Aksine kendisi ömrünü
esaret, maddi sıkıntılar ve zorluklar altında geçirmiştir.
Çeşitli haksızlıklara uğramış, eziyetlere tabi tutulmuş,
yaşamının büyük bölümünü hapis ve sürgün gibi şartlar
altında sürdürmüştür. Kuşkusuz ki eğer Bediüzzaman
Mehdi olsa ve diyanet, saltanat ve siyaset alanlarındaki
üç görevi yerine getirmiş olsaydı, böyle bir durum
söz konusu olmazdı. Dolayısıyla Bediüzzaman, Hz.
Mehdi hakkında verdiği bu bilgi ile, kendisinin Hz.
Mehdi olamayacağını bizzat kendi sözleriyle bir kez
daha delillendirmiştir.
Bediüzzaman bu sözleriyle ayrıca
Hz. Mehdi'nin “lider
vasıflarını taşıyan üstün BİR ŞAHIS” olduğuna bir kez
daha dikkat çekmiştir. Bediüzzaman'ın saydığı görevlerin
her biri ancak “BİR İNSAN”ın
üstlenebileceği sorumluluklardır. “MEHDİ” kelimesi, “HİDAYET
BULAN VE HİDAYETE YÖNELTEN” anlamındadır. Bediüzzaman
Hz. Mehdi'nin “DİYANET”, “SİYASET” ve “SALTANAT” aleminde
bu “MEHDİLİK VASFINI” taşıyarak
büyük sorumluluklar üstleneceğini belirtmektedir.
Bir şahsı manevinin diyanet, siyaset ve saltanat
konularında yetki sahibi olması; bu alanlarda insanların
sorumluluklarını üstlenerek adalet sağlaması hiçbir
şekilde söz konusu
değildir. Tüm bu sorumlulukların yerine getirilmesi
Bediüzzaman'ın da belirttiği gibi, “HİDAYET
BULMUŞ BİR İNSANIN”, “iman, akıl ve vicdan
kullanarak yerine getirebileceği görevler”dir.
Bediüzzaman da sözleriyle bu gerçeği vurgulamış,
Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi olamayacağını ifade
etmiştir.
“O kadar kuvvetlidir
ve devam eder; YALNIZ
HAZRET-İ İSA (A.S.) ONU YOK EDEBİLİR,
BAŞKA ÇARE OLAMAZ29 rivayet
edilmiş. Yani, ONUN MESLEĞİNİ VE YIRTICI
REJİMİNİ BOZACAK, YOK EDECEK;30 ancak SEMAVÎ VE ULVÎ, HALİS (vahye
dayalı ve yüce, katıksız) BİR DİN İSEVÎLERDE
ZUHUR EDECEK (ortaya çıkacak) VE
HAKİKAT-İ KUR’ANİYEYE (Kuran’ın
hakikatlerine) İKTİDA (tabi
olan) VE İTTİHAD EDEN (İslamiyet
ile birleşen) BU İSEVİ DİNİDİR Kİ,31 HAZRET-İ
İSA (AS)'IN NÜZULÜ İLE (yeryüzüne inişiyle) O
DİNSİZ MESLEK MAHVOLUR, YOK OLUR...32
(Şualar, s. 581)
Bediüzzaman bu sözünde Deccal'in
fitnesini ancak Hz. İsa'nın etkisiz hale getirebileceğine
işaret eden bir hadise dikkat çekmiştir. Deccal'in inkara
dayalı düzenini, saldırgan rejimini ortadan kaldıracak, “dinsizliği
insanlar arasında yaymak ve mukaddesatı bozmak” olarak
tarif edilen mesleğini bozacak olan kimselerin, Hz. İsa ve
ona tabi olan samimi İseviler olduğunu belirtmiştir. Hz.
İsa'nın yeryüzüne ikinci kez gelişiyle Mesih Deccal'in dinsiz
mesleği yok olup etkisiz hale gelecektir:
29) YALNIZ HAZRET-İ
İSA (A.S.)
ONU YOK EDEBİLİR, BAŞKA ÇARE OLMAZ:
Bediüzzaman bu sözleriyle, Peygamberimiz
(sav)'in hadisleri doğrultusunda Deccal'i fikren
etkisiz hale getirip, onun fitnesini dünya üzerinden
kaldırabilecek kişinin yalnızca Hz. İsa olduğunu
belirtmektedir. Bediüzzaman burada kullandığı “ONU” kelimesiyle,
Deccal'in “BİR ŞAHIS” olduğunu
dile getirmiştir. Bediüzzaman'a göre, bu şahsın
inkara dayalı çabasını durduracak olan kişi ise
yine “BİR ŞAHIS OLAN
HZ. İSA”dır. Bediüzzaman'ın bu sözleri
son derece açıktır. Buna rağmen Deccal'in bir şahıs,
ama Hz. İsa'nın manevi bir varlık olacağı düşüncesini
benimsemek, hiç şüphesiz ki Bediüzzaman'ın verdiği
bu bilgilerle açıkça çelişmektedir. Bediüzzaman,
Deccal'i etkisiz hale getirebilecek tek şahsın
Hz. İsa olduğunu açıkça belirtmiş ve tüm inananları
bu değerli zatın yeryüzüne ikinci kez gelişiyle
müjdelemiştir.
30) ONUN MESLEĞİNİ VE
YIRTICI REJİMİNİ BOZACAK, YOK EDECEK:
Bediüzzaman, Mesih Deccal'in
fitnesinin tüm yeryüzünde büyük bir bozgunculuğa
neden olacağına dikkat çekmektedir. Bu fitnenin tam
anlamıyla ortadan kaldırılmasının ise Hz. İsa vesilesiyle
olacağını bildirmektedir. Bediüzzaman, Mesih Deccal'in
mesleğinin dinsizliği tüm yeryüzüne yaymak ve dinsizlikten
dayanak bulan felaketler oluşturmak olduğunu belirtmektedir.
Yeniden yeryüzüne döndüğünde Hz. İsa’nın, Deccal'in
neden olduğu felaket ve kötülükleri engelleyeceğini,
onun mesleğini etkisiz hale getireceğini ve İslam
ahlakını tüm dünyaya hakim kılacağını müjdelemektedir.
Bediüzzaman bu sözlerinde, Hz. İsa'nın
yeryüzüne maddi varlığı olan “BİR İNSAN” olarak
geleceğini tekrar hatırlatmaktadır. “ONUN” kelimesiyle
ise Deccal'in de bir şahıs olduğunu bir kez daha vurgulamış,
bu şahsın yine “BİR ŞAHIS” olan
Hz. İsa tarafından etkisiz hale getirileceğini ifade
etmiştir.
31) SEMAVİ VE
ULVİ, HALİS (VAHYE DAYALI VE YÜCE, KATIKSIZ) BİR
DİN İSEVİLERDE ZUHUR EDECEK (ORTAYA ÇIKACAK) VE
HAKİKAT-İ KUR’ANİYEYE (KURAN’IN HAKİKATLERİNE)
İKTİDA (TABİ OLAN) VE İTTİHAD EDEN (İSLAMİYET İLE
BİRLEŞEN) BU İSEVİ DİNİDİR Kİ:
Hz. İsa Allah'ın mübarek bir elçisidir.
Tüm peygamberler gibi, o da insanları bir ve tek
olarak Allah'a iman etmeye, Allah'ın emrettiği
din ahlakını
yaşamaya davet etmiştir. Ancak Hz. İsa'nın Allah
Katına yükseltilmesinin ardından, Hıristiyanlık
inancında dejenerasyon oluşmuş, Hıristiyanlar Hz.
İsa'nın kendilerine tebliğ ettiği hak dinden uzaklaşmışlardır.
Hz. İsa ikinci kez yeryüzüne geldiğinde, Hıristiyanlığı
tahrif olmuş yönlerinden arındıracak, yeniden hak
haline döndürecektir. Bediüzzaman da “HALİS
BİR DİN İSEVİLERDE ORTAYA ÇIKACAK” sözleriyle bu gerçeğe
dikkat çekmektedir. Bediüzzaman Hıristiyanlığın
Kuran’a tabi olarak İslamiyet ile birleşeceğini
bildirmiş ve tüm bu gelişmelerin Hz. İsa'nın yeryüzüne
ikinci kez gelişinin alametlerinden olacağını hatırlatmıştır.
Bediüzzaman'ın müjdelediği bu gelişmeler henüz
gerçekleşmemiştir. Bediüzzaman da yaşadığı dönemde
bu konuya dikkat çekerek, hem Hz. İsa'nın ileri
bir tarihteki gelişini müjdelemiş, hem de Hz. İsa
ile aynı dönemde yaşayacak olan Hz. Mehdi'nin çıkışının
da kendisinin döneminde henüz gerçekleşmemiş olduğunu
vurgulamıştır.
32) HAZRET-İ İSA (AS)'IN NÜZULÜ
İLE (YERYÜZÜNE İNİŞİYLE) O DİNSİZ MESLEK MAHVOLUR:
Bediüzzaman, Kuran ayetlerinde
yer alan işaretlere ve hadislerde verilen bilgilere
dayanarak, Hz. İsa'nın yeryüzüne yeniden geleceğini
söylemektedir. Bediüzzaman burada kullandığı “NÜZUL” kelimesiyle,
Hz. İsa'nın “bir mana, bir ruh ya da temsili
bir şahıs”
değil, Allah’ın bir mucizesi olarak insani bedeniyle
ikinci kez yeryüzüne gelecek “BİR
ŞAHIS” olduğunu açıklamaktadır. Bediüzzaman,
Deccal'in inkara dayalı çabalarının da, Hz. İsa'nın “NÜZULÜ” yani “BİR
ŞAHIS OLARAK YERYÜZÜNE GELİŞİ”nin ardından son
bulacağını ifade etmektedir.
Bu
sitenin hazırlanmasında Adem Yakup'un eserleri kaynak olarak
alınmıştır.