RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI’NDA
HZ. İSA VE HZ. MEHDİ GERÇEĞİ
EMİRDAĞ
LAHİKASI
KİTABINDAN ALINTILAR
Çok defa mektuplarımda
işaret ettiğim gibi, HZ. MEHDİ AL-İ RESUL’ÜN (Peygamberimiz
(sav)'in soyundan gelen Hz. Mehdi'nin) TEMSİL ETTİĞİ KUDSİ (mukaddes,
kutsal) CEMAATİNİN ŞAHSI MANEVİSİNİN49ÜÇ
VAZİFESİ51 var.
Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer (insanlar) bütün
bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti ve
seyyidler cemaati (Peygamberimiz (sav)'in soyundan
gelenlerin) yapacağını rahmet-i İlahiyeden
(Allah’ın rahmetinden) bekliyoruz. Ve ONUN50
ÜÇ BÜYÜK VAZİFESİ OLACAK.51
(Emirdağ Lahikası, s. 259)
Bediüzzaman, bu sözünde Hz. Mehdi'nin ahir zamanda muhakkak
geleceğini ve Hz. Mehdi ile mukaddes cemaatinin birlikte
yerine getirecekleri üç büyük vazife olacağını açıklamaktadır:
49) HZ.
MEHDİ AL-İ RESUL’ÜN (PEYGAMBERİMİZ
(SAV)'İN SOYUNDAN GELEN HZ. MEHDİ'NİN) TEMSİL
ETTİĞİ KUDSİ (MUKADDES, KUTSAL) CEMAATİNİN ŞAHSI
MANEVİSİNİN:
Bediüzzaman bu sözünde Hz. Mehdi
ile ilgili önemli birkaç konuyu birden açıklamıştır.
Bediüzzaman öncelikle “HZ. MEHDİ AL-İ RESUL’ÜN
TEMSİL ETTİĞİ” sözleriyle, Hz. Mehdi'nin
Peygamberimiz (sav)'in soyundan gelecek bir şahıs
olduğunu hatırlatmıştır. Bir şahsı manevinin herhangi
bir soydan gelmesi kuşkusuz ki mümkün değildir.
Ancak bir insanın bir başkasının soyundan gelebilmesi
söz konusu olabilir. Bediüzzaman da burada bu gerçeği
vurgulamış, Hz. Mehdi'nin manevi bir kişilik olmadığını, “BİR
ŞAHIS” olduğunu açıkça ifade etmiştir.
Bediüzzaman bu sözünde
ayrıca Hz. Mehdi’nin
ve cemaatinin iki ayrı kavram olduğunu hatırlatarak,
Hz. Mehdi'nin bir “şahsı manevi” olduğu
iddiasının geçersizliğini bir kez daha ortaya koymuştur.
Bediüzzaman “HZ. MEHDİ AL-İ RESUL’ÜN
TEMSİL ETTİĞİ kudsi cemaatin şahsı manevisi” sözleriyle
“Hz. Mehdi'nin bir cemaati” olacağını ve “bu
cemaatin başında da onu temsil eden Hz. Mehdi'nin bizzat
bulunacağını” ifade etmiştir. Hz. Mehdi'nin
bir cemaatinin olabilmesi için, öncelikle Hz. Mehdi'nin
bir şahıs olarak var olması gerekmektedir. Çünkü bir
şahsı manevinin kendine ait bir cemaatinin olabilmesi
elbette ki söz konusu değildir. Bediüzzaman da bu sözünde
bu gerçeği dile getirmiştir. Bediüzzaman'ın belirttiği
bu durumu birkaç soru sorarak da anlayabiliriz:
1- Bediüzzaman Hz. Mehdi Al-i
Resul’ün neyi temsil ettiğini bildirmiştir?
Kudsi cemaatinin şahsı manevisini.
2- Bediüzzaman kudsi cemaatin şahsı manevisini
kimin temsil ettiğini bildirmiştir?
Hz. Mehdi'nin.
Bu soruların cevapları Hz. Mehdi ve onun mukaddes
cemaatinin birbirinden ayrı kavramlar olduğunu
bir kez daha ortaya koymaktadır.
Bediüzzaman ahir zamanda Hz. Mehdi’nin yanında
bulunan mümin topluluğunun mukaddes bir cemaat olduğunu,
bu cemaatin önderliğini yapan Hz. Mehdi’nin
de Hz. Peygamber (sav) soyundan gelen mukaddes biri
olacağını belirtmiştir. Nitekim Bediüzzaman bu sözünün
son cümlesinde “ONUN ÜÇ
GÖREVİ OLACAK” cümlesiyle bu konuya
açıklık getirmekte, bu üç görevi, yanındaki kutsal
toplulukla birlikte, Hz. Mehdi'nin de bizzat başlarında
bulunarak yerine getireceğini ifade etmektedir.
Nitekim Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin
manevi birer şahıs, ruh ya da mana gibi görünmez
birer güç olarak tanımlanması, Kuran ayetlerinde
bildirilen Allah’ın adetullahı
(Allah’ın kanunu) ile tamamen çelişmektedir.
Tarih boyunca hiçbir elçi veya peygamber, bir şahsı
manevi olarak gelmemiştir. Kuran’da çeşitli
toplumlara gönderilen elçiler, nebiler ve resullerin
hayatları, mücadeleleri ve tebliğleri hakkında pek
çok bilgi verilmiştir. Yaşamlarının sonuna kadar
gönderildikleri kavimleri hak dine davet etmiş, onları
Allah’ın azabına karşı uyarıp korkutmuş ve
iman edenleri cennetle müjdelemişlerdir. Yaşadıkları
toplumlardaki inkarcıların baskılarına, kurdukları
tuzaklara ve hak dine yönelik mücadelelerine sabır
ve tevekkülle karşı koymuş, onları Allah’ın
razı olacağı ahlakı yaşamaya çağırmışlardır. Tüm
bu bilgiler bize, tarih boyunca hiçbir elçi, nebi
veya resulün manevi bir şahıs olarak gönderilmediğini,
tüm elçilerin birer fert olarak geldiklerini göstermektedir.
Yüzyıllardır süregelen bu adetullah (Allah'ın
kanunu), tüm İslam tarihinde olduğu gibi ahir
zamanda gelecek olan Hz. İsa ve Hz. Mehdi için de
söz konusudur. Ancak elbette ki tüm peygamber ve
elçilerin olduğu gibi Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin de
kendilerinden ayrı olarak şahsı manevileri de olacaktır.
Kuran’da, gönderilmiş olan tüm peygamber ve
elçilerin çevresinde, onlara inanan ve gösterdikleri
hak yolu izleyen birer topluluk olduğu haber verilmiştir.
Elçilere iman eden bu kimseler ve onların elçileriyle
birlikte yapmış oldukları faaliyetlerin tümü, bu
elçilerin şahsı manevilerini oluşturur. Kuran’da
peygamberlerin hayatlarını anlatan kıssalarda bu
durum açıkça görülmektedir. Örneğin Peygamberimiz
(sav)'in ashabı onun şahsı manevisini oluşturmuştur.
Fakat bu, Peygamber Efendimiz (sav)'in varlığı şartı
ile oluşmuştur. Bu durum ahir zamanda da değişmeyecek,
Bediüzzaman’ın da dile getirdiği gibi, Hz.
İsa ve Hz. Mehdi beraberlerindeki mümin topluluklarının
başında bizzat birer hidayet önderi olarak bulunacaklardır.
50) ONUN:
Bediüzzaman, Hz. Mehdi'den bahsederken, “ONUN” zamirini
kullanarak, bir kez daha Hz. Mehdi'nin “BİR
ŞAHIS” olduğunu
belirtmektedir. Bu aynı zamanda da Bediüzzaman'ın
kitabın başından bu yana yer verilen Hz. Mehdi
ile ilgili sözlerinde “2.
KEZ” kullandığı “O” kelimesidir.
Bediüzzaman'ın bu tekrarları, Hz. Mehdi'nin “BİR
ŞAHIS” olduğu
konusundaki kesin kanaatini açıkça ortaya koymaktadır.
Bediüzzaman'ın da
ifade ettiği gibi, Hz. Mehdi'nin üç büyük görevi
olacaktır. Hz. Mehdi bu görevlerini yerine getirirken,
etrafında bir de kendisine destek olan mübarek
bir topluluk bulunacaktır. Bu büyük görevler “Hz. Mehdi ve onun kutsal
cemaatinin" birarada gerçekleştireceği görevlerdir.
Ancak Bediüzzaman'ın “ONUN
üç görevi
olacak” sözleriyle açıkça vurguladığı
gibi, Hz. Mehdi bu topluluğun başında bizzat bulunarak
bu görevleri yerine getirecektir.
51) ÜÇ BÜYÜK VAZİFESİ
OLACAK:
Bediüzzaman,
Hz. Mehdi’nin “bir
veya iki görevi değil, tam olarak ÜÇ BÜYÜK
VAZİFESİ OLACAĞINI” bildirmektedir.
Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin temsil ettiği
cemaatiyle birlikte bu üç görevin üçünü birden
yerine getireceğinden bahsetmiştir. Bediüzzaman
bunun, Hz. Mehdi'yi kendisinden önce gelen
müceddidlerden ayıran ve tanıtan en önemli
alametlerinden olduğunu bildirmiştir.
Bu üç büyük sorumluluk diğer İslam alimlerinin
dönemlerinde tam olarak yerine getirilmiş değildir.
Bediüzzaman eserlerinde Hz. Mehdi'den önce
gelen müceddidlerin, onun üç vazifesinden yalnızca
birisini yerine getirdiklerini söylemiştir.
Ancak ahir zamanda gelecek Hz. Mehdi'nin her
üç görevi de birarada yapacağını ve bu özelliği
nedeniyle de ahir zamanın “Büyük
Mehdi”si ünvanını alacağını belirtmiştir.
Birincisi: FEN
VE FELSEFENİN tasallutiyle
(etkisiyle) ve MADDİYYUN VE
TABİİYYUN TAUNU, (materyalizm, Darwinizm
ve ateizm hastalığı) beşer içine intişar etmesiyle
(insanlar arasında yayılmasıyla),
herşeyden evvel FELSEFEYİ VE MADDİYYUNFİKRİNİ (materyalizm,
Darwinizm ve ateizm gibi Allah’ı
inkar eden dinsiz akımları) TAM
SUSTURACAK TARZDA52 imanı
kurtarmaktır. Ehl-i imanı dalâletten muhafaza etmek
(iman edenleri sapkınlıktan korumak)...
(Emirdağ Lahikası, s. 259)
Bediüzzaman bu sözünde,
Hz. Mehdi'nin üç büyük görevinden birincisini açıklamaktadır.
Buna göre Hz. Mehdi'nin birinci görevi, “materyalist ve
ateist felsefeleri tamamen susturacak bir şekilde insanların
imanlarını kazanmasına vesile olmak”tır:
52) FELSEFEYİ
VE MADDİYYUN FİKRİNİ (MATERYALİZM, DARWİNİZM
VE ATEİZM GİBİ ALLAH’I İNKAR EDEN AKIMLARI)
TAM SUSTURACAK TARZDA:
1-FEN VE FELSEFE:
Bediüzzaman bu sözlerinde
fen ve felsefenin etkisiyle materyalizm, Darwinizm
ve ateizm gibi Allah’ı inkar eden dinsiz
akımların insanlar arasında yayıldığına dikkat
çekmiştir. Bediüzzaman bu akımların etkisiz hale
getirilerek tam olarak susturulmasının ve insanların
imanının kurtarılmasının Hz. Mehdi'nin birinci
görevi olduğunu belirtmiştir.
Bediüzzaman burada Hz. Mehdi'nin birinci göreviyle
ilgili olarak “fen ve felsefe”nin
etkisine özellikle dikkat çekmektedir. Bilim ve felsefe,
iman şuuruyla yaklaşan insanların bakış açısıyla
ilerlediğinde, büyük atılımlara, Allah’ın varlığının
ve sıfatlarının daha iyi anlaşılmasına vesile olur.
Bilimin, materyalizm savunucuları tarafından insanlar
üzerinde oluşturulan yanlış yönlendirmelerini, Bediüzzaman'ın
da belirttiği gibi Hz. Mehdi ortadan kaldıracaktır.
Ahir zamanda teknolojinin hızla ilerlemesiyle birçok
bilim dalında gelişmeler olacaktır. Allah’ın
varlığının delilleri, yeryüzündeki iman hakikatleri
bilimsel delilleriyle açıkça ortaya çıkacaktır. Hz.
Mehdi bu gerçekleri insanlara en etkili yöntemlerle
ulaştıracak ve bu konuda dünya çapında bir sonuç
elde edecektir. Mesih Deccal’in ahir zaman
fitnesi, ancak böyle güçlü yöntemlerle kırılacaktır.
2-MADDİYYUN VE
TABİİYYUN TAUNU (MATERYALİZM, DARWİNİZM VE
ATEİZM HASTALIĞI):
Materyalizm ve ateizm, insanlığa büyük felaketler
getiren sapkın akımlardır. Darwinizm, materyalizm
ve ateizme fikri dayanak oluşturur. Darwinizm'in
iddiası, kainatın ve canlılığın kör tesadüfler
sonucunda kendi kendine yaşamı var ettiğidir.
Son 150 yılın en büyük aldatmacası olan bu akımın
fikren tam anlamıyla susturulması günümüze kadar
mümkün olmamıştır. Darwinizm, modern bilimin
son bulguları ve ilerleyen teknoloji vesilesiyle
Hz. Mehdi döneminde tamamen ortadan kalkacaktır.
İnsanlık tarihinin gördüğü bu en şiddetli fitnenin
fikren susturulması Hz. Mehdi zamanında gerçekleştirilecektir.
Bediüzzaman bu sözlerinde
Hz. Mehdi'nin, “FELSEFEYİ
VE MADDİYYUN FİKRİNİ TAM SUSTURACAK TARZDA” bir
çalışma yürüterek insanların imanlarının kurtulmasına
vesile olacağını belirtmiştir. Bediüzzaman, ahir
zamanda ateist felsefelerin bir tehlike oluşturacağını
bildirmiş, özellikle Darwinist, materyalist felsefelerin
ateizmle güç bulacaklarını ve Allah’ın
varlığını inkar edecek tehlikeli bir çizgiye
geleceklerini ifade etmiştir. Bu nedenle Hz.
Mehdi'nin birinci vazifesinin, maddecilik fikri,
yani Allah’ı inkar üzerine kurulmuş materyalist,
Darwinist ve ateist felsefelerle mücadele etmek
ve bu felsefelerin insanlar üzerindeki etkisini
tam anlamıyla kaldırmak olacağını belirtmiştir.
Bediüzzaman'ın burada kullandığı “TAM SUSTURACAK
TARZDA” ifadesi
son derece önemlidir. Bilindiği gibi materyalizmin
hem Türkiye’de hem de dünyada kuvvet bulması
Bediüzzaman zamanında devam ettiği gibi, vefatından
yani 1960 yıllarından sonra da günümüze kadar
devam etmiştir. Televizyon ve radyo kanallarının
gelişmesiyle, yazılı basının da desteğiyle etkileri
giderek artmıştır. Yani Bediüzzaman’ın
vefatından sonra da materyalizm propagandası
artarak 21. yy’a kadar gelmiştir.
Dolayısıyla kendisinin
de ifade ettiği gibi, Bediüzzaman’ın döneminde bu konuda
tam bir sonuç elde edilememiştir. Bediüzzaman bu
sözünde kullandığı “TAM
SUSTURACAK TARZDA” ifadesiyle bu gerçeğe
dikkat çekmiştir. Materyalizm, ateizm ve Darwinizm’in
çöküşüyle birlikte insanların imanını kurtarma
görevi dünya çapında Hz. Mehdi'ye verilmiştir.
Bediüzzaman’ın bizzat başladığı, ancak bütünüyle
sona ermeyen bu akımla fikri mücadele, Hz. Mehdi
ile devam edecek ve sonuca ulaştırılacaktır.
Bediüzzaman da "TAM SUSTURACAK" ifadesiyle,
ancak Hz. Mehdi’nin bu mücadelede “tam
bir üstünlük sağlayacağına” işaret
etmektedir.
İkinci vazifesi: HİLAFET-İ MUHAMMEDİYE (A.S.M.) ÜNVANI İLE (Peygamberimiz
(sav)'in halifesi ünvanı ile)53ŞEAİR-İ İSLAMİYEYİ (İslam
ahlakının esaslarını) İHYA ETMEKTİR (yeniden
canlandırmaktır)54ALEM-İ
İSLAM’IN VAHDETİNİ (İslam aleminin
birliğini) NOKTA-İ İSTİNAD EDİP (dayanak
noktası yapıp)55 beşeriyeti
(insanlığı) maddi ve mânevi tehlikelerden ve
gadab-ı İlâhi’den (Allah'ın azabından)
kurtarmaktır. Bu vazifenin, nokta-i istinadı
(dayanak noktası) ve hadimleri (hizmetkarları), MİLYONLARLA EFRADI (fertleri)
BULUNAN ORDULAR56 lazımdır.
(Emirdağ Lahikası, s. 259)
Bediüzzaman'ın açıklamalarına
göre Hz. Mehdi, halihazırda çeşitli gruplar halinde dağınık
olarak bulunan Müslümanları birleştirecek, İslam ahlak
ve faziletini, Peygamberimiz (sav)'in gerçek sünnetlerini
canlandıracaktır. İslam aleminin birliğini oluşturacak,
bu vesileyle insanlığı maddi ve manevi tehlikelerden kurtaracak
ve insanların Allah’ın gazabından
sakınmalarına vesile olacaktır:
Bediüzzaman, “HİLAFET-İ
MUHAMMEDİYE ÜNVANI İLE” sözleriyle
Hz. Mehdi’nin İslam dünyasının önderi
olacağını belirtmektedir. Hz. Mehdi'nin, “İSLAM
TOPLUMUNUN LİDERİ VASFIYLA İslamiyet’i
yeniden canlandırması, milyonları bulan bir
topluluğun maddi ve manevi gücüyle hareket
ederek tüm yeryüzünde İslam birliğini sağlaması” özellikleri,
ne Bediüzzaman ne de ondan önceki müceddidlerin
döneminde gerçekleşmemiş olaylardır. Bediüzzaman
Said Nursi, yaşadığı dönem boyunca İslam dünyası
ve Müslümanlar adına eşsiz hizmetlerde bulunmuş,
pek çok insanın doğru yolu bulmasına, Allah’a
yakınlaşmasına ve imanda derinleşmesine vesile
olmuştur. Ardında halen Müslümanlar için önemli
bir hidayet rehberi olan hikmet dolu eserler
bırakmış, üstün ilim ve ferasetiyle tüm Müslümanlara
ışık tutmuştur. Büyük mütefekkir Bediüzzaman,
şüphesiz 13. asrın müceddididir. Ancak kendisinin
de Peygamberimiz (sav)'in hadisleri doğrultusunda
açıkladığı gibi, “TÜM
MÜSLÜMANLARIN LİDERİ” vasfını
taşıması söz konusu olmamıştır. Allah’ın
izniyle tüm İslam alemi için büyük müjdeler
içeren bu olaylar, ahir zamanda Hz. Mehdi vesilesiyle
yaşanacak ve bu ünvanı da Hz. Mehdi taşıyacaktır.
Bediüzzaman, bu konuyu tüm bu delilleriyle
birlikte anlatarak, kendisinin ahir zaman Mehdisi
olmadığını açık bir şekilde ifade etmiştir.
Bugün dünyada 1 milyarın üzerinde Müslüman
yaşamaktadır. Dünya tarihinde ilk defa Müslümanlar
sayıca bu kadar çokturlar. Bu büyüklükte bir
kitleye önderlik tarihte kimseye nasip olmamıştır.
Bediüzzaman'ın da müjdelediği gibi, bu şerefli
vasfı Allah’ın
izniyle ahir zamanın “Büyük
Mehdisi” taşıyacaktır.
Bediüzzaman “ŞEAİR-İ
İSLAMİYEYİ İHYA ETMEKTİR” sözleriyle,
Hz. Mehdi'nin ikinci vazifesinin İslam ahlakının
esaslarını yeniden canlandırmak olduğunu belirtmiştir.
Bediüzzaman'ın burada kullandığı “İHYA
ETMEK” kelimesi son derece önemlidir.
Bu kelime “yeniden hayata kavuşturmak” anlamındadır.
Hz. Mehdi İslam ahlakının dünya çapında yaşanmasına
vesile olacaktır. Bediüzzaman bu konunun tohumlarını
atmıştır, ancak belirttiği gibi “yeniden
hayata kavuşturma şeklinde bir canlanma”,
tam anlamıyla Hz. Mehdi vesilesiyle yerine
getirilecektir.
Bediüzzaman
bu sözleriyle Hz. Mehdi'nin, daha önce hiçbir
müceddid tarafından yerine getirilmemiş olan
görevlerinden birinin “İSLAM
BİRLİĞİNİN SAĞLANMASI” olduğunu
bildirmektedir. Bilindiği gibi bu birliktelik,
dünya Müslümanlarının bir çatı altında yaşadıkları
son devlet olan Osmanlı İmparatorluğu’nun
yıkılmasının ardından ortadan kalkmıştı. Hz.
Mehdi bu birliğin tekrar kurulmasına vesile olacak,
milyonlarca Müslümanı biraraya getirecektir.
Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin, bu birliği dayanak
noktası edinerek insanlığı maddi ve manevi tehlikelerden
koruyacağını ve Allah’ın gazabından sakınmalarına
vesile olacağını bildirmiştir. Bediüzzaman'ın
da vurguladığı gibi, İslam birliğinin sağlanması
ve bu birliğin liderliği ünvanının taşınması
Bediüzzaman'ın döneminde, ondan önceki müceddidlerin
tarihinde ve günümüzde de henüz gerçekleşmiş
olaylar değildir. Bediüzzaman da bu gerçeği vurgulamış,
bu olayların Hz. Mehdi'nin tanınmasında en önemli
alametlerden biri olacağını hatırlatmıştır. Hz.
Mehdi geldiğinde Bediüzzaman'ın da belirttiği
gibi, vesile olacağı bu olaylarla Allah onu tüm
insanlara tanıtacaktır.
56) MİLYONLARLA
EFRADI (FERTLERİ)
BULUNAN ORDULAR:
Bediüzzaman “MİLYONLARLA
EFRADI (FERTLERİ) BULUNAN ORDULAR” sözleriyle, Hz.
Mehdi’nin bu birlikteliği sağlamasında,
ona yardım edecek çok geniş bir kitlenin var
olacağından söz etmektedir. Bediüzzaman Hz.
Mehdi'nin hizmetinde, Allah’ın varlığı
ve birliği konusunu, iman hakikatlerini tüm
insanlığa anlatacak, geniş kapsamlı bir iman
hizmeti yürütecek olan ilim ve iman toplulukları
olacağını bildirmiştir.
Bediüzzaman, eserlerinde yer verdiği
diğer sözlerinde kendisinin de bu ilim ordusunun,
onlara önceden hazırlık yapan bir neferi yani askeri
olduğunu anlatmaktadır. Yaşadığı dönemde, Bediüzzaman'ın
hizmetinde
böyle geniş bir kitlenin desteği ve yardımı söz
konusu olmamıştır. Bediüzzaman'ın da sözlerinde
pek çok kez ifade ettiği gibi, sınırlı bir topluluk
olan Nur talebeleri çok kısıtlı imkanlar içerisinde
ve çok büyük fedakarlıklarla büyük bir iman hizmeti
vermişlerdir. Bediüzzaman böyle büyük bir kitlenin
desteğinin, ancak ahir zamanda söz konusu olacağını
ve bunun da Hz. Mehdi'nin yerine getireceği bu
büyük göreve nasip olacağını bildirmektedir.
Üçüncü vazifesi: ... O ZAT57 BÜTÜN
EHL-İ İMANIN
(iman edenlerin) MANEVİ
YARDIMLARIYLA58 ve İTTİHAD-I
İSLAM’IN MUAVENETİYLE (İslam
birliğinin yardımlaşmasıyla)59 ve BÜTÜN ULEMA VE EVLİYANIN (alimlerin
ve velilerin)60 ve bilhassa AL-İ
BEYT’İN NESLİNDEN (Peygamberimiz
(sav)'in soyundan) HER ASIRDA KUVVETLİ
VE KESRETLİ (çok sayıda) BULUNAN MİLYONLAR FEDAKAR
SEYYİDLERİN İLTİHAKLARIYLA (Peygamber
soyundan gelen fedakar kimselerin katılımlarıyla)61 O VAZİFE-İ UZMAYI (büyük
görevi) YAPMAYA ÇALIŞIR.62
(Emirdağ Lahikası, s. 260)
Bediüzzaman bu sözünde, Hz. Mehdi'nin üçüncü
görevini açıklamıştır. Buna göre, Hz. Mehdi Kuran ahlakının
göz ardı edildiği bir dönemde, insanların yeniden din ahlakına
yönelmesine vesile olacak, İslam birliğini kuracak ve bu
büyük görevlerinde kendisine destekçi olan pek çok salih
insan bulunacaktır.
57) O ZAT:
Bediüzzaman,
Hz. Mehdi için Risale-i Nur’un birçok yerinde olduğu gibi, bu sözlerinde
de Hz. Mehdi için “O
ZAT” ifadesini kullanmıştır. Bediüzzaman,
hem “O” kelimesiyle
hem de “ZAT” ifadesiyle
Hz. Mehdi'nin bir topluluk veya manevi bir kişi
değil, bir “ŞAHIS” olduğunu
açıkça belirtmiştir.
Bu aynı zamanda da, Bediüzzaman'ın kitabın başından
bu yana yer verilen Hz. Mehdi ile ilgili sözlerinde “3.
KEZ” kullandığı “O” kelimesidir.
Aynı şekilde buradaki “ZAT” kelimesi
de Bediüzzaman’ın bu sözlerinde “2.
KEZ” kullanılmaktadır. Yüksek ilim
ve hikmet sahibi Bediüzzaman hiç kuşkusuz ki
bu vurguları da belirli bir hikmetle yapmakta
ve tüm Müslümanları Hz. Mehdi'nin “BİR
ŞAHIS” olduğu
konusunda en doğru şekilde bilgilendirmektedir.
58) BÜTÜN EHL-İ
İMANIN (İMAN EDENLERİN) MANEVİ YARDIMLARIYLA:
Bediüzzaman,
Hz. Mehdi'nin üçüncü görevini çok önemli ve
geniş kitlelerin desteğiyle gerçekleştireceğini
bildirmiştir. Bediüzzaman “BÜTÜN
EHL-İ İMANIN MANEVİ YARDIMLARIYLA” sözleriyle, “TÜM
MÜSLÜMANLARIN” ittifak halinde oluşturacakları
birliğin Hz. Mehdi'nin bu görevdeki yardımcıları
olacağını bildirmiştir.
Hz. Mehdi ve yardımcıları güçlerini Allah sevgisinden,
iman coşkusundan alan cesur insanlar olacaktır.
İmanlarının nuru tüm dünyanın aydınlanmasına
vesile olacaktır. Tüm Müslümanların dahil olacağı
böyle geniş çapta bir ittifakın desteği, Bediüzzaman'ın
döneminde gerçekleşmiş değildir. Bediüzzaman'ın
da müjdelediği gibi, bu geniş kitlenin manevi
yardımları, ancak ahir zamanda Hz. Mehdi ile
birlikte oluşacak ve onun üçüncü görevinin gerçekleştirilmesinde
büyük bir rol oynayacaktır.
Bediüzzaman “İTTİHAD-I İSLAM’IN
MUAVENETİYLE” sözleriyle, Hz. Mehdi'nin
üçüncü görevini aynı zamanda “İSLAM BİRLİĞİNİN
YARDIMLAŞMASIYLA” yerine getireceğini
de bildirmiştir. Böyle bir birlik Bediüzzaman'ın
yaşadığı dönemde henüz oluşmamış, dolayısıyla
da böyle büyük bir ittifakın yardımı da söz
konusu olmamıştır. Bediüzzaman İslam birliğinin
bu yardımlaşmasının Hz. Mehdi döneminde gerçekleşeceğini
ve onun üçüncü görevinde büyük bir destek sağlayacağını
belirtmiştir.
60) BÜTÜN ULEMA
VE EVLİYANIN (ALİMLERİN VE VELİLERİN)... İLTİHAKLARIYLA
(KATILIMLARIYLA):
Bediüzzaman
Hz. Mehdi'nin bu üçüncü görevindeki diğer bir
desteğin de “BÜTÜN
ULEMA VE EVLİYANIN KATILIMLARIYLA” gerçekleşeceğini
bildirmiştir. Hz. Mehdi'nin gelişi 1400 senedir
tüm İslam alimleri ve iman sahipleri tarafından
büyük bir heyecanla beklenmektedir. Kuşkusuz
ki bütün alimlerin ve velilerin katılımının sağlanacağı
böyle büyük bir destek, Hz. Mehdi'nin mücadelesinde
ve bu görevini yerine getirmesinde son derece
önemli bir rol oynayacak ve büyük bir kolaylık
sağlayacaktır. Dikkat edilirse Bediüzzaman burada “BÜTÜN” kelimesini
özellikle belirtmiş ve Hz. Mehdi'yi “alimlerin
tümünün birden” destekleyeceğini
bildirmiştir. İslam alimlerinin böyle büyük bir
ittifakla destek vermeleri Bediüzzaman'ın yaşadığı
dönemde gerçekleşmemiştir. Bediüzzaman bu katılımın
ancak Hz. Mehdi'nin yerine getireceği bu görev
ile birlikte gerçekleşeceğini hatırlatmıştır.
61)
A-Lİ BEYTİN NESLİNDEN (PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İN
SOYUNDAN) HER ASIRDA KUVVETLİ VE KESRETLİ (ÇOK
SAYIDA) BULUNAN MİLYONLAR FEDAKAR SEYYİDLERİN İLTİHAKLARIYLA
(PEYGAMBER SOYUNDAN GELEN FEDAKAR KİMSELERİN KATILIMLARIYLA):
Bediüzzaman
bu sözüyle, Hz. Mehdi’nin
Peygamber Efendimiz (sav)'in mübarek soyundan
olacağına, ona destek verenler arasında da Ehl-i
Beyt’ten yani Peygamber soyundan gelen
kimselerin bulunacağına dikkat çekmiştir. Bediüzzaman,
tüm Müslümanlar, İslam alimleri ve evliyalar
ile birlikte “milyonlarca
seyyidin de Hz. Mehdi’nin yanında yer alacağını
ve bu kutlu zata destek vereceğini” bildirmiştir.
Hz. Mehdi'nin üçüncü görevindeki diğer yardımcılarında
olduğu gibi, böyle bir destek de daha önce ne
Bediüzzaman döneminde ne de ondan önceki müceddidlerin
devrinde gerçekleşmemiştir. Bediüzzaman'ın açıkladığı
gibi, “PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN SOYUNDAN
GELEN MİLYONLARCA SEYYİDİN KATILIMI” ancak
Hz. Mehdi döneminde gerçekleşecektir.
62) O VAZİFE-İ UZMAYI
(BÜYÜK GÖREVİ) YAPMAYA ÇALIŞIR:
Bediüzzaman “O
VAZİFE-İ UZMAYI YAPMAYA ÇALIŞIR” sözleriyle “Hz.
Mehdi’nin bir şahsı manevi değil, “BİR
İNSAN OLARAK İŞ BAŞINDA OLACAĞINI” ifade
etmiştir. Zira bir şahsı manevinin bir görevi “yapmaya
çalışması” söz konusu değildir.
Böyle bir çaba ancak bir insanın gerçekleştirebileceği
bir fiildir. Bediüzzaman da bu gerçeği vurgulayarak
Hz. Mehdi'nin bir şahıs olduğunu ifade etmiştir.
Bediüzzaman sözlerinde
ayrıca Hz. Mehdi'nin yerine getireceği hizmeti “BÜYÜK
GÖREV” olarak
nitelendirmiştir. Bediüzzaman'ın bu ifadesine göre
Hz. Mehdi'nin yapacağı hizmetler, kendisinden önceki
dönemlerde gelen müceddidlerin görevlerinden farklı, “ÇOK
BÜYÜK ÇAPLI” faaliyetlerdir. Hz. Mehdi
İslam ahlakını dünya çapında hakim kılacak, İslam
dünyasını biraraya getirecek ve tüm Müslümanların
liderliğini üstlenecektir. Bediüzzaman'ın “VAZİFE-İ
UZMA” sözleriyle
ifade ettiği bu olaylar Hz. Mehdi'nin tanınmasını
sağlayacak en önemli alametlerinden olacaktır.
Gerçi HER ASIRDA HİDAYET EDİCİ, BİR NEVİ MEHDÎ VE MÜCEDDİD
GELİYOR VE GELMİŞ.63 Fakat HER
BİRİ64 ÜÇ VAZİFELERDEN BİRİSİNİ
BİR CİHETTE (açıdan) YAPMASI
İTİBARIYLA (nedeniyle) AHİR
ZAMANIN BÜYÜK MEHDÎ UNVANINI ALMAMIŞLAR.65
(Emirdağ Lahikası, s. 260)
Bediüzzaman bu sözünde,
Kuran ahlakını dünya üzerinde hakim kılmak amacıyla önceki
asırlarda da bazı Müslüman şahısların geldiğini, ancak
bunların hiçbirinin, ahir zamanda Hz. Mehdi’nin yapacağı
üç önemli görevi birarada yerine getiremediklerini ifade
etmiştir:
63) HER ASIRDA HİDAYET
EDİCİ BİR NEVİ
MEHDİ VE MÜCEDDİD GELİYOR VE GELMİŞ:
Bediüzzaman
bu sözüyle birkaç önemli konuya açıklık kazandırmıştır.
Bediüzzaman öncelikle Hz. Peygamberimiz (sav)’in
hadislerine dayanarak her yüz yıl başında bir
müceddid (yenileyici) gönderileceğini bildirmiştir.
Bediüzzaman Risalelerde Hz. Mehdi'nin de Hicri
14. yy’ın başında geleceğini ve 14. ve
15. yy’lar arasındaki müceddid olacağını
belirtmiştir.
Bediüzzaman
burada ayrıca Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi
olmadığını da açıklamıştır. Peygamberimiz (sav)'den
bu yana 14. yy’a
kadar gelen tüm müceddidler birer “ŞAHIS” olarak
gelmişlerdir. 14. yy’da bu durum değişmeyecek,
Hz. Mehdi de bir şahıs olarak bizzat görev yapacaktır.
Bediüzzaman “GELİYOR VE GELMİŞ” sözleriyle
bu sürekliliği ifade etmiş, “GELİYOR” kelimesiyle
bu adetullahın halen devam etmekte olduğunu belirtmiştir.
Bediüzzaman bu
sözüyle ayrıca geçmiş dönemlerde gönderilmiş
olan müceddidler ile Hz. Mehdi arasındaki farkı
açıklamış ve Hz. Mehdi'nin hangi özelliğiyle
bu müceddidlerden ayırt edilebileceğini bildirmiştir.
Bediüzzaman eserlerinde Hz. Mehdi'den önce gelen
müceddidlerin, onun üç vazifesinden birini yerine
getirdiklerini ve bu açıdan “bir
nevi Mehdi ve müceddid görevi üstlendiklerini” söylemiştir.
Ancak Bediüzzaman, yukarıda bahsettiği üç vazifenin
üçünü birden yerine getirecek olan kişinin yalnızca “BÜYÜK
MEHDİ” olacağını ve bu özelliğiyle
diğer müceddidlerden ayırt edileceğini belirtmiştir.
Nitekim Bediüzzaman'ın
kullandığı “BİR NEVİ MEHDİ” ifadesi
de bu durumu açıklamaktadır. Bediüzzaman geçmişte
gelen ve Hz. Mehdi'nin üç büyük görevinden yalnızca
bir tanesini yapan kimselerin gerçekte ahir zamanın
beklenen Mehdisi olmadıklarını, bu kimseleri “bir
nevi mehdi” olarak nitelendirerek ifade etmiştir.
64) HER BİRİ:
Bediüzzaman kullandığı “HER
BİRİ” ifadesiyle Hz. Mehdi'den
önce gelmiş olan müceddidlerin de Hz. Mehdi
gibi gerçek kişilikler olduklarına, şahs-ı
manevi olmadıklarına dikkat çekmektedir. Bu
açıklamada bahsi geçen önceki yüzyıllarda gönderilen
müceddidlerin birer şahıs oldukları kabul görürken,
Bediüzzaman'ın aynı açıklamalarında yine bir
şahıs olacağını belirttiği “Büyük Mehdi”nin
bir şahsı manevi olacağı düşüncesi elbette
ki çelişkilidir. Bu düşünceye göre, ahir zaman
Mehdisi’nden önce gelen tüm müceddidlerin
de birer şahsı manevi olması gerekirdi. Ancak
böyle bir şey söz konusu olmamıştır. Nitekim
Bediüzzaman da sözlerinde bu gerçeği açıklamıştır.
Bediüzzaman'ın da müjdelediği gibi, Peygamberimiz
(sav)'in rivayetlerindeki özelliklere sahip
olmasıyla tanınacak olan Büyük Mehdi ahir zamanda “BİR
ŞAHIS” olarak ortaya çıkacak ve
Allah’ın izniyle Bediüzzaman'ın belirttiği
üç görevi birden yerine getirecektir.
65) ÜÇ VAZİFELERDEN
BİRİSİNİ
BİR CİHETTE (AÇIDAN) YAPMASI İTİBARIYLA (NEDENİYLE)
AHİR ZAMANIN BÜYÜK MEHDİ ÜNVANINI ALMAMIŞLAR:
Bediüzzaman sözlerinde,
iki ayrı tür Mehdi olduğunu belirtmiştir. Bunlardan
birincisini,
“sabık (önceki) Mehdiler”, diğerini
ise ahir zamanda gelecek olan “BÜYÜK
MEHDİ” olarak adlandırmıştır. Bediüzzaman
Said Nursi, Hz. Mehdi'nin yapacağı faaliyetleri
saymış ve bunları ondan başka kimsenin yapamayacağını
belirtmiştir. Bu yüzden, bu önemli görevlerin
yerine getirilmesine vesile olan kişiye “BÜYÜK
MEHDİ” demiştir. Bediüzzaman eserlerinde,
kendisi de dahil olmak üzere önceki dönemlerde
gelen, sabık Mehdiler olarak adlandırdığı müceddidlerin
bu üç görevi yerine getiremedikleri için Büyük
Mehdi olamayacaklarını anlatmıştır. Bediüzzaman
eserlerinde ayrıca söz konusu kimselerin Büyük
Mehdi ünvanını alamamalarının bir diğer sebebinin
ise, bu kişilerin Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde
belirttiği özelliklere uymamaları olduğunu bildirmiştir.
BEN,
KENDİMİ SEYYİD
(Peygamberimiz (sav)'in soyundan) BİLEMİYORUM.66
Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Halbuki AHİR
ZAMANIN O BÜYÜK ŞAHSI67 AL-İ BEYT'TEN (Peygamberimiz
(sav)'in soyundan) OLACAKTIR.68
(Emirdağ Lahikası, s.
247-250)
Hz. Mehdi'nin hadislerde
bildirilen en önemli özelliklerinden biri de, “SEYYİD” yani
Peygamber Efendimiz (sav)'in soyundan olmasıdır:
Kıyametin kopması için zamanda
sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah BENİM
EHL-İ BEYT’İMDEN
(SOYUMDAN) BİR ZATI (Hz. Mehdi'yi) gönderecek. (Sünen-i Ebu
Davud, 5/92)
Bediüzzaman da bu sözünde, kendisinin Peygamberimiz
(sav)'in soyundan olmadığını, Hz. Mehdi'nin ise bu mübarek
soydan olacağını belirtmiştir:
66) BEN KENDİMİ
SEYYİD (PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN SOYUNDAN) BİLEMİYORUM:
Bediüzzaman seyyid
değildir ve, seyyid olmamasının kendisinin Mehdi
olmayacağının delillerinden biri olduğunu belirtmektedir.
Kuşkusuz ki bir kişiye bir soru sorulmasının nedeni,
ilgili konunun doğrusunu öğrenmektir. Bediüzzaman
Said Nursi’ye de Mehdi olup olmadığının sorulmasının
nedeni doğruları öğrenmektir. Bu soru karşısında “Hayır,
ben Mehdi değilim” diyorsa ve bunun
onlarca delilini öne sürüyorsa buna inanmak gerekir.
Zira Bediüzzaman çok açık bir şekilde bu konuya
cevap vermiş ve “ben seyyid değilim” demiştir.
Ayrıca Bediüzzaman eğer seyyid olmuş olsaydı,
bunu gizlemesi için hiçbir sebep yoktur. Çünkü
seyyid olmak, saklanması gereken bir özellik
değildir. Tam aksine Peygamber Efendimiz (sav)'in
neslinden olmak Müslümanlar için büyük bir şereftir.
Dolayısıyla Bediüzzaman seyyid olsaydı, bunu
hiçbir şekilde gizlemez ve açıkça ifade ederdi.
Peygamberimiz (sav)'in soyundan olduğunu ifade
etmekten büyük bir onur duyardı. Kendisine böyle
bir soru sorulduğunda “Evet seyyidim, ama
Mehdi değilim” derdi. Zira Bediüzzaman
bizzat kendi eserlerinde Peygamberimiz (sav)'in
hadisini hatırlatarak “seyyid
olan bir kişinin
seyyidliğini gizlemesinin Kuran ahlakına uygun
olmadığını” belirtmiştir.
Seyyid olmayan seyyidim ve seyyid
olan değilim diyenler, ikisi de günahkar ve duhul
ve huruc (isyan) haram oldukları gibi... hadis
ve Kuran’da dahi, ziyade veya noksan etmek
memnu’dur (yasaklanmıştır). (Muhakemat,
s. 52)
Bediüzzaman'ın bu sözü çok açıktır. Peygamberimiz
(sav)’in hadisinde bildirildiği gibi, İslam
ahlakına göre, seyyid olan bir kişi hiçbir nedenle
bunu gizleyemez, saklayamaz. Seyyid olmayan bir
kişi de ben seyyidim diyemez. Bu durumda Bediüzzaman
gibi değerli ve üstün ahlaklı bir şahsın, seyyidliğini
gizlediği yaklaşımı son derece yakışıksız bir
düşüncedir. Bunun yanı sıra her seyyid olan kişi,
mutlaka Mehdi olacak diye bir durum da söz konusu
değildir. Dünya üzerinde milyonlarca seyyid olan
insan bulunmaktadır. Bir kişinin seyyid olması
Mehdi olmasını gerektirmediği için, her insan
bu gerçeği rahatlıkla dile getirebilir. Dahası
Bediüzzaman “Benim bu konudaki tek eksikliğim
seyyidliğim, eğer seyyid olsaydım Mehdi olurdum”
da dememiştir. Tam aksine Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin
tüm özelliklerini, yapacağı benzersiz faaliyetleri
uzun uzun açıklamış ve bunların hiçbirinin kendi
yaşadığı dönemde henüz gerçekleşmediğini belirtmiştir.
67) AHİR ZAMANIN
O BÜYÜK ŞAHSI:
Bediüzzaman “AHİR
ZAMANIN O BÜYÜK ŞAHSI” ifadesiyle
Hz. Mehdi’nin bir şahs-ı manevi olmadığını
bir kez daha delillendirmiştir. Bediüzzaman açıkça “O
BÜYÜK ŞAHIS” diyerek
Hz. Mehdi'nin şahs-ı manevi olmadığını, gerçek
ve beklenen “BİR KİŞİ” olduğunu
ifade etmiştir.
Bediüzzaman bu
ifadesiyle ayrıca kitabın başından bu yana yer
verilen Hz. Mehdi ile ilgili sözlerinde “O” kelimesini “4.
KEZ” kullanmaktadır.
Aynı şekilde “ŞAHIS” kelimesi
de Bediüzzaman’ın buradaki sözlerinde “3.
KEZ” kullanılmıştır. Bediüzzaman'ın
bu kelimeleri özenle seçtiği ve tekrarladığı çok
açıktır. Bediüzzaman bu şekilde, Hz. Mehdi'nin
bir şahsı manevi olabileceği düşüncesini, hiçbir
itiraza yer bırakmayacak şekilde geçersiz kılmaktadır.
Bediüzzaman “AL-İ BEYT’TEN
OLACAKTIR” sözleriyle
Hz. Mehdi’nin Peygamberimiz (sav)'in soyundan
gelen seyyid bir kimse olacağını belirtmiştir.
Bediüzzaman eserlerinin çeşitli bölümlerinde
Hz. Mehdi'nin bu özelliğine dikkat çekerek, Hz.
Mehdi'nin manevi bir varlık olmadığını, belirli
bir soydan gelecek olan “BİR
ŞAHIS” olduğunu vurgulamıştır. Peygamberimiz
(sav)'in de Hz. Mehdi'nin bu özelliğini bildirdiği
çok sayıda hadisi vardır. Bir şahsı manevinin
peygamber soyundan gelmesi elbette ki söz konusu
değildir. Ayrıca böyle bir düşünce hem Peygamberimiz
(sav)'in hadisleriyle hem de Bediüzzaman'ın sözleriyle
çok açık bir şekilde çelişmektedir. Bediüzzaman'ın
da belirttiği gibi, Hz. Mehdi “PEYGAMBERİMİZ
(SAV)'İN SOYUNDAN GELEN BİR ŞAHIS” olacaktır.
RİSALE-İ
NUR’UN
ŞAHS-I MANEVİSİNİ HAKLI OLARAK HZ. MEHDİ TELAKKİ
EDİYORLAR (şahsi
bir görüş olarak kabul ediyorlar).69
O şahs-ı manevinin de bir mümessili (temsilcisi),
Nur şakirdlerinin (talebelerinin) tesanüdünden (dayanışmasından)
gelen bir şahs-ı manevisi ve o şahs-ı maneviden bir
nevi mümessili (temsilcisi) olan BİÇARE
TERCÜMANINI ZANNETTİKLERİNDEN, BAZEN O İSMİ (Hz.
Mehdi ismini) O’NA VERİYORLAR.70 Gerçi
bu, BİR İLTİBAS (karıştırma)71BİR
SEHİVDİR (hatadır, yanılmadır)...72
(Emirdağ Lahikası, s. 266)
Bediüzzaman Risale-i Nur’un
şahsı manevisinin ve bu eserlerin yazarı olarak kendisinin
de kimi zaman Hz. Mehdi olabileceğinin düşünüldüğünü, ancak
bunun bir karıştırma ve hata olduğunu belirtmiştir:
69)
RİSALE-İ NUR’UN ŞAHS-I MANEVİSİNİ
HAKLI OLARAK HZ. MEHDİ TELAKKİ EDİYORLAR (ŞAHSİ
BİR GÖRÜŞ OLARAK KABUL EDİYORLAR):
Bediüzzaman burada “HAKLI
OLARAK” deyimini, Risale-i Nur
cemaatinin Mehdi kabul edilmesini haklı bulduğunu
vurgulamak için değil, böyle bir kabulün kolayca
düşülebilecek ve mazur görülmesi gereken bir
hata olduğunu vurgulamak için kullanmıştır.
Konunun geliş ve gidişinden, bu mana kolayca
anlaşılmaktadır. Nitekim Bediüzzaman önceki
satırlarda açıklanan sözlerinde de bu yanılgının
Hz. Mehdi'nin dünya çapında yerine getireceği
iki büyük görevinin gözardı edilmesinden kaynaklandığını
belirterek bunun “HAKLI
BİR GÖRÜŞ OLMADIĞINI” açıklamıştır.
70) BİÇARE TERCÜMANINI
ZANNETTİKLERİNDEN O İSMİ (HZ. MEHDİ İSMİNİ) ONA
VERİYORLAR:
Bediüzzaman,
Risaleleri kaleme alan kişi olarak, Risale-i Nurlar
gibi kendisinin de Hz. Mehdi olarak değerlendirildiğini,
ancak bunun “BİR ZAN” olduğunu
ifade etmiştir. “Zannetme” kelimesi
gerçeklik değil, bir yanılgı ve aldanışın söz
konusu olduğunu ifade eden bir kelimedir. Bediüzzaman,
talebelerinin sadece Hz. Mehdi'nin önemli bir
vazifesi olan
iman hakikatlerini anlatma konusu yönünde bir
değerlendirme yaptığını, ancak Hz. Mehdi'nin
diğer iki vazifesi olan
“İslam birliğinin sağlanması, tüm İslam
dünyasının lideri olması ve İslam ahlakının dünyaya
hakim kılınması”nın kendisinde görünmediği
hususunu dikkate almadıklarını söylemiştir. Bundan
dolayı da Risale-i Nur’a ve kendisine yapılan
Mehdilik yakıştırmasının yalnızca bir “zan”dan
ibaret olduğunu belirtmiştir.
Bunun yanı sıra
Bediüzzaman “zannediyorlar” diyerek
burada bir kez daha kendisini bu düşüncedeki insanlara
dahil etmediğini ve onlarla aynı fikri paylaşmadığını
ifade etmektedir.
71) BU BİR İLTİBAS
(KARIŞTIRMA):
Bediüzzaman,
kendisinin veya Risale-i Nur’un Mehdi olarak kabul
edilmesinin bir “İLTİBAS” olduğunu
ifade etmiştir. “İltibas” kelimesinin
anlamı “BİRBİRİNE BENZEYEN ŞEYLERİ
ŞAŞIRIP BİRBİRİNE KARIŞTIRMAK”tır.
(Yeni Lugat, sf. 267) Dolayısıyla burada, birbirine
karıştırılan ancak aslında birbirinden farklı
olan iki kavram vardır. Bediüzzaman Risale-i
Nur ya da kendisinin Hz. Mehdi olabileceğinin “zannedildiğini”;
ancak gerçekte bunun “bir
şaşırma ve bir karıştırma” olduğunu
belirtmektedir.
Bediüzzaman
bu karışıklığın, Risale-i Nur’un, Hz. Mehdi’nin üç temel
görevinden biri olan “imanı kurtarmak” vazifesini
üstlenmiş olmasından kaynaklandığını açıklamıştır.
Bediüzzaman'ın açıkladığı gibi, tarih boyunca gönderilmiş
olan tüm müceddidler Hz. Mehdi'nin görevlerinden
bir tanesini yapmışlardır. Ancak Bediüzzaman da
dahil olmak üzere “üç
görev, hiçbir müceddid tarafından aynı anda yerine
getirilmemiştir”.
Dolayısıyla tarihte Mehdilik konusunda bunun gibi
benzetmeler pekçok kişiye yapılmıştır. Ancak Bediüzzaman, “Hz.
Mehdi'nin, hepsini birarada ve dünya çapında gerçekleştireceği
görevlerini” anlatarak,
bu Mehdilik iddialarının hiçbirinin doğru olmadığını
ve Hz. Mehdi'nin ileride gelecek bir şahıs olduğunu
açıklamıştır.
Risale-i Nur’a ve Bediüzzaman'a
yapılan bu benzetmede de aynı durum söz konusudur.
Bediüzzaman, Hz. Mehdi ile ilgili Peygamberimiz
(sav)'in hadislerindeki ve İslam alimlerinin açıklamalarındaki
izahlar ve özelliklerine dair verilen bilgiler
dikkate alınmadığı için “bir
şaşırma ve karıştırma” yapıldığını
belirtmektedir.
72) BİR SEHİVDİR
(HATADIR, YANILMADIR):
Bediüzzaman, kendisinin
veya Risale-i Nur’un Mehdi olarak kabul edilmesinin aynı
zamanda bir “SEHİV” olduğunu
söylemiştir. “SEHİV”in kelime
anlamı “HATA, YANLIŞ,
YANILMA”dır (Yeni Lugat, sf. 617).
Bediüzzaman, kendisine ve Risale-i Nur’a
Hz. Mehdi isminin verilmesinin bir “karıştırma” olacağını
belirtmekle yetinmemekte, cümlesinin devamında
bunun bir “sehiv” yani “hata” olacağını
da ayrıca vurgulamaktadır. Bu son derece açık
bir ifadedir. Eğer Bediüzzaman kendisine ve Risale-i
Nur’un şahsı manevisine yapılan Mehdilik
iddialarında herhangi bir doğruluk payı görseydi,
kuşkusuz ki bunu bir “hata” olarak
nitelendirmezdi. Açıkça bu iddiaların yerinde
olduğunu ifade eden sözler kullanırdı. Bunun
hata olduğunu belirtmiş olması, Bediüzzaman'ın
bu konudaki kanaatini çok açık ve hiçbir itiraza
yer bırakmayacak şekilde ortaya koymaktadır.
Bediüzzaman Risale-i Nur’un ya da kendisinin
Hz. Mehdi olabileceği görüşünü kabul etmemektedir.
Bu
sitenin hazırlanmasında Adem Yakup'un eserleri kaynak olarak
alınmıştır.