HZ. İSA, HZ. MEHDİ VE DECCAL
NEDEN TANINAMAZ? (Şahs-ı Manevi Yanılgısının Etkisi)
Hz. İsa ve Hz. Mehdi
Konusundaki Şahsı Manevi Yanılgısı
Ahir zamanda Hz. İsa'nın ikinci kez
yeryüzüne gelişi ve Hz. Mehdi'nin ortaya çıkışı yüzyıllardır
İslam alemi tarafından beklenen çok müjdeli olaylardır. Bediüzzaman
Said Nursi, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin çıkışı hakkında eserlerinde
çok detaylı bilgiler vermiştir. Bu bilgiler arasında, Hz.
Mehdi'nin hangi tarihlerde ve nasıl bir ortam içerisinde ortaya
çıkacağı, ne gibi faaliyetlerde bulunacağı, yardımcıları,
mücadelesi, Hz. İsa ile birlikte İslam ahlakını tüm dünyaya
hakim kılacakları konularında geniş açıklamalar yer almaktadır.
Ne var ki Said Nursi'nin bu konulardaki çok açık, kesin ve
net açıklamalarına rağmen, Hz. İsa ve Hz. Mehdi konusu kimi
zaman yanlış yorumlara konu olabilmektedir. Bazı kişilerin
bu konular açıldığında kullandıkları kalıplaşmış bazı cevap
şekilleri vardır. Örneğin "Ahir zamanda Hz. Mehdi adında bir
şahıs gelecek mi" diye bir soru sorulduğunda şöyle bir cevap
verilir: "Hayır, Hz. Mehdi gelmeyecek; şahsı manevisi gelecek"
ya da "Hz. Mehdi zaten gelmiştir. Çünkü Mehdilik bir şahsı
manevidir; çıkacak Mehdi budur. Şu anda da bu şahsı manevi
mevcuttur." Aynı şekilde Hz. İsa için de "Hz. İsa yeryüzüne
ikinci kez gelecek mi?" diye bir soru sorulduğunda "Hayır,
Hz. İsa gelmeyecek; Hz. İsa'nın kendisi yeryüzüne inmeyecek,
şahsı manevisi yeryüzünde olacak" denir. Ya da "Hz. İsa'nın
da Hz. Mehdi'nin de şahsı manevisi zaten gelmiştir" gibi açıklamalar
yapılır. Kimileri de "Said Nursi de eserlerinde, Hz. İsa ve
Hz. Mehdi'nin geleceği konusunda net açıklamalar yapmamıştır"
gibi sözlerle, bu düşüncelerini Bediüzzaman'ın sözleriyle
delillendirmeye çalışır.
Oysa bu bakış açısı son derece yanlış ve hatalıdır. Tüm bu
kalıplaşmış cevaplar, hiçbir delile dayandırılmadan, belki
ağız alışkanlığı, belki halk arasında bilgisizce yerleşmiş
yanlış birer kanaat olarak dile getirilmektedir. Çünkü Bediüzzaman,
Hz. İsa ve Hz. Mehdi ile ilgili sözlerinde bu konuyu çok net
ifadelerle açıklamış; ahir zamanda beklenen bu kişilerin bir
şahsı manevi olmadığını, birer şahıs olarak ortaya çıkacaklarını
çok açık bir şekilde belirtmiştir. Bediüzzaman'ın Hz. İsa
ve Hz. Mehdi ile ilgili açıklamalarına bakıldığında, bu durum
kolaylıkla anlaşılabilecektir.
Hz. İsa'nın Yeryüzüne İkinci Gelişi
Konusundaki Şahsı Manevi Yanılgısı
Kuran ayetlerinde Hz. İsa'nın ölmediği ancak Allah Katına
alındığı haber verilmekte ve çeşitli alametlerle yeryüzüne
yeniden döneceği bildirilmektedir. Peygamber Efendimiz (sav)
ise, Hz. İsa'nın dünyanın son dönemlerinde mucizevi bir biçimde
yeryüzüne döneceğini, Hıristiyanları ve Müslümanları ortak
bir din ve ahlakta, İslam dini üzerinde birleştirerek yeryüzüne
barış, adalet ve mutluluk getireceğini hadislerinde çok detaylı
olarak haber vermiştir. Kuran'da ve Peygamberimiz (sav)'in
hadislerinde yer alan bu açıklamalar ve işaretler hiçbir şüpheye
yer bırakmayacak kadar açık ve detaylıdır.
Hz. İsa'nın yeryüzüne ikinci kez geleceği konusu Bediüzzaman
Said Nursi'nin de eserlerinde sık sık vurguladığı bir konudur.
Ancak Bediüzzaman'ın bu konuyu anlatırken kullandığı "şahsı
manevi" kavramı günümüzde gerçek anlamından farklı bir şekilde
anlaşılabilmekte ve yanlış yorumlanabilmektedir. Oysa Bediüzzaman'ın
Hz. İsa'nın bir şahsı manevi olarak değil bir şahıs olarak
yeryüzüne ikinci kez geleceği ve Hz. Mehdi ile birlikte tüm
yeryüzüne barış ve huzuru hakim kılacağına dair açıklamaları
son derece açıktır.
Her peygamberin ve elçinin çevresinde onun maneviyatının
tecellisi olan bir şahsı manevi oluşur. O elçiye tabi olan,
onu örnek alan, onun tebliğini izleyenlerin oluşturduğu bir
kitle ve hareket de, onun şahsı manevisini oluşturur. Ancak
şu çok açıktır ki bir şahıs olmadan onun şahsı manevisinden
de söz edebilmek mümkün değildir. Her mümin topluluğunun bir
önderi olduğu Kuran'da bildirilen Allah'ın bir adetullahıdır.
Dolayısıyla Bediüzzaman Said Nursi de şahsı manevi terimini
kullanırken Kuran'ın adetullahında olduğu şekilde kullanmıştır.
Nitekim Bediüzzaman Said Nursi de kendi talebeleri ve eserleri
için de şahsı manevi tabirini kullanırken, bu şahsı manevinin
başında yine kendisi bulunmaktadır. Risale-i Nur'un şahsı
manevisine, eserler ile onu takip eden talebeler de dahildir,
ama Nur hareketinin önderi Bediüzzaman da bu ifadeden ayrı
tutulamaz.
Hz. İsa da yeryüzüne tekrar geldiğinde, yine ona yakın kişilerden
oluşan bir cemaati olacak, başlarında da Hz. İsa olacaktır.
Şahıs olmadan şahsı manevisi olması tüm diğer elçilerde olduğu
gibi, Hz. İsa için de söz konusu değildir. Nitekim aşağıda
yer alan Bediüzzaman'ın sözlerinde, bu konunun hiçbir tartışmaya
yer bırakmayacak açıklıkta olduğu kolaylıkla anlaşılmaktadır.
1) ... Hazret-i İsa Aleyhisselâm,
İsevîlik şahs-ı manevîsini temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı
manevîsini temsil eden Deccal'ı öldürür...27
Bediüzzaman, bu sözünde İsevilik şahsı manevisinin ne olduğunu
açıklamaktadır. Bu izahlarından anlaşıldığı gibi, şahsı manevilik
şahsı maneviyi temsil etmemektedir. Buradan şu iki sorunun
cevabı çok açık ola rak anlaşılmaktadır:
İsevilik şahsı manevisini bir kişi temsil ediyor. Bu kimdir?
Hz. İsa.
Hz. İsa kimi temsil ediyor? İsevilik şahsı manevisini.
Bu soruların cevapları da Bediüzzaman'ın Hz. İsa'dan ve şahsı
manevisinden ayrı kavramlar olarak bahsettiğini açıkça ortaya
koymaktadır.
2)...
ancak hârika ve mu'cizatlı (mucizeler sahibi) ve umumun makbulü
(umumun kabul ettiği) bir zât olabilir ki: O zât, en ziyade
alâkadar ve ekser (birçok) insanların peygamberi olan Hazret-i
İsa Aleyhisselâm'dır...28
Bediüzzaman'ın bu açıklamasında Hz. İsa için "bir zat" ifadesi
kullanılıyor; iki veya üç değil. Sonra da "o zat" diye devam
edilerek burada bahsedilenin bir şahsı manevi değil, bir şahıs
olarak gelecek olan Hz. İsa olduğu tekrar vurgulanıyor. Görüldüğü
gibi tüm bunlar hep "tekil" ifadelerdir; ve tümünde de "tek
bir şahıstan" bahsedilmektedir, şahsı maneviden değil.
Said Nursi burada ayrıca Deccal'in yaptıklarını ortadan kaldırabilecek
mucize sahibi bir kişinin gerekliliğinden bahsediyor. Bu,
mucize gösterebilecek tek kişinin de Hz. İsa olduğunu söylüyor.
Bir şahsı manevinin mucize göstermesi mümkün olmayacağı için
burada da yine bir zat olarak Hz. İsa dan bahsedildiği çok
açıktır.
3)
... âlem-i semavatta (gökler aleminde) cism-i beşerîsiyle
(insani cismiyle) bulunan şahs-ı Îsâ Aleyhisselâm, o din-i
hak cereyanının (Hak dinin) başına geçeceğini...29
Üstad bu sözünde gök aleminde insani bedeni ile bulunan Hz.
İsa'nın yeryüzüne yeniden geleceğini ve hak dinin başına geçeceğini
söylemiştir. Bediüzzaman'ın burada bir şahsı maneviden bahsetmediği,
bir şahıs ifadesi kullandığı net olarak anlaşılmaktadır. Çünkü
"madde olarak varlığı olan bir kişi"den bahsettiği, "insan"
anlamına gelen "beşer" kelimesinden kolaylıkla anlaşılabilmektedir.
4) ... bir İsevî cemaatı namı
altında ve "Müslüman İsevîleri" ünvanına lâyık bir cem'iyet,
o Deccal komitesini, Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın riyaseti
(liderliği) altında öldürecek...30
Üstad bu sözünde de Deccal'in sistemine karşı Hz. İsa'nın
liderliğinde bir grup Müslümanın mücadelede bulunacağını bildirmiş;
Hz. İsa'dan ayrı, cemaatinden ayrı bahsetmiştir.
5) ... İsa Aleyhisselâm'ı nur-u
îman (imanın ışığı) ile tanıyan ve tâbi olan cemaat-ı ruhaniye-i
mücahidînin (ruhani mücahidler cemaatinin) kemmiyeti (sayısı)...31
Hz. İsa'nın yine imanın nuru ile tanınacağından bahsetmiştir.
Bu da onun bir şahsı manevi değil, Hz. İsa'nın zatını kastettiğini
göstermektedir.
Ayrıca burada da yine yukarıdaki sözünde olduğu gibi, bir
şahsa yani Hz İsa'nın zatına tabi olacak olan bir cemaatten
ve Hz. İsa'dan ayrı ayrı bahsedilerek bu konuya açıklık getirilmektedir.
6) ... Hattâ "Hazret-i İsa Aleyhisselâm
gelir. Hazret-i Mehdi'ye namazda iktida eder, tâbi' olur."
diye rivayeti, bu ittifaka (birleşmeye) ve hakikat-ı Kur'aniyenin
metbuiyetine (Kur'an hakikatlerine uyulmasına, tabi olunmasına)
ve hâkimiyetine işaret eder.32
Bediüzzaman'ın bu sözünde Hz. İsa'nın Hz. Mehdi ile birlikte
namaz kılacağı anlatılıyor. Pek çok sahih hadiste de yer alan
bu ifade, Hz. İsa ile Hz. Mehdi'nin karşılıklı diyalog içerisinde
olacaklarını ve bizzat dünyevi bedenleri ile müminlerin başında
bulunacaklarını göstermektedir. Bu izah da yine Mehdi'nin
ve Hz. İsa'nın birer şahsı manevi değil birer kişi olarak
zuhur edeceklerini açıklayan bir başka delildir. Hz. İsa,
yeryüzüne önceki gelişinde de namaz ibadetini yerine getirdiği
gibi ikinci kez gelişinde de Allah'ın izniyle bu ibadetine
devam edecektir. Kuran'da bu konu şöyle bildirilir:
"(İsa) Dedi ki: "Şüphesiz ben Allah'ın
kuluyum. (Allah) Bana Kitab'ı verdi ve beni peygamber kıldı.
Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm
müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti." (Meryem
Suresi, 30-31)
7) ... Sema-i dünyada
(gökler aleminde) cesediyle (insani
bedeniyle) bulunan ve hayatta olan Hazret-i Îsâ,
belki âlem-i âhiretin (ahiret aleminin) en uzak köşesine
gitseydi ve hakikaten ölseydi, yine şöyle bir netice-i azîme
(büyük bir son) için ona yeniden cesed giydirip (bedeniyle)
dünyaya göndermek o Hakîm'in hikmetinden uzak değil.. belki
onun hikmeti öyle iktiza ettiği için va'detmiş ve
va'dettiği için elbette gönderecek.33
Bediüzzaman bu sözünde Hz. İsa'dan, gökyüzünde "insani
bedeni ile bulunan bir şahıs" olarak bahsetmekte
ve onun Allah'ın vadettiği şekilde yine insani bedeniyle yeryüzüne
ineceğini bildirmektedir. Eğer Hz. İsa'nın yalnızca bir şahsı
manevi olarak yeryüzüne geleceğini söylemek isteseydi, Said
Nursi ondan "insani bir beden giydirilmesi"
ifadesiyle söz etmezdi.
8) Evet o hadîs-i şerifin ifadesiyle
Hazret-i İsa'nın semavî nüzulü (gökyüzünden inişi)
kat'î (kesin) olmakla beraber...34
Bu açıklamasında ise Bediüzzaman, "Hz. İsa'nın gökyüzünden
inişinin kesin bir gerçek olduğunu" belirterek, Hz.
İsa'nın bir şahsı manevi olmadığını kesin bir üslupla açıklamaktadır.
9)İşte
bu sırr-ı azîme (büyük sırra), Hazret-i Peygamber (A.S.M.)
işaret etmiştir ki: Hazret-i İsa gelecek, ümmetimden
olacak; aynı şeriatımla amel edecektir.35
Bediüzzaman'ın Hz. İsa'nın Peygamberimiz (sav)'in şeriatıyla
amel edeceği açıklamasından da yine Hz. İsa'nın bir şahsı
manevi olarak değil, bir insan olarak dünyaya geleceğini ifade
ettiği anlaşılmaktadır. Çünkü eğer kastedilen bir şahsı manevi
olsaydı, bir şahsı manevinin "amelde bulunma"
fiilini yerine getirebilmesi söz konusu olamazdı.
10) ...Hazret-i Îsâ
Aleyhisselâm geldiği vakit, herkes onun hakikî Îsâ
olduğunu bilmek lâzım değildir. Onun mukarreb ve
havassı (derin imanlı yakın talebeleri),
nur-u iman (imanın ışığı) ile onu tanır.
Yoksa bedahet (birdenbire ve açıkça) derecesinde
herkes onu tanımayacaktır...36
Bediüzzaman'ın bu sözü Hz. İsa'dan bir şahsı manevi olarak
değil, bir şahıs olarak bahsettiğini birkaç ayrı vurguyla
ortaya koymaktadır:
- ... Hakiki İsa
- ... Hazret-i Îsâ Aleyhisselâm geldiği vakit,
- ... Herkes onun hakikî Îsâ olduğunu bilmek lâzım
değildir…
- ... Onun mukarreb ve havassı, nur-u iman ile
onu tanır.
- ... Yoksa bedahet derecesinde herkes onu tanımayacaktır...
Said Nursi'nin bu beş ifadesinden de, Hz. İsa'dan bir insan
olarak bahsettiği açıkça anlaşılabilmektedir. Öncelikle "Hakiki
İsa" ifadesiyle, burada bir kişiden bahsedildiği ve başka
şahıslardan farkının da "hakiki İsa" ifadesiyle
netleştirildiği görülmektedir.
Bunun ardından kullanılan ifadelere göre ise; 1- Hz. İsa
gelecektir 2- Hz. İsa'nın gerçekten beklenen peygamber olduğunu
herkes bilip anlayamayacak, 3- ancak yakın çevresi tanıyabilecek,
4- toplumun geneli onu tanıyamayacaktır. Bu açıklamaların
her üçünde de bir "tanıma" durumu söz konusudur
ki, bu da ancak bir şahıs için söz konusu olabilir. Bir şahsı
manevinin yakın çevresi olamayacağı açıktır; ya da yakın çevresinin
bir şahsı maneviyi tanıması elbetteki söz konusu değildir.
Dolayısıyla tüm bu açıklamalar da yine Hz. İsa'nın bir şahsı
manevi olmadığını göstermektedir. Tüm bunların yanında Bediüzzaman'ın
kullandığı "ONUN" VE "ONU"
kelimeleri de yine şahıs bildiren ifadelerdir ve Hz. İsa'dan
bir şahsı manevi olarak değil bir insan olarak bahsedildiğini
açıkça ortaya koymaktadır.
11) ... Hatta
Hazret-i İsa Aleyhisselam'ın nüzulü (inişi)
dahi ve KENDİSİ İsa Aleyhisselam olduğu, nur-u imanın (imanın
ışığıyla) dikkatiyle bilinir; herkes bilemez."37
Yukarıda anlatılan durum, Bediüzzaman'ın bu sözü için de
geçerlidir. Burada da Hz. İsa'nın bir şahıs olarak yeryüzüne
geleceği çok kesin ifadelerle vurgulanmıştır:
- ... Hazret-i İsa Aleyhisselam'ın nüzulü (inişi)…
Öncelikle Bediüzzaman Hz. İsa'nın inişinden bahsetmektedir.
Bu açıklaması Hz. İsa'nın bir şahsı manevi olmadığını, bedeniyle
yeryüzüne gelecek bir şahıs olduğunu göstermektedir.
Bediüzzaman Hz. İsa'nın yeryüzüne ilk indiği zaman, kendisinin
de Hz. İsa olduğunu önceleri bilmeyeceğini, ancak daha sonra
farkına varacağını bildirmiştir. "Böyle bir şuur ve bilincin
bir şahsı manevi için söz konusu olamayacağı" da çok açıktır.
Ancak bir insan, kendisinin kim olduğunu anlayabilir, içerisinde
bulunduğu durumu fark edebilir. Ayrıca burada kullanılan "kendisi"
kelimesi de yine şahıs ifade eden bir sözdür.
Said Nursi, çevresindeki insanların Hz. İsa'nın, ahir zamanda
beklenen peygamber olduğunu ancak imanlarıyla fark edebileceklerini
söylemiştir. Burada insanların bir şahsı maneviyi değil, "bekledikleri
bir şahsı" tanımalarından bahsedildiği açıktır.
Ahir zamanda gelecek olan Hz.
Mehdi Bir Şahsı Manevi Değildir
Peygamberimiz (sav) tarafından ahir zamanda gönderileceği
müjdelenmiş olan, yeryüzündeki fitneleri ortadan kaldıracak,
tüm dünyaya barış, adalet, bolluk, huzur, mutluluk ve refah
getirecek çok mübarek ve değerli bir şahıs olan Hz. Mehdi'nin
ortaya çıkışı yüzyıllardır İslam ümmeti tarafından beklenen
müjdeli bir olaydır. Nitekim rivayetlerde Hz. Mehdi'nin çıkış
alameti olarak bildirilen olayların pek çoğunun ardıardına
gerçekleşmesi, bu zuhurun yakın olduğunun açık bir göstergesidir.
Peygamber Efendimiz (sav)'in çok sayıdaki hadisinde, ismiyle,
vasıflarıyla ve yapacağı işlerle ayrıntılı olarak tarif edilen
Hz. Mehdi'nin geleceğine dair Kuran ayetlerinde de işari anlamlarda
çeşitli müjdeler vardır. Tüm bu bilgiler dikkatlice incelendiğinde
Mehdiyet konusunun tartışmaya yer bırakmayacak derecede kesinlik
gösterdiği akıl ve vicdan sahibi her insan tarafından kolaylıkla
anlaşılmaktadır.
Bediüzzaman Said Nursi'nin açıklamaları da, Kuran'da yer
alan işaretler ve Peygamberimiz (sav)'in hadisleriyle aynı
doğrultudadır. Ancak Bediüzzaman'ın eserlerinde kullandığı
"şahsı manevi" kavramı konusundaki yanlış anlaşılma Hz. Mehdi
için de söz konusudur. Rivayetlerden ve İslam alimlerinin
izahlarından Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi olmayacağı, fiziksel
özelliklerine, karakter ve ahlakına, nesebine kadar detaylı
olarak tarif edilmiş mübarek bir şahıs olacağı, açık ve net
bir biçimde anlaşılmaktadır. Ancak elbette ki Hz. Mehdi'nin
de kendisinden önceki tüm elçiler gibi bir şahsı manevisi
olacaktır. Hatta rivayetlerde bu şahsı manevinin bütün yeryüzünü
kaplayacağı bildirilmiştir. Fakat Hz. Mehdi'nin kendisi de
bizzat işin başında olacaktır. Dolayısıyla Hz. Mehdi'nin şahsı
manevisi de ona tabi olanlarla birlikte başlarında imam olarak
kendisidir. Nitekim Bediüzzaman'ın yazılarında da bu konuyu
net olarak açıklayan birçok izah bulunmaktadır. Bediüzzaman'ın
aşağıda yer alan sözlerinde Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi
değil, bir zatı temsil ettiğine dair açıklamaları, hiçbir
ihtilafa yer vermeyecek kadar açık ve nettir.
Bediüzzaman'ın Hz. Mehdi için kullandığı "o zat"
ya da "o şahıs" gibi ifadeler, "şahsı manevi"
kavramı konusundaki yanlış anlaşılmalara açıklık getirmektedir.
1) Hem de o eşhasın (o şahısların)
şahs-ı manevîsine veya temsil ettikleri cemaate ait âsâr-ı
azîmeyi (fevkalade eserleri, izleri) o eşhasın (şahısların)
zâtlarında tasavvur ederek öyle tefsir etmişler ki, o eşhas-ı
hârika (harika şahıslar yani Hz İsa ve Hz. Mehdi) çıktıkları
vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler.38
2) …Âhir zamanın o büyük şahsı,
Âl-i Beyt'ten (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) olacak.39
3) Ona karşı Âl-i Beyt-i Nebevînin
silsile-i nuranîsine (Peygamberimiz (sav)'in nurani soyuna)
bağlanan, ehl-i velayet (velilerin) ve ehl-i kemalin (kamil
iman sahiplerinin) başına geçecek Âl-i Beytten Muhammed Mehdi
isminde bir zât-ı nuranî (nurlu bir şahıs), o Süfyan'ın şahs-ı
manevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi (münafıklık akımını)
öldürüp dağıtacaktır…40
4)…O zât, o taifenin uzun tedkikatı
(o topluluğun u-zun araştırmaları, incelemeleri) ile yazdıkları
eseri kendine hazır bir program yapacak, onun ile o birinci
vazifeyi tam yapmış olacak. Bu vazifenin istinad ettiği (dayandığı)
kuvvet ve manevî ordusu, yalnız ihlas ve sadakat ve tesanüd
(dayanışma) sıfatlarına tam sahib olan bir kısım şakirdlerdir
(öğrencilerdir). Ne kadar da az da olsalar, manen bir ordu
kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.41
Bediüzzaman bu sözünde "o zat" diyerek hitap ettiği Hz. Mehdi'den
ayrı, cemaatinden ayrı olarak söz etmiştir.
5) … Ben de onlara demiştim:
"Ben, kendimi seyyid (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) bilemiyorum.
Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Halbuki âhir zamanın o büyük
şahsı, Âl-i Beyt'ten (Peygamberimiz (sav)'in ailesinden) olacaktır.42
6) O ileride gelecek acib bir
şahsın (şaşılan ve hayret uyandıran şahsın) bir hizmetkarı
ve ona yer hazır edecek bir dümdarı (önceden gelen takipçisi)
ve o büyük kumandanın pişdar bir neferi (öncü bir askeri)
olduğumu zannediyorum.43
Bediüzzamanın bu izahları, Mehdi'nin bir şahsı manevi değil,
bir kişi olduğunun bir delilini oluşturmaktadır. Bediüzzaman
buradaki "acib bir şahıs" ifadesiyle Mehdi'nin bir şahıs olduğunu
açıkça belirtmektedir.
Ayrıca Üstad, Mehdi'nin "kumandanlık vasfına" da dikkat çekmektedir.
Bir şahsı manevinin kumandanlık sıfatı taşıması söz konusu
değildir.
Ayrıca Bediüzzaman Said Nursi, Hz. Mehdi'nin üstleneceği
bu büyük görevde kendisinin de "bu acib şahsın" hizmetkarı
olabileceğini ifade ederken Hz. Mehdi'nin bir şahıs olduğunu
tekrar vurgulamaktadır.
7) Ahir zamanın en büyük fesadı
zamanında; elbette en büyük bir müçtehid (içtihad eden büyük
İslam alimi), hem en büyük bir müceddid (her yüzyıl başında
dini hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders vermek üzere
gönderilen büyük İslam alimi, yenileyen, yenileyici), hem
hâkim, hem mehdi, hem mürşid (doğru yolu gösteren kişi), hem
kutb-u a'zam (Müslümanların kendisine bağlandıkları büyük
evliyalardan, zamanın en büyük mürşidi) olarak bir zât-ı nuranîyi
gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden (Peygamberimiz
(sav)'in soyundan) olacaktır.44
… bir müctehid
… bir müceddid
… hâkim
… mehdi
… mürşid
… kutb-u a'zam
… bir zât-ı nuranî
- Bediüzzaman'ın bu sözünde kullandığı yukarıdaki vasıflar,
anlamlarından da anlaşılacağı gibi tek kişiye ait olacak özelliklerdir.
Ayrıca Üstad Hz. Mehdi'nin bir "zat-ı nurani" olduğundan bahsetmektedir.
Eğer Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi olduğunu vurgulamak
isteseydi burada "bir zat-ı nuraniden" değil, "şahsı manevi-i
nuraniden" bahsederdi. Ayrıca burada kullanılan "bir" kelimesi
bu konuyu açıklamaktadır. "Zat" ise zaten yine birlik ifade
eden bir kelimedir. Açıkça "bir zat" ifadesi kullanılmıştır;
"iki" ya da "birileri" denmemiştir.
Bediüzzaman'ın Hz. Mehdi ve cemaatinin şahsı manevisinden
"ve" ifadesini kullanarak iki ayrı kavram olarak bahsetmesi,
bu konuya açıklık getiren bir başka delildir.
8) Tâ âhir zamanda, hayatın
geniş dairesinde asıl sahibleri, yâni Mehdi ve şâkirdleri
(öğrencileri), Cenâb-ı Hakkın izniyle gelir, o daireyi genişlendirir
ve o tohumlar sünbüllenir.45
Bediüzzaman burada da Hz. Mehdi ve şahsı manevinin ayrı kavramlar
olduğunu açıkça ifade etmektedir. Hz. Mehdi ve şakirtleri
olarak iki ayrı kavramdan bahsetmektedir; Hz. Mehdi'nin
zatı ve şakirtleri. Buradaki "ve"
kelimesi bu konuya açıklık getirmektedir. Bu ikisi birbirinden
ayrıdır ve ikisinin biraraya gelmesinden Hz. Mehdi'nin şahsı
manevisi oluşmaktadır.
9) Hem bu üç vezaifi (vazifeleri)
birden bir şahısta, yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve
mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi (çürütmemesi) pek
uzak, adeta kabil (mümkün) görülmüyor. Ahir zamanda, Al-i
Beyt-i Nebevi'nin (asm) (Peygamberimiz (sav)''in soyunun)
cemaat-i nuraniyesini (nurani cemaatini) temsil eden Hazret-i
Mehdi de ve cemaatindeki şahs-ı manevi de ancak içtima edebilir
(toplanabilir).46
Bu sözde de Hz. Mehdi ve cemaatinin şahsı manevisi yine "ve"
ifadesiyle birbirinden ayrılmıştır. Bu izahtan Hz. Mehdi ve
şahsı manevinin iki ayrı kavramı temsil ettiği anlaşılmaktadır.
Demek ki Hz. Mehdi ve şahsı manevisi iki ayrı konudur.
10)… Mehdi-i Âl-i Resul'ün temsil
ettiği kudsî cemaatinin şahsı manevîsinin üç vazifesi var.47
Bediüzzaman'ın bu sözünde ise Hz. Mehdi'nin cemaatinin şahsı
manevisinin yerine getireceği üç büyük vazifeden bahsedilmektedir.
Bu cemaatin şahsı manevisini temsil eden, başlarındaki kişi
de Hz. Mehdi'dir. Ama bu görevi, bu kudsi cemaatin şahsı manevisi
yerine getirmektedir. Bediüzzaman'ın bu açıklaması da yine
Hz. Mehdi'nin "şahsı manevisi"nin ve "zatının" iki ayrı kavram
olarak ele alındığını göstermektedir.
11) ... Belki nur-u imanın (imanın
ışığının) dikkatiyle, O EŞHAS-I AHİR ZAMAN (ahir zaman şahısları)
tanınabilir.48
-Burada geçen "ahir zaman ŞAHISLARI" ifadesi,
Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin birer şahsı manevi olmadıklarını
açıkça ortaya koymaktadır.
-Bediüzzaman'ın, ahir zamanda gelecek olan bu şahısların
"imanın nuruyla tanınabileceklerini" belirtmesi, Hz. İsa ve
Hz. Mehdi'nin birer şahıs olarak geleceklerini açıkladığını
göstermektedir. Önceki satırlarda Hz. İsa için de belirtildiği
gibi, tanıma fiili ancak insanlar için geçerli olabilecek
bir durumu ifade etmektedir. Bir şahsı manevinin kendisi olup
olmadığının tanınabilmesi elbetteki söz konusu değildir.
12) ... BU ZAT-I ALİŞANIN
(şanı şerefi yüksek şahsın) dahi bu emirde muktedir olmasında
(kuvvetli olmasında) şüphe duyanların, bu vehimlerini (kuruntularını,
düşüncelerini) bertaraf edecek (ortadan kaldıracak), itimadlarını
temin edecek (güvenlerini sağlayacak), gayet kuvvetli güneş
gibi bir hakikat.49
Bediüzzaman'ın bu sözündeki "bu zat-ı alişan"
ifadesi de yine Hz. Mehdi'nin bir şahıs olarak geleceğini
açıkça belirttiğini göstermektedir.
13)ÜMMETİN
BEKLEDİĞİ, AHİR ZAMANDA GELECEK ZATIN üç vazifesinden
en mühimi (önemlisi) ve en büyüğü ve en kıymetdarı (kıymetlisi)
olan îman-ı tahkikîyi neşr (gerçek imanı yayma) ve ehl-i îmanı
dalâletten (iman edenleri sapmaktan) kurtarmak...50
Bediüzzaman burada da İslam aleminin beklediği "ahir
zamanda gelecek bir zat" olduğunu belirterek, Hz.
Mehdi'nin bir şahsı manevi olmadığını bir kez daha açıklamıştır.
14)Bu hakikatten anlaşılıyor
ki; SONRA GELECEK O MÜBAREK ZAT...51
Said Nursi bu açıklamasında da yine Hz. Mehdi'nin bir şahıs
olarak geleceğini "o mübarek zat" sözleriyle
tekrarlamıştır.
15)
... Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar (fikir akımları)
var ki, herşeyi kendi hesabına aldığı için, faraza (farz edelim)
HAKİKİ BEKLENİLEN ve BİR ASIR SONRA GELECEK O ZAT dahi bu
zamanda gelse...52
-Bediüzzaman Hz. Mehdi'den "beklenilen o zat"
ifadesiyle bahsetmektedir. "Beklenilen şahsı manevi" dememektedir.
Buradaki "o zat" ifadesi, bu konuyu hiçbir tartışmaya yer
bırakmayacak şekilde netleştirmektedir.
-Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin "bir asır sonra geleceğini"
belirtmektedir. "Gelme" fiili ancak bir şahıs
için kullanılacak bir kelimedir ve buradan da Bediüzzaman'ın
Hz. Mehdi'den bir kişi olarak bahsettiği açıkça anlaşılabilmektedir.
16) ... Halbuki
AHİR ZAMANIN O BÜYÜK ŞAHSI, ÂL-İ BEYT'TEN (Peygamberimiz
(sav)'in ev halkından yani soyundan) OLACAKTIR...53
-Bediüzzaman bu sözünde de yine "ahir zamanın o büyük
şahsı" diyerek Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi değil
bir şahıs olduğunu açıkça belirtmektedir.
17) Rivayetlerde,
âhirzamanın alâmetlerinden olan ve ÂL-İ BEYT-İ NEBEVİ'DEN
(Peygamberimiz (sav)'in soyundan) HAZRET-İ MEHDİ'NİN
(Radıyallahü Anh) hakkında ayrı ayrı haberler var.54
18) ... Said itiraznamesinde
demiş ki: "Ben seyyid değilim. MEHDİ SEYYİD (peygamber
soyundan olan kimse) OLACAK." diye
onları reddetmiş.55
Bediüzzaman yukarıdaki üç sözünde de, Hz. Mehdi'nin "seyyid"
yani "peygamber soyundan gelecek bir şahıs"
olacağını belirtmiştir. Bu ifadeden, Hz. Mehdi'den bir şahsı
manevi olarak bahsedilmediği açıkça anlaşılmaktadır. Bir şahsı
manevinin bir başka insanın soyundan gelebilmesi mümkün değildir.
Peygamberin soyundan gelebilmesi için Hz. Mehdi'nin ancak
bir insan olması gerekmektedir ki Bediüzzaman da sözleriyle
bu gerçeği açıkça vurgulamaktadır.
19) … O ZAT,
bütün ehl-i imanın (iman edenlerin) manevî yardımlarıyla ve
ittihad-ı İslâmın muavenetiyle (İslam birliğinin yardımlaşmasıyla)
ve bütün ülema ve evliyanın (alimlerin ve velilerin) ve bilhassa
Âl-i Beyt'in neslinden (özellikle Peygamberimiz (sav)'in neslinden)
her asırda kuvvetli ve kesretli (çok sayıda) bulunan milyonlar
fedakâr seyyidlerin iltihaklarıyla (peygamber soyundan gelen
fedakar kimselerin katılımlarıyla) o vazife-i uzmayı (büyük
görevi) yapmaya çalışır.56
Bediüzzaman bu sözünde de Hz. Mehdi'nin bir şahıs olarak
ortaya çıkacağını "o zat" ifadesiyle bir
kez daha yinelemiştir. Ayrıca "Hz. Mehdi'nin yerine
getireceği büyük görev"den de bahsederek, onun bir
şahsı manevi değil, bir insan olarak iş başında olacağını
ifade etmiştir.
20) ... Fakat
çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek
lâzım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle O
NURANİ ZATLARA zemin izhar ediyoruz (hazırlıyoruz).57
Bediüzzaman bu sözünde ahir zamanda gelecek bu kutlu şahıslar
için "zat" kelimesini kullanmıştır. Kendisinin
bu kimselere zemin hazırladığını söyleyerek, Hz. İsa ve Hz.
Mehdi'nin birer şahsı manevi olmadığını açıkça ifade etmiştir.
21) … Ehl-i imanı dalaletten
muhafaza etmek (iman edenlerin doğru yoldan sapmalarını engellemek)
ve bu vazife hem dünya, hem herşeyi bırakmakla, çok zaman
tedkikat ile (araştırma ile) meşguliyeti iktiza ettiğinden
(gerektirdiğinden), HAZRET-İ MEHDİ'NİN O VAZİFESİNİ
BİZZAT KENDİSİ görmeye vakit ve hal müsaade edemez...58
Bediüzzaman'ın bu sözünde kullandığı "kendisi"
kelimesi de şahıs ifade eden ve Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi
olmadığını ortaya koyan bir başka delildir.
Said Nursi bu sözünde ayrıca Hz. Mehdi'nin bir şahıs olduğunu
gösteren başka vurgular da kullanmıştır: 1-Hz. Mehdi'nin yerine
getireceği bir görev vardır. Demek ki Hz. Mehdi bir şahıstır.
2- Hz. Mehdi, diğer görevleriyle meşgul olacaktır ve bu görevi
bizzat kendisinin yerine getirebilmesi için vakti olmayacaktır.
"Meşguliyet ve vakit darlığı" ancak bir insan
için söz konusu olabilecek durumlardır. Bir şahsı manevinin
meşgul olması ya da vaktinin olmaması söz konusu değildir.
22) ... Elbette o kuvvet-i
azîmedeki (büyük kuvvette) bir hamiyet-i âliye (yüce bir gayret)
feveran edecek (coşacak) ve HAZRET-İ MEHDİ BAŞINA
GEÇİP, TARİK-I HAK (hak yola) VE HAKİKATA
SEVK EDECEK.59
Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin bir başka görevinin ise insanları
hak ve hakikata sevk etmek olduğunu belirtmiştir. Bediüzzaman
bu görevini yerine getirirken "Hz. Mehdi'nin bizzat
işin başına geçeceğini" hatırlatarak Hz. Mehdi'nin
bir şahıs olacağını açıkça ifade etmiştir.
23)...
O GELECEK ZATIN ismini vermek, üç vazifesi birden
hatıra geliyor, yanlış olur...60
Bediüzzaman Hz. Mehdi konusundaki bu sözlerinde de yine "o
gelecek zat" diyerek Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi
olmadığını ifade etmiştir.
Bediüzzaman "Hz. Mehdi" ve onun "cemaatinin şahsı
manevisi"nden iki ayrı kavram olarak bahsetmektedir
24) ... bundan bir asır sonra
zulümatı (karanlığı) dağıtacak ZATLAR ise,
HAZRET-İ MEHDİ'NİN ŞAKİRDLERİ (talebeleri)
olabilir.61
-... bir asır sonra zulümatı dağıtacak...
-... Hz. Mehdi'nin şakirdleri
1-Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin talebeleri olacağından bahsetmiştir.
Hz. Mehdi'nin bir cemaati olabilmesi için bu cemaatin başında
Hz. Mehdi'nin bir şahıs olarak bulunması gerektiği çok açıktır.
Yoksa bir şahıs olmadan onun cematinin olması da söz konusu
değildir.
2-Hz. Mehdi'nin bu cemaati, Bediüzzaman'ın döneminden bir
asır sonra oluşacak ve bu cemaatin vesile olmasıyla zulüm
ortadan kalkacaktır. Önceki satırlarda da belirttiğimiz
gibi, bu talebelerin var olabilmesi de yine ancak Hz. Mehdi'nin
bir şahıs olarak var olmasıyla söz konusu olabilecektir.
25) ... o vazifeleri
ONUN cem'iyeti ve seyyidler cemaati yapacağını
rahmet-i İlahiyeden bekliyoruz.62
Bediüzzaman yukarıdaki iki sözünde de, Hz. Mehdi'nin talebelerinden
oluşan bir cemiyeti olacağını belirtmektedir. Bu cemiyet,
Hz. Mehdi'nin bizzat başında olmasından oluşan şahsı manevisidir.
"Hz. Mehdi cemiyeti", Hz. Mehdi'nin de başında bulunacağı,
onun tebliğine uyup ona tabi olan insanlardan oluşan bir topluluğu
ifade etmektedir. Ancak bu topluluğu oluşturan en önemli özellik,
bu şahsı maneviyi oluşturan şahsın yani Hz. Mehdi'nin varlığıdır.
Dolayısıyla Bediüzzaman'ın bu sözünde kullandığı "Hz. Mehdi'nin
cemiyeti nuranisi" kavramı da yine Hz. Mehdi'nin bir şahıs
olarak geleceğini göstermektedir.
Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin görevlerini açıkladığı
sözlerinde onun bir şahsı manevi değil, bir şahıs olduğunu
açıkça belirtmiştir
27) Hem "BÜYÜK
MEHDİ"NİN HALLERİ sabık Mehdilere (önceki Mehdilere)
işaret eden rivayetlere mutabık (uygun) çıkmıyor, hadis-i
müteşabih (birçok anlama gelebilecek hadis) hükmüne geçer.64
28) ... her asırda
hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş,
fakather biri üç vazifelerden birisini
bir cihette (açıdan) yapması itibariyle, AHİR ZAMANIN BÜYÜK
MEHDİ'Sİ ünvanını almamışlar."65
29)Bu ayrı ayrı rivayetlerin
bir tevili (açıklaması) şudur ki: BÜYÜK MEHDİ'NİN ÇOK VAZİFELERİ
VAR. Ve siyaset âleminde, diyanet âleminde, saltanat âleminde,
cihad âlemindeki çok dairelerde icraatları olduğu gibi...66
Bediüzzaman bu üç sözünde, Kuran ahlakını tüm dünyaya hakim
kılmak amacıyla önceki asırlarda da bazı Müslüman şahısların
geldiğini, ancak bunların hiçbirinin, ahirzamanda gelecek
olan "Büyük Mehdi"nin yapacağı üç önemli görevi yerine
getiremediklerini" belirtmiştir. Bediüzzaman'ın bu
açıklamalarından Hz. Mehdi'den bir şahıs olarak bahsettiği
çok açık olarak anlaşılmaktadır:
1-Bediüzzaman, daha önce gelen Mehdilerin birer şahıs olduklarını
anlatıp ardından da Büyük Mehdi'nin onlardan farkını açıklamıştır.
Demek ki Büyük Mehdi de bir şahıstır.
2- Önceki kişiler belirtilen görevleri yerine getirememişlerdir.
Ama bu görevleri Büyük Mehdi yerine getirecektir. Demek
ki Büyük Mehdi de bir şahıs olacaktır.
3- Önceki kişiler, Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde
Hz. Mehdi'yi tarif ederken kullandığı özelliklere uymamaktadırlar.
Ama Büyük Mehdi bu özelliklere uyacaktır. Peygamberimiz
(sav)'in hadislerinde, Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi olmadığı
fiziksel özellikleriyle, ahlakıyla tarif edilen bir şahıs
olduğu yüzyıllardır tüm İslam alimleri tarafından bilinen
bir gerçektir. Dolayısıyla "Bediüzzaman da Peygamberimiz
(sav)'in hadislerindeki tariflere uyacağını belirterek Hz.
Mehdi'nin bir şahıs olacağını" bu sözüyle bir kez
daha hatırlatmıştır.
Bediüzzaman'ın buraya kadar yer verdiğimiz tüm sözleri, hiçbir
şüpheye yer vermeyecek kadar anlaşılır ifadelerle Hz. İsa
ve Hz. Mehdi'nin ahir zamanda birer şahıs olarak ortaya çıkacaklarını
ortaya koymaktadır. Allah'ın izniyle, Hz. İsa ve Hz. Mehdi,
önderlik ettikleri mümin topluluklarının şahsı manevileriyle
birlikte ahir zamanda ortaya çıkacak ve tüm dünyaya Kuran
ahlakının hakim kılınmasına vesile olacaklardır.
SONUÇ
Bediüzzaman'ın eserlerinde kullandığı "şahsı manevi" kavramı
konusundaki yanlış anlaşılmaya açıklık kazandıran bu izahlara
daha pek çok örnek vermek mümkündür. Ancak bunlardan sadece
birkaç tanesi bile, Hz. İsa'nın ve Hz. Mehdi'nin ahir zamanda
beraberlerindeki mümin topluluklarının şahsı manevisi ile
birlikte, onlara önderlik ederek zuhur edeceklerinin anlaşılması
için yeterlidir.
Bediüzzaman tüm bu sözlerinde "Hz. İsa ve cemaatinin şahsı
manevisi" ve "Hz. Mehdi ve onun cemaatinin şahsı manevisi"
olarak iki ayrı kavramdan bahsetmektedir. Bu "ikisinin biraraya
gelmesinden şahsı manevi kavramının oluştuğunu", ancak bu
mübarek ve kutlu şahısların şahsı manevileriyle birlikte,
bizzat beraberlerindeki müminlere önderlik edeceklerini açıklamaktadır.
Üstad, Hz. Mehdi'nin, kendisinden önce gelip geçmiş halifeler,
emirler, hükümdarlar gibi cismani bir şahıs olacağını ve Resulullah
(sav)'in soyundan gelecek bir zat olarak zuhur edeceğini sözlerinde
pek çok defa açıkça ifade etmiştir.
Buraya kadar anlatılanlardan anlaşıldığı gibi, "şahsı manevi"
kavramını, onun önderi olan, başındaki şahıstan ayrı, müstakil
ve bağımsız değerlendirmek büyük bir hata olur. Kuran'da bahsi
geçen tüm mümin topluluklarının başında bir elçi ya da bir
kumandan yer almaktadır. Ahir zamanda da Kuran ahlakının tüm
yeryüzüne hakim olması gibi dünya tarihinin çok müstesna bir
döneminde müminlerin başsız, kendi halinde bir topluluk olarak
kalmaları Kuran'da bildirilen adetullaha uygun değildir (En
doğrusunu Allah bilir).
Hz. İsa ahir zamanda yeryüzüne gelecek, müminlere önderlik
edecek ve Hz. Mehdi ile birlikte İslam'ın nurunun tüm insanları
aydınlatmasına vesile olacaklardır. Hz. Mehdi de bir şahsı
manevi olarak değil, bizzat gelip ahir zamanda Müslümanların
başına geçecek, onları Allah'ın izniyle içine düştükleri sıkıntı
ve zorluklardan kurtarıp huzur adalet nimet ve bolluğa kavuşturacaktır.
27.
Mektubat, s. 6
28. Şualar, s. 463
29. Mektubat, s. 60
30. Mektubat, s. 441
31. Şualar, s. 464
32. Şualar, s. 587
33. Mektubat, s. 60, Mektubat, 15. Mektup, s. 56-57
34. Kastamonu Lahikası, s. 80-82
35. Sünuhat-tuluat-işârât, s. 59
36. Mektubat, s. 60
37. Şualar, s. 487
38. Sözler, s. 343-344
39. Şualar, s. 442
40. Mektubat, s. 56-57
41. Emirdağ Lâhikası-1, s. 266-267
42. Emirdağ Lâhikası-1, s. 267
43. Barla Lahikası, s. 162
44. Mektubat, s. 411, 412, 441
45. Sikke-i Tasdik-i Gaybî, s. 172, Kastamonu Lahikası,
s. 2
46. Kastamonu Lahikası, s. 139, Sikke-i Tasdik-i Gaybi,
s. 186
47. Emirdağ Lâhikası-1 s. 265
48. Sözler, s. 343-344
49. Barla Lâhikası, s. 110
50. Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9
51. Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9
52. Kastamonu Lahikası, s. 57
53. Emirdağ Lahikası, s. 247-250
54. Şualar, s.465
55. Şualar, s. 368
56. Emirdağ Lâhikası-1, s. 266-267
57. Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 189, Mektubat, s. 34
58. Emirdağ Lâhikası-1, s. 266-267
59. Mektubat, s. 473
60. Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9
61. Şualar, s. 605
62. Emirdağ Lâhikası-1, s. 265
63. Mektubat, s. 473
64. Şualar, s. 582
65. Emirdağ Lahikası, s. 260
66. Şualar, s. 465
Bu
sitenin hazırlanmasında Adem Yakup'un eserleri kaynak olarak
alınmıştır.