HZ. İSA, HZ. MEHDİ vE DECCAL
KONUSUNDAKİ ŞAHSI MANEVİ
YANILGISI

AHİR ZAMANIN İKİ BÜYÜK MÜJDESİ; HZ. İSA VE HZ. MEHDİ'NİN GELİŞİ

Hz. İsa Ahir Zamanda İkinci Kez Yeryüzüne Gelecektir

Hz. İsa, Allah'ın, doğumundan itibaren mucizevi bir yaşamla nimetlendirdiği ve peygamberlik makamıyla şereflendirdiği kutlu bir elçisidir. Allah'ın bir mucizesiyle babasız olarak doğmuş, İsrailoğulları'nı doğru yola davet etmiş, onlara pek çok mucizeler göstermiş üstün ahlaklı bir peygamberdir. Hz. İsa, doğumu ve hayatı boyunca gösterdiği mucizelerle diğer peygamberlerden farklı bir konuma sahiptir. Allah'ın izniyle, hastaları iyileştirmiş, ölüleri diriltmiş, cansız çamura can vermiştir. Kuran'ın "Hani melekler, dediler ki: "Meryem, doğrusu Allah Kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir. Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir..." (Al-i İmran Suresi, 45) ayetiyle belirtildiği gibi Mesih'tir ve Kuran'a göre "Allah'ın Kelimesi"dir. (Nisa Suresi, 171) Allah bu mübarek peygamberin, dünyada ve ahirette "seçkin, onurlu, saygın ve Allah'a yakın kılınanlardan" (Al-i İmran Suresi, 45) olduğunu bildirerek onu cennetle müjdelemiştir.

Kuran'da hayatıyla, mücadelesiyle, ahlakıyla örnek gösterilen peygamberlerden biri olan Hz. İsa diğer peygamberler gibi vefat etmemiş ya da inkar edenler tarafından öldürülmemiş, ancak onlara bu durumun bir benzeri gösterilmiştir. Nisa Suresi'nin 157. ayetinde, "Onu öldürmediler ve onu asmadılar" sözleriyle haber verildiği gibi, Allah inkar edenlerin Hz. İsa'yı öldürmek için kurdukları tuzağı boşa çıkarmış ve onu Kendi Katına yükseltmiştir.

Kuran ayetlerinde Hz. İsa'nın ölmediği ve çeşitli alametlerle yeryüzüne yeniden döneceği haber verilmektedir. Peygamberimiz (sav) ise hadislerinde, Hz. İsa'nın dünyanın son dönemlerinde mucizevi bir biçimde yeryüzüne döneceğini, yeryüzüne barış, adalet ve mutluluk getireceğini bildirmiştir. Kuran'da ve Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde yer alan bu açıklamalar ve işaretler hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kadar açık ve detaylıdır.

Peygamberimiz (sav)'in Hz. İsa'nın ikinci kez yeryüzüne geleceğini müjdeleyen hadislerinden bazıları şöyledir:

Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Meryem oğlu İsa'nın adalet sahibi olarak inmesi yakındır...1

Vallahi muhakkak ve muhakkak Meryem oğlu İsa inecek, hem adil bir hakem, adaletli bir hükümdar olarak inecek..2

Sizler on alameti görmedikçe hiçbir zaman kıyamet kopmaz... Biri de İsa (as)'ın inmesi...3

Hz. İsa yeniden yeryüzüne geldiğinde, Kuran ile hükmedecektir. Hz. İsa da diğer tüm peygamberler gibi, Allah Katında gerçek olan dine yani İslam'a tabidir. Yeryüzüne ilk gelişinde de çevresindeki insanları bir ve tek olan Allah'a iman etmeye, yalnızca O'ndan korkup sakınmaya, O'nun emirlerini eksiksiz olarak yerine getirmeye, O'nun bildirdiği din ahlakını gereği gibi yaşamaya davet etmiştir. Yeniden dünyaya geldiğinde de yine insanları Allah Katında hak olan dine, yani İslamiyet'e çağıracak ve Kuran'la hükmedecektir. Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde yer alan işaretlere göre, Hıristiyanları ve Müslümanları ortak bir din ve ahlakta birleştirerek yeryüzüne barış, adalet ve mutluluk getirecektir. Yeryüzündeki üçüncü İlahi dinin mensupları, yani Yahudiler de gerçek Mesihleri olan Hz. İsa'ya iman ederek hidayet bulacak (Nisa Suresi, 159), böylece üç İlahi din birleşecek ve yeryüzünde tek bir din olarak İslam inancı kalacaktır. Kuran ahlakının yaşanmasıyla, Allah'ı inkar eden felsefeler ve putperest inançlar fikren yenilgiye uğrayacak, böylece dünya, savaşlardan, çatışmalardan, ırkçılıktan ve etnik düşmanlıklardan, zulüm ve haksızlıklardan kurtulacak, insanlık barış, mutluluk ve huzur içinde bir "Altınçağ" yaşayacaktır.

Kuran'da ve Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde yer alan bu açıklamalar hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kadar açık ve detaylıdır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) ve onun sözlerini yorumlayan İslam büyükleri, Hz. İsa'nın çıkışı öncesindeki alametlerin neler olduğunu anlatmış ve bu çıkış için belirli bir zaman dilimine de işaret etmişlerdir. Hadislerde işaret edilen bu zaman dilimi, içinde bulunduğumuz 21. yüzyılın ilk yarısıdır (İslam takvimine göre 14. yüzyılın ortaları) ve bildirilen alametlerin tamamına yakını gerçekleşmiştir ki bu da Allah'ın izniyle Hz. İsa'nın gelişinin çok yaklaştığını göstermektedir

Tüm bu müjdeli gelişmeler tüm dünyada büyük yankı uyandırmakta, bu konuya duyulan ilgi giderek artmaktadır. Hz. İsa'nın yeryüzüne dönüşü gerek Müslümanlar gerekse Hıristiyanlar tarafından büyük bir özlemle beklenmektedir. Yaklaşık iki bin yıldır dünya üzerinde olmayan bu mübarek ve değerli şahsın, aradan geçen bunca zamandan sonra yeniden gelecek olması iman edenlerin, imani şevklerini ve azimlerini güçlendiren tarihi bir olaydır.

Hz. Mehdi Ahir Zamanda Ortaya Çıkacak Tüm Dünyaya Barış ve Huzur Getirecektir

Peygamberimiz (sav) günümüzden yaklaşık 1400 sene önce, ahir zamanda yeryüzündeki fitneleri ortadan kaldıracak, tüm dünyaya barış, adalet, bolluk, huzur, mutluluk ve refah getirecek çok mübarek ve değerli bir şahıs olan Hz. Mehdi'nin geleceğini müjdelemiştir. Kuran ayetlerinde de bu konuda işari anlamlarda çeşitli müjdeler vardır. Peygamber Efendimiz (sav)'in çok sayıdaki hadisinde, ismiyle, vasıflarıyla ve yapacağı işlerle ayrıntılı olarak tarif edilen Hz. Mehdi'nin geleceğine dair çeşitli bilgiler verilmiştir. Bunlardan bazıları şöyledir:

(Ebu Said El-Hudri (r.a.)'dan rivayete göre); Resulullah şöyle buyurmuştur: "Muhakkak ki dünya, düşmanlıklarla doldurulacaktır. Sonra benim Ehl-i Beyt'imden bir adam çıkacaktır. O daha önce zulüm ve düşmanlıkla doldurulan dünyayı, hak ve adaletle dolduracaktır."4

Yine Abdullah b. Ömer (r.a.)'dan başka bir rivayete göre şöyle buyurmuştur:

"Benim Ehl-i Beyt'imden ismi ismime uygun olan bir adam (yeryüzünde) hakimiyet kuruncuya kadar dünya (yok olup) gitmez. O, daha önce zulum ve eziyet ile doldurulmuş olan dünyayı hak ve adaletle dolduracaktır."5

Peygamberimiz (sav)'den aktarılan sahih rivayetlere göre, Hz. Mehdi çeşitli hurafe ve batıl inançlarla aslından uzaklaştırılmış olan dini özüne döndürecek ve Allah'ın izniyle İslam ahlakını tüm yeryüzüne yerleşik kılacaktır. Allah, "Mehdi" yani "doğruya götüren" sıfatını taşıyan bu üstün ahlaklı kulunu vesile ederek tüm insanlığı, sıkıntının ve kıtlığın yerini bolluğun ve bereketin, adaletsizliğin yerini adaletin, ahlaksızlığın yerini güzel ahlakın, kargaşanın yerini barışın ve huzurun alacağı "Altınçağ" adı verilen kutlu bir döneme ulaştıracaktır. Altınçağ hadislerden anlaşıldığı üzere yarım yüzyıldan fazla sürecek ve "Asr-ı Saadet", yani Peygamberimiz (sav)'in dönemine benzeyen bir devir olacaktır.

Peygamberimiz (sav) hadislerinde Hz. Mehdi'nin, geldiği dönemde yeryüzünün en hayırlı insanı olacağını haber vermiş ve tüm Müslümanlara ona uymalarını bildirmiştir:

İbn-i Cerir, Tehzib-il Asar'da şöyle tahric etti (çıkarttı): Muhammed ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorlukları gideren veliniz olan kimseye katılın... O Mehdi'dir.6

Devrinde yeryüzünün en hayırlısı kendisi olacaktır.7

(Naim b. Hammad, Kab'dan tahric etti, buyurdu ki): Mehdi, (zamanındaki) insanların en hayırlısıdır.8

Peygamberimiz (sav) ayrıca Hz. Mehdi'nin Allah korkusu çok güçlü, üstün ahlaklı bir kimse olacağını; ahlakının Peygamberimiz (sav)'in ahlakına benzeyeceğini bildirmiştir:

Ahlakı benim ahlakım olan bir evladım çıkacak. 9

Mehdi Allah'a karşı son derece boyun eğicidir. Ahlak bakımından Peygambere benzer. 10

(Naim buyurdu ki: Ben Mehdi'yi Peygamberlerin suhufunda şöyle bulurum:) "Mehdi'nin amelinde ne zulüm ne de ayıp yoktur." 11

Peygamberlere dair olan kitaplarda, "Mehdi'nin işi zulüm ve kötülük değildir" şeklinde işaret edilmiştir.12

Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde, Hz. İsa ve Hz. Mehdi ortaya çıktıklarında nasıl bir ortam olacağı hakkında da detaylı bilgiler verilmiştir.

Hz. İsa ve Hz. Mehdi öncelikle, ahir zamanda hak dine karşı mücadele vermek için ortaya çıkacak olan Deccal'i ortadan kaldıracak ve onun kurmuş olduğu sapkın sisteme son vereceklerdir. Tüm insanları Allah'ın Kuran'da bildirdiği hak dini yaşamaya davet edecek ve Deccaliyet'in ortadan kalkmasıyla birlikte insanlar akın akın din ahlakını yaşamaya yöneleceklerdir.

Gerçek din ahlakının yaşanması insanlara hem manen hem madden huzur ve rahatlık getirecektir. Dünya üzerindeki tüm çatışma ve kavgalar son bulacak, anlaşmazlıkların hepsi barışçıl yollarla çözüme kavuşacaktır. Ahlaki bozukluklardan kaynaklanan tedirginlik ve korkular yerini güvenliğe bırakacaktır. Adalet tüm dünyaya hakim olacak, yaşlıların daha genç, çocukların ise olgun olmak istedikleri altın bir çağ yaşanacaktır. İnsanları tedirgin eden tüm fiziki ve zihinsel baskıların ortadan kaldırılması ve din ahlakının eksiksiz yaşanmasıyla, dünya tarihinin en güzel sanat eserleri üretilecek, bilim ve teknolojide müthiş ilerlemeler kaydedilecektir. Dünyanın neresine gidilirse gidilsin, insanlar güzellik, zenginlik ve bereketle karşılaşacaklardır.

13. Asrın Büyük Müceddidi, Üstün İlim Sahibi Bir Şahıs: Bediüzzaman Said Nursi

Peygamberimiz (sav) hadislerinde, her yüzyıl başında Allah'ın yeryüzüne bir müceddid (dini hakikatleri devrin ihtiyaçlarına göre izah etmek üzere gönderilen büyük alim) göndereceğini müjdelemektedir.

Gerçekten Aziz ve Celil olan Allah her yüz sene başında şu ümmetin dinini bidatten ayıracak, yenileyecek (ilim sahibi) BİR ZATI gönderir.13

İmam Rabbani ise Mektubat isimli eserinde Peygamberimiz (sav)'in ilgili hadis-i şerifini şöyle tefsir etmektedir:

Her yüz sene başında bu ümmetin uleması arasından bir müceddid gelecek ve şeriatı ihya edecektir. Bilhassa, aradan bin sene geçtikten sonra… Zira, böyle aradan bin senenin geçtiği vakit, geçen ümmetlerde ulül'azm bir peygamberin geldiği vakittir. 14

Bediüzzaman Said Nursi Hicri 13. asrın büyük müceddididir. Allah ona üstün bir ilim ve hikmetle lütufta bulunmuştur. Genç yaşta edindiği dini ve pozitif bilimlerdeki derin bilgisi, devrin ilim çevreleri tarafından kabul görmüş, küçük yaştan itibaren dikkati çeken keskin zekası, kuvvetli hafızası ve üstün kabiliyetleri dolayısıyla "Çağının eşsiz güzelliği" anlamına gelen "Bediüzzaman" sıfatıyla anılmaya başlanmıştır. Bediüzzaman, Risale-i Nur gibi önemli bir külliyat meydana getirerek Allah'ın izniyle yüz binlerce insanın hidayetine, imanda derinleşmelerine, inkar sahiplerinin Allah'a iman etmelerine ve doğruyu görmelerine vesile olmuştur.

Bediüzzaman, Risale-i Nur külliyatında geleceğe dair de birçok önemli haber vermiş, eserlerinde ele aldığı her konuda son derece isabetli, ferasetli, basiretli ve hikmetli yorumlarda bulunmuştur. Allah gerçekleşecek birçok olayı kendisine ilham etmiştir. Neredeyse yarım asır önce yaşamış olmasına rağmen Bediüzzaman'ın günümüze bakan ve gerçekleşeceğini ümit ettiğini bildirdiği birçok olay vardır. Eserlerinde, dünya üzerinde yaşanacak olan siyasi gelişmeler, İslam aleminin geleceği ve çeşitli ülkelerin karşı karşıya kalacakları bazı durumlarla ilgili önemli detaylar vermiştir. Bediüzzaman Said Nursi'nin eserlerinde vermiş olduğu diğer tüm bilgiler ve geleceğe yönelik işaretler de yine hep doğru çıkmıştır. Kuşkusuz ki tüm bunlar Allah'ın rahmetiyle gerçekleşen mucizevi olaylardır. Dolayısıyla Allah'ın üstün bir ilimle desteklediği böyle mübarek, feraset ve ilim sahibi bir şahsın gelecekle ilgili olarak vermiş olduğu diğer bilgilerin de dikkatle incelenmesi ve araştırılması gerekir.

Üstad'ın eserlerinde önemle üzerinde durduğu konulardan biri de ahir zamanda gerçekleşecek olan olaylardır. Bediüzzaman ahir zamanda Hz. İsa'nın ikinci kez yeryüzüne geleceği ve Hz. Mehdi'nin gelerek tüm Müslümanlara önderlik edeceği konusunda Peygamberimiz (sav)'in hadisleri doğrultusunda önemli açıklamalarda bulunmuştur. Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin çıkış vakitleri, faaliyet yerleri, çalışmalarının konusu ve cemaatleri gibi konularda yine hadislere dayanarak çok detaylı bilgiler vermiştir.

Kuşkusuz ki 13. yüzyılın müceddidi olarak kabul edilen böyle mübarek bir şahsın, Peygamberimiz (sav)'in pek çok hadisinde de anlatılan Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin gelişi konusundaki müjdeleri de büyük önem taşımaktadır. Ancak bu müjdelerin doğru şekilde anlaşılabilmesi için öncelikle Bediüzzaman'ın bu açıklamalarında geçen "şahsı manevi" kavramının anlamının açıklığa kavuşturulması ve Üstad'ın eserlerinin ve yaptığı izahların "tefsir edilmesi gerektiği" konusundaki yanlış kanaatin giderilmesi gerekmektedir.

Yanıltıcı Bir Akım: "Risale-i Nur Tefsirciliği"

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin yazmış olduğu Risale-i Nur Külliyatı, pek çok insanın doğruyu görüp iman etmesine vesile olmuş çok önemli ve değerli eserlerdir. Bediüzzaman'ın samimi üslubu, tefekkürleri ve hikmetli anlatımı, her okuyan için önemli bir yol gösterici ve hidayet rehberi olmuştur.

Risale-i Nurların geniş kitleler üzerindeki bu samimi etkisi son derece açıktır. Ancak buna rağmen kimi çevrelerde, Bediüzzaman'ın eserlerinin anlaşılabilmesi için tefsir edilmesi gerektiği şeklinde yanlış bir kanaat söz konusudur. Risalelerde şifreli ve karmaşık bir anlatım olduğu, düz okumayla anlaşılamayacağı ve bu şifreleri de ancak bu konuda bilgi sahibi olan belirli kişilerin çözebilecekleri düşünülür.

Oysa Bediüzzaman'ın veciz bir şekilde kaleme almış olduğu, apaçık sözlerini bu şekilde bir kez daha tefsir etmek ve yorumlamak gerektiği düşüncesi yanlıştır. Böyle bir girişim, Bediüzzaman'ın sözlerini sadece aslından uzaklaştıracak ve yanlış çıkarımlara neden olacaktır. Örneğin Bediüzzaman eserlerinde ahir zamanla ilgili konulara geniş yer vermiştir. Hz. İsa'nın ahir zamanda ikinci kez yeryüzüne geleceğini ancak ilk başlarda Hz. İsa'yı tanıyanların ve yardımcılarının sayısının çok az olacağını söylemiştir. Hz. Mehdi'nin ise tüm Müslümanlara bir hidayet önderi olarak ortaya çıkacağını bildirmiştir. Bediüzzaman'ın bu konulardaki tüm izahları çok açıktır. Eğer Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin göreve başlayacağı tarih için hadislere dayandırarak Hicri 1400 diyorsa, bunu başka türlü yorumlamak mantıksız olur. Bediüzzaman ayrıca Hz. Mehdi'nin üç büyük görevi birarada yerine getireceğini; hem siyaset, hem diyanet, hem de saltanat alanında Mehdilik yapacağını da açıkça belirtmiştir. Buna rağmen Mehdiliği üçe bölmek, tek bir tanesinin Mehdilik için yeterli olacağını söyleyerek yanlış yorumlamak olmaz. Aynı şekilde Bediüzzaman, Hz. İsa'nın, Hz. Mehdi'nin arkasında namaz kılacağını hadis vererek açıklamışken, "aslında öyle demek istemedi" diyerek bu bilgileri farklı yönde tefsir etmek de doğru değildir. Zira hem Peygamberimiz (sav)'in sözü, hem de Üstad'ın bu hadisin doğruluğunu tasdik eden açıklamaları varken, bunun aksini söylemek yanlış olur. Bunun gibi Bediüzzaman, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin birlikte yapacakları faaliyetleri ve tüm dünyaya Kuran ahlakını hakim kılacaklarını açıklamış ve bu konuda hadisler doğrultusunda tarihler de vermişken, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin gelmeyeceklerini, yalnızca birer şahsı maneviden ibaret olacaklarını öne sürmek de büyük bir yanılgı olur. Bediüzzaman'ın açıklamalarına göre Hz. İsa ve Hz. Mehdi birer şahsı manevi olarak değil, birer şahıs olarak geleceklerdir. Elbette onların temsil ettikleri birer şahsı manevileri de olacak, ancak şahsı manevilerinin başında kendileri de bizzat lider olarak bulunacaklardır. Tüm dünya Hz. Mehdi'nin liderliği altında toplanacak, Kuran ahlakının yaşanmasıyla birlikte anarşi ve kargaşa ortamı son bulacak ve yeryüzüne huzur ve barış hakim olacaktır.

Bu durum Bediüzzaman'ın Risaleler'de anlattığı her konu için geçerlidir. Nitekim böyle bir tefsir mantığının Risale-i Nurlar üzerinde nasıl bir etki oluşturacağının da iyi düşünülmesi gerekir. Zira böyle yanlış bir mantıkta isteyen herkes Bediüzzaman'ın her sözüne kendince farklı bir açıklama getirebilir ve bu şekilde Bediüzzaman'ın hiçbir izahını kabul etmeyebilir. İsteyen kişi, kendince uygun görmediği her izahı, şahsi kanaatlerine ya da çevresinden duyduklarına, hatta rüyalarına göre tefsir etme yoluna gidebilir. Oysa ki, falanca kişinin rüyası, falanca kişinin özel sohbetlerde duydukları, falanca kişiye yapılan özel açıklamalar gibi izahlarla, Bediüzzaman'ın yazımını bizzat tashih ve tasdik ettiği eserleri değiştirmeye çalışmak, hiçbir geçerliliği olmayan yakışıksız hareketlerdir.

Unutulmamalıdır ki, ahir zamanın büyük müceddidi Bediüzzaman'a karşı gösterilecek gerçek sevgi ve saygı, onun büyük bir samimiyetle kaleme aldığı eserlerine sahip çıkmakla, onun gerçekte söylemek istediklerini tam anlayıp onu desteklemekle mümkün olacaktır.

Bediüzzaman Said Nursi'nin Eserlerinde Kullandığı "Şahsı Manevi" Kavramının Anlamı

Bediüzzaman Said Nursi'nin eserlerinde, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin hangi tarihlerde ve nasıl bir ortam içerisinde ortaya çıkacakları, ne gibi faaliyetlerde bulunacakları, yardımcıları, mücadeleleri, Hz. İsa ile Hz. Mehdi'nin, birlikte hareket ederek İslam ahlakını tüm dünyaya hakim kılacakları konularında geniş açıklamalar yer almaktadır. Ne var ki Said Nursi'nin bu konulardaki çok açık, kesin ve net açıklamalarına rağmen, Hz. İsa ve Hz. Mehdi konusu kimi zaman yanlış yorumlara konu olabilmektedir. Bazı kişilerin bu konular açıldığında kullandıkları kalıplaşmış cevap şekilleri vardır. Örneğin "Ahir zamanda Hz. Mehdi gelecek mi" diye bir soru sorulduğunda şöyle bir cevap verilir: "Hayır, Hz. Mehdi gelmeyecek; şahsı manevisi gelecek" ya da "Hz. Mehdi zaten gelmiştir. Çünkü Mehdilik bir şahsı manevidir; çıkacak Mehdi budur. Şu anda da bu şahsı manevi mevcuttur." Aynı şekilde Hz. İsa için de "Hz. İsa yeryüzüne ikinci kez gelecek mi?" diye bir soru sorulduğunda "Hayır, Hz. İsa gelmeyecek; Hz. İsa'nın kendisi yeryüzüne inmeyecek, şahsı manevisi yeryüzünde olacak" denir. Ya da "Hz. İsa'nın da Hz. Mehdi'nin de şahsı manevisi zaten gelmiştir" gibi açıklamalar yapılır. Kimileri de "Said Nursi de eserlerinde, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin geleceği konusunda net açıklamalar yapmamıştır" gibi sözlerle, bu düşüncelerini Bediüzzaman'ın sözleriyle delillendirmeye çalışır.

Oysa bu bakış açısı son derece yanlış ve hatalıdır. Tüm bu kalıplaşmış cevaplar, hiçbir delile dayandırılmadan, belki ağız alışkanlığı, belki halk arasında bilgisizce yerleşmiş yanlış birer kanaat olarak dile getirilmektedir. Çünkü Bediüzzaman, Hz. İsa ve Hz. Mehdi ile ilgili sözlerinde bu konuyu çok net ifadelerle açıklamış; ahir zamanda beklenen bu kişilerin bir şahsı manevi olmadığını, birer şahıs olarak ortaya çıkacaklarını çok açık bir şekilde belirtmiştir.

"Şahsı manevi" kavramı genellikle bir cemaati temsilen kullanılan bir ifade şeklidir; ancak bu cemaat, lideri olmayan bir cemaat değildir. Her mümin topluluğunun bir önderi olduğu Kuran'da bildirilen, Allah'ın bir adetullahıdır. Her peygamberin ve elçinin çevresinde onun maneviyatının tecellisi olan bir şahsı manevi oluşur. O elçiye tabi olan, onu örnek alan, onun tebliğini izleyenlerin oluşturduğu bir kitle ve hareket de, onun şahsı manevisini oluşturur. Ancak şu çok açıktır ki bir şahıs olmadan onun şahsı manevisinden de söz edebilmek mümkün değildir.

Bediüzzaman Said Nursi de şahsı manevi terimini, Kuran'ın adetullahında olduğu şekilde kullanmıştır. Nitekim kendi talebeleri ve eserleri için de şahsı manevi ifadesini kullanmıştır ki, bu şahsı manevinin başında da yine Said Nursi'nin kendisi bulunmaktadır. Risale-i Nur'un şahsı manevisine, eserler ile onu takip eden talebeler de dahildir, ama nur hareketinin önderi Bediüzzaman da bu ifadeden ayrı tutulamaz.

Bediüzzaman, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin birer cemaatleri olduğunu vurgulamış ve bu cemaatlerin, onların liderlikleri altında yapacakları bazı faaliyetler olduğundan bahsetmiştir. Ancak bu cemaatleri Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin bizzat temsil ettiğini de ifade etmiştir. Yani temsil makamında olan kişiler o hareketin başında olan önderleridir ve somut birer kişi oldukları Said Nursi'nin izahlarında açıkça belirtilmiştir. "Şahsı manevi"; o cemaati oluşturanlar, eserler ve o cemaat ile eserlerin oluşmasına vesile olan lider "kişidir". O hareketin önderi olan kişi olmadan da bir şahsı manevi oluşması mümkün değildir. Dolayısıyla Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin birer şahsı manevisinin oluşabilmesi için başlarında bu iki kutlu şahsın birer lider olarak bulunması gerekmektedir.

Nitekim rivayetlerden ve İslam alimlerinin izahlarından, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin birer şahsı manevi olmayacakları, fiziksel özelliklerine, karakter ve ahlaklarına kadar detaylı olarak tarif edilmiş mübarek şahıslar olacakları açık ve net bir biçimde anlaşılmaktadır. Bediüzzaman'ın eserlerindeki Hz. İsa ve Hz. Mehdi ile ilgili açıklamalarına bakıldığında, Said Nursi'nin de bu gerçeği açıkça dile getirdiği kolaylıkla anlaşılabilmektedir. Ancak Bediüzzaman'ın bu konudaki açıklamalarına detaylı olarak değinmeden önce, Bediüzzaman'ın şahsı manevi kavramını Kuran'ın adetullahına uygun olarak kullandığının anlaşılabilmesi için, peygamberlerin şahsı manevisini oluşturan mümin topluluklarından örneklere yer vermekte fayda vardır.

Her Peygamberin Bir Şahsı Manevisi Vardır

Kuran ayetlerinde, tarih boyunca gönderilmiş olan tüm peygamber ve elçilerin çevresinde, onların tebliğlerine uyan, onlara inanan ve gösterdikleri hak yolu izleyen birer topluluk olduğu haber verilmiştir. Elçilere iman eden bu kimseler ve onların elçileriyle birlikte yapmış oldukları faaliyetlerin tümü, bu elçilerin şahsı manevilerini temsil etmektedir. Kuran'da peygamberlerin hayatlarını anlatan kıssalarda bu durum açıkça görülmektedir. Örneğin Hz. İsa'nın yeryüzüne ilk gelişinde onu destekleyen havariler onun şahsı manevisini oluşturmaktaydı. Ancak "Hz. İsa'nın şahsı manevisi" kavramının oluşabilmesi için elbette ki öncelikle Hz. İsa'nın var olması gerekirdi ve nitekim Hz. İsa havarilere önderlik etmekteydi. Kuran'da havarilerin Hz. İsa'ya tabi olup ona yardımcı olacaklarını söyledikleri şöyle bildirilmektedir:

Nitekim İsa, onlarda inkarı sezince, dedi ki: "Allah için bana yardım edecekler kimdir?" Havariler: "Allah'ın yardımcıları biziz; biz Allah'a inandık, bizim gerçekten Müslümanlar olduğumuza şahid ol" dediler. "Rabbimiz, biz indirdiğine inandık ve elçiye uyduk. Böylece bizi şahidlerle beraber yaz." (Al-i İmran Suresi, 52-53)

Ey iman edenler, Allah'ın yardımcıları olun: Meryem oğlu İsa'nın havarilere: "Allah'a (yönelirken) benim yardımcılarım kimlerdir?" demesi gibi. Havariler de demişlerdi ki: "Allah'ın yardımcıları bizleriz." Böylece İsrailoğullarından bir topluluk iman etmiş, bir topluluk da inkar etmişti. Sonunda Biz iman edenleri düşmanlarına karşı destekledik, onlar da üstün geldiler. (Saff Suresi, 14)

Bu ayetlerde İsrailoğulları'ndan iman eden ve Hz. İsa'ya tabi olan, onun gösterdiği yola uyup ona yardım eden bir topluluk olarak bahsedilmektedir. İşte bu topluluk Hz. İsa'nın şahsı manevisini oluşturmaktadır. Ancak ayetlerden bu şahsı manevinin başında Hz. İsa'nın da bizzat bulunduğu açıkça anlaşılabilmektedir.

Bu konuya verilebilecek bir başka örnek ise Hz. Musa'ya inananların oluşturduğu topluluktur. Kuran'ın "Musa'nın kavminden hakka ileten ve onunla adalet yapan bir topluluk vardır." (Araf Suresi, 159) ayetiyle, Hz. Musa'nın tebliğine uyarak onun gösterdiği yolu izleyen bir mümin topluluğu olduğu haber verilmiştir. Bu topluluk ve bu kimselerin Hz. Musa'nın tebliği doğrultusunda gerçekleştirdikleri faaliyetlerin tümü Hz. Musa'nın şahsı manevisini oluşturmaktadır. Ancak yine tekrarlamak gerekir ki, Hz. Musa olmadan onun bir şahsı manevisinin olabilmesi söz konusu değildir. Hz. Musa'nın ancak bu topluluğa liderlik etmesiyle birlikte, bu kitle "Hz. Musa'nın şahsı manevisi" sıfatını taşıyabilmektedir.

Şahsı manevi kavramının anlaşılabilmesi için verilebilecek bir başka örnek ise Hz. Nuh'a inanan ve ona tabi olan kimselerin oluşturduğu topluluktur. Kuran'da Hz. Nuh'un, kendisine inanan bu topluluk ile birlikte, Allah'ın emri doğrultusunda inşa ettiği bir gemiye bindikleri şöyle haber verilmektedir:

"Ey Nuh" denildi. "Sana ve seninle birlikte olan ümmetler üzerine Bizden selam ve bereketlerle (gemiden) in. (Sizden türeyecek diğer kafir) Ümmetleri de yararlandıracağız, sonra onlara Bizden acı bir azap dokunacaktır." (Hud Suresi, 48)

Tüm diğer peygamberlerde olduğu gibi bu topluluk da yine "Hz. Nuh'un şahsı manevisini" oluşturmaktadır. Ancak yine görülmektedir ki bu şahsı manevi ancak Hz. Nuh'un da bir lider olarak bu topluluğun başında bulunmasıyla oluşabilmektedir.

Bu konuya verilebilecek bir başka örnek ise Talut ve ordusudur. Kuran'da Allah'ın bir melik ve hükümdar olarak gönderdiğini bildirdiği Talut'a uyan kimselerin, az sayıda oldukları halde Allah'ın dilemesiyle büyük bir güç elde ettikleri haber verilmektedir:

Talut, orduyla birlikte ayrıldığında dedi ki: "Doğrusu Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim bundan içerse, artık o benden değildir ve kim de -eliyle bir avuç alanlar hariç- onu tadmazsa bendendir. Küçük bir kısmı hariç (hepsi sudan) içti. O, kendisiyle beraber iman edenlerle (ırmağı) geçince onlar (geride kalanlar): "Bugün bizim Calut'a ve ordusuna karşı (koyacak) gücümüz yok" dediler. (O zaman) Muhakkak Allah'a kavuşacaklarını umanlar (şöyle) dediler: "Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir." (Bakara Suresi, 249)

Talut'un ordusu, Talut'un temsil ettiği bir şahsı maneviyi ifade etmektedir. Ancak yine Talut'un şahsı manevisinden bahsedebilmek, Talut'un bir hükümdar olarak bu topluluğun başında olmasıyla ve bu topluluğu yönetmesiyle mümkün olabilmektedir.

Bu konuya Kuran'daki peygamber kıssalarından daha pek çok örnek verebilmek mümkündür. Ancak burada verilen birkaç örnek de her peygamberin şahsı manevisinin başında, kendilerinin de birer lider olarak mutlaka bulunduklarını açıkça ortaya koymaktadır. İşte Hz. Musa, Hz. Nuh ya da Talut gibi, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin de birer şahsı manevisi olacak ancak Allah'ın izniyle kendileri de birer lider olarak bizzat bu toplulukların başında bulunacaklardır.

Tarih Boyunca Hiçbir Peygamber veya Müceddid Şahsı Manevi Olarak Gelmemiştir

Allah Kuran ayetlerinde, tarih boyunca yaşamış olan her topluluğa mutlaka kendilerine hak dini anlatan, doğruyu ve yanlışı gösteren elçiler gönderildiğini bildirmiştir. Bu ayetlerden bazıları şöyledir:

Şüphesiz Biz seni, hak ile bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Hiçbir ümmet yoktur ki, içinde bir uyarıcı gelip-geçmiş olmasın. (Fatır Suresi, 24)

Ey Kitap Ehli, elçilerin arası kesildiği dönemde: "Bize müjdeci de, bir uyarıcı da gelmedi" demenize (fırsat kalmasın) diye size apaçık anlatan elçimiz geldi. Böylece müjdeci de, uyarıcı da gelmiştir artık. Allah herşeye güç yetirendir. (Maide Suresi, 19)

Elçiler; müjdeciler ve uyarıcılar olarak (gönderildi). Öyle ki elçilerden sonra insanların Allah'a karşı (savunacak) delilleri olmasın. Allah, üstün ve güçlü olandır, hikmet ve hüküm sahibidir. (Nisa Suresi, 165)

Andolsun, senden önce geçmiş topluluklara da elçiler gönderdik. (Hicr Suresi, 10)

Sonra birbiri peşi sıra elçilerimizi gönderdik... (Müminun Suresi, 44)

Ve gerçekten sana daha önceden hikayelerini anlattığımız elçilere, anlatmadığımız elçilere (vahyettik)... (Nisa Suresi, 164)

Andolsun, Biz senden önce elçiler gönderdik; onlardan kimini sana aktarıp-anlattık ve kimini anlatmadık... (Mümin Suresi, 78)

Ayetlerde bildirildiği gibi Kuran'da tarih boyunca çeşitli toplumlara gönderilen elçiler, nebiler ve resullerin hayatları, mücadeleleri ve tebliğleri hakkında pek çok bilgi verilmiştir. Elçiler yaşamlarının sonuna kadar gönderildikleri kavimleri büyük bir ihlas ve samimiyetle hak dine davet etmiş, onları Allah'ın azabından ve ahiretten yana uyarıp korkutmuş ve iman edenleri cennetle müjdelemişlerdir. Yaşadıkları toplumun önde gelen inkarcılarının baskılarına, kurdukları tuzaklara ve hak dine yönelik mücadelelerine sabır ve tevekkülle karşı koymuş, onları Allah'ın razı olacağı ahlakı yaşamaya çağırmışlardır.

Kuran'da gönderilen elçiler hakkında daha pek çok detaylı bilgi verilmiştir. Yaşadıkları olaylar, aileleri, eşleri çocukları, Allah'a olan samimi imanları ve duaları ile ilgili ayetlerde çeşitli bilgiler yer almaktadır. Tüm bu bilgiler bize, tarih boyunca hiçbir elçi, nebi veya resulün bir şahsı manevi olarak gönderilmediğini, tüm elçilerin birer şahıs olarak geldiklerini göstermektedir. Aynı şekilde Peygamberimiz (sav)'den sonra gelen ve İslam tarihinde yer alan hiçbir müceddid veya müçtehid de bir şahsı manevi olarak gönderilmemiştir. Kuran'ın adetullahında tüm elçilerin, tüm müceddidlerin insanları uyarıp korkutacak, onları Allah'ın rızası, rahmeti ve cennetiyle müjdeleyebilecek, onlara doğruyu yanlıştan ayıracak bir hidayet rehberi olabilecek birer şahıs olarak gönderildikleri görülmektedir.

Kuşkusuz ki yüzyıllardır süregelen Kuran'ın bu adetullahı, tüm İslam tarihinde olduğu gibi ahir zamanda gelecek olan Hz. İsa ve Hz. Mehdi için de söz konusudur. Bediüzzaman'ın da müjdelediği gibi, Hz. İsa ve Hz. Mehdi Allah'ın izniyle tüm iman sahipleri için birer uyarıcı ve müjdeleyici olarak görevlerini yerine getireceklerdir.

1 Ebu Hureyre r.a. / Buhari, Büyu 102, Mezalim 31, Enbiya 49; Müslim, İman 242 (155); Ebu Davud, Melahim 14 (4324); Tirmizi, Fiten 54 (2234)
2 Sahih-i Müslim bi Şerhin-Nevevi, cilt 2, s.192. Kitabul-İman, Babu Nuzuli İsa İbn-i Meryem, Kenzul Ummal, 14/332
3 Müslim, Kitabü-l Fiten: 39
4 Ebu Nuaym “Sıfat’ul-Mehdi”de tahric etmiştir. Feva İdu Fevaİdİ'l Fİker Fİ'l İmam El-Mehdİ El-Muntazar
5 Ebu’l Kasım Taberâni “El- Mu’cemu’s-sagir” eserinde tahric etmiştir. Ayrıca, Tirmizi “ El-Cami” eserinde ve Ebu Davud da “Sünen” adlı eserinde yaklaşık olarak aynı manaya gelen fakat bazı lafızların yerleri değişik şekilde tahric etmişlerdir. Feva İdu Fevaİdİ'l Fİker Fİ'l İmam El-Mehdİ El-Muntazar
6 Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 57
7 El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, sf. 27
8 Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 58
9 Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 21
10 Kıyamet Alametleri, sf. 163
11 Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, 21
12 El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, 49
13 Sünen-i Ebu Davud, 5/100
14 Mektubat-i Rabbani, 1/520

 
Bu sitenin hazırlanmasında Adem Yakup'un eserleri kaynak olarak alınmıştır.