HZ. İSA, HZ. MEHDİ vE DECCAL
KONUSUNDAKİ ŞAHSI MANEVİ
YANILGISI
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ, HZ.
İSA VE HZ. MEHDİ'NİN GELİŞİNİ NASIL MÜJDELEMİŞTİR
Hz. İsa Bir Şahsı Manevi Değildir;
İkinci Kez Yeryüzüne Gelecektir
Allah'ın
izniyle Hz. İsa yeryüzüne tekrar geldiğinde, önceki gelişinde
olduğu gibi yine ona yakın kişilerden oluşan bir cemaati olacak
ve başlarında da Hz. İsa olacaktır. Bir şahıs olmadan, onun
şahsı manevisinin olması, tüm diğer elçilerde olduğu gibi,
Hz. İsa için de söz konusu değildir. Nitekim aşağıda yer alan
Bediüzzaman'ın sözlerinde, bu konunun hiçbir tartışmaya yer
bırakmayacak açıklıkta olduğu kolaylıkla anlaşılmaktadır:
Bediüzzaman'ın Hz. İsa için kullandığı şahıs
ifadeleri, onun bir "şahsı manevi" olarak değil;
bir şahıs olarak yeryüzüne geleceğini açıkça ortaya koymaktadır:
...
ancak hârika ve mu'cizatlı (mucizeler sahibi) ve umumun
makbulü (umumun kabul ettiği) BİR
ZAT olabilir ki: O ZAT,
en ziyade alâkadar ve ekser (birçok) insanların peygamberi
olan HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELAM'dır...
15
Bediüzzaman'ın bu açıklamasında Hz. İsa için "bir zat" ifadesi
kullanılmıştır; İki veya üç değil. Sonra da "o zat" diye devam
edilerek burada bahsedilenin bir şahsı manevi değil, bir şahıs
olarak gelecek olan Hz. İsa olduğu tekrar vurgulanmıştır.
Tüm bunlar hep "tekil" ifadelerdir; ve tümünde de bir şahsı
maneviden değil, "tek bir şahıstan" bahsedilmektedir. Said
Nursi burada ayrıca Deccal'in yaptıklarını ortadan kaldırabilecek
"mucize sahibi bir kişi"nin gerekliliğinden bahsetmiştir.
Mucize gösterebilecek tek kişinin de Hz. İsa olduğunu söylemiştir.
Bir şahsı manevinin mucize göstermesi mümkün olmayacağı için
burada da Hz. İsa'dan yine bir zat olarak bahsedildiği çok
açıktır.
...
âlem-i semavatta (gökler aleminde) CİSM-İ
BEŞERİSİYLE (insani cismiyle) bulunan ŞAHS-I
İSA ALEYHİSSELAM, o din-i hak cereyanının (Hak
dinin) başına geçeceğini.... 16
Said Nursi bu sözünde gök aleminde insani bedeni ile bulunan
Hz. İsa'nın yeryüzüne yeniden geleceğini ve hak dinin başına
geçeceğini söylemiştir. Bediüzzaman'ın burada bir şahsı maneviden
bahsetmediği, bir şahıs ifadesi kullandığı net olarak anlaşılmaktadır.
Said Nursi'nin, "maddi varlığı olan bir kişi"den bahsettiği,
"insan" anlamına gelen "beşer" kelimesinden kolaylıkla anlaşılabilmektedir.
...
SEMA-İ DÜNYADA (gökler aleminde) CESEDİYLE
(insani bedeniyle) BULUNAN ve HAYATTA OLAN HAZRET-İ İSA,
belki âlem-i âhiretin (ahiret aleminin) en uzak köşesine
gitseydi ve hakikaten ölseydi, yine şöyle bir netice-i
azîme (büyük bir son) için ONA YENİDEN CESED GİYDİRİP
(bedeniyle) DÜNYAYA GÖNDERMEK o Hakîm'in hikmetinden uzak
değil.. belki onun hikmeti öyle iktiza ettiği için va'detmiş
ve va'dettiği için elbette gönderecek.17
Bediüzzaman bu sözünde de yine Hz. İsa'dan, gökyüzünde "insani
bedeni ile bulunan bir şahıs" olarak bahsetmekte ve onun Allah'ın
vadettiği şekilde yine insani bedeniyle yeryüzüne ineceğini
bildirmektedir. Eğer Hz. İsa'nın yalnızca bir şahsı manevi
olarak yeryüzüne geleceğini söylemek isteseydi, Said Nursi
ondan "insani bir beden giydirilmesi" ifadesiyle söz etmezdi.
Dolayısıyla Üstad'ın bu sözünden de yine Hz. İsa'nın bir şahsı
manevi olarak değil, bir insan olarak geleceğini anlattığı
çok açık bir şekilde anlaşılmaktadır.
...
Evet o hadîs-i şerifin ifadesiyle HAZRET-İ İSA'NIN SEMAVİ
NÜZULÜ (gökyüzünden inişi) KAT'İ (kesin) OLMAKLA BERABER;
mana-yı işarîsiyle (işari anlamıyla) başka hakikatları
ifade ettiği gibi, bu hakikata da mu'cizane (mucizevi
bir şekilde) işaret ediyor.18
Bu açıklamasında ise Bediüzzaman, "Hz. İsa'nın gökyüzünden
inişinin kesin bir gerçek olduğunu ve bunun da büyük bir mucize
olacağını" ifade ederek, Hz. İsa'nın bir şahsı manevi olmadığını
bir kez daha kesin bir üslupla ortaya koymaktadır.
...
İşte bu sırr-ı azîme (büyük sırra), Hazret-i Peygamber
(A.S.M.) işaret etmiştir ki: HAZRET-İ İSA GELECEK, ÜMMETİMDEN
OLACAK; AYNI ŞERİATIMLA AMEL EDECEKTİR. 19
Bediüzzaman'ın, "Hz. İsa'nın Peygamberimiz (sav)'in şeriatıyla
amel edeceği" açıklamasından da yine Hz. İsa'nın bir şahsı
manevi olarak değil, zatı ile dünyaya geleceğini ifade ettiği
açıkça anlaşılmaktadır. Çünkü eğer kastedilen bir şahsı manevi
olsaydı, bir şahsı manevinin "amelde bulunma" fiilini yerine
getirebilmesi hiçbir şekilde söz konusu olamazdı.
...
HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELAM GELDİĞİ VAKİT, herkes onun hakikî
Îsâ olduğunu bilmek lâzım değildir. Onun mukarreb ve havassı
(derin imanlı yakın talebeleri), nur-u iman (imanın ışığı)
ile onu tanır. Yoksa bedahet (birdenbire ve açıkça) derecesinde
herkes onu tanımayacaktır... 20
Bediüzzaman'ın bu sözü Hz. İsa'dan bir şahsı manevi olarak
değil, bir şahıs olarak bahsettiğini birkaç ayrı vurguyla
ortaya koymaktadır:
- ... hakiki İsa
- ... Hazret-i Îsâ Aleyhisselâm geldiği vakit,
- ... herkes onun hakikî Îsâ olduğunu bilmek lâzım değildir…
- ... Onun mukarreb ve havassı, nur-u iman ile onu tanır.
- ... Yoksa bedahet derecesinde herkes onu tanımayacaktır...
Said Nursi'nin bu beş ifadesinden de, Hz. İsa'dan bir insan olarak bahsedildiği çok açık bir şekilde anlaşılabilmektedir. Öncelikle bu sözlerde yer alan "hakiki İsa" ifadesi ile, burada bir kişiden bahsedildiği anlaşılmakta ve Hz. İsa'nın başka şahıslardan olan farkı da, yine "hakiki İsa" ifadesiyle netleştirilmektedir.
Bunun ardından kullanılan ifadelere göre ise,
1- Hz. İsa gelecektir,
2- Hz. İsa'nın gerçekten beklenen peygamber olduğunu herkes bilip anlayamayacak,
3- Ancak yakın çevresi tanıyabilecek,
4- Toplumun geneli onu tanıyamayacaktır.
Görüldüğü gibi bir "tanıma" durumu söz konusudur ki bu da ancak bir insan, bir şahıs için söz konusu olabilir. Bir şahsı manevinin yakın çevresi olamayacağı açıktır ya da yakın çevresinin bir şahsı maneviyi tanıması elbette ki söz konusu değildir. Dolayısıyla tüm bu açıklamalar da yine Bediüzzaman'ın bu konuyu hiçbir ihtilafa yer bırakmayacak şekilde açık bir dille açıkladığını gösteren bir başka delil oluşturmaktadır. Tüm bunların yanında Bediüzzaman'ın kullandığı "ONUN" VE "ONU" kelimeleri de yine şahıs bildiren ifadelerdir ve Hz. İsa'dan bir şahsı manevi olarak değil bir insan olarak bahsedildiğini açıkça ortaya koymaktadır:
-... herkes ONUN...
-... ONUN mukarreb ve havassı...
-... ONU tanır...
-... herkes ONU tanımayacaktır...
...
Hatta HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELAM'IN NÜZULÜ (inişi) dahi
ve KENDİSİ İsa Aleyhisselam olduğu, nur-u imanın (imanın
ışığıyla) dikkatiyle bilinir; herkes bilemez." 21
Bediüzzaman'ın yukarıdaki sözünde anlatılan durum, bu sözü için de geçerlidir. Burada da Said Nursi, Hz. İsa'nın bir şahıs olarak yeryüzüne geleceğini çok kesin ifadelerle vurgulamıştır:
Öncelikle Bediüzzaman Hz. İsa'nın inişinden bahsetmektedir. Bu açıklaması Hz. İsa'nın bir şahsı manevi olmadığını, bedeniyle yeryüzüne gelecek bir şahıs olduğunu göstermektedir.
Bediüzzaman Hz. İsa'nın yeryüzüne ilk indiği zaman, kendisinin de Hz. İsa olduğunu önceleri bilmeyeceğini, ancak daha sonra farkına varacağını bildirmiştir. "Böyle bir şuur ve bilincin bir şahsı manevi için söz konusu olamayacağı" da çok açıktır. Ancak bir insan, kendisinin kim olduğunu anlayabilir, içerisinde bulunduğu durumu fark edebilir. Ayrıca burada kullanılan "kendisi" kelimesi de yine şahıs ifade eden bir söz olması bakımından bu duruma bir delil daha oluşturmaktadır.
Said Nursi, çevresindeki insanların Hz. İsa'nın, ahir zamanda
beklenen peygamber olduğunu ancak imanlarıyla fark edebileceklerini
söylemiştir. Bu da yine Bediüzzaman'ın Hz. İsa'dan bir şahsı
manevi olarak bahsetmediğini açıkça ortaya koymaktadır. Burada
insanların bir şahsı maneviyi değil, "bekledikleri bir şahsı"
tanımalarından bahsedildiği açıktır.
Bediüzzaman Hz. İsa'yı herkesin tanıyamayacağını bir kez daha belirterek, bahsedilenin
bir şahsı manevi değil, bedeniyle ortaya çıkacak "bir insan"
olduğunu tekrar daha vurgulamıştır.
...
Hattâ " HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELAM GELİR. HAZRET-İ MEHDİ'YE
NAMAZDA İKTİDA EDER, TABİ' OLUR." diye rivayeti, bu
ittifaka (birleşmeye) ve hakikat-ı Kur'aniyenin metbuiyetine
(Kur'an hakikatlerine uyulmasına, tabi olunmasına) ve
hâkimiyetine işaret eder. 22
Bediüzzaman'ın bu sözünde Hz. İsa'nın Hz. Mehdi ile birlikte
namaz kılacağı belirtilmiştir. Pek çok sahih hadiste de yer
alan bu ifade, Hz. İsa ile Hz. Mehdi'nin karşılıklı diyalog
içerisinde olacaklarını ve bizzat dünyevi bedenleri ile müminlerin
başında bulunacaklarını göstermektedir.
Ayrıca bu izah da yine Mehdi'nin ve Hz. İsa'nın birer şahsı manevi değil birer kişi olarak zuhur edeceklerini açıklayan bir başka delildir. Hz. İsa, yeryüzüne önceki gelişinde namaz ibadetini yerine getirdiği gibi ikinci kez gelişinde de Allah'ın izniyle bu ibadetine devam edecektir. Kuran'da bu konu şöyle bildirilmektedir:
(İsa) Dedi ki: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. (Allah) Bana Kitab'ı verdi ve beni peygamber kıldı. Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti." (Meryem Suresi, 30-31)
Bediüzzaman'ın Hz. İsa ve cemaatinin şahsı manevisinden iki
ayrı kavram olarak bahsetmesi, bu konuya açıklık getiren bir
başka delildir:
Bediüzzaman'ın, "Hz. İsa'nın şahsı manevisi" kavramıyla kastettiği, kitabın
başından bu yana açıklandığı gibi, Hz. İsa'ya tabi olan ve
onun tebliğini izleyenlerin oluşturduğu topluluk ve bu topluluğun
Hz. İsa'yla birlikte gerçekleştirdikleri faaliyetlerin tümüdür.
Ayrıca Said Nursi'nin kullandığı "Hz. İsa'nın şahsı manevisi"
kavramı da yine Hz. İsa'nın bir şahsı manevi olarak değil,
bir insan olarak yeryüzüne geleceğinin bir başka delilini
oluşturmaktadır. Çünkü bir şahıs olmadan onun şahsı manevisinden
söz edebilmek mümkün değildir. Hz. İsa'nın şahsı manevisi
ya da bir cemaati olabilmesi için bu topluluğun başında öncelikle
Hz. İsa'nın bir şahıs olarak bulunması gerekmektedir. Nitekim
Bediüzzaman'ın bu kavramı kullandığı sözlerinden bu durum
açıkça görülebilmektedir:
...
İSA ALEYHİSSELAM'I NUR-U İMAN (imanın ışığı) İLE TANIYAN
VE TABİ' OLAN CEMAAT-I RUHANİYE-İ MÜCAHİDİNİN (ruhani
mücahidler cemaatinin) kemmiyeti (sayısı).... 23
Bediüzzaman Hz. İsa'nın yine imanın nuru ile tanınacağından
bahsetmiştir. Yukarıdaki bölümde detaylı olarak açıklandığı
gibi, tanınacak bir kimse olması Bediüzzaman'ın burada bir
şahsı manevi değil, Hz. İsa'nın zatını kastettiğini göstermektedir.
Ayrıca burada, bir şahsa yani Hz İsa'nın zatına tabi olacak
olan bir cemaatten ve Hz. İsa'dan ayrı ayrı bahsedilerek bu
ikisinin ayrı kavramlar olduğuna bir kez daha açıklık getirilmektedir.
...
HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELAM, İSEVİLİK ŞAHS-I MANEVİSİNİ
TEMSİL EDEREK, dinsizliğin şahs-ı manevîsini temsil
eden Deccal'i öldürür...24
Bediüzzaman bu sözünde İsevilik şahsı manevisinin ne olduğunu
açıklamaktadır. Bir şahsı manevinin bir şahsı maneviyi temsil
etmesi mümkün değildir. Dolayısıyla buradan şu iki sorunun
cevabı çok açık olarak anlaşılmaktadır:
-İsevilik şahsı manevisini bir kişi temsil ediyor. Bu kimdir? Hz. İsa.
-Hz. İsa kimi temsil ediyor? İsevilik şahsı manevisini.
Bu soruların cevapları da yine Bediüzzaman'ın Hz. İsa'dan ve şahsı manevisinden
ayrı kavramlar olarak bahsettiğini açıkça ortaya koymaktadır.
...
BİR İSEVİ CEMAATİ NAMI ALTINDA VE "MÜSLÜMAN İSEVİLERİ"
ÜNVANINA LAYIK BİR CEM'İYET, o Deccal komitesini, HAZRET-İ
İSA ALEYHİSSELAM'IN RİYASETİ (liderliği) ALTINDA öldürecek...
25
Üstad bu sözünde de Deccal'in sistemine karşı Hz. İsa'nın
liderliğinde bir grup Müslümanın mücadelede bulunacağını bildirmiş;
Hz. İsa'dan ayrı, cemaatinden ayrı olarak bahsetmiştir.
Hz.
Mehdi Bir Şahsı Manevi Değildir; Tüm Müslümanlar İçin Bir
Hidayet Önderi Olarak Gelecektir
Tarih boyunca gönderilmiş tüm elçiler gibi, Hz. Mehdi'nin de bir şahsı manevisi
olacaktır. Hatta rivayetlerde Hz. Mehdi'nin bu şahsı manevisinin
bütün yeryüzünü kaplayacağı bildirilmiştir. Onun tebliğ faaliyetinden,
mücadelesinden, icraatlarından, ortaya çıkacak bir Mehdiyet
cereyanı olacaktır. Fakat Hz. Mehdi'nin kendisi de bizzat
işin başında olacaktır. Zaten bütün bu olayların gerçekleşebilmesi
için en başta Hz. Mehdi'nin bizzat şahıs olarak gönderilmesi
gerekmektedir. Dolayısıyla Hz. Mehdi'nin şahsı manevisi de
ona tabi olanlarla birlikte başlarında lider olarak kendisidir.
Nitekim Bediüzzaman'ın yazılarında da bu konuyu net olarak
açıklayan birçok izah bulunmaktadır. Bediüzzaman'ın aşağıdaki
sözlerinde, Hz. Mehdi'den bir şahsı manevi olarak değil, bir
şahıs olarak bahsettiği hiçbir ihtilafa yer vermeyecek kadar
açık ve net olarak görülebilmektir:
Bediüzzaman'ın Hz. Mehdi için kullandığı
"O ZAT"
ya da "O ŞAHIS" gibi ifadeler,
Hz. Mehdi'nin bir "şahsı manevi" olmadığını açıkça ortaya
koymaktadır:
...
Hem de o eşhasın (o şahısların) şahs-ı manevîsine veya
temsil ettikleri cemaate ait âsâr-ı azîmeyi (fevkalade
eserleri, izleri) O EŞHASIN (şahısların) ZATLARINDA
tasavvur ederek öyle tefsir etmişler ki, O EŞHAS-I HARİKA
(o harika şahıslar; yani Hz. İsa ve Hz. Mehdi) çıktıkları
vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler.
26
Bediüzzaman bu sözünde Hz. İsa ve Hz. Mehdi için "o eşhas-ı
harika" ifadesini kullanarak, her ikisinin de birer şahsı
manevi değil, birer şahıs olarak geleceklerini açıkça belirtmiştir.
...
Ona karşı Âl-i Beyt-i Nebevînin silsile-i nuranîsine
(Peygamberimizin nurani soyuna) bağlanan, ehl-i velayet
(velilerin) ve ehl-i kemalin (kamil iman sahiplerinin)
başına geçecek Âl-i Beytten Muhammed Mehdi isminde BİR
ZAT-I NURANİ (nurlu bir şahıs), o Süfyan'ın şahs-ı manevîsi
olan cereyan-ı münafıkaneyi (münafıklık akımını) öldürüp
dağıtacaktır… 27
Bediüzzaman burada da "bir zat-ı nurani" yani "nurlu bir
şahıs" diyerek Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi değil, bir insan
olduğunu açıklamıştır. Bir şahsı manevinin nurlu olduğundan
bahsedebilmek mümkün değildir; "nur" kelimesi, bir insanı
tanımlamak, özelliklerini belirtmek için kullanılan bir sıfattır.
Dolayısıyla bu ifadesi de yine Bediüzzaman'ın Hz. Mehdi'den
bir şahıs olarak bahsettiğini bir kez daha vurgulamaktadır.
Bediüzzaman ayrıca "nurlu bir şahıs" ifadesiyle bahsettiği
bu kişinin "kamil iman sahiplerinin başına geçerek onlara
önderlik edeceğini" bildirmekte ve bu sözleriyle, Hz. Mehdi'nin
bir şahıs olacağını bir kez daha tekrarlamaktadır.
…
O ZAT, o taifenin uzun tedkikatı (o topluluğun uzun
araştırmaları, incelemeleri) ile yazdıkları eseri kendine
hazır bir program yapacak, onun ile o birinci vazifeyi
tam yapmış olacak. Bu vazifenin istinad ettiği (dayandığı)
kuvvet ve MANEVİ ORDUSU, yalnız ihlas ve sadakat ve
tesanüd (dayanışma) sıfatlarına tam sahib olan bir kısım
ŞAKİRDLERDİR (öğrencilerdir). Ne kadar da az da olsalar,
manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.
28
Bediüzzaman bu sözünde de Hz. Mehdi için "o zat" ifadesini
kullanmıştır. Bunun yanı sıra Hz. Mehdi'den ayrı, cemaatinden
ayrı olarak bahsederek Hz. Mehdi ve onun şahsı manevsinin
iki ayrı kavram olduğunu da bir kez daha açıklamıştır.
...
O ileride gelecek ACİB BİR ŞAHSIN (şaşılan ve hayret uyandıran
şahsın) bir hizmetkarı ve ONA yer hazır edecek bir dümdarı
(önceden gelen takipçisi) ve O BÜYÜK KUMANDANIN pişdar
bir neferi (öncü bir askeri) olduğumu zannediyorum. 29
- Bediüzzaman'ın bu sözünde kullandığı "acib bir şahıs" ifadesi,
Mehdi'nin bir şahsı manevi değil, bir şahıs olduğunu açıkça
ortaya koymaktadır.
- Bediüzzaman sözlerinin devamında ise Hz. Mehdi'nin "kumandanlık vasfına" da dikkat çekmektedir. Bir şahsı manevinin kumandanlık sıfatı taşımasının söz konusu olamayacağı; burada Hz. Mehdi'den bu görevi yerine getirebilecek bir şahıs olarak bahsedildiği çok açıktır.
- Ayrıca Bediüzzaman Said Nursi, Hz. Mehdi'nin üstleneceği bu büyük görevde
kendisinin de "bu acib şahsın hizmetkarı" olabileceğini ifade
ederken, Hz. Mehdi'nin bir şahıs olduğunu bir kez daha vurgulamıştır.
...
Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında; elbette en büyük
BİR MÜÇTEHİD (içtihad eden büyük İslam alimi), hem en
büyük BİR MÜCEDDİD (her yüzyıl başında dini hakikatleri
devrin ihtiyacına göre ders vermek üzere gönderilen büyük
İslam alimi, yenileyen, yenileyici), hem HAKİM, hem MEHDİ,
hem MÜRŞİD (doğru yolu gösteren kişi), hem KUTB-U A'ZAM
(Müslümanların kendisine bağlandıkları büyük evliyalardan,
zamanın en büyük mürşidi) olarak BİR ZAT-I NURANİYİ gönderecek
ve O ZAT da Ehl-i Beyt-i Nebevîden (Peygamberimiz (sav)'in
soyundan) olacaktır. 30
… bir müçtehid
… bir müceddid
… hâkim
… mehdi
… mürşid
… kutb-u a'zam
… bir zât-ı nuranî
- Bediüzzaman'ın bu sözünde kullandığı yukarıdaki sayılan vasıflar, anlamlarından da anlaşılacağı gibi ancak bir kişiye ait olabilecek özelliklerdir.
- Ayrıca Üstad Hz. Mehdi'nin "bir zat-ı nurani" olduğundan bahsetmektedir. Eğer Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi olduğunu vurgulamak isteseydi burada "bir zat-ı nuraniden" değil, "bir şahsı manevi-i nuraniden" bahsederdi.
Ayrıca burada şahıs kelimesinden önce kullanılan "bir" kelimesi de bu konuyu
bir kez daha açıklamaktadır. "Zat" ise zaten yine birlik ve
şahıs ifade eden bir kelimedir. Bediüzzaman burada açıkça
"bir zat" ifadesini kullanmıştır; "iki" ya da "birileri" dememiştir.
Dolayısıyla Üstad'ın tüm bu açıklamaları, Hz. Mehdi'den bir
şahsı manevi olarak bahsetmediğini kesin bir şekilde ispatlamaktadır.
...
Belki nur-u imanın (imanın ışığının) dikkatiyle, O EŞHAS-I
AHİR ZAMAN (ahir zaman şahısları) tanınabilir. 31
-Bediüzzaman Hz. İsa ve Hz. Mehdi için "ahir zaman şahısları"
ifadesini kullanmıştır. Bediüzzaman'ın burada kullandığı "şahıs"
ifadesi, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi olarak
değil, birer insan olarak geleceklerini açıkça ortaya koymaktadır.
-Bediüzzaman'ın, ahir zamanda gelecek olan bu şahısların
"imanın nuruyla tanınabileceklerini" belirtmesi de yine Hz.
İsa ve Hz. Mehdi'nin birer şahıs olarak geleceklerini açıkladığını
göstermektedir. Önceki satırlarda Hz. İsa için de belirtildiği
gibi, "tanıma" fiili ancak insanlar için geçerli olabilecek
bir durumu ifade etmektedir. Bir şahsı manevinin kendisi olup
olmadığının tanınabilmesi elbetteki söz konusu değildir.
...
Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar (fikir akımları)
var ki, herşeyi kendi hesabına aldığı için, faraza (farz
edelim) HAKİKİ BEKLENİLEN VE BİR ASIR SONRA GELECEK OLAN
O ZAT dahi bu zamanda gelse... 32
- Bediüzzaman'ın bu sözünde kullandığı "o zat" ifadesi de
yine bu konuyu hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak şekilde
netleştirmektedir. Bediüzzaman, Hz. Mehdi'den "hakiki beklenilen
o zat" şeklinde bahsetmektedir. Eğer Hz. Mehdi'nin bir şahsı
manevi olacağını söylemek isteseydi Bediüzzaman'ın burada
"beklenilen şahsı manevi" demesi gerekirdi, ancak Hz. Mehdi'yle
ilgili böyle bir ifade kullanmamıştır.
- Bediüzzaman bu sözünde ayrıca Hz. Mehdi'nin "bir asır sonra geleceğini" belirtmektedir.
Bir şahsı manevi için ortaya çıkış tarihi verilmeyeceği çok
açıktır. "Gelme" fiili ancak bir şahıs için kullanılacak bir
kelimedir ve buradan da Bediüzzaman'ın Hz. Mehdi'den bir kişi
olarak bahsettiği açıkça anlaşılabilmektedir.
…
AHİR ZAMANIN O BÜYÜK ŞAHSI, Âl-i Beyt'ten (Peygamberimiz
(sav)'in soyundan) olacak. 33
Bediüzzaman burada da "ahir zamanın o büyük şahsı" sözleriyle Hz. Mehdi'nin ahir zamanda gelecek olan bir şahıs olduğunu tekrarlamıştır. Hz. Mehdi'nin Peygamberimiz (sav)'in soyundan olacağını belirtmiş olması ise, Bediüzzaman'ın Hz. Mehdi'den bir şahsı manevi olarak bahsetmediğini çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Zira bir şahsı manevinin bir başka insanın soyundan gelebilmesi söz konusu değildir.
…
Ben de onlara demiştim: "Ben, kendimi seyyid (Peygamber
Efendimiz'in soyundan) bilemiyorum. Bu zamanda nesiller
bilinmiyor. Halbuki âhir zamanın o büyük şahsı, Âl-i
Beyt'ten (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) olacaktır."
34
- Bediüzzaman bu sözünde de yine "ahir zamanın o büyük şahsı"
diyerek Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi değil bir şahıs olduğunu
açıkça belirtmektedir.
- Bediüzzaman "Hz. Mehdi'nin Peygamberimiz (sav)'in soyundan olacağını" bu
sözünde de bir kez daha belirtmektedir. Yukarıda da açıklandığı
gibi, Peygamberimiz (sav)'in soyundan gelebilmesi için Hz.
Mehdi'nin ancak bir insan olması gerekmektedir ki, Bediüzzaman
da bu sözüyle bu gerçeği açıkça vurgulamaktadır.
...
Rivayetlerde, âhir zamanın alâmetlerinden olan ve ÂL-İ
BEYT-İ NEBEVİ'DEN HAZRET-İ MEHDİ'NİN (Radıyallahü Anh)
hakkında ayrı ayrı haberler var. 35
...
Said itiraznamesinde demiş ki: "Ben seyyid değilim.
MEHDİ SEYYİD (Peygamber soyundan olan kimse) OLACAK."
diye onları reddetmiş.36
Bediüzzaman bu iki sözünde de, Hz. Mehdi'nin "seyyid" yani
"peygamber soyundan gelecek bir şahıs" olduğunu birer kez
daha tekrarlamıştır.
...
Beşinci ve Altıncı İşaretler, ıslah-ı âlemin (tüm insanların
kötülüklerden arındırılıp iyileştirilmesinin) bizzât
HAZRET-İ MEHDİ'NİN ZUHURUNA vâbeste (bağlı) olduğuna
kanaat eden zümreden (gruptan), BU ZAT'I ALİŞANIN dahi
bu emirde muktedir olmasında (kuvvetli olmasında) şüphe
duyanların, bu vehimlerini (kuruntularını, düşüncelerini)
bertaraf edecek (ortadan kaldıracak), itimadlarını temin
edecek (güvenlerini sağlayacak), gayet kuvvetli güneş
gibi bir hakikat.37
Bediüzzaman'ın bu sözündeki "bu zat-ı alişan" ifadesi de
yine Hz. Mehdi'nin bir şahıs olarak geleceğini açıkça belirttiğini
göstermektedir.
…
O ZAT, bütün ehl-i imanın (iman edenlerin) manevî yardımlarıyla
ve ittihad-ı İslâm'ın muavenetiyle (İslam birliğinin
yardımlaşmasıyla) ve bütün ulema ve evliyanın (alimlerin
ve velilerin) ve bilhassa Âl-i Beyt'in neslinden (özellikle
Peygamberimiz'in neslinden) her asırda kuvvetli ve kesretli
(çok sayıda) bulunan milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklarıyla
(peygamber soyundan gelen fedakar kimselerin katılımlarıyla)
O VAZİFE-İ UZMAYI (büyük görevi) YAPMAYA ÇALIŞIR. 38
-Bediüzzaman bu sözünde de bir kez daha Hz. Mehdi'nin bir
şahıs olarak ortaya çıkacağını "o zat" ifadesiyle yinelemiştir.
-Ayrıca "Hz. Mehdi'nin yerine getireceği büyük görev"den
de bahsederek, onun bir şahsı manevi değil, bir insan olarak
iş başında olacağını ifade etmiştir.
...
Bu hakikatten anlaşılıyor ki; SONRA GELECEK O MÜBAREK
ZAT... 39
Said Nursi bu açıklamasında da yine Hz. Mehdi'nin bir şahıs
olarak geleceğini "o mübarek zat" sözleriyle tekrarlamıştır.
...
Çok zaman evvel bir ehl-i velâyetten (velilerden) işittim
ki; O ZAT, eski velilerin gaybi işaretlerinden istihrac
etmiş (bir anlam çıkartmış) ve kanaati gelmiş ki: "Şark
tarafından bir nur zuhur edecek, bid'atlar zulümatını
(dine sonradan girmiş olan hurafelerin oluşturduğu karanlığı)
dağıtacak." Ben, böyle bir nurun zuhuruna (ortaya çıkışını)
çok intizar ettim (gözledim) ve ediyorum. Fakat çiçekler
baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek
lâzım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle O NURANİ
ZATLARA zemin izhar ediyoruz (hazırlıyoruz). 40
...
ÜMMETİN BEKLEDİĞİ, AHİR ZAMANDA GELECEK ZATIN üç vazifesinden
en mühimmi (önemlisi) ve en büyüğü ve en kıymetdarı
(kıymetlisi) olan îman-ı tahkikîyi neşr (gerçek imanı
yayma) ve ehl-i îmanı dalâletten (iman edenleri sapmaktan)
kurtarmak...41
-... O zat...
-... O nurani zatlara...
Bediüzzaman bu sözünde ahir zamanda gelecek bu kutlu şahıslar
için iki kez "zat" kelimesini kullanmıştır. Kendisinin bu
"nurani şahıslara zemin hazırladığını" söyleyerek, Hz. İsa
ve Hz. Mehdi'nin birer şahsı manevi değil, birer zat olduklarını
açıkça ifade etmiştir.
Bediüzzaman burada da Hz. Mehdi'nin, İslam aleminin beklediği "ahir zamanda
gelecek bir zat" olduğunu belirterek onun bir şahsı manevi
olmadığını bir kez daha tekrarlamıştır.
…
Ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek (iman edenlerin
doğru yoldan sapmalarını engellemek) ve bu vazife hem
dünya, hem herşeyi bırakmakla, çok zaman tedkikat ile
(araştırma ile) meşguliyeti iktiza ettiğinden (gerektirdiğinden),
HAZRET-İ MEHDİ'NİN O VAZİFESİNİ BİZZAT KENDİSİ görmeğe
vakit ve hal müsaade edemez...42
Bediüzzaman'ın bu sözünde kullandığı "kendisi" kelimesi de
yine şahıs ifade eden ve Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi olmadığını
ortaya koyan bir başka dellidir. Said Nursi bu sözünde ayrıca
Hz. Mehdi'nin bir şahıs olduğunu gösteren başka vurgular da
kullanmıştır:
1- Hz. Mehdi'nin yerine getireceği bir görev vardır. Demek ki Hz. Mehdi bir şahıstır.
2- Hz. Mehdi, diğer görevleriyle meşgul olacaktır ve bu görevi bizzat kendisinin
yerine getirebilmesi için vakti olmayacaktır. "Meşguliyet
ve vakit darlığı" ancak bir insan için söz konusu olabilecek
durumlardır. Bir şahsı manevinin meşgul olması ya da vaktinin
olmaması söz konusu değildir.
...
"İstikbal-i dünyeviyede BİN DÖRTYÜZ SENE SONRA GELECEK
BİR HAKİKATİ asırlarında karib (yakın) zannetmişler."43
Bediüzzaman bu sözleriyle, İslam tarihinde pek çok kişinin Hz. Mehdi'nin kendi
dönemlerinde geleceğini düşünerek yanıldıklarını ve bu zatın
Peygamberimiz (sav)'den 1400 sene sonra geleceğini hatırlatmıştır.
Yukarıdaki bölümlerde de belirtildiği gibi, "gelme" eylemi
ancak bir insan için söz konusu olabilecek bir durumdur. Bediüzzaman
burada Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi olduğunu vurgulamak
isteseydi, çok farklı ifadeler kullanırdı. Oysa ki tarihini
de vererek, ne zaman geleceğini belirtmesi Hz. Mehdi'den bir
şahıs olarak bahsettiğini ortaya koymaktadır.
...
Böyle bir cemaat-ı azîme (Peygamber Efendimizin soyundan
gelen büyük seyyitler cemaati) içindeki mukaddes kuvveti
(yüce kuvveti) tehyic edecek (coşturacak) ve uyandıracak
hâdisat-ı azîme (büyük olaylar) vücuda geliyor (meydana
geliyor). Elbette o kuvvet-i azîmedeki (büyük kuvvette)
bir hamiyet-i âliye (yüce bir gayret) feveran edecek
(coşacak) ve HAZRET-İ MEHDİ BAŞINA GEÇİP, TARİK-I HAK
(hak yola) VE HAKİKATE SEVK EDECEK.44
Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin bir başka görevinin ise insanları
hak ve hakikata sevk etmek olduğunu belirtmiştir. Bediüzzaman
bu görevini yerine getirirken "Hz. Mehdi'nin bizzat işin başına
geçeceğini" hatırlatarak Hz. Mehdi'nin bir şahıs olacağını
açıkça ifade etmiştir.
Bediüzzaman Hz. Mehdi ve onun cemaatinin şahsı manevisinden
iki ayrı kavram olarak bahsetmektedir:
...
Bundan BİR ASIR SONRA zulümatı (karanlığı) dağıtacak
ZATLAR ise, HAZRET-İ MEHDİ'NİN ŞAKİRDLERİ (talebeleri)
olabilir." 45
-... bir asır sonra zulümatı dağıtacak...
-... Hz. Mehdi'nin şakirdleri...
Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin talebeleri olacağından bahsetmiştir. Hz. Mehdi'nin talebelerinden oluşan bir cemaati olabilmesi için bu cemaatin başında Hz. Mehdi'nin bir şahıs olarak bulunması gerektiği çok açıktır. Yoksa bir şahıs olmadan onun cematinin olması da söz konusu değildir.
Hz. Mehdi'nin bu cemaati, Bediüzzaman'ın döneminden bir asır sonra oluşacak
ve bu cemaatin vesile olmasıyla zulüm ortadan kalkacaktır.
Önceki satırlarda da belirttiğimiz gibi, bu talebelerin var
olabilmesi de yine ancak Hz. Mehdi'nin bir şahıs olarak var
olmasıyla söz konusu olabilecektir.
...
o vazifeleri ONUN cem'iyeti ve seyyidler cemaati yapacağını
rahmet-i İlahiyeden bekliyoruz.46
Bediüzzaman, bu açıklamasında Hz. Mehdi için "onun", Hz.
Mehdi'nin cemaati içinse "onun cemiyeti" ifadesini kullanmıştır.
Kişilik ifade eden "onun" kelimesi Hz. Mehdi'nin bir şahıs
olduğunu göstermektedir. Cemiyeti ise, Hz. Mehdi'nin şahsı
manevisini temsil etmektedir ve Hz. Mehdi'nin zatından ayrı
bir kavram olarak ele alınmıştır. Ancak Hz. Mehdi'nin bir
cemiyeti olabilmesi için, kendisinin de bir şahıs olarak bu
cemiyetin başında bulunması gerekmektedir.
...
HAZRET-İ MEHDİ'NİN CEM'İYET-İ NURANİYESİ, Süfyan komitesinin
tahribatçı rejim-i bid'akâranesini (dinde olmayanı dine
sokarcasına) tamir edecek, Sünnet-i Seniyeyi (Peygamberimiz
(sav)'in sözlerine ve hareketlerine dair en yüksek ve
kıymetli haller, tavırlar, hareket düsturlarını) ihya
edecek (canlandıracak); yani âlem-i İslâmiyette Risalet-i
Ahmediyeyi (A.S.M.) (Peygamberimiz (sav)'in peygamberliğini)
inkâr niyetiyle Şeriat-ı Ahmediyeyi (A.S.M.) (Peygamberimiz
(sav)'in getirdiği Kuran hükümlerini) tahribe (yıkıp
bozmaya) çalışan Süfyan komitesi, HAZRET-İ MEHDİ CEM'İYETİNİN
mu'cizekâr manevî kılıncıyla öldürülecek ve dağıtılacak.
47
-... Onun cemiyeti...
-... Hz. Mehdi'nin cemiyet-i nuraniyesi...
-... Hz. Mehdi cemiyetinin...
Bediüzzaman'ın bu sözünde
geçen "Süfyan komitesi", Darwinist, materyalist ve ateist
akımları temsil etmektedir. Üstad ahir zamanda gelecek olan
Hz. Mehdi'nin, bu akımların hak dini bozmaya yönelik faaliyetlerini
durduracağını, dini aslına döndüreceğini ve Peygamberimiz
(sav)'in sünnetiyle amel edeceğini bildirmiştir.
Bediüzzaman bu ve yukarıdaki sözünde Hz. Mehdi'nin bir cemiyeti olacağını belirtmektedir. Bu cemiyet, Hz. Mehdi'nin bizzat başında olmasından oluşan şahsı manevisidir. Önceki bölümlerde de açıklandığı gibi, "Hz. Mehdi cemiyeti", Hz. Mehdi'nin de başında bulunacağı, onun tebliğine uyup ona tabi olan insanlardan oluşan bir topluluğu ifade etmektedir. Ancak bu topluluğun bu konudaki en önemli özelliği, bu şahsı maneviyi oluşturan şahsın yani Hz. Mehdi'nin varlığıdır. Dolayısıyla Bediüzzaman'ın bu sözünde kullandığı "Hz. Mehdi'nin cemiyeti nuranisi" kavramı da yine Hz. Mehdi'nin bir şahıs olarak geleceğini göstermektedir.
Bediüzzaman'ın Hz. Mehdi ve cemaatinin şahsı manevisinden
"ve" ifadesini kullanarak iki ayrı kavram olarak bahsetmesi,
bu konuya açıklık getiren bir başka delildir:
..
Tâ âhir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahibleri,
yâni MEHDİ VE ŞAKİRDLERİ (öğrencileri), Cenâb-ı Hakkın
izniyle gelir, o daireyi genişlendirir ve o tohumlar
sünbüllenir. 48
Bediüzzaman bu sözünde Hz. Mehdi ve şahsı manevinin ayrı
kavramlar olduğunu açıkça ifade etmektedir. Hz. Mehdi ve şakirtleri
olarak iki ayrı kavramdan bahsetmektedir; Hz. Mehdi'nin zatı
ve şakirtleri. Buradaki "ve" kelimesi bu konuya açıklık getirmektedir.
Bu ikisi birbirinden ayrıdır ve ikisinin biraraya gelmesinden
Hz. Mehdi'nin şahsı manevisi oluşmaktadır.
...
Hem bu üç vezaifi (vazifeleri) birden bir şahısta, yahut
cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve
birbirini cerhetmemesi (çürütmemesi) pek uzak, adeta
kabil (mümkün) görülmüyor. Ahir zamanda, Al-i Beyt-i
Nebevi'nin (ASM) (Peygamberimiz'in soyunun) cemaat-i
nuraniyesini (nurani cemaatini) temsil eden HAZRET-İ
MEHDİ DE VE CEMAATİNDEKİ ŞAHS-I MANEVİ DE ancak içtima
edebilir (toplanabilir). 49
Bediüzzaman'ın bu sözünde de Hz. Mehdi ve cemaaatinin şahsı
manevisi yine "ve" ifadesiyle birbirinden ayrılmıştır. Bu
izahtan Hz. Mehdi ve şahsı manevinin iki ayrı kavramı temsil
ettiği anlaşılmaktadır. "Hz. Mehdi'nin cemaatindeki bir şahsı
manevi"den bahsedilmekte, "Hz. Mehdi" ise bu kavramın dışında
tutularak ayrıca zikredilmektedir. Demek ki Hz. Mehdi'nin
bir şahsı manevisi olacak ancak kendisi de ayrıca bu şahsı
manevinin başında bulunacaktır.
…
MEHDİ-İ AL-İ RESUL'ÜN TEMSİL ETTİĞİ KUDSİ CEMAATİNİN
ŞAHS-I MANEVİSİNİN üç vazifesi var. 50
Bediüzzaman'ın bu sözünde ise Hz. Mehdi'nin cemaatinin şahsı
manevisinin yerine getireceği üç büyük vazifeden bahsedilmektedir.
Bu cemaatin şahsı manevisini temsil eden, başlarındaki kişi
ise Hz. Mehdi'dir. Ama bu görevi, bu kudsi cemaatin şahsı
manevisi yerine getirmektedir. Bediüzzaman'ın bu açıklaması
da yine Hz. Mehdi'nin "şahsı manevisi"nin ve "zatının" iki
ayrı kavram olarak ele alındığını göstermektedir.
Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin görevlerini açıkladığı sözlerinde onun bir şahsı
manevi değil, bir şahıs olduğunu açıkça belirtmiştir:
...
Hem "BÜYÜK MEHDİ"NİN HALLERİ sabık Mehdilere (önceki
Mehdilere) işaret eden rivayetlere mutabık (uygun) çıkmıyor,
hadis-i müteşabih (birçok anlama gelebilecek hadis)
hükmüne geçer. 51
... her asırda hidayet edici, bir
nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat her
biri üç vazifelerden birisini bir cihette (açıdan) yapması
itibariyle, AHİR ZAMANIN BÜYÜK MEHDİ'Sİ ünvanını almamışlar."
52
... Bu ayrı ayrı rivayetlerin bir
tevili (açıklaması) şudur ki: BÜYÜK MEHDİ'NİN ÇOK VAZİFELERİ
VAR. Ve siyaset âleminde, diyanet âleminde, saltanat
âleminde, cihad âlemindeki çok dairelerde icraatları
olduğu gibi... 53
Bediüzzaman bu üç sözünde, Kuran ahlakını tüm dünyaya hakim
kılmak amacıyla önceki asırlarda da bazı Müslüman şahısların
geldiğini, ancak bunların hiçbirinin, ahir zamanda gelecek
olan "Büyük Mehdi"nin yapacağı üç önemli görevi yerine getiremediklerini"
belirtmiştir. Ayrıca Hz. Mehdi'den önce gelmiş olan bu şahısların,
Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde belirttiği özelliklere
uymadıklarını da hatırlatmıştır. Bediüzzaman'ın bu açıklamalarından
Hz. Mehdi'den bir şahıs olarak bahsettiği çok açık olarak
anlaşılmaktadır. Şöyle ki:
1-Bediüzzaman, daha önce gelen Mehdilerin birer şahıs olduklarını anlatıp ardından da Büyük Mehdi'nin onlardan farkını açıklamıştır. Demek ki Büyük Mehdi de bir şahıstır.
2- Önceki Mehdiler belirtilen görevleri yerine getirememişlerdir.
Ama bu görevleri Büyük Mehdi yerine getirecektir. Demek ki
Büyük Mehdi de bir şahıs olacaktır.
3- Önceki Mehdiler Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde Hz. Mehdi'yi tarif ettiği özelliklere uymamaktadırlar. Ama Büyük Mehdi bu özelliklere uyacaktır. Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde, Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi olmadığı fiziksel özellikleriyle, ahlakıyla tarif edilen bir şahıs olduğu yüzyıllardır tüm İslam alimleri tarafından bilinen bir gerçektir. Dolayısıyla "Bediüzzaman da Peygamberimiz (sav)'in hadislerindeki tariflere uyacağını belirterek Hz. Mehdi'nin bir şahıs olacağını" bu sözüyle bir kez daha hatırlatmıştır.
... Ve ONUN üç büyük vazifesi olacak...
Birincisi:
Fen ve felsefenin tasallutuyla (tesiriyle) ve maddiyyun
ve tabiiyyun taunu (materyalizm, Darwinizm ve ateizm
salgını), beşer içine intişar etmesiyle (insanların
arasında yayılmasıyla), herşeyden evvel felsefeyi ve
maddiyyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır.
Ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek (iman edenleri
sapkınlıktan korumak)... 54
... O ZATIN ikinci vazifesi, şeriatı
icra ve tatbik etmektir. Birinci vazife, maddî kuvvetle
değil, belki kuvvetli itikad (inanç) ve ihlâs ve sadakatle
olduğu halde, bu ikinci vazife, gayet büyük maddî bir
kuvvet ve hâkimiyet lâzım ki, o ikinci vazife tatbik
edilebilsin (uygulanabilsin). 55
... O ZATIN üçüncü vazifesi, Hilâfet-i
İslâmiyeyi İttihad-ı İslâm'a (İslam hilafetini İslam
birliğine) bina ederek, İsevi ruhanîleriyle ittifak
edip Dîn-i İslâm'a (İslam dinine) hizmet etmektir. Bu
vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar
fedakârlarla tatbik edilebilir (uygulanabilir). Birinci
vazife, o iki vazifeden üç-dört derece daha ziyade kıymetdardır,
fakat o ikinci, üçüncü vazifeler pek parlak ve çok geniş
bir dairede ve şa'şaalı bir tarzda olduğundan umumun
ve avâmın nazarında daha ehemmiyetli görünüyorlar. 56
Bediüzzaman'ın bu üç sözünde de, yalnızca Hz. Mehdi'nin yerine
getirebileceği bazı görevler olduğundan bahsetmiştir. Hz.
Mehdi'nin "üç büyük vazifesi" olacağını söylemiştir: Hz. Mehdi'nin
birinci vazifesi, maddecilik fikri yani Allah'ı inkar üzerine
kurulmuş materyalist, Darwinist ve ateist felsefelerle mücadele
etmek ve bu felsefelerin insanlar üzerindeki etkisini tam
anlamıyla kaldırmaktır. İkinci vazifesi ise İslam birliğini
sağlamak; halihazırda çeşitli gruplar halinde dağınık olarak
bulunan Müslümanları birleştirip, İslam ahlak ve faziletini,
Peygamberimiz (sav)'in gerçek sünnetini canlandırmaktır. Üçüncü
büyük görevi ise, İslam toplumunu birleştirmek ve Hıristiyan
alemiyle ittifak yapmaktır.
Bediüzzaman'ın, Hz. Mehdi'nin görevlerini açıkladığı tüm sözlerinden, Hz. Mehdi'den bir şahsı manevi olarak değil bir şahıs olarak bahsettiği açıkça anlaşılabilmektedir. Bediüzzaman, her bir görevini tanımlarken Hz. Mehdi'den "O zat" ya da "Onun" ifadesiyle bahsederek bu gerçeği pek çok defa vurgulamıştır:
... Ve ONUN üç büyük vazifesi...
... O ZATIN ikinci vazifesi...
... O ZATIN üçüncü vazifesi...
15
Şualar, sf. 463
16 Mektubat, sf. 60
17 Mektubat, sf. 60, Mektubat, 15. Mektup, sf.56-57
18 Kastamonu Lahikası, sf. 80-82
19 Sünuhat-Tuluat-İşârât, sf. 59
20 Mektubat, sf. 60
21 Şualar, sf. 487
22 Şualar, sf. 587
23 Şualar, sf. 464 24 Mektubat, sf. 6
25 Mektubat, sf. 441
26 Sözler, sf. 343-344
27 Mektubat, sf. 56-57
28 Emirdağ Lâhikası-1, sf. 266-267
29 Barla Lahikası, sf. 162
30 Mektubat, sf. 411-412, Mektubat, sf.441
31 Sözler, sf. 343-344
32 Kastamonu Lahikası, 57 33 Şualar, sf. 442
34 Emirdağ Lâhikası-1, sf. 267
35 Şualar, sf.465
36 Şualar, sf. 368
37 Barla Lâhikası, sf. 110
38 Emirdağ Lâhikası-1, sf. 266-267
39 Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sf. 9
40 Sikke-i Tasdik-i Gaybi sf.189, Mektubat, sf.34
41 Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sf. 9
42 Emirdağ Lâhikası-1 sf. 266-267
43 Sözler, sf. 318
44 Mektubat, sf. 473 45 Birinci Şua, sf. 85, Şualar,
sf. 605
46 Emirdağ Lâhikası-1, sf. 265
47 Mektubat, sf.473
48 Sikke-i Tasdik-i Gaybî, sf. 172, Kastamonu Lahikası, sf.
72
49 Kastamonu Lahikası, sf. 139, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sf.
186
50 Emirdağ Lâhikası-1, sf. 265
51 Şualar, sf. 582
52 Emirdağ Lahikası, sf. 260
53 Şualar, sf. 465
54 Emirdağ Lâhikası-1, sf. 265-266
55 Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sf. 9 56 Sikke-i Tasdik-i Gaybi,
sf. 9
Bu
sitenin hazırlanmasında Adem Yakup'un eserleri kaynak olarak
alınmıştır.