Öte yandan, sineklerin hayali
evrimine delil oluşturabilecek tek bir fosil bile yoktur.
Ünlü Fransız zoolog Pierre Paul Grassé "böceklerin kökeni
konusunda tam bir karanlık içindeyiz"7
derken bunu itiraf eder. Şimdi evrimcileri karanlık içinde
bırakan bu canlıların bazı ilginç örneklerini birlikte inceleyelim.
Helikopterin İlham Kaynağı Yusufçuk
Yusufçuklar kanatlarını kendi üzerlerine katlayamaz.
Ayrıca uçma kaslarının kanatları hareket ettirme şekli diğer
böceklerinkinden farklıdır. Sırf bu özellikleri nedeniyle
evrimciler yusufçukların "ilkel böcekler" olduğunu iddia
ederler.
Oysa "ilkel böcek" denen yusufçukların
uçuş sistemi bir tasarım harikasıdır. Dünyanın önde gelen
helikopter üreticisi Skorsky, son modelinin tasarımını yusufçuğu
örnek alarak gerçekleştirmiştir.8 Bu projede
Skorsky'e yardım eden IBM firması, yusufçuğun resmini bir
bilgisayara (IBM 3081) yükleyerek çalışmaya başlamıştır.
Bilgisayarda, yusufçuğun havadaki manevraları da göz önüne
alınarak 2000 adet özel çizim gerçekleştirilmiştir. Çalışma
sonunda yusufçuktan alınan örneklerle Skorsky''in asker
ve mühimmat taşımak için ürettiği yeni modeli ortaya çıkmıştır.
Doğa fotoğrafçısı Gilles Martin
ise yusufçukları incelemek amacıyla 2 yıl süren bir çalışma
yürütmüştür.9 Bu çalışma sonunda elde edilen
bilgiler, bu canlıların son derece kompleks bir uçuş sistemine
sahip olduklarını göstermektedir.
Yusufçuğun vücudu, metalle kaplanmış izlenimi
veren halkalı bir yapıya sahiptir. Buz mavisinden bordoya
kadar çeşitli renklerdeki gövdenin üzerinde çaprazlama yerleşmiş
iki çift kanat bulunur. Bu yapı sayesinde, yusufçuk çok
iyi bir manevra yeteneğine sahiptir. Uçuşu hangi hızda ve
hangi yönde olursa olsun, aniden durup ters yönde uçmaya
başlayabilir. Veya havada sabit durup avına saldırmak için
uygun bir pozisyon bekleyebilir. Bu durumda iken olduğu
yerde kıvrak bir dönüş yaparak avına yönelebilir. Çok kısa
bir zamanda, böcekler için şaşırtıcı sayılabilecek bir hıza;
saatte 40 km'ye ulaşır (Olimpiyatlarda 100 m. koşan atletlerin
hızı saatte 39 km kadardır).
Bu hızla avına çarpar. Çarpmanın şoku çok şiddetlidir.
Ama yusufçuğun zırhı hem çok sağlam hem de çok esnektir.
Zırhın esnek yapısı çarpmadan doğan enerjiyi emerek böceği
rahatlatır. Ama aynı şeyi avı için söylemek mümkün değildir.
Yusufçuğun avı, çarpmanın yarattığı şok ile ya tamamen sersemler
ya da ölür.
Çarpışma sonrasında ise yusufçuğun en etkili
silahları olan arka bacakları devreye girer. Uçuş sırasında
arkaya doğru kıvrık olan bacaklar, hızla öne açılarak sersemlemiş
olan avı havada yakalar. Artık sıra çelikten farksız olan
alt çeneye gelmiştir. Av kısa sürede parçalanarak yenir.
Çok yüksek hızlarda uçarken ani manevralar
yapabilen yusufçuğun görme yeteneği de kusursuzdur. Yusufçuk
gözü, dünyanın en iyi böcek gözü olarak kabul edilir. Her
birinde 30.000 kadar ayrı mercek bulunan bir çift göze sahiptir.
İki yarım küreye benzeyen ve başının yarısı kadar yer kaplayan
gözler, böceğe çok geniş bir görüş sahası sağlar. Yusufçuk
gözleri sayesinde neredeyse arkasında olup bitenleri bile
gözleyebilir.
Skorsky helikopterleri, yusufçuğun
kusursuz dizaynı ve manevra yetenekleri taklit edilerek
yapılmıştır. |
Görüldüğü gibi yusufçuk her biri tek tek mükemmel
yapıya sahip bir sistemler bütünüdür. Bu sistemlerin herhangi
birindeki küçük bir eksiklik, diğer sistemlerin işe yaramamasına
yol açacaktır. Ama sistemlerin hepsi kusursuzca yaratılmıştır
ve bu sayede canlı yaşamını sürdürür.
Yusufçuğun Kanatları
Yusufçuğu yusufçuk yapan en önemli özelliği
kanatlarıdır. Kanatların kullanılmasına imkan tanıyan uçuş
mekanizmasının kademeli evrim modeli ile açıklanması ise
mümkün değildir. Herşeyden önce kanat kavramı evrim için
bir çıkmazdır. Çünkü kanatlar sadece bütünüyle gelişmiş
oldukları takdirde iş görür.
Yusufçuğun kanatları, her
türlü "tesadüf" kavramını anlamsız kılan kompleks
bir tasarıma sahiptir. Kanatları oluşturan aerodinamik
zar ve bu zarın üzerindeki her gözenek, ince bir plan
ve hesap ürünüdür. |
Bir an için herhangi bir dış etken nedeniyle,
karadaki bir böceğin genlerinde bir değişim (mutasyon) yaşandığını
ve gövdedeki bazı deri tabakalarında belirsiz bir değişim
olduğunu varsayalım. Bunun üzerine yeni mutasyonlar eklenerek
'tesadüfen' bir kanat oluşmuş olabileceğini öngörmek tamamen
akıl dışıdır. Çünkü gövdede meydana gelecek mutasyonlar,
böceğe çalışır bir kanat kazandırmadığı gibi karadaki hareket
kapasitesini de iyice azaltacaktır. Çünkü böcek henüz uçmasına
yaramayan, ama kendine ağırlık yapan bu yapıları taşımak
zorundadır. Bu ise, bu böceği diğer hem cinslerine göre
daha dezavantajlı kılacaktır. Evrim teorisinin temeli olan
doğal seleksiyon mantığına göre, bu sakat canlının ve onun
neslinin elenip yok olması gerekir.
Kaldı ki mutasyonlar çok nadir görünen değişikliklerdir.
Dahası canlılara her zaman zarar verir, çoğu zaman ölümcül
sakatlıklara yol açar. Dolayısıyla başlangıçtaki böceklerin
gövdesindeki oluşumların, küçük küçük mutasyonlarla yusufçuğun
uçuş mekanizmasına dönüşmesi, her yönden imkansızdır. Tüm
bunların ardından şu soruyu soralım: Tüm imkansızlıklara
rağmen evrimcilerin senaryosu gerçekleşmiş olsa dahi, bu
senaryoyu doğrulayacak olan "ilkel yusufçuk" fosilleri neden
bir türlü bulunamamaktadır?
Elimizdeki en eski yusufçuk fosilleri ile bugün
yaşayan örnekleri arasında hiçbir fark yoktur. Bu en eski
fosillerden önce yaşamış hiçbir "yarım yusufçuk", "kanatları
yeni yeni beliren yusufçuk" kalıntısı yoktur.
Bu canlılar da, diğer türler gibi, bir anda
ortaya çıkmış ve bugüne kadar değişmeden gelmişlerdir. Yani,
canlıların tümünü Allah yaratmıştır.
Yusufçuğun gözü dünyanın en
kompleks böcek gözü olarak kabul edilir. Canlının
gözlerinin her birinde yaklaşık 30 bin ayrı mercek
vardır. İki yarım küreye benzeyen ve başın yarısı
kadar yer kaplayan bu gözler, böceğe çok geniş bir
görüş sahası sağlar. Yusufçuk gözlerindeki bu tasarım
sayesinde neredeyse arkasında olup bitenleri bile
gözleyebilir. |
Böceklerin iskeletleri kitin adlı bir dizi
eklemli sert tabakadan meydana gelmektedir. Bu tabakalar
dış iskelet yapısını oluşturacak kadar sağlam nitelikte
yaratılmıştır. Aynı zamanda uçma kaslarının etkisiyle esneyebilme
özelliğine de sahiptir. Kanatlar ise hem öne-arkaya hem
de yukarı-aşağı hareket edebilir. Kanatların bu hareketi,
kendilerini gövdeye bağlayan karmaşık bir eklem yapısı sayesinde
gerçekleşir. Yusufçuğun sırtında biri önde diğeri arkada
olmak üzere iki çift kanat vardır. Kanatlar karşıt zamanlı
olarak çalışır. Yani öndeki iki kanat yükselirken, arkadaki
iki kanat alçalır. Kanatların hareketi iki karşıt kas grubunun
hareketi ile sağlanır. Kasların bir ucu gövdenin içinde
kaldıraç şeklindeki uzantılara bağlıdır. Bir kas grubu kasılarak
bir çift kanadın yükselmesini sağlarken, öteki kas grubu
da aynı oranda esneyerek ikinci çiftin alçalmasını sağlar.
Helikopterler de aynı yöntemle alçalıp yükselir. Bu nedenle
yusufçukların diğer bir adı da helikopter böceğidir.
Yusufçuğun Metamorfozu
Dişi yusufçuklar çiftleşme sonrası yeni bir
çiftleşme yapmak istemez. Ancak bu durum bilimsel adı Calopteryx
virgo olan yusufçukların erkekleri için bir engel teşkil
etmez. Kuyruğundaki iki kancası ile erkek, dişiyi boğazından
yakalar (1). Dişi de ayaklarıyla erkeğin kuyruğunu iyice
sarar. Erkek kuyruk kısmındaki özel çıkıntıları kullanarak
(2), önce dişiye başka erkeğin yerleştirdiği spermleri olabildiğince
temizler. Daha sonra sperm açıklığındaki tohumlarını dişinin
üreme açıklığına bırakır. Bu durum saatlerce sürdüğünden
bazen erkek ve dişi yusufçuğun beraber uçtuğu da olur. Yusufçuk
döllenmeden sonra olgunlaşan yumurtalarını bir göl veya
havuzcuğa bırakır (3). Yumurtadan çıkan larva 3-4 yılını
suyun içinde geçirir (4). Bu süre içinde yakalayabildiği
herşeyi yiyerek iştahla beslenir (5). Bunun için, bir balığı
yakalayabilecek hızda yüzmesini sağlayan bir vücut ve avını
parçalayabilecek güçte çenelerle yaratılmıştır. Larva büyüdükçe
vücudunu saran deri ona dar gelir. Tam dört defa kendine
dar gelen bu kıyafetini değiştirir. Son değişim zamanı geldiğinde
sudan çıkarak bir kamışa veya yosunlu bir kayaya tırmanmaya
başlar (6). Bacakları işlemez hale gelene kadar tırmanır.
Ayaklarının ucundaki kancalar sayesinde kendini sabitler.
Bu sırada kayıp düşmek, ölmek demektir.
 |
Bu son değişim, diğer dördünden daha farklıdır.
Allah, muhteşem bir yaratışla, larva halindeki canlıyı kusursuz
bir uçucu haline getirir.
İlk olarak eski larvanın sırtı çatlar (7).
Çatlak baştan sona doğru genişleyerek bir yarık halini alır.
Bu yarığın içinden, sudaki canlı ile hiçbir ilgisi olmayan
bir başka canlı çıkmak için çabalamaktadır. Son derece narin
görünen bedenini, eski bedenin içinden çıkan ve onu emniyet
kemeri gibi saran bağlar tutmaktadır (8). Bu bağlar ideal
bir sağlamlık ve esneklikte yaratılmıştır. Eğer bağlar daha
sert ve sağlam olsaydı, böceğin yarığın içinden doğrulması
imkansız olacaktı. Aksi durumda ise bağlar yeni vücudu taşıyamayarak
kopacaktı. Bu da henüz gelişmemiş olan larvanın suya düşüp
ölmesine neden olacaktı.
Öte yandan yusufçuğun kabuk değiştirme işlemini kolaylaştıracak
özel mekanizmalar devreye girer. Yusufçuğun yeni vücudu,
eskisinin içinde iken sıkışıp büzülmüştür. Bu vücudu "açabilmek"
için, özel bir pompa sistemi ve bu pompada kullanılan özel
bir vücut sıvısı yaratılmıştır. Yarıktan dışarı çıkan kısımlara
vücut sıvısı pompalanarak, böceğin sıkışıp büzüşmüş haldeki
kısımları genişletilir (9). Bu arada işlemeye başlayan kimyasal
çözücüler, yeni bacaklara hiçbir zarar vermeden, eski bacaklarla
olan bağı koparır. Bacaklardan bir teki eski zırhın içine
sıkışırsa bu bir felaket olacaktır, ama işlem kusursuzca
gerçekleşir. Bacaklar denenmeden önce yirmi dakika kadar
kuruyup sertleşmeleri beklenir.
Kanatlar ise önceden gelişmiştir, fakat katlı
bir durumdadır. Güçlü vücut kasılmaları ile kanat damarlarına
vücut sıvısı pompalanarak buradaki dokuların iyice gerginleşmesi
sağlanır (10). Kanatlar uzayıp gerildikten sonra kurumaları
için bir süre daha beklenecektir (11).
Eski vücut tamamen terk edildikten ve kuruma
işlemi de tamamlandıktan sonra yusufçuk bütün ayakları ve
kanatlarını bir denemeye tabi tutar. Bacaklar tek tek bükülüp
açılır, kanatlar ise kaldırılıp indirilir.
Nihayet böcek uçmak için tasarlanmış formunu
kazanmıştır. İnsan kendi gözüyle görmezse, bu kanatlı güzelliğin,
sudan çıkan tırtılımsı canlıyla aynı hayvan olduğuna inanamaz
(12). Yusufçuk son olarak pompalama işleminin başarıyla
çalışması için fazla vücut sıvısının son damlasını da dışarı
atar. Artık metamorfoz tamamlanmıştır, böcek uçmaya hazırdır.
Bu mucizevi dönüşümün nasıl ortaya çıktığını
düşündüğümüzde ise, evrim iddiasının akıl dışılığı ile bir
kez daha yüzyüze geliriz. Çünkü evrim teorisi, canlıların
sadece tesadüfi değişikliklerin sonucunda ortaya çıktıklarını
iddia eder. Oysa yusufçuğun yaşadığı metamorfoz, tek bir
aşamasında bile en ufak bir hataya izin verilemeyecek son
derece hassas bir işlemdir. Bu aşamaların herhangi bir noktasında
çıkacak ufacık bir pürüz, metamorfozun tamamlanamamasına
neden olacak ve dolayısıyla yusufçuğun sakat kalmasıyla
ya da ölmesiyle sonuçlanacaktır. Metamorfoz tam anlamıyla
"indirgenemez kompleks" bir süreçtir. Dolayısıyla açık bir
tasarım ispatıdır.
Kısacası, yusufçuğun metamorfozu, Allah'ın
canlıları ne denli kusursuz bir yaratılışla var ettiğini
gösteren sayısız delilden biridir. Allah tek bir böcekte
muhteşem sanatını göstermektedir.
Uçuşun Mekaniği
Sineklerin kanatları, sinirler aracılığıyla
iletilen elektrik sinyallarine göre titreşir. Örneğin bir
çekirgede her bir sinir sinyali, kanadı çalıştıran kasın
bir defa büzülmesine neden olmaktadır. 'Kaldırıcılar' ve
'indiriciler' olarak adlandırılan iki karşıt kas grubu,
zıt yönlerde çalışarak kanatların yukarı-aşağı hareket etmelerini
sağlar.
Düşük sıklıkta kanat çırpan
böceklerde görülen çift dengeli kanat sisteminin çalışma
şekli. |
Çekirgeler kanatlarını saniyede 12-15 kez çırpar,
ama küçük böcekler uçmak için aynı süre içinde daha sık
kanat hareketi yapar. Örneğin balarıları, eşek arıları ve
sinekler saniyede 200-400 kez kanat çırparken bu sayı tatarcıklarda
ve 1 mm. boyundaki bazı parazitlerde 1000'e kadar çıkmaktadır.10
Saniyede bin kez kanat çırpabilen, bu olağanüstü hareket
sonucunda, yanmayan, aşınmayan, yıpranmayan 1 mm.lik bir
uçuş makinesi, yaratılışın kusursuzluğunu gösteren açık
bir delildir.
Bu uçuş makinelerini biraz daha yakından incelediğimizde
ise, sahip oldukları tasarıma olan hayranlığımız daha da
artar.
Başta kanat çırpma hareketinin sinirler aracılığıyla
iletilen elektrik sinyallerine dayandığını söylemiştik.
Ancak bir sinir saniyede en fazla 200 sinyal yollayabilme
kapasitesine sahiptir. Öyleyse küçük uçucu böcekler saniyede
1000 kanat çırpışını nasıl gerçekleştirir?
Saniyede 200 kez kanatlarını çırpan sinekler,
çekirgelerden farklı bir sinir/kas ilişkisine sahiptir.
Her 10 kanat çırpışı için sinirden sadece 1 sinyal gelir.
Ayrıca lifli kaslar olarak adlandırılan kanat kasları, çekirgede
bulunan kaslardan farklı çalışmaktadır. Uyarıcı sinir sinyalleri
kasların yalnızca uçuşa hazırlanmasını düzenlemekte, kaslar
belli bir gerilime ulaştıklarında kendi kendilerine büzülmektedir.
Sinekler, arılar, eşek arıları gibi bazı böcek
türlerinde ise, kanat çırpmayı "otomatik" hale getiren bir
sistem vardır. Bu böceklerde uçuşu sağlayan kaslar, gövdedeki
kemiklere doğrudan bağlı değildir. Kanatlar göğse bir tür
menteşe işlevi gören bir eklemle bağlanır. Kanatları hareket
ettiren kaslar da göğsün alt ve üst yüzeylerine bağlı bulunmaktadır.
Bu kaslar büzüldüğünde de göğüs ters yönlerde gidip-gelmekte,
böylece de kanatlar aşağıya çekilmektedir.
Bir grup kasın büzülmesi
otomatik olarak karşıt bir kas grubunun gerilmesine ve daha
sonra da kendiliğinden büzülmesine yol açmaktadır. Yani
bir "otomatik sistem" söz konusudur. Böylece bir kez başlayan
kanat hareketleri, sistemi denetleyen sinirlerden tersi
bir uyarıcı sinyal gelmedikçe kesintisiz sürmektedir.11
Bazı sineklerin kanat çırpış
sayıları saniyede bine kadar çıkabilir. Bu olağanüstü
hareketi sağlamak için çok özel bir sistem yaratılmıştır.
Kaslar doğrudan kanatları değil, kanatların birer
menteşe gibi bağlandığı özel bir tabakayı oynatır.
Bu tabaka (resimlerde belirtilen kitin tabakası) tek
bir hareketinde kanatların defalarca çırpmasını sağlar.
|
Bu haliyle uçuş mekanizması, kurulma yoluyla
yayı sıkıştırılan bir saatin çalışmasına benzetilebilir.
Parçalar öyle yerleştirilmiştir ki, tek bir hareket, kanatların
çok kolay bir biçimde çırpılmasını sağlamaktadır. Burada
kusursuz bir tasarım olduğunu görmemek imkansızdır. Allah'ın
kusursuz yaratışı, açıkça ortadadır.
İtme Kuvvetini Sağlayan Sistem
Düzgün bir uçuş sağlamak için kanatların yalnızca
yukarı aşağı hareketi yeterli değildir. Kanatların ayrıca
kaldırma ve itme gücü sağlayabilmeleri için her kanat vuruşu
sırasında hareket açılarını da değiştirmeleri gereklidir.
Böcek türlerine bağlı olarak kanatların belli bir dönme
esnekliği vardır. Bu esnekliği aynı zamanda uçuş için gerekli
enerjiyi de üreten dolaysız uçuş kasları sağlamaktadır.
Örneğin daha fazla yükselmek gerektiği zaman
kanat ekleminin arkasındaki bu kaslar daha fazla büzülerek
kanat açısını artırmaktadır. Yüksek hızlı fotoğraf tekniği
kullanılarak yapılan araştırmalarda, kanatların uçuş sırasında
eliptik bir yörünge izledikleri gözlenmiştir. Yani sinek
kanatlarını sadece yukarı aşağı hareket ettirmemekte, aksine
suda kürek çeker gibi yuvarlak bir hareket yapmaktadır.
İşte bu hareket, dolaysız kaslar sayesinde mümkün olmaktadır.
Çok küçük gövdeli böcek türlerinin uçuş sırasında
karşılaştıkları en büyük sorun, havanın akışkanlığının dolayısıyla
da yarattığı direncin bu böcekler üzerinde hiçte azımsanmayacak
boyutlara ulaşmasıdır. Bu küçük böceklerde hava kanatlara
adeta yapışmakta ve kanat veriminin düşmesine neden olmaktadır.
Sinek normal bir uçaktan 100
milyar kez daha küçüktür. Buna karşın uçaklarda uçuş
için gerekli olan jiroskop ve yapay ufuk gibi karmaşık
cihazların işlevini gören bir donanıma sahiptir. Manevra
kabiliyeti ve uçuş teknikleri ise bir uçaktan kat
kat üstündür. |
Bu nedenle Forcipomya gibi kanat genişliği
1mm.'yi geçmeyen sineklerin, hava direcini yenebilmek için
kanatlarını saniyede 1000 kez çırpmaları gerekmektedir.
Buna karşın, araştırmacılar teorik olarak bu
hızın bile böceğin havalanmasına yeterli olamayacağını ve
böceklerin başka sistemlerden yararlandıklarını düşünmektedirler.
Örneğin bir tür parazit olan
Encarsia gibi küçük böcekler "çırpma ve silkme" olarak adlandırılan
bir yöntemden yararlanmaktadır. Bu yöntemde kanatlar en
üst noktaya eriştiğinde birbirine çarpmakta ve sonra da
açılmaktadır. Açılırken önce kanatların sert bir damar taşıyan
ön kenarları birbirinden ayrılmakta ve arada oluşan alçak
basınçlı bölgeye hava akmaktadır. Bu hava akımı da kanatların
çevresinde bir girdap oluşturmakta ve kanat çırpışlarının
kaldırma kuvvetine yardımda bulunmaktadır.12
Sinekler havadaki konumlarını
sabit tutabilmek için de özel bir sistemle yaratılmıştır.
Bazı sineklerin yalnızca bir çift kanadı vardır, arka tarafta
ise halter adında topuz biçiminde bir yapı vardır. Hiçbir
kaldırma kuvveti oluşturmamasına rağmen, bunlar ön kanatlarla
birlikte titreşir. Uçuş yönü değiştiğinde bu uzantılar hareket
etmekte ve böceğin uçuş yönünden sapmasını önlemektedir.
Bu sistem bugün uçaklarda konum belirlemeye yarayan jiroskop
aletine benzemektedir.13

Birçok böcek kanatlarını gövdesinin üzerine katlayabilir.
Bu durumda iken, kanadın ucunda yaratılmış kitin parçası
sayesinde, çok daha rahat hareket edebilir. Amerikan
Hava Kuvvetleri böceklerin kanatlarından esinlenerek,
kanatları ikiye katlanan E6B Intruder uçaklarını üretmiştir.
Ancak arılar ve sinekler kanatlarının tamamını gövdelerinin
üzerlerine katlayabilirken, E6B'ler, sadece kanatlarının
bir yarısını diğer yarısının üzerine katlayabilmektedir.
En altta, Balarısının Katlanan Kanadı 1. Katlanma
Konumu, 2. Üçüncü Yardımcı |
Resilin
Kanat eklemi, mükemmel esneme
özellikleri olan resilin adlı özel bir proteinden oluşmuştur.
Hem doğal hem de suni kauçuktan çok daha üstün özellikleri
bulunan bu madde, laboratuvarlarda kimya mühendislerince
üretilmeye çalışılmaktadır. Resilin, esneme-bükülme yoluyla
üzerine yüklenen tüm enerjiyi depolayan ve üzerine etki
eden kuvvet kaldırıldığında bu enerjiyi tümüyle geri verebilen
bir maddedir. Bu açıdan bakıldığında resilinin verimi %
96 gibi çok yüksek bir değere ulaşmaktadır. Bu sayede kanadın
yukarı kaldırılması sırasında harcanan enerjinin yaklaşık
% 85'i depolanmakta ve aşağı kanat hareketinde bu enerji
yeniden kullanılmaktadır.14 Allah, göğüs
duvarları ve kasları da bu enerji birikimine imkan tanıyacak
özel bir yapıda yaratmıştır.
Böceklere Özel Solunum Sistemi
Sinekler, kendi büyüklükleri ile karşılaştırıldığında
son derece yüksek hızlarda uçar. Yusufçukların uçuş hızı
saatte 40 km.'ye kadar çıkabilir. Onlardan daha küçük olan
at sineklerinin uçuş hızı ise saatte 50 km.ye erişebilmektedir.
Bu hızlar, bir insanın saatte bir kaç bin kilometre hızla
uçmasıyla eşdeğerdir. İnsanlar bu hıza sadece jet uçakları
sayesinde ulaşabilirler. Ancak jet uçaklarının boyutunun
da oldukça büyük olduğu düşünülürse, sineklerin bu uçaklardan
bile daha hızlı uçtukları anlaşılır.
Jetler sahip oldukları yüksek hız motorlarını
çalıştırabilmek için çok özel yakıtlar kullanır. Sineklerin
uçuşu da yine yüksek bir enerji gerektirir. Dahası, bu enerjiyi
yakmak için bol miktarda oksijene ihtiyaçları vardır. İşte
bu yüksek oksijen gereksinimi, sineklerin ve diğer böceklerin
vücuduna yerleştirilen olağanüstü bir solunum sistemiyle
karşılanır.
Bu solunum sistemi, bizimkinden çok farklıdır.
Biz havayı akciğerlerimize çekeriz. Oksijen burada kana
karışır, sonra da kan yoluyla tüm vücuda dağılır. Ama sineklerdeki
oksijen gereksinimi o kadar fazladır ki, oksijenin kan yoluyla
hücrelere gitmesini bekleyecek zaman yoktur. Bu nedenle
çok özel bir sistem tasarlanmıştır. Hava, sinek vücudunun
farklı bölgelerine kılcal kanallar yoluyla dağılır. Aynı
vücudu saran damar sistemi gibi, çok sayıda kanala ayrılan
bir de hava sistemi vardır. Bu sayede uçuş kaslarını oluşturan
hücreler oksijeni doğrudan bu kanallardan alır. Bu sistem
aynı zamanda saniyede 1000 devir gibi yüksek rakamlarla
çalışan kasların soğutulmasını da sağlamaktadır.
Bu sistemin çok açık bir yaratılış örneği olduğu
ise açıktır. Bu denli hassas bir tasarım, hiçbir tesadüfi
süreçle açıklanamaz. Bu sistemin evrimin iddia ettiği gibi
kademeli olarak gelişmesi de imkansızdır. Çünkü hava kanalları
tam olarak kurulup çalışmadığı sürece, ara aşamalar canlıya
avantaj sağlamayacak, aksine solunum sistemini verimsiz
hale getirip ona zarar verecektir.
Baştan beridir incelediğimiz tüm bu sistemler,
sinekler gibi belki fazla önemsemediğimiz canlılarda dahi
olağanüstü bir tasarım olduğunu göstermektedir. Tek bir
sinek dahi, Allah'ın yaratışındaki kusursuzluğu gösteren
bir mucizedir. Öte yandan, Darwinizm'in ortaya attığı hayali
"evrim süreci" ise, bu sineğin tek bir sistemini dahi oluşturmaktan
uzaktır.
Allah Kuran'da insanları bu gerçek üzerinde
düşünmeye şöyle davet eder:
Ey insanlar, (size) bir örnek verildi;
şimdi onu dinleyin. Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız
-hepsi bunun için biraraya gelseler dahi- gerçekten bir
sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak
olsa, bunu da ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen
de. (Hac Suresi, 73)
"BİR SİNEK BİLE YARATAMAZLAR"
Ey insanlar, (size) bir örnek verildi;
şimdi onu dinleyin.Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız
-hepsi bunun için biraraya gelseler dahi- gerçekten bir
sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak
olsa, bunu da ondan geri alamazlar.İsteyen de güçsüz, istenen
de. Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler.Şüphesiz
Allah, güç sahibidir, azizdir.(Hac Suresi, 73-74)
Karasineğin gözü ommatid adı
verilen yaklaşık 6000 küçük gözden oluşur. Her ommatidin
yüzü farklı bir yöne dönük olduğu için, sinek önünü
arkasını, her iki yanını, üstünü ve altını görebilir.
Yani 360 derecelik bir açıyla çevresini algılayabilir.
Her ommatide 8 duyu hücresi bağlıdır. Gözdeki toplam
duyu hücresi sayısı ise 48.000 kadardır. Bu sayede
sineğin gözü saniyede 100 görüntü alabilir.
|
Bir karasineğin uçuşu, son derece kompleks
bir iştir. Sinek önce, yön belirlemeye yarayan organlarını
büyük bir titizlikle gözden geçirir. Daha sonra, ön tarafındaki
denge organlarını ayarlayarak uçuş pozisyonunu alır. Son
olarak, duyargalarının ucundaki alıcılar sayesinde, rüzgarın
şiddeti ve yönüne göre kalkış açısını saptar. Ve nihayet
havalanır. Ama tüm bunlar saniyenin yüzde biri kadar bir
zaman sürmüştür. Uçuşa geçer geçmez kısa bir sürede hızlanabilir
ve giderek saatte 10 kilometre gibi bir hıza ulaşabilir...
Onun için rahatlıkla "akrobatik uçuş ustası"
tanımı kullanılabilir. Havada olağanüstü zig zaglar çizerek
uçabilir. Beklenmedik, ani ve sert dönüşler yapabilir. Bulunduğu
noktadan dikey olarak bile havalanabilir... Ne kadar elverişsiz
ve kaygan olursa olsun, her türlü yüzeye rahatlıkla konabilir.
Bu müthiş uçucunun bir başka gösterisi, evlerin
tavanına konabilmesidir... Yerçekimi gereği tavanda duramaması
ve yere düşmesi gerekir... Ama bu imkansızı gerçekleştirebilmesi
için özel sistemlerle yaratılmıştır. Bacaklarının uç kısımlarında
çok küçük vantuzlar vardır. Dahası bu vantuzlar belli bir
yüzeyle temas ettiklerinde yapışkan bir sıvı salgılar. İşte
bu yapışkan sıvı sayesinde karasinek tavana asılı kalabilir.
Tavana doğru yaklaştığında bacaklarını öne doğru uzatır
ve tavana dokunduğunu hissettiği anda, geldiği yönün tam
aksine doğru bir takla atarak tavan yüzeyine karınüstü tutunur...
Sinek en kaygan zeminlerde
bile rahatlıkla dolaşabilir, evlerin tavanlarında
saatlerce asılı durabilir. Ayakları, camlara, duvarlara
veya tavanlara konmak için bir dağcıdan daha donanımlıdır.
Eğer içeri çekilebilen pençeleri tutunmaya yetmezse,
ayağının ucundaki vantuzlar onu zemine iyice yapıştırır.
Bu vantuzların tutuş özelliği, salgılanan özel bir
sıvı ile arttırılmıştır. |
Karasinek iki kanada sahiptir. Bir bölümü vücudun
içine gömülü olan bu kanatlar, sinirlere bölünmüş çok ince
bir zardan oluşur ve birbirinden bağımsız hareket edebilir.
Ancak uçuş halinde, tıpkı tek kanatlı uçaklarda olduğu gibi,
tek bir eksen üzerinde gidip gelirler. Bu kanatların hareketini
sağlayan kaslar, sinek uçmaya başladığında kasılır, inişe
geçtiğinde gevşer. Uçuşa başlarken sinirlerin denetlediği
bu kas ve kanat hareketleri, bir süre sonra otomatik hale
gelir.
Kanatların yüzeyinde ve başın
arka kısmında bulunan dokunma organları, uçuş ile ilgili
bilgileri anında beyine ulaştırır. Sinek, uçuş halindeyken
yeni bir hava akımıyla karşılaşırsa, bu dokunma organları
hemen beyne gerekli sinyalleri gönderir. Kaslar da beyinden
gelen sinyallere göre kanatları bu yeni duruma uygun biçimde
çalıştrmaya başlar. Sinek bu organları sayesinde, kendisine
karşı kalkan bir sinekliğin havada oluşturduğu fazladan
rüzgarı hemen algılar ve çoğu kez uçup kurtulur. Karasinek,
kanatlarını bir saniyede yüzlerce defa çırpabilir. Bu hareket
için, dinlenme sırasında harcadığı enerjinin yaklaşık yüz
katı bir enerji harcar. Bu açıdan oldukça güçlü bir canlıdır.
Çünkü insan metabolizması normal temposunun ençok 10 katı
daha fazla enerji harcayabilir. Üstelik insan böyle yoğun
bir enerji tüketimini en fazla bir kaç dakika sürdürebilir.
Oysa karasinek kanatlarını bu ritimle tam yarım saat boyunca
çırpabilir ve bu tempoda bir kilometreden fazla mesafe katedebilir.15


4. "Le Grand
Voyage du Papillon" , Science Illustre, sayı 5, Mayıs 1993,
s. 41.
5. Bilim ve Teknik / Görsel Bilim ve Teknik
Ansiklopedisi, İstanbul: Görsel Yayınlar, 1983-84, s. 2674.
6. J. Robin Wootton, "The Mechanical Design
of İnsect Wings", Scientific American, cilt 263, Kasım 1990,
s.120.
7. Pierre - P. Grasse, Evolution of Living
Organisims, New York: Academic Press, 1977, s. 30.
8. "Exploring The Evolution of Vertical
Flight - at The Speed of Light", Discover, Ekim 1984, s.44-45.
9. "Helikopter Böceği", Star, 16 Ağustos
1984, s. 32-33.
10. Ali Demirsoy, "Yaşamın Temel Kuralları
/ Omugasızlar / Böcekler / Entomoloji", Ankara: Meteksan
AŞ., cilt II, kısım II, 1992, s. 737
11. Bilim ve Teknik / Görsel Bilim ve Teknik
Ansiklopedisi, İstanbul: Görsel Yayınlar, 1983-84, s. 2676.
12. Bilim ve Teknik / Görsel Bilim ve Teknik
Ansiklopedisi, s. 2679.
13. Smith Atkinson, Insects, London: Research
Press, cilt I, 1989, s. 246.
14. Bilim ve Teknik / Görsel Bilim ve Teknik
Ansiklopedisi, İstanbul: Görsel Yayınlar, 1983-84, s.124.
15. Dieter Schweiger, Claude Nuridsany,
Marie Perennou, "Die Filgen", GEO, Nisan 1993, s. 66-82.