Kısacası, kara tipi akciğerden
hava tipi akciğere geçiş, ara geçiş safhasında bulunan bir
akciğerin hiçbir işlevselliğinin olmaması sebebiyle mümkün
değildir. Akciğeri çalışmayan bir canlı ise birkaç dakikadan
fazla yaşayamaz. Çünkü mutasyonların kendisini tesadüfen
kurtarmalarını bekleyecek milyonlarca yılı yoktur.
Kuş akciğerinin bu benzersiz
yapısı, uçuş için gerekli olan yüksek miktarda oksijen ihtiyacını
karşılamaya yönelik, çok mükemmel bir tasarımın varlığını
göstermektedir. Yalnızca kuşlara özgü bu anatominin bilinçsiz
mutasyonların amaçsız bir sonucu olamayacağını görmek için,
biraz sağduyu yeterlidir. Açıktır ki kuş akciğeri, canlıları
Allah'ın yarattığının sayısız delilinden sadece biridir.
3-Denge Sistemi
Allah tüm canlılar gibi kuşları
da kusursuz bir biçimde yaratmıştır. Bu gerçek, her detayda
kendini belli eder. Kuşların vücutları uçuştaki muhtemel
bir dengesizliği engellemek için özel bir tasarımla var
edilmiştir. Hayvanın uçuş sırasında öne doğru eğikleşmesini
engellemek için, kafası özel olarak hafif kılınmıştır: Ortalama
bir kuşun kafasının ağırlığı, vücut ağırlığının yalnızca
%1' ini oluşturur.
Tüylerin aerodinamik yapısı
da kuşların denge sistemindeki önemli bir özelliktir. Özellikle
kanat ve kuyruk bölgelerindeki tüyler, kuşa çok etkili bir
denge sistemi sağlar. Bu özellikler, bir doğanın (falcon
pereginus) saatte 384 km. hızla avına dalarken, hiçbir şekilde
dengesini yitirmemesini sağlar.
4- Güç ve Enerji
Problemi
Bir olaylar zinciri şeklinde
ortaya çıkan her bir süreç, ister biyoloji, ister kimya
veya fizik bilimlerini ilgilendirsin, "enerjinin korunumu
prensibi"ne uygun olarak gelişir. Bunu özetle "belli bir
işin yapılabilmesi için belirlenmiş miktarda enerji gereklidir"
şeklinde de anlatabiliriz.
Enerjinin korunumu prensibinin
çarpıcı bir örneğini, kuşların uçuşunu gözlemlediğinizde
bulabilirsiniz. Göçmen kuşların, uçuşa başlamadan önce,
yolculuklarını tamamlamalarını sağlayacak miktarda enerji
depolamaları şarttır. Buna karşın, uçmanın bir diğer şartı
da mümkün olduğunca hafif olabilmektir. Uçabilmek için,
bedeli ne olursa olsun fazla kilolardan kaçınılmalıdır.
Bu arada yakıtın da mümkün olduğunca verimli olması şarttır.
Yani yakıt minimum ağırlıkta tutulurken, verdiği enerjinin
maksimum olması gereklidir. Bunların hepsi kuşlar için çözümlenmiş
olması gereken problemlerdir.
İlk adım en ekonomik uçuş hızının
tespit edilmesidir. Eğer kuş çok yavaş uçacak olsa, havada
asılı kalması için çok enerji sarf etmesi gerekecektir.
Çok hızlı uçacak olsa, bu sefer de meydana gelen hava direncini
aşmak için çok yakıt tüketmesi gerekecektir. Bu durumda
yakıtın en az tüketilmesi için ideal değerde bir uçuş hızının
gerektiğini görürüz. Bu arada şunu da hatırlatmak gerekir
ki, iskeletlerinin ve kanatlarının aerodinamik yapılarındaki
farklılar nedeniyle her kuş için farklı bir ideal hız geçerlidir.
Bu enerji sorununu altın yağmur
kuşu (Pluvialis dominica fulva) üzerinde inceleyelim: Bu
kuş, kışı geçirmek için her yıl Alaska'dan Hawaii'ye göç
eder. Durmaksızın yaptığı uçuşu sırasında rotası üzerinde
hiç ada bulunmaz. Dolayısıyla kuşun uzun yolculuğu sırasında
hiçbir dinlenme imkanı yoktur. Varış, başlangıç noktasından
4000 km uzaktadır ve bu mesafe aralıksız yaklaşık 250 bin
kanat çırpışını gerektirir. Yolculuğun tümü 88 saaten fazla
sürer.
Kuşun yolculuğa başlarken ağırlığı
200 gramdır. Bunun 70 gramı, yolda yakıt olarak kullanılacak
yağlardan oluşur. Ancak kuş bilimciler, bir altın yağmur
kuşunun bir saat uçmak için harcadığı enerjiyi tespit etmiş
ve kuşun 88 saatlik uçuş için en az 82 gram yakıt harcayacağı
sonucuna varmışlardır. Yani kuşun 12 gramlık bir açığı vardır
ve hesaplara göre Hawai'ye varmadan yüzlerce kilometre önce
enerjisinin bitmesi ve denize düşmesi gerekmektedir.
Ama bu hesaba rağmen altın
yağmur kuşları hiçbir zaman denize düşmez ve her sene başarıyla
Hawai'ye ulaşır. Peki bu canlıların sırrı nedir?
Bu kuşları
yaratan Allah, onlara uçuşlarını kolaylaştıracak ve verimlileştirecek
bir yöntem ilham etmiştir. Kuşlar gelişigüzel bir şekilde
değil, sürü halinde uçar. Uçarken de hepsi belirli bir sıraya
girer ve havada bir "V" şekli oluşturur. Bu V şekli, karşılaştıkları
hava direncini azaltır. Bu uçuş düzeni o kadar etkilidir
ki, kuşlar bu sayede yaklaşık % 23'lük bir enerji tasarrufu
sağlar. Bu şekilde, yere indiklerinde fazladan 6-7 gram
daha yağları kalmış olur. Bu artan yağ ise gereksiz değildir;
rüzgarların ters yönden esmesi durumunda kullanılacak yedek
yakıttır.23
Bu olağanüstü durum karşısında
şu soruları sormak gerekir:
Uçuş için ne kadar yağ gerektiğini
kuş nereden bilir? Bu kadar yağı tam yolculuk öncesi nasıl
ayarlayabilir? Uçuş mesafesini ve tam olarak ne kadar yakıt
tüketileceğini nasıl hesaplar? Kuş Hawai'nin Alaska'dan
daha iyi koşullarda olduğunu nereden bilir?
Kuşların bu bilgilere ulaşmaları,
bunlara uygun hesaplar yapmaları ve bu hesaplara uygun toplu
uçuşlar gerçekleştirmeleri imkansızdır. Bu ise, yaptıkları
işlerin gerçekte kuşlara "ilham edildiğini", bu canlıların
üstün bir güç tarafından yönlendirildiklerini gösterir.
Nitekim Kuran'da "dizi dizi uçan kuşlar"a dikkat çekilmekte
ve bu canlıların Allah'ın kendilerine ilham ettiği bir bilince
sahip oldukları haber verilmektedir:
Görmedin mi ki, göklerde
ve yerde olanlar ve dizi dizi uçan kuşlar, gerçekten Allah'ı
tesbih etmektedir. Her biri, kendi duasını ve tesbihini
şüphesiz bilmiştir. Allah, onların işlediklerini bilendir.
(Nur Suresi, 41)
Onlar, üstlerinde dizi
dizi kanat açıp kapayarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları
Rahman (olan Allah')tan başkası (boşlukta) tutmuyor. Şüphesiz
O, herşeyi hakkıyla görendir. (Mülk Suresi, 19)
Sindirim Sistemi
Uçmak çok fazla güç gerektirir.
Bu nedenle kuşlar, vücut kütlelerine oranla en fazla kas
dokusuna sahip canlılardır. Metabolizmaları da kasların
harcadığı güçle doğru orantıda ayarlanmıştır. Bir canlının
metabolik hızı, ısıdaki 10 derecelik bir artışla ortalama
iki katına çıkar. Bir serçenin 42 derecelik, bir ardıç kuşunun
43.5 derecelik vücut sıcaklıkları ise, metobolizmalarının
ne kadar hızlı çalıştığını gösterir. Bir kara omurgalısına
ancak ölüm getirecek olan bu vücut ısısı, enerji tüketimini
ve böylece gücü artıran bir etken olarak, kuşlar için hayati
önem taşır.
Kuşlar uzun göçlerde tek başlarına
değil, sürü halinde uçmayı tercih eder. Sürünün V
şeklindeki uçuşu, her kuşa % 23'lük bir enerji tasarrufu
sağlamaktadır. |
Kuşlar bu derece fazla enerji
sarf ettikleri için, yedikleri besinleri de çok iyi biçimde
sindirecek bir yapıya sahiptir. Kuşların sindirim sistemi,
alınan besinin en verimli şekilde değerlendirilmesini sağlar.
Örneğin büyümekte olan yavru leylek, yediği 3 kg. besinle
1 kg. ağırlık kazanır. Bu oran, aynı besinlerle beslenen
memelilerde 10 kg.'a karşılık 1 kg. ağırlıktır. Kuşların
dolaşım sistemi de, yine yüksek enerji ihtiyacına uygun
olarak yaratılmıştır. İnsanın kalbi dakikada ortalama 78
kere çarparken, bu sayı serçede 460, sinek kuşunda 615'tir.
Aktif uçma çok yüksek bir enerji gerektirdiği için, kan
dolaşımı da kara canlılarına göre çok daha hızlı gerçekleşmektedir.
Bu yüksek metabolik hız ve enerji sarfiyatı için gerekli
olan oksijen, özel "hava tipi" akciğerler aracılığıyla vücuda
alınır.
Kuşlar bu denli yüksek enerji
harcarlar, ama bu enerjiyi de çok yüksek verimle kullanırlar.
Kara canlılarıyla karşılaştırıldığında, enerji sarfiyatları
kadar verimlilikleri de çok yüksektir. Örneğin göç sırasında
bir kırlangıç her kilometre 2.5 kilokalori harcarken, bu
küçük bir memelide 41 kilokaloridir.
Serçenin kalbi dakikada 460
defa çarpar. Vücut sıcaklığı ise 42 derecedir. Bir
kara omurgalısına ölüm getirecek olan bu vücut sıcaklığı,
gücü artıran bir etken olarak kuşlar için hayati önem
taşır. Kuşların uçuş sırasında ihtiyaç duydukları
büyük enerji, bu hızlı metabolizma sayesinde sağlanmaktadır.
|
Kuşları kara canlılarından
ayıran bu özelliklerin hiçbiri mutasyonlarla ortaya çıkamaz.
Eğer rastgele mutasyonlarla bu özelliklerden herhangi birisinin
meydana geldiği farz edilse bile -ki bu imkansızdır- bu
özellik dahi tek başına hiçbir anlam ifade etmeyecektir.
Uçmak için gerekli olan yüksek miktarda enerjiyi sağlayan
metabolizmanın oluşması, hava tipi bir akciğer olmaksızın
hiçbir işe yaramayacak, aksine yetersiz oksijen alımından
dolayı canlının boğularak ölmesine yol açacaktır. Öncelikle
hava tipi akciğerin oluşması durumunda ise, canlı gereğinden
çok daha fazla oksijen alacak ve bunun sonucunda zarar görecektir.
Bir başka imkansızlık iskelet yapısından kaynaklanır: Kuş,
bir şekilde hava tipi bir akciğere ve metabolik adaptasyonlara
sahip olsa bile, yine de havalanamayacaktır. Zira canlı
ne kadar güçlü olursa olsun, bir kara canlısının ağır ve
nispeten ayrık iskelet yapısıyla havalanması mümkün değildir.
Kanatların oluşması ise, başta da değindiğimiz gibi, apayrı
ve yine kusursuz bir "tasarım" gerektirir.
Tüm bunlar bizi tek bir sonuca
ulaştırır: Kuşların kökenini, tesadüfi bir gelişimle ve
dolayısıyla evrim teorisiyle açıklamak imkansızdır. Yeryüzündeki
binlerce farklı kuş türü, bugün kuşların sahip olduğu tüm
bedensel özelliklere sahip olarak "bir anda" var olmuştur.
Bir diğer deyişle, hepsini Allah ayrı ayrı yaratmıştır.
MÜKEMMEL UÇUŞ TEKNİKLERİ
Albatroslardan akbabalara kadar
tüm kuşlar, rüzgardan yararlanmalarını sağlayacak uçuş yöntemleri
ile birlikte yaratılmıştır. Uçmak çok fazla enerji gerektiren
bir iştir. Bunun için kuşlar, gelişmiş göğüs kasları, büyük
bir kalp ve hafif bir iskelete sahip bir bedenle yaratılmıştır.
Kuşlardaki üstün yaratılış örnekleri sadece bedenleri ile
sınırlı değildir. Çoğu kuşa uçmak için gerekli olan enerjiyi
azaltacak yöntemler de ilham edilmiştir.
Kerkenez |
Kerkenez,
Avrupa, Asya ve Afrika'da çok bilinen yırtıcı bir kuştur.
Kerkenezin çok ilginç bir özelliği vardır: Rüzgarla karşılaştığı
zaman kafası görünmeyen bir el ile tutuluyormuşçasına tamamen
hareketsiz kalır. Gövdesi rüzgara göre yalpalanmasına rağmen,
kafası sabittir. Bu sayede kuşun görüş yeteneği her türlü
sarsıntıya rağmen hep mükemmeldir. Bu yöntem savaş gemilerinde
kullanılan ve denizdeki çalkantılara rağmen silahları hedefe
bağlı tutan jiroskoba benzemektedir. Bu nedenle kerkenezin
kafası, bilim adamlarınca "jirostabilize kafa" olarak adlandırılır.24
Zamanlama Tekniği
Kuşlar uçarak
avlanma sürelerini azami verim alacak şekilde düzenler.
Kerkenezlerin ana besin kaynağı tarla faresidir. Tarla faresi
toprağın altındaki oyuklarda yaşar ve beslenmek için her
iki saatte bir yeryüzüne çıkar. Kerkenezler de avlanmalarını
tarla faresinin beslenme vaktine göre ayarlar. Gündüz avlanmalarına
karşın, avlarını bekletir ve akşam karanlığında yerler.
Bu sayede gün boyunca boş mide ile uçar ve dolayısıyla ağırlıklarını
azaltmış olur. Bu yöntem uçuş için harcanan enerjiyi azaltır.
Kerkenezin bu sayede %7'lik bir enerji tasarrufu yaptığı
hesaplanmıştır.25
Rüzgarda Süzülme
Kerkenezler avlanırken, harcadıkları
enerjiyi rüzgarı kullanarak da azaltır. Kanatları üzerindeki
hava akımını artırmak için rüzgarda süzülür ve eğer yeterli
rüzgar varsa havada kanatları açık şekilde "asılı" kalabilir.
Hava akımının yerden yukarıya doğru olması da onlara ayrı
bir avantaj sağlayacaktır.
Hava akımlarından yararlanarak
enerji sağlayıp, bunu uçarken kullanmaya "süzülme" denir.
Kerkenez, bu yeteneğe sahip birçok kuştan sadece biridir.
Süzülebilme özelliği bu türlerin havadaki üstünlüğünün bir
işaretidir. Süzülerek uçuşun başlıca iki yararı vardır.
Birincisi,
yiyecek ararken ya da avlanma alanını diğer kuşlardan korurken,
havada kalabilmek için gerekli enerjiyi azaltır. İkincisi,
kuşa çok daha uzun uçuşlar yapabilme olanağı verir. Süzülerek
uçan bir martı, kanat çırparken harcadığı enerjinin %70'ini
tasarruf eder.26
Hava Akımlarından
Gelen Enerji
Bir kuş, hava akımlarından
farklı şekillerde enerji elde edebilir: Bir yamaçtan süzülen
kerkenezin ya da denize inen sarp kayalıklardan aşağıya
süzülen bir martının yukarı çıkan hava akımını kullanarak
yaptığı uçuşlar "eğimli süzülme" diye adlandırılır.
Bir tepenin üzerinden kuvvetli
bir rüzgar estiği zaman, hava akımı hareketsiz dalgalar
şekline dönüşür. Kuşlar bu dalgaları kullanarak da dalga
süzülmesi yapabilir.
Sümsükkuşu ve diğer deniz kuşları,
adaların neden olduğu bu çeşit hareketsiz dalgaları kullanır.
Ender olarak kuşlar, gemilerin üzerinde süzülen martıların
yaptığı gibi, daha küçük engellerin oluşturduğu havayı kullanarak
da süzülür.
Kuşun yukarı doğru süzülmesini
sağlayan akımlar, daha çok hava cephelerinde görülür.
Hava cepheleri; hava kütleleri
arasındaki sınırlardır. Kuşların bu cepheleri kullanarak
yaptığı süzülmeler "cephe süzülmeleri" olarak bilinir. Kıyı
boyunca denizden esen rüzgarların oluşturduğu cepheler,
ancak araştırma radarlarının bu cepheler içinde süzülen
kılıç kırlangıcı sürülerini saptaması ile keşfedilmiştir.
Kalan iki yöntem ise ısı dalgaları ile süzülme ve rüzgar
değişimleri ile süzülmedir.
Isı dalgalarını kullanarak
süzülme, genel olarak dünyanın ılıman kesimlerinde, özellikle
kıtaların iç bölgelerinde görülür. Toprak güneşle ısındığı
zaman, hemen üzerindeki hava tabakası da ısınır ve hafifleyerek
bir ısı dalgası halinde atmosferde yükselir. Bu olay, toz
fırtınası ya da ısınan havanın dönerek yükseldiği hortum
şeklinde gözlenebilir.
AKBABALAR VE SÜZÜLME
TEKNİĞİ
Akbabalar, yeryüzünü gözlerken
elverişli bir yükseklikte süzülebilmek için, ısı dalgalarına
dayalı özel bir yönteme sahiptir. Bir ısı dalgasından diğerine
süzülerek gün boyunca çok geniş bir alan üzerinde uçar.
Sabah güneş doğarken ısı dalgaları
yükselmeye başlar. Önce küçük akbabalar, daha zayıf olan
ısı dalgaları ile yükselir. Hava ısındıkça, onları daha
büyük akbabalar izler. Akbabalar, ısınan havanın yarattığı
yukarıya doğru çekim alanında adeta yüzerek yükselir. En
hızlı yükselen hava, ısı dalgasının merkezindeki havadır.
Yerçekimi ile ısınan havanın kaldırma kuvvetini dengelemek
için havada daireler çizer. Daha yükseklere çıkmak istediklerinde
ısı dalgasının merkezine yaklaşırlar ve buradaki daha hızlı
yükselen havayı kullanarak yükselir.
Isı dalgaları diğer avcı kuşlar
tarafından da kullanılır. Leylekler de özellikle göç sırasında
ısı dalgalarını kullanır. Orta Avrupa'da yuva yapan beyaz
leylek, kışı Afrika'da geçirmek için yaklaşık 7000 km. uzağa
göç eder. Eğer tüm yolu kanat çırparak geçmeye kalksa yolculuk
boyunca dört yerde konaklaması gerekecektir. Ama beyaz leylek
günün 6-7 saati ısı dalgaları arasında planör uçuşu yaparak
yolculuğunu üç haftada, enerjisinin büyük bir kısmını tasarruf
etmiş olarak tamamlar.
Su karadan daha yavaş ısındığı
için, denizler üstünde ısı dalgaları oluşmaz. Bu nedenle
göç eden kuşlar uzun deniz geçişlerinden kaçınır. Avrupa'dan
Afrika'ya göç eden leylekler ve diğer yırtıcı kuşlar, ya
İber Yarımadası üzerinden Cebelitarık Boğazı yoluyla ya
da Balkanlar üzerinden İstanbul Boğazı yoluyla geçer.
Albatros, sümsükkuşu, martı
ve öteki deniz kuşları ise, yüksek dalgaların oluşturduğu
hava akımını kullanır. Dalga tepeleri üzerinde uçan bu deniz
kuşları, yukarıya doğru sapan havanın kaldırma kuvvetini
kazanır. Albatros dalgaların üstünde süzülürken sık sık
rüzgara doğru keskin bir şekilde döner ve hızla yükselir.
10-15 metre yükseldikten sonra yeniden döner ve süzülmeyi
sürdürür. Burada kuş, rüzgar değişiminden enerji kazanmaktadır.
Deniz yüzeyine değen havanın hızı azalır. Bu yüzden, yükselen
albatros daha hızlı hava akımı ile karşılaşır. Yeterli bir
hıza ulaştıktan sonra yeniden döner ve dalgalar üzerinde
süzülmeye devam eder. Yelkovankuşu gibi küçük kuşlar da
dalgalar üzerinde süzülürken aynı tekniği uygulayabilir.
KUŞLARDAKİ TASARIMLAR
  |
Solda,
başının her iki yanında bulunan gözler, güvercine
çok geniş bir görüş alanı sağlamaktadır.(turuncu ve
sarı alanlar).(Sağda)Yağmur kuşu son derece hızlı
hareket edebilir, havada keskin manevralar yapabilir.
Bu sırada pek çok kuşunkinden daha geniş bir görüş
alanına ihtiyaç duyar. Başının iki yanında bulunan
iri gözleri, ona ihtiyacı olan bu görüş alanını sağlamaktadır. |
Kuşlarda en gelişmiş duyular
görme ve işitmedir. Avcı kuşlarda daha ziyade görme duyusu
güçlüdür. Gece avlananlarda ise işitme duyusu daha hassastır.
Bazı dalgıç kuşlar, örneğin balıkçıl veya karabatak ise,
suda görmeye elverişli gözlerle donatılmıştır. Bu kuşların
korneaları yassıdır, böylece ışığın kırılması azalır ve
su altında net görüntü elde eder.Kuşların çoğunda gözler
çoğunlukla kafanın iki yanındadır. Bu tasarım sayesinde
geniş bir görüş açısı kazanır. Gece avlanan yırtıcı kuşların
gözlerinin kafalarının ön kısmında olması ise yine kusursuz
bir tasarımdır; çünkü bu kuşlar geniş görüş açısından çok,
"binoküler" olarak adlandırılan, dar ama daha net görüntü
açısına ihtiyaç duymaktadır. (İnsanlar da aynı görüntü açısına
sahiptir.)Kuşların ayrıca çok ilginç bazı duyuları da vardır.
Bu sayede havadaki titreşimleri, hissedebilir, dünyanın
manyetik alanını algılayıp buna göre yön tayini yapabilir.
|
Solda,
bazı kuşlar için iyi koku alma yeteneği hayati bir
önem taşır. Urubu denilen siyah tüylü Amerikan akbabası,
oldukça uzaklardan algılayabildiği kokular sayesinde
leşlerin yerini kolaylıkla bulur ve böyle beslenir.Sağda,
gündüz avlanan yırtıcı kuşların görme duyarlılığı
insanlardan daha güçlüdür. Bir insan uzaktaki bir
fareyi bulanık görür. Oysa bir aladoğan aynı mesafedeki
fareyi çok daha net olarak görebilmektedir. |
 |
Baykuşun
gözleri başının önünde bulunur. Bu tasarım, kuşa çok
verimli ve net bir "binoküler" görüş kazandırır (sarı
alan). Bu tasarım doğal olarak geniş bir kör bölge
oluşturmaktadır, ancak bu, kuşa hiçbir dezavantaj
vermez. Çünkü başını yaklaşık 270 derece çevirebilmekte
ve istediği anda kolaylıkla arkasına dönüp bakabilmektedir. |
UÇMAK, YÜZMEK VE KOŞMAK
İÇİN MÜKEMMEL TASARIMLAR
Kuşların iskeleti, uçmak, yürümek
ve hatta yüzmek gibi hareketleri en hızlı ve verimli bir
biçimde sağlayacak şekilde yaratılmıştır.
Uçucu kuşların hepsi, çok güçlü
bir ana göğüs kemiği (sternum) ve bunu destekleyen şerit
halinde ikinci bir göğüs kemiği (breşet) ile donatılmıştır.
Uçuşu sağlayan göğüs kasları bu kemiklerin üstünde yer alır.
KEMİKLER
Kuş kemikleri havalanmak için tasarlanmıştır. İçleri
oyuktur. Kas kuşakları ile sarılmıştır.
Böylece sağlamlıklarından hiçbir şey yitirmeden mükemmel
bir hafifliğe kavuşturulmuştur.
1. Gaga 2. Lades kemiği 3. Kol kemiği 4. Basen kemiği
5. Kanat ucu kemiği 6. Alt bacak kemiği 7. Göğüs kemiği
8. Ayak parmakları Solda, Serçegiller uzun süre uçmalarına
imkan tanıyan dış göğüs kemiğine sahiptir. Bu kemiğin
üstünde göğüs kasları yer alır. |
Leyleğin açılmış kanatları,
tüylerin diziliş sırasını gösteriyor. Uzun tüyler
mekanik itmeyi meydana getirir. Üst üste binmiş daha
kısa olan tüyler ise kuşa aerodinamik bir yapı kazandırmaktadır.1.
İkincil uzun tüyler 2. Kanat tüyleri 3. Omuz tüyleri
4.Kanat ucu uzun tüyler |
GÖĞÜS KAFESİ
Kuşların göğüs kafesi, kanatlar kapandığında sıkışmaması
için eğilmez bir niteliktedir. Yani kuş uçarken ve
nefes alıp verirken, göğüs kafesinin hacmi büyüyüp
küçülmez. |
Göğüs kemeri adı verilen iskelet
kısmı ise, kanat kemikleri için güçlü bir dayanma noktası
oluşturur. Göğüs kemeri yassı göğüs kemiği ile sadece kuşlara
özgü olan lades kemiklerinden oluşmaktadır.
Kanadı taşıyan kemikler oldukça
uzundur ve birbirlerine kaynamış durumdadır. Kanattaki diğer
kemikler topluca "el" olarak adlandırılan üç küçük kemikten
oluşur. Basen, ayak kaslarının yayılarak daha iyi çalışabilmesi
için hem vücudun altına, hem de gerisine doğru uzatılmıştır.
KUŞ YUMURTALARINDAKİ
TASARIM
Kuşlardaki yaratılış mucizeleri
kanatları, tüyleri ya da göç yetenekleriyle sınırlı değildir.
Bu canlılardaki olağanüstü tasarımlardan biri de yumurtalarında
ortaya çıkar.
Bize çok basit gibi görünen
tavuk yumurtasının kabuğunda, golf topu girintilerini andıran
15 bin kadar gözenek bulunur. Daha küçük bazı kuşların yumurtaları
ise, ancak mikroskop altında görülebilen süngersi bir kabuğa
sahiptir. Bu girintili-çıkıntılı yapılar, kuş yumurtasına
büyük bir esneklik kazandırmakta ve darbelere karşı direncini
artırmaktadır.
Yumurta tam bir paketleme harikasıdır.
Gelişmekte olan civcivin gereksinim duyduğu tüm besin ve
suyu sağlar. Yumurtanın sarısı, protein, yağ, vitamin ve
mineraller içerirken, akı da bir su deposu işlevini görür.
Gelişmekte olan civcivin besine
ve suya olduğu kadar oksijen almaya ve karbondioksitini
dışarı atmaya da gereksinimi vardır. Civcivin ayrıca bir
ısı kaynağına, kemiklerinin gelişmesi için kalsiyuma, suyunun
korunmasına, bakterilerin bulaşmasına ve mekanik darbelere
karşı bir koruma sistemine gereksinimi vardır. Tüm bu gereksinimleri
yumurta kabuğu karşılar. Civciv, kabuk zarlarının iç yüzeyinde
bulunan bol damarlı bir katman aracılığıyla oksijen alır
ve karbondioksitini atar. Gaz alıp verme, erişkin hayvanlarda
olduğu gibi akciğerlerle değil, kabuktaki küçük gözenekler
yoluyla olur.
Yumurta kabukları, şaşırtıcı
ölçüde sağlam olmalarına karşın, çok da incedir. Bu özellik,
kuluçkadaki ana ya da babanın ısısının, yumurtanın içine
kadar kolayca iletilmesini sağlar.
Gerekli Bir Kayıp
Kuluçka dönemi sırasında, yumurtadaki
suyun ortalama %16'sı gözeneklerden dışarı buharlaşarak
kaybolur. Biyologlar eskiden bu su kaybının, yumurta kabuğunun
hava geçirebilen yapısı nedeniyle zorunlu, ama zararlı bir
kayıp olduğunu düşünüyorlardı. Oysa son araştırmalar, bu
su kaybının civcivin yumurtadan çıkması için gerekli olduğunu
göstermiştir. Civcivin yumurtadan çıkarken gagasındaki yumurta
dişini kullanarak kendisine bir delik açtığı ilk aşamada,
fazla oksijene ve başını oynatacak kadar bir boşluğa gereksinimi
vardır. Bu gereksinimler, yumurtadaki suyun kaybedilmesi,
dolayısıyla yer açılması ve bu açılan yerde daha çok oksijen
bulundurulmasıyla karşılanır.
 |
Civcivler,
yumurtalarını kırmak için kullandıkları özel bir "yumurta
dişi"ne sahiptir. İlginç olan, bu özel kırıcı dişin,
civciv yumurtayı kırmadan bir süre önce belirmesi
ve sonra da yok olmasıdır.Yumurta, civcivi 20 günlük
kuluçka dönemi boyunca koruyacak kadar sağlam, ama
dışarı çıkmasına imkan sağlayacak kadar da kırılgandır. |
Konunun daha da ilginç olan
yönü, farklı yumurta kabuklarının su kaybetme oranlarının
da, ideal olan % 15-20'lik su kaybını sağlayacak şekilde
ayarlanmış olmasıdır. Örneğin, dalgıç kuşu yumurtasının
su kaybetme oranı, daha kuru ortamda kuluçkaya yatırılan
aynı büyüklükteki bir başka yumurtadan üç kat daha fazladır.
Yumurtadaki Dayanıklılık
Tasarımı
Bir yumurta kabuğunun, gaz,
su ve ısı işlemini düzenlemesi gerektiği kadar sağlam da
olması gerekir. Kabuk, gelişmekte olan civcivi dış darbelere
karşı koruyacak ve kuluçkaya yatan annenin ağırlığını kaldırabilecek
kadar dayanıklı olmalıdır.
Nitekim kuş yumurtalarına baktığımızda,
son derece dayanaklı bir biçimde tasarlandıklarını görürüz.
Allah, küçük ve büyük yumurtaları birbirinden farklı şekilde
yaratmıştır. Büyük kuşların yumurtaları genellikle sert
ve esnek olmayan bir yapıya sahiptir. Daha küçük kuşların
yumurtaları ise yumuşak ve esnektir.
Tavuk yumurtalarının kabukları
sert ve gevrektir ancak yuvada birbirleri üzerine yuvarlandıklarında
kırılmaz. Bu tür kabuk, aslında tüm iri yumurtalarda bulunmaktadır.
Bu sağlamlık, yumurtayı saldırganlardan korumaktadır. Eğer
bu sert ve gevrek kabukları küçük yumurtalarda olsaydı çok
çabuk kırılırlardı. Araştırmalar, küçük yumurtalardaki kabukların
gevrek değil, ama dayanıklı ve esnek olduğunu göstermektedir.
Olası bir darbede esneyebilmeleri onları kırılmaktan kurtarır.
Yumurta kabukları, içerdeki
civcivin, gözenek kanallarından oksijen alabilmesine
imkan tanıyacak biçimde yaratılmıştır. Üstteki şekilde,
karbondioksit, su ve oksijenin gözenek kanallarından
geçiş şekli görülüyor. |
Üstteki şema, yumurtalarını
ıslak ve çamurlu bitki örtüsü üzerine bırakan dalgıç
kuşunun yumurta kabuğunu göstermektedir. Dikkat edilirse,
kabuk üzerindeki gözenekler, "inorganik kürecikler
katmanı" denilen bir tabaka ile kaplanmıştır. Bu tabaka,
kabuğun gözeneklerinin tıkanmasını ve bu sayede yavrunun
havasızlıktan ölmesini engellemektedir.Farklı ortamlarda
yaşayan kuşların yumurtaları da farklı tasarımlara
sahiptir. Üstte, bu tür bir yumurta kabuğunun kesiti
yer alıyor. Bu yumurta kabuğu, çakıllı yerlerde yumurtlayan
halkalı yağmur kuşuna aittir. Dıştaki özel kristal
katman, yumurtanın çizilerek zedelenmesini engellemektedir. |
Bir kabuğun
gevrek ya da esnek yapıda olması, sadece civcivi korumak
açısından değil, onun dünyaya gelişi sırasındada önemli
rol oynar. Sert ve gevrek bir kabuktan çıkacak olan civcivin,
kafasını ve bacaklarını çıkarmadan önce yumurtanın basık
ucunda sadece bir-iki delik açması yeterlidir. Böylece delikleri
birleştiren bir takım çatlaklar oluşur ve civciv şapka biçiminde
bir kapağı kaldırmakla özgürlüğüne kavuşabilir.27


16. Engin
Korur, "Gözlerin ve Kanatların Sırrı", Bilim ve Teknik,
Ekim 1984, Sayı 203, s. 25.
17. A. Feduccia, The Origin and Evolution
of Birds, New Haven, CT: Yale University Press, 1996, p.
130 cited in Jonathan D. Sarfati, Refuting Evolution.
18. Norman Macbeth, Darwin Retried: An
Appeal to Reason, Boston, Gambit, 1971, s.101.
19. Hakan Durmuş, "Bir Tüyün Gelişmesi",
Bilim ve Teknik, Kasım 1991, s. 34.
20. Hakan Durmuş, "Bir Tüyün Gelişmesi",
Bilim ve Teknik, s. 34-35.
21. Michael Denton, Evolution: A Theory
in Crisis, sf. 210-211
22. Michael Denton, Evolution: A Theory
in Crisis, London, Burnett Books Limited, 1985, s. 210.
23. http//:www.members.trupath.com/brightway/migration%20of%20
birds.htm
24. Bilim ve Teknik / Görsel Bilim ve Teknik
Ansiklopedisi, İstanbul: Görsel Yayınlar, 1983-84, s.978.
25. Bilim ve Teknik / Görsel Bilim ve Teknik
Ansiklopedisi, s.978.
26. Bilim ve Teknik / Görsel Bilim ve Teknik
Ansiklopedisi, s.978.
27. Bilim ve Teknik / Görsel Bilim ve Teknik
Ansiklopedisi, s. 564-567.