BARIŞ VE GÜVENLİĞİN KAYNAĞI:
İSLAM AHLAKI
Bir din adına ortaya çıktığını ileri süren
insanların bir kısmı, o dini yanlış anlıyor ve yanlış
uyguluyor olabilirler. O nedenle bu insanlara bakarak
o din hakkında fikir edinmek yanlış olur. Bir dini tanımanın
en doğru yolu, o dinin kutsal kaynağını incelemektir.
İslam'ın kutsal kaynağı Kuran'dır. Kuran
ahlakı, sevgi, şefkat, merhamet, tevazu, fedakarlık, hoşgörü
ve barış kavramlarına dayanmaktadır. Bu ahlakı gerçek
anlamda yaşayan bir Müslüman, son derece kibar, ince düşünceli,
alçakgönüllü, adaletli, güvenilir ve uyumlu bir insan
olur. Etrafına sevgi, saygı, huzur ve yaşama sevinci verir.
İslam Barış Dinidir
Terörün en genel anlamı, askeri olmayan hedeflere
karşı siyasi amaçlı şiddet kullanımıdır. Bir diğer ifadeyle
terörün hedefleri tamamen suçsuz olan sivil insanlardır.
Tek suçları, teröristin gözünde "öteki taraf" olmaktır.
Bu nedenle de terör, suçsuz insanlara karşı şiddet uygulanması
anlamına gelir ve bunun hiçbir ahlaki mazereti yoktur.
Bu, Hitler'in veya Stalin'in cinayetleri gibi, "insanlığa
karşı işlenmiş suç"tur.
Kuran Allah'ın insanlara yol gösterici olarak
indirdiği bir kitaptır ve Allah Kuran'da insanlara güzel
ahlakı emretmektedir. Bu ahlakın temelinde ise, sevgi,
şefkat, hoşgörü, adalet ve merhamet gibi kavramlar yer
alır. İslam kelimesi, Arapçada "barış" kelimesiyle aynı
anlama gelir. İslam, Allah'ın sonsuz merhamet ve şefkatinin
yeryüzünde tecelli ettiği huzur ve barış dolu bir hayatı
insanlara sunmak için indirilmiş bir dindir. Kuran ayetlerinde
insanlar, yeryüzünde merhametin, şefkatin, hoşgörünün
ve barışın yaşanabileceği model olarak İslam ahlakına
çağırılmaktadır. Bakara Suresi'nin 208. ayetinde şöyle
buyurulmaktadır:
Ey iman edenler, hepiniz topluca "barış
ve güvenliğe (Silm'e, İslam'a) girin ve şeytanın adımlarını
izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır. (Bakara
Suresi, 208)
Teröristlerin hedeflediği
dünyada şiddet, savaş, çatışma, kaos, korku, endişe,
tedirginlik, sıkıntı, üzüntü ve kavga vardır.
|
Ayette görüldüğü gibi Allah, insanların "güvenliği"nin
Kuran ahlakının yaşanmasıyla sağlanabileceğini bildirmektedir.
Kuran ahlakına göre bir Müslüman, Müslüman
olsun veya olmasın tüm diğer insanlara karşı iyi ve adaletli
davranmakla, zayıfları ve masumları korumakla ve "yeryüzünde
bozgunculuğu önlemekle" sorumludur. Bozgunculuk, yeryüzünde
insanların güvenlik, barış ve huzurunu ortadan kaldıran
her türlü anarşi ve terör halidir. Bir ayette buyurulduğu
gibi, "Allah, bozgunculuğu sevmez".
(Bakara Suresi, 205)
İslam ahlakının yaşandığı
bir toplumda ise barış, hoşgörü, uzlaşma, affedicilik,
sevgi, şefkat, yardımlaşma, fedakarlık ve neşe hakimdir.
|
Bir insanın suçsuz yere öldürülmesi ise,
en büyük bozgunculuk örneklerinden biridir. Allah, Kuran'da
bu durumu şu şekilde açıklamaktadır:
... Kim bir nefsi, bir başka nefse ya
da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın öldürürse,
sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu (öldürülmesine
engel olarak) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi
olur... (Maide Suresi, 32)
Görüldüğü gibi tek bir insanı bile, "bir
başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın",
öldüren bir kişi, tüm insanları öldürmüş kadar büyük bir
suç işlemektedir. Bu durumda, teröristlerin işledikleri
cinayet, katliam ve gündemdeki tabiriyle "intihar saldırıları"nın
ne kadar büyük bir suç olduğu açıktır. Allah terörizmin
bu zalim yüzünün ahiretteki karşılığını şöyle bildirir:
Yol, ancak insanlara zulmeden ve yeryüzünde
haksız yere 'tecavüz ve haksızlıkta bulunanların' aleyhinedir.
İşte bunlara acıklı bir azab vardır. (Şura Suresi, 42)
Tüm bunlar göstermektedir ki, masum insanlara
karşı terör eylemi düzenlemek, İslam'a tamamen aykırı
bir eylemdir ve hiçbir Müslüman böyle bir suç işleyemez.
Aksine, Müslümanlar bu suçları işleyen insanları durdurmakla,
"yeryüzündeki bozgunculuğu" ortadan kaldırmak ve tüm insanlara
huzur ve güven getirmekle sorumludurlar. Müslümanlık terörle
birlikte düşünülemez, aksine terörün engelleyicisi ve
çözümüdür.
Allah bir insanı haksız
yere öldüren kişinin, "sanki tüm insanları öldürmüş"
gibi olacağını Maide Suresi'nin 32. ayetinde bildirmiştir.
Acımasızca tek bir insanı dahi katletmek, Kuran
ahlakı ile taban tabana zıttır. |
Allah Bozgunculuğu Lanetlemiştir
Allah, insanlara kötülük yapmaktan sakınmalarını
emretmiş; zulmü, zorbalığı, öldürmeyi, kan dökmeyi yasaklamıştır.
Allah'ın bu emrine uymayanlar, ayette geçen ifadeyle "şeytanın
adımlarını izleyenler" olarak nitelendirilmiş
ve açıkça Allah'ın haram kıldığı bir tutum içerisine girmişlerdir.
Kuran'da bu konudaki birçok ayetten bazıları şöyledir:
Allah'a verdikleri sözü, onu kesin olarak
onayladıktan sonra bozanlar, Allah'ın ulaştırılmasını
emrettiği şeyi kesip-koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk
çıkaranlar; işte onlar, lanet onlar içindir ve yurdun
kötü olanı da onlar içindir. (Rad Suresi, 25)
... Allah'ın verdiği rızıktan yiyin,
için ve yeryüzünde bozgunculuk (fesad) yaparak karışıklık
çıkarmayın. (Bakara Suresi, 60)
Düzene konulması (ıslah)ından sonra yeryüzünde
bozgunculuk (fesad) çıkarmayın; O'na korkarak ve umut
taşıyarak dua edin. Doğrusu Allah'ın rahmeti iyilik yapanlara
pek yakındır. (A'raf Suresi, 56)
Bozgunculukla, masum insanları öldürmekle,
isyanla ve zulümle yeryüzünde başarılı olabileceklerini
zanneden insanlar çok büyük bir yanılgı içindedirler.
Çünkü Allah terör ve şiddet anlamlarını da kapsayan her
türlü bozgunculuk hareketini yasaklamış, bu tür bir eylem
içinde olanları lanetlemiş ve bir ayetinde de "Şüphesiz
Allah, bozgunculuk çıkaranların işini düzeltmez." (Yunus
Suresi, 81) şeklinde buyurmuştur.
Bugüne kadar belki de yüz
binlerce insanın hayatına mal olan terör eylemlerinin
görünürde birçok sebebi olabilir. Ancak unutulmamalıdır
ki asıl sebep, bu eylemleri gerçekleştiren insanların
dinin getirdiği güzel ahlaktan uzak olmaları ve
Allah'tan gereği gibi korkmamalarıdır. |
Ancak çağımızda dünyanın dört bir köşesinde
terör, soykırım ve katliamlar yaşanmakta, masum insanlar
hunharca öldürülmekte, suni sebeplerle birbirlerine düşman
hale getirilen topluluklar ülkeleri kana bulamaktadır.
Birbirlerinden çok farklı tarihlere, kültürlere ve toplumsal
yapılara sahip olan ülkelerde meydana gelen bu olayların,
her ülkede kendine özgü bazı nedenleri ve kaynakları olabilir.
Ancak asıl nedenin dinin getirdiği sevgi, saygı ve hoşgörüye
dayalı güzel ahlaktan uzaklaşmak olduğu açıktır. Dinsizliğin
bir sonucu olarak, Allah korkusuna sahip olmayan ve ahirette
hesap vereceklerine inanmayan, bu nedenle de "nasılsa
kimseye hesap vermeyeceğim" diye düşünen, her türlü insafsızlığı,
ahlaksızlığı ve vicdansızlığı kolaylıkla yapabilen kitleler
oluşmaktadır.
Allah ve din adına ortaya çıkan, ama Allah'ın
lanetlediği suçları işlemek için örgütlenen iki yüzlü
insanların varlığına, Kuran'da da işaret edilmiştir. Bir
ayette, "Allah adına and içerek" peygamberi öldürmek için
plan yapan "dokuzlu bir çete"den şöyle söz edilir:
Şehirde dokuzlu bir çete vardı, yeryüzünde
bozgun çıkarıyorlar ve dirlik-düzenlik bırakmıyorlardı.
Kendi aralarında Allah adına and içerek, dediler ki: "Gece
mutlaka ona ve ailesine bir baskın düzenleyelim, sonra
velisine: Ailesinin yok oluşuna biz şahid olmadık ve gerçekten
bizler doğruyu söyleyenleriz, diyelim. "Onlar hileli bir
düzen kurdu. Biz de (onların hilesine karşı) onların farkında
olmadığı bir düzen kurduk. (Neml Suresi, 48-50)
Bu ayette bildirilen olayın da bize gösterdiği
gibi, bazı insanların "Allah adına" ortaya çıkmaları,
hatta "Allah adına and içmeleri", yani çok "dindar" gibi
gözükebilecek kelimeler kullanmaları, o insanların dine
uygun bir iş yaptıklarını göstermez. Aksine, tamamen Allah'ın
rızasına ve din ahlakına aykırı bir iş de yapıyor olabilirler.
Bu konuda ölçü, yaptıkları işin ne olduğudur. Eğer yaptıkları
iş, ayette bildirildiği gibi "yeryüzünde bozgun
çıkarmak ve dirlik-düzenlik bırakmamak" ise,
biliniz ki o kişiler gerçek dindar olamaz ve amaçları
da dine hizmet etmek değildir.
Allah korkusu olan ve gerçek İslam ahlakını
kavramış bir insanın şiddetten, bozgunculuktan yana çıkması
ve bu tip eylemlerin içinde bulunması kesinlikle mümkün
değildir. Bu nedenle de terörün çözümü gerçek İslam'dır.
Kuran'da bildirilen güzel ahlak anlatıldığında, insanlar
düşmanlığı, savaşı ve kaos ortamlarını kendilerine hedef
edinen gruplardan yana çıkmayacak, onlarla birlik olmayacaklardır.
Çünkü Allah Kuran'da insanları bozgunculuktan men etmiştir:
"O, iş başına geçti mi (ya da sırtını
çevirip gitti mi) yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini
ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah ise, bozgunculuğu
sevmez. Ona: "Allah'tan kork" denildiğinde, büyüklük gururu
onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine cehennem yeter;
ne kötü bir yataktır o." (Bakara Suresi, 205-206)
Bu ayetlerden de anlaşılacağı gibi, Allah'tan
korkan bir insanın devletine, milletine, insanlığa en
küçük zarar dokunduracak bir harekete dahi göz yumması
söz konusu değildir. Allah'a ve ahiret gününe inanmayan
bir insan ise kimseye hesap vermeyeceğini zannederek her
türlü kötülüğü kolaylıkla yapabilir.
İşte günümüzde de devam eden bu büyük terör
belasından kurtulmak için öncelikle yapılması gereken,
dinsizliğin ve din adına ortaya atılan çarpık anlayışların
eğitim yoluyla ortadan kaldırılması ve insanlara Allah
korkusunun ve gerçek Kuran ahlakının öğretilmesidir.
İman Edenlerin Üzerine Düşen Sorumluluk
Dünya üzerinde olup bitenler kendilerine
dokunmadığı sürece rahatsız olmayan kişiler, din ahlakının
insanlara kazandırdığı fedakarlık, kardeşlik, dostluk,
dürüstlük ve hizmet anlayışından yoksun kimselerdir. Hayatları
boyunca sadece imkanlarını tüketerek, insanlığın karşı
karşıya olduğu tehlikelerden habersiz bir şekilde kendi
nefislerini tatmine çalışırlar. Oysa Allah Kuran'da etrafına
daima hayır getiren, çevresindeki olaylara karşı ilgili
olan, insanları doğru yola çağıran bir ahlakı makbul olarak
göstermiştir. Bir ayette çevresine hiçbir faydası dokunmayan
kişiler ile, daima hayır üzerinde hareket eden insanlar
arasındaki fark şöyle bir kıyasla açıklanmıştır:
"Allah şu örneği verdi: İki kişi; bunlardan
birisi dilsiz, hiçbir şeye gücü yetmez ve herşeyiyle efendisinin
üstünde (bir yük), o, onu hangi yöne gönderse bir hayır
getirmez; şimdi bu, adaletle emreden ve dosdoğru yol üzerinde
bulunanla eşit olabilir mi?" (Nahl Suresi, 76)
Ayette de belirtildiği gibi "dosdoğru yol
üzerinde bulunan", dinine bağlı, Allah'tan korkup sakınan,
manevi değerlere önem veren, vatanına milletine ve insanlığa
hizmet şevki içinde olan bir kişinin, bulunduğu topluma
büyük yararlar getireceği kesindir. Bu yüzden insanların
gerçek dini öğrenmeleri ve Kuran'ın gösterdiği güzel ahlakı
yaşamaları son derece önemlidir. Bu üstün ahlakı yaşayan
insanları Allah bir ayetinde şöyle tanımlamıştır:
"Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir,
iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı
verirler, ma'rufu (güzel olanı) emrederler, münkerden
(çirkinden) sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah'a
aittir." (Hac Suresi, 41)
Allah İyilikte Bulunmayı Emretmiştir
Müslüman Allah'ın emirlerine uyan, Kuran
ahlakını titizlikle uygulamaya çalışan, dünyayı güzelleştiren,
imar eden, barışı ve huzuru hakim kılan insandır. Amacı
insanlara güzellikte, iyilikte ve hayırda bulunmaktır.
Kasas Suresi'nde şu şekilde bildirilir:
Sivil halkı ve özellikle
de çocukları hiç tereddüt etmeden hedef alanlar
şunu düşünmelidirler: Bu çocukların suçu nedir?
Bu masum insanlara zulmetmek, Allah Katında hesabı
verilemeyecek bir davranış olabilir. |
"... Allah'ın sana ihsan ettiği gibi,
sen de ihsanda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama.
Çünkü Allah, bozgunculuk yapanları sevmez." (Kasas Suresi,
77)
İslam dinine giren bir insanın amacı Allah'ın
rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmaktır. Bunun için
de çok ciddi bir çaba içinde olması, Allah'ın razı olacağı
ahlakı dünya hayatındayken kazanması gerekmektedir. Bu
ahlakın en belirgin özellikleri ise merhamet, şefkat,
adalet, dürüstlük, affedicilik, tevazu, hoşgörü, fedakarlık
ve sabırdır. Mümin, insanlara güzellikle davranacak, hayırlarda
yarışacak, iyilikte ve fedakarlıkta bulunacaktır. Allah
ayetlerde şu şekilde buyurmaktadır:
Biz, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini
hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz
o saat de yaklaşarak-gelmektedir; öyleyse (onlara karşı)
güzel davranışlarla davran. (Hicr Suresi, 85)
... Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere,
yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa,
yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle
davranın. Çünkü, Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni
sevmez. (Nisa Suresi, 36)
... İyilik ve takva konusunda yardımlaşın,
günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah'tan korkup-sakının.
Gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli
olandır. (Maide Suresi, 2)
İslam ahlakının insanlara
kazandırdığı en önemli özellikler sevgi, merhamet,
yardımlaşma, fedakarlık, hoşgörü ve affediciliktir.
Bu ahlakın gerçek anlamda yaşandığı bir toplumda
terörün, şiddetin ve çatışmanın zemin bulması mümkün
değildir. |
Ayetlerde de belirtildiği gibi Allah iman
edenlerden insanlara güzellikle davranmalarını, iyilik
konusunda birbirleriyle yardımlaşmalarını, bozgunculuktan
uzak durmalarını istemektedir. İyilikte bulunanları "...
Kim bir iyilikle gelirse, kendisine bunun on katı vardır..."
ayetiyle müjdelemekte, kötülükte bulunanları ise "...
kim bir kötülükle gelirse, onun mislinden başkasıyla cezalandırılmaz
ve onlar haksızlığa uğratılmazlar." (Enam Suresi, 160)
şeklinde uyarmaktadır.
Allah Kuran'da insanlara Kendisi'ni, "sinelerin
özünde olanı bilen" olarak tanıtmış ve "her
türlü kötülükten sakınmaları" gerektiğini bildirmiştir.
Bu durumda "Allah'a teslim olan" anlamına gelen "Müslüman"
sıfatını taşıyan bir insanın terörü ortadan kaldırmak
için mücadele eden bir insan olacağı aşikardır.
Müslüman, çevresinde yaşananlara tepkisiz
kalmaz ve asla "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" mantığında
düşünmez. Çünkü O, Allah'a teslim olmuştur, O'nun yolundadır
ve iyiliğin temsilcisidir. O halde uygulanan zulme ve
teröre karşı duyarsız kalamaz. Hiçbir suç işlememiş masum
insanları katleden terörün, gerçekte en büyük düşmanı
Müslümandır. İslam dini, terörün her türlüsüne karşıdır
ve daha en başından yani düşünce safhasında terörü engeller.
Daima insanlar arasında barış ve adaletin hüküm sürmesini
emreder ve insanları fitneden, kargaşadan ve bozgunculuktan
sakındırır.
Kuran Ahlakı Adaleti Gerektirir
Allah'ın Kuran'da tarif ettiği gerçek adalet
insanlar arasında hiçbir ayrım yapmadan adaletle hükmetmeyi,
insanların hakkını korumayı, zulme asla rıza göstermemeyi,
zalime karşı mazlumdan yana tavır almayı emretmektedir.
Bu adalet, olayları çok yönlü değerlendirmeyi, ön yargısız
düşünmeyi, tarafsızlığı, dürüstlüğü, hoşgörüyü, merhameti
ve şefkati gerektirir. Örneğin olayları itidalli değerlendiremeyen,
heyecanına ve hislerine kapılan bir insan sağlıklı karar
veremeyecek, bu duygularının etkisinde kalacaktır. Oysa
adaletle hükmeden bir kişi tüm kişisel duygu ve düşüncelerini
bir tarafa bırakmayı, her şart ve durumda doğrulardan
yana olmayı, dürüstlükten ve doğruluktan asla taviz vermemeyi
Kuran ahlakı ölçüsünde kendine yol edinir. Kişi, öyle
bir ahlaka sahip olmalıdır ki, kendi çıkarlarından önce
karşı tarafı düşünmeli, kendisine bir zarar gelecek olsa
dahi, eğer hak karşı taraftan yanaysa, adil olabilmelidir.
Allah Nisa Suresi'nin 58. ayetinde "insanlar arasında
hükmedildiğinde adaletle hükmedilmesini" emreder.
Bir başka ayetinde ise, adaletin insanın kendisinin ve
yakınlarının aleyhine bile olsa uygulanmasını buyurur:
Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız
ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahidler
olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun,
ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse
adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer dilinizi
eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz
Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (Nisa Suresi,
135)
Allah'tan korkup sakınan ve ahiret gününde
hesaba çekileceğini bilen bir kişi Allah'ın hoşnutluğunu
kazanmak için adaletle hükmeder. Bilir ki, Allah tüm yapıp
ettikleriyle, söylediği her sözle ve aklından geçen her
düşünceyle onu ahiret gününde sorguya çekecek ve bunlarla
eksiksiz bir şekilde karşılık görecektir. Kuran'da adaletin
eksiksiz olarak tarifi yapılmış, iman edenlere karşılaşacakları
olaylar karşısındaki tutumları ve adaletin nasıl uygulanacağı
bildirilmiştir. Bu iman edenler için çok büyük bir kolaylık
ve Allah'tan bir rahmettir. Bu nedenle de iman edenler
hem Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak, hem de huzurlu, güvenli
ve barış içinde bir hayat yaşayabilmek için insanlar arasında
eksiksiz bir şekilde adaleti uygulamakla sorumludur.
Allah'ın Kuran'da emrettiği adalet, dil,
din, ırk ve etnik köken gözetilmeden, tüm insanlar arasında
eşit olarak uygulanan bir adalettir. Kuran'daki adalet
yer, zaman ve kişilere göre değişmez. Günümüzde dünyanın
dört bir yanında insanlar ırkları ya da tenlerinin rengi
nedeniyle zalimce ve adaletsiz muamelelerle karşılaşmaktadırlar.
Oysa Kuran ahlakında farklı halkların ve kabilelerin yaratılmasının
hikmetlerinden biri, insanların "birbirleriyle
tanışmaları" olarak bildirilir. Hepsi de Allah'ın
kulu olan farklı milletler veya kabileler, birbirleriyle
tanışmalı, yani birbirlerinin farklı kültürlerini, dillerini,
örflerini, yeteneklerini öğrenmelidir. Farklı ırk ve milletlerin
bulunmasının bir amacı, çatışma ve savaş değil, kültürel
bir zenginliktir. Bu çeşitlilik Allah'ın yaratışındaki
bir güzelliktir. Bir insanın daha uzun boylu, birinin
kısa boylu olması, bir kişinin teninin beyaz diğerinin
sarı renk olması bu kişiye herhangi bir üstünlük getirmediği
gibi, bir eksiklik olarak da nitelendirilemez. Bunların
her biri Allah'ın takdir etmesiyle ve çok büyük hikmetlerle
yaratılmıştır. Ancak bu farklılıkların Allah Katında hiçbir
önemi yoktur. İman eden bir insan tek üstünlüğün takva
ile, yani Allah korkusu ve Allah'a imandaki üstünlükle
olduğunu çok iyi bilir. Allah, Hucurat Suresi'nde bu gerçeği
şu şekilde bildirir:
Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir
erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız
için sizi halklar ve kabileler kıldık. Şüphesiz, Allah
Katında sizin en üstün olanınız, (ırk ya da soyca değil)
takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir,
haber alandır. (Hucurat Suresi, 13)
Ayette de bildirildiği gibi, insanlar arasındaki
köken farklılıklarının hiçbir önemi yoktur. Allah'ın tavsiye
ettiği adalet anlayışı, hiçbir ayrım yapmadan her insana
karşı eşit, hoşgörülü ve barış içinde bir tavır göstermeyi
gerektirir.
Bir Topluluğa Karşı Duyulan Kin
Mümini Adaletten Alıkoymaz
Bir insanın adil karar vermesini, sağduyulu
düşünmesini ve akılcı davranmasını engelleyebilecek etkenlerden
biri, karşısındaki kişiye ya da topluluğa olan kızgınlığı,
kinidir. Bu, günümüz cahiliye toplumlarında oldukça yaygın
bir bakış açısıdır. İnsanlar kendilerine muhalif gördükleri
kişilere karşı her türlü adaletsizliği, ahlaksızlığı kolaylıkla
yapabilirler. Bu kişinin üzerine işlemediği suçları atar,
masum olduğunu bilseler dahi bu kişi aleyhinde şahitlik
yapabilirler. Ellerinde bu kişinin suçsuzluğunu kanıtlayacak
delil olsa bile ortaya çıkarmazlar. Hatta bu kişinin başına
büyük bir bela gelmesi, haksızlıklarla karşılaşması ya
da zulüm görmesi söz konusu kişilerde büyük bir sevinç
uyandırır. En büyük tedirginlikleri ise adaletin üstün
gelmesi ve bu kişinin suçsuzluğunun ortaya çıkmasıdır.
İşte bu nedenle de cahiliye toplumunda insanların
birbirlerine güvenmeleri çok zordur. Herkes bir an sonra
karşısındaki kişiden kötülük göreceği endişesiyle yaşar.
Birbirlerine karşı güvenlerini kaybetmelerinin sonucunda
ise yardımlaşma, hoşgörü, şefkat, merhamet, kardeşlik
gibi insani özelliklerini zamanla yitirir, birbirlerinden
nefret eder hale gelirler.
 |
Oysa iman eden bir kişinin bir topluluğa
ya da kişiye karşı hissettiği duygular, onun aldığı kararlara
kesinlikle etki etmez. Karşısındaki kişi ne kadar kötü
ahlaklı olursa olsun, ne kadar düşmanca bir tutum içinde
olursa olsun, bir karar vermesi gerektiğinde tüm bu duygularını
bir kenara bırakıp, adaletle davranır, adaletle karar
verir, adaleti tavsiye eder. O kişiye karşı hissettikleri
aklının ve vicdanının önüne geçemez. Vicdanı ona her zaman
Allah'ın emir ve tavsiyelerine uymayı, güzel ahlaktan
asla taviz vermemeyi söylemektedir. Çünkü bu, Allah'ın
iman edenlere Kuran'da bildirdiği bir emridir. Maide Suresi'nde
şu şekilde bildirilir:
Ey iman edenler, adil şahidler olarak,
Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz,
sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha
yakındır. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta
olduklarınızdan haberi olandır. (Maide Suresi, 8)
Ayette de bildirildiği gibi Kuran ahlakı
adil bir tavır gerektirmektedir. İman eden bir kişi de,
ancak Allah'ın rızasını aradığı zaman Allah Katında bir
hoşnutluk kazanacağını bilir. Ayrıca güzel ahlakına şahit
olan her insan bu kişiye güvenir, yanında rahat eder,
her türlü sorumluluğu ve görevi gönül rahatlığı ile kendisine
verebilir. Böyle kişiler, düşmanları tarafından dahi saygı
ile karşılanır. Hatta onların bu tavrı, inkar eden birçok
insana örnek olarak iman etmelerine vesile olabilir.
İslam, Düşünce Hürriyetini Savunur
İnsanların fikir, düşünce ve yaşam özgürlüğünü
açıkça sağlayan ve güvence altına alan bir din olan İslam,
insanlar arasında gerginliği, anlaşmazlığı, birbirlerinin
hakkında olumsuz konuşmayı ve hatta olumsuz düşünceyi
(zan) dahi engelleyen ve yasaklayan emirler getirmiştir.
İslam terör ve şiddet eylemlerine kesinlikle karşı olduğu
gibi, insanların üzerinde fikri olarak dahi en ufak bir
baskı kurulmasını yasaklamıştır:
"Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz,
doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır." (Bakara
Suresi, 256)
"Artık sen, öğüt verip-hatırlat. Sen,
yalnızca bir öğüt verici-bir hatırlatıcısın. Onlara 'zor
ve baskı' kullanacak değilsin." (Gaşiye Suresi, 21, 22)
İnsanların bir dine inanmaya veya o dinin
ibadetlerini uygulamaya zorlanması, İslam'ın özüne ve
ruhuna aykırıdır. Çünkü İslam ahlakını yaşamak samimi
iman, özgür irade ve vicdani bir kabul ile mümkündür.
Elbette Müslümanlar birbirlerini Kuran'da anlatılan ahlaki
vasıfların uygulanması için uyarabilir, teşvik edebilirler.
Kuran ahlakının, en güzel sözle insanlara anlatılması,
tüm iman edenlerin üzerine yükletilen bir sorumluluktur.
İman edenler "... Rabbinin yoluna
hikmetle ve güzel öğütle çağır..." (Nahl Suresi, 125)
ayeti doğrultusunda din ahlakının güzelliklerini anlatır,
ancak "Onların hidayete ermesi,
senin üzerinde (bir yükümlülük) değildir. Ancak Allah,
dilediğini hidayete erdirir." (Bakara Suresi, 272)
ayetinin de bilincinde davranırlar. Asla zorlama yapmaz,
insanlar üzerinde maddi ya da manevi baskı uygulamazlar.
Ya da dünyevi bir imtiyaz tanınarak, kişiyi din ahlakını
uygulamaya yönlendirmezler. Tebliğlerine karşılık olumsuz
bir cevap aldıklarında Müslümanların verdikleri cevap
"Sizin dininiz size, benim dinim
bana." (Kafirun Suresi, 6) şeklindedir.
Müslümanlar karşılarındaki
insanın inancı ne olursa olsun, hoşgörülü olmakla,
affetmekle, adil ve insancıl davranmakla yükümlüdürler.
|
İçinde yaşadığımız dünyada Hıristiyan, Yahudi,
Budist, Hindu, ateist, deist, putperest gibi çok farklı
inançlara sahip insan toplulukları bulunmaktadır. İşte
böyle bir dünyada yaşayan Müslümanlar, karşılarındaki
insanın inancı ne olursa olsun hoşgörülü olmakla, affetmekle,
adil ve insancıl davranmakla yükümlüdürler. İman edenlere
yükletilen sorumluluk Allah'ın dinine güzellikle, barışla
ve hoşgörüyle davet etmektir. Bu doğruları uygulayıp uygulamama,
iman edip etmeme kararı karşı tarafa aittir. Bir kişiyi
iman etmeye zorlamak, bazı şeyleri zorla kabul ettirmeye
çalışmak Kuran ahlakına aykırı bir tavırdır. Nitekim Allah
Kuran'da iman edenlere şu hatırlatmada bulunmuştur:
Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin
tümü, topluca iman ederdi. Öyleyse, onlar mü'min oluncaya
kadar insanları sen mi zorlayacaksın? (Yunus Suresi, 99)
Biz onların neler söylediklerini daha
iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin;
şu halde, Benim kesin tehdidimden korkanlara Kur'an ile
öğüt ver. (Kaf Suresi, 45)
İnsanların ibadet yapmaya zorlandıkları bir
toplum modeli İslam'a tamamen aykırıdır. Çünkü
inanç ve ibadet, sadece Allah'a yönelik ve kişinin kendi
seçimiyle olduğunda bir değer taşır. Eğer bir
sistem insanları inanca ve ibadete zorlayacak olursa,
bu durumda insanlar o sistemden korktukları için dindar
olurlar. Din ahlakı açısından makbul olan ise, vicdanların
tamamen serbest bırakıldığı bir ortamda Allah rızası için
dinin yaşanmasıdır.
İslam tarihi tüm dinlere saygı gösteren ve
düşünce özgürlüğünü kendi eliyle tesis eden Müslüman yöneticilerin
hoşgörülü uygulamalarıyla doludur. Örneğin Hindistan hükümeti
hizmetinde çalışan bir İngiliz misyoneri Thomas Arnold
İslam'ın özgürlükçü özelliğini şu şekilde tarif eder:
... Ne gayrimüslimleri
düzensiz bir şekil altında Müslüman olmaya zorlamak teşebbüslerine
dair, ne de Hıristiyanlığı ortadan kaldırmak için mezalim
yapıldığı hakkında, hiçbir şey işitilmemiştir. Eğer halifeler
bu iki şık ihtidadan birisinin takibine izin vermiş olsalardı,
Ferdinand ve İzabella'nın İspanya'dan İslamiyeti söküp
attıkları ve 14. Louis'nin Fransa'da protestanlığı bir
cinayet nedeni saydırdığı ve Yahudilerin 350 yıl süreyle
İngiltere içine sokulmadıkları kadar bir kolaylıkla da
Hıristiyanlığı ülkelerinden söküp atabilirlerdi. Asya'daki
Doğu Kilisesi, Hıristiyanlık dünyasının diğer bütün bölgeleri
ile müşterek dini faaliyetten yüz çevirmiş bulunduğundan,
kendisini dinsiz topluluklardan sayan Hıristiyan dünyasının
adı geçen kısımlarına yardım için hiçbir teşebbüs de yapılamazdı.
Böylece günümüze kadar Doğu kiliselerinin fiilen varlıklarını
sürdürmeleri, Hz. Muhammed (sav)'i takip eden yönetimlerin
Hıristiyanlar karşısında müsamahalı bir idare tarzı gösterdiklerinin
kuvvetli delillerindendir.1
Din değiştirmeyi kabul etmeyen
Yahudiler 1492'de İspanya'dan sürülmüş ve bu vahşet
üstte resimleri görülen İzabella ve Ferdinand tarafından
yürütülmüştü. Yahudileri kabul eden ülke ise hoşgörülü
ve adaletli yöntemi ile tanınan Osmanlı İmparatorluğu
olmuştu. |
Allah Masum İnsanların Öldürülmesini
Haram Kılmıştır
Bir insanı suçsuz yere öldürmek, Kuran'a
göre en büyük günahlardan biridir:
... Kim bir nefsi, bir başka nefse ya
da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın (haksız
yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur.
Kim de onu (öldürülmesine engel olarak) diriltirse, bütün
insanları diriltmiş gibi olur. Andolsun, elçilerimiz onlara
apaçık belgelerle gelmişlerdir. Sonra bunun ardından onlardan
birçoğu yeryüzünde ölçüyü taşıranlardır. (Maide Suresi,
32)
Ve onlar, Allah ile beraber başka bir
ilah'a tapmazlar. Allah'ın haram kıldığı canı haksız yere
öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa 'ağır
bir ceza ile' karşılaşır. (Furkan Suresi, 68)
Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü gibi, masum
insanları haksız yere öldüren kişiler büyük bir azapla
tehdit edilmişlerdir. Allah tek bir kişiyi öldürmenin,
tüm insanları öldürmek kadar ağır bir suç olduğunu haber
vermiştir. Allah'ın sınırlarını koruyan bir insanın değil
binlerce masum insanı katletmek, tek bir insana bile zarar
verme ihtimali yoktur. Dünyada adaletten kaçarak cezadan
kurtulacağını sananlar, öldükten sonra, ahirette Allah'ın
huzurunda verecekleri hesaptan asla kaçamayacaklardır.
İşte bu nedenle ölümlerinin ardından Allah'a hesap vereceklerini
bilen müminler Allah'ın sınırlarını korumakta büyük bir
titizlik gösterirler.
Allah, Müminlere Şefkatli ve Merhametli
Olmalarını Emreder
Bir ayette Müslüman ahlakı şöyle anlatılmaktadır:
"Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine
tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden
olmak. İşte bunlar, sağ yanın adamlarıdır." (Beled Suresi,
17-18)
Allah'ın, ahiret günü kurtuluşa erenlerden
olmaları, rahmetine ve cennetine kavuşabilmeleri için
kullarına indirdiği ahlakın en önemli özelliklerinden
biri ayette görüldüğü gibi "merhameti birbirlerine
tavsiye edenlerden olmak"tır.
Gerçek merhametin kaynağı Allah sevgisidir.
Kişinin Allah'a olan sevgisi, O'nun yarattığı varlıklara
karşı kalbinde bir sıcaklık hissetmesine neden olur. Allah'ı
seven insan, O'nun yarattıklarına karşı doğrudan bir muhabbet
ve yakınlık hisseder. Kendisini ve tüm insanları yaratan
Rabbimiz'e karşı duyduğu bu güçlü sevgi ve bağlılıktan
dolayı, Kuran'da emredildiği doğrultuda insanlara karşı
güzel ahlaklı davranır. Bu güzel ahlakı yaşaması sayesinde
gerçek merhamet ortaya çıkar. Ayetlerde bu sevgi dolu,
şefkatli ve fedakar ahlak modeli şu şekilde tarif edilir:
Sizden, faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara,
yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme
yapmasınlar, affetsinler ve hoşgörsünler. Allah'ın sizi
bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
(Nur Suresi, 22)
İslam
Ahlakı Tüm İnsanlar için Barış, Huzur, Sevgi ve
Neşe Dolu Bir Yaşam Hedefler...
 |
 |
Terörizm
Şiddetin, Korkunun, Endişenin, Hüznün ve Kaosun
Hakim Olduğu Bir Toplum Özlemindedir...
 |
Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi)
hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret
edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde
bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık
(ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih
ederler. Kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından'
korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır.
(Haşr Suresi, 9)
… (Hicret edenleri) barındıranlar ve
yardım edenler, işte gerçek mü'min olanlar bunlardır.
Onlar için bir bağışlanma ve üstün bir rızık vardır. (Enfal
Suresi, 74)
… Yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik
olduklarına güzellikle davranın. Çünkü, Allah, her büyüklük
taslayıp böbürleneni sevmez. (Nisa Suresi, 36)
Sadakalar -Allah'tan bir farz olarak-
yalnızca fakirler, düşkünler, (zekat) işinde görevli olanlar,
kalbleri ısındırılacaklar, köleler, borçlular, Allah yolunda
(olanlar) ve yolda kalmış(lar) içindir. Allah bilendir,
hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 60)
Müminlerin ayetlerde tarif edilen bu güzel
ahlakı Allah'a olan derin sevgilerinden kaynaklanmaktadır.
Bu bağlılıklarından dolayı da Allah'ın emrettiği Kuran
ahlakını titizlikle uygularlar. Müminler, gösterdikleri
merhametten, yaptıkları yardımdan dolayı kimseyi minnet
altında bırakmaya kalkışmaz ve bir teşekkür kadar bile
karşılık ummazlar. Onların asıl hedefledikleri, yaşadıkları
güzel ahlakla Allah'ın rızasını kazanabilmektir. Çünkü
onlar, ahiret günü bu ahlaklarından dolayı sorguya çekileceklerini
bilirler. Kuran'da, Allah'ın bu hükümlerini bile bile
yerine getirmemenin sonucunun cehennem olduğu birçok ayetle
bildirilmiştir:
"Sizi şu cehenneme sürükleyip-iten nedir?"
Onlar: "Biz namaz kılanlardan değildik" dediler. "Yoksula
yedirmezdik." (Müddessir Suresi, 42-44)
(Allah buyruk verir:) "Onu tutuklayın,
hemen bağlayın." "Sonra çılgın alevlerin içine atın."
"Daha sonra onu, uzunluğu yetmiş arşın olan bir zincire
vurup gönderin." "Çünkü, o, büyük olan Allah'a iman etmiyordu."
"Yoksula yemek vermeye destekçi olmazdı." (Hakka Suresi,
30-34)
Allah ahirette alınan bu karşılığın bir sebebinin,
kişilerin dini yalanlamaları ve bunun sonucu olarak yoksulları
doyurma konusunda birbirlerini teşvik etmemeleri olduğunu
bazı ayetlerinde de şöyle bildirmiştir:
Dini yalanlayanı gördün mü? İşte yetimi
itip-kakan; Yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur. (Ma'un
Suresi, 1-3)
Yoksula yedirmek için birbirinizi teşvik
etmiyorsunuz. (Fecr Suresi, 18)
Ayetlerde de görüldüğü gibi Kuran'da tarif
edilen Müslüman son derece şefkatli ve merhametli bir
yapıya sahiptir. Bu ahlaka sahip bir insan, elbette masum
insanlara yönelik bir vahşet eylemi olan teröre rıza göstermez.
Gerçekte teröristlerin karakter yapısı ile Kuran ahlakı
taban tabana zıttır. Terörist, dünyaya kin ve nefretle
bakan, öldürmek, yakıp-yıkmak, kan dökmek isteyen acımasız
bir insandır.
Kuran'ın getirdiği güzel ahlakla yetişen
bir Müslüman ise, herkese İslam'ın öngördüğü sevgiyle
yaklaşır; her türlü fikre karşı saygılıdır; olaylar karşısında
her zaman uzlaştırıcı, gerilimi azaltan, kucaklayıcı,
itidalli davranışlar sergiler. Böyle insanların oluşturdukları
toplumlarda ise, bugün en modern devletler arasında gösterilen
ülkelerden daha gelişmiş bir medeniyet, yüksek bir toplumsal
ahlak, neşe, huzur, adalet, güvenlik, bolluk ve bereket
hakim olacaktır.
Allah Hoşgörüyü ve Affediciliği
Emretmiştir
Kuran-ı Kerim'in Araf Suresi'nin 199. ayetindeki
"Sen af yolunu benimse" sözleriyle ifade
edilen "affedicilik ve hoşgörü" kavramı, İslam dininin
temel kaidelerinden birini oluşturur.
İslam ahlakının toplumlarda
kiliseler, camiler ve sinagoglar biraradadır. Darülaceze'de
3 İlahi dinin ibadet yerinin birarada bulunduğu
bu görüntü, islam ahlakının getirdiği hoşgörünün,
adaletin ve barışçı yaklaşımın bir sonucudur. |
İslam tarihine bakıldığında, Müslümanların
Kuran ahlakının bu önemli özelliğini sosyal yaşama nasıl
geçirdikleri çok açık bir şekilde görülür. Kitabın ilerleyen
bölümlerinde de üzerinde duracağımız gibi Müslümanlar
ulaştıkları her noktada, hür ve hoşgörülü bir ortam oluşturmuştur.
Din, dil ve kültür bakımından birbirine taban tabana zıt
olan halkların aynı çatı altında barış ve huzur içerisinde
yaşamalarını sağlamış, kendisine tabi olanlara barış ve
huzur vermiştir. Büyük bir coğrafyaya yayılmış olan Osmanlı
İmparatorluğu'nun varlığını yüzyıllarca devam ettirebilmesindeki
en önemli nedenlerden biri, İslam'ın getirdiği hoşgörü
ve anlayış ortamının yaşanması olmuştur. Asırlardır hoşgörülü
ve şefkatli yapılarıyla tanınmış olan Müslümanlar, her
zaman dönemlerinin en merhametli ve en adil kişileri olmuşlardır.
Bu çok uluslu yapı içerisindeki tüm etnik gruplar, mensubu
oldukları dinleri özgürce yaşamışlar, hatta kendi dinlerinin
hukukuna göre yaşama hakkına sahip olmuşlardır.
Gerçek anlamda Müslümanlara mahsus olan hoşgörü,
ancak Kuran'ın emrettiği doğrultuda uygulandığında tüm
dünyaya barış ve esenlik getirir. Nitekim Kuran'da "İyilikle
kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel bir tarzda (kötülüğü)
uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında
düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost (un) oluvermiştir."
(Fussilet Suresi, 34) ayeti ile bu özelliğe dikkat
çekilmiştir.
Allah ayetlerde affetmenin hep bir üstünlük
olduğunu belirtmiş ve "Kötülüğün
karşılığı, onun misli (benzeri) olan kötülüktür. Ama kim
affeder ve ıslah ederse artık onun ecri Allah'a aittir.
Gerçekten O, zalimleri sevmez." (Şura Suresi, 40)
ayetiyle bu ahlaka sahip kişileri büyük bir ecirle müjdelemiştir.
Bir diğer ayette ise iman edenler, "Onlar,
bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler
ve insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir.
Allah, iyilik yapanları sever." (Al-i İmran Suresi, 134)
şeklinde tarif edilmişlerdir. Allah Kuran'da karşıdaki
insan haksızlık yapsa dahi affetmenin hayırlı olduğunu
da bildirmiştir. Bu konudaki bir ayet şöyledir:
... İçlerinden birazı dışında, onlardan
sürekli ihanet görür durursun. Yine de onları affet, aldırış
etme. Şüphesiz Allah, iyilik yapanları sever. (Maide Suresi,
13)
Tüm bunlar, İslam'ın insanlara
öğütlediği ahlak özelliklerinin, dünyaya barış, huzur
ve adalet getirecek erdemler olduğunu göstermektedir.
Şu an dünya gündeminde olan ve adına "terör" denen barbarlık
ise, Kuran ahlakından tamamen uzak, cahil ve bağnaz insanların,
dinle gerçekte hiçbir ilgisi olmayan canilerin eseridir.
İşledikleri vahşetleri hangisi olursa olsun din kisvesi
altında yürütmeye çalışan bu kişi ve gruplara karşı uygulanacak
kültürel çözüm, gerçek İslam ahlakının insanlara öğretilmesidir.
Başka bir deyişle, İslam dini ve Kuran ahlakı, terörizmin
ve teröristlerin destekleyicisi değil, yeryüzünü terörizm
belasından kurtaracak çaredir.


1 Thomas W. Arnold,
The Preaching of Islam: The History of the Propagation
of the Muslim Faith, Lahor, Ashraf Press, 1961, s. 56-57,
İslam Kültür Atlası, İsmail Rai el-Faruki, Luis Lamia
el-Faruki, çeviri: Mustafa Okan Kibaroğlu-Zerrin Kibaroğlu,
İnkılab Yayınları, 1997, s. 221